Harun Yakarer: “Dünyadan şiirle kaçıp kendime bir boşluk buldum.”

“Şiir hayalden ziyade rüyaya yakındır. O halde diyebiliriz ki şiir kurulanların değil görülenlerin anlatıldığı bir şeydir.” Fatih Memiş’in söyleşisi.

Harun Yakarer: “Dünyadan şiirle kaçıp kendime bir boşluk buldum.”

Şair Harun Yakarer ile şiir, dergiler ve ilk kitabı Suya Yansıyan hakkında konuştuk.

Öncelikle ben de dahil okurlarımızın da merak edeceği bir soru ile başlamak isterim. Şiir, hayatınıza nasıl girdi? Dilin sahip olduğu bu büyüyü nasıl fark ettiniz?

Bunun bir kader olduğunu söylemeliyim. Kader, beni şiirin peşinden koşmaya götürdü. Lise çağlarımda şiire ilgim sadece öğretmenimi etkilemek amacıyla ortaya çıkmıştı. Fakat şiirin nasıl bir şey olduğu konusunda dikkatim de o zaman açıldı. Edebiyat derslerini seviyordum ve kitabı ezberliyordum. Fuzuli, Su Kasidesi’nde “Suya virsün bağbân gülzârı zahmet çekmesün” demişti ve ben bunun suyla, bahçeyle, bahçıvanla sınırlı kalmadığını görünce o büyülü dilin neler yapabileceğini hayal etmeye başladım. Nedim’in “Esdi nesim-i nevbahâr açıldı güller subh dem / Açsın bizim de gönlümüz sâkî medet sun câm-ı cem” beytini okurdu bir başka edebiyat öğretmenimiz. “En sevdiğim beyit bu” derdi. Bana ilgi çekici gelirdi. Beyit, divan şiiri, Nedim, Fuzuli, kaside, gazel… Bunlar bir lise öğrencisi için kanallarının pek açık olduğu kelimeler değil. O zamana kadar doğal olarak günlük hayatın devam ettirilmesini sağlamak dışında dili pek kullanmadım. Berbat bir okulda okuyordum ve kimsenin edebiyatla ilgisi yoktu, şiir kimseyi peşinden sürüklemiyordu. Ben kendime bir boşluk bulmuştum böylece. İşte şiirin bana göre o zamanlardaki tanımı: Boşluk. Bunları şimdiki zamandan bakıp söylüyorum. İnsan yaşarken çoğu zaman şuursuzdur. Yaşamak, insanı sarhoş eder. Aklını başından alır insanın. Dünya aklınızı başınızdan alırsa, bu dünyada olup biten akıl almaz kötülükleri de aklınız alır hale gelir. Şiirse buna mukabil, aklı başta tutar. Şiirle, dünyadan kaçıp kendime bir boşluk buldum. Bu yüzden dünyada olup biten birçok şeyi aklım almıyor.

Şiirlerinizde ölümü bir arayış, bir kavuşma olarak görüyorsunuz. “Kutsal Uykusuzluk” şiirinizi “Üzülmedim diyemem dünyaya geldiğime, öleceğim bir umut”, “Ölümle Bir” şiirinizi ise “ölünce geçecek” dizesi ile bitiriyorsunuz. Bu tavrınızı nasıl değerlendirmeliyiz?

Bu dünyada olan biten birçok şeyi aklım almıyor. Sadece ölüm buna bir son verebilir. O yüzden bütün marazların en kesin şifası ölümdür. Ne deriz çok hasta olan biri öldüğünde dilimiz varmasa da? “Öldü de kurtuldu.” Evet, tam olarak bu. 

“Dünya müminin zindanı, kafirin cennetidir.” buyuruyor Efendimiz (ASM). Zindandan kaçmak gibi bir niyetim yok, fakat zindandan kurtulmayı kim istemez? Bir mümin için tabii ki dünya hep elem, keder verici bir yer değildir. Fakat ayrıldığımızda da üzüleceğimiz bir yer hiç değil. Çünkü buradan ayrıldıktan sonrası, bir mümin için buradaki hayatından daha güzeldir.

Hepimiz hayattayız ama daha fazla yaşamayı arzulayan insanların sayısı da azımsanamaz. Ölmekten korkulur. Fakat ölmeyi değil de yaşamayı arzulamak bana pek mantıklı gelmiyor. Bütün bu oyunlar, yalanlar, savaşlar, kavgalar, haksızlıklar, daha fazla görülmeyi hak ediyor mu? Sonsuz bir güzelliğin içinde olmayı kim istemez? Burası sonsuza kadar içinde yaşamayı isteyecek kadar güzel değil. Böyle yaratılması da insanın buraya bağlanmasına engel oluyor sanırım.

Kendinize yakın bulduğunuz, belli aralıklarla tekrar okuduğunuz şairler var mı? Mesela ben Suya Yansıyan kitabınızı okurken yer yer Ziya Osman Saba şiirlerinde bulduğum bir duyuş ile karşılaşıyorum. Şiirleriniz belki biçim ve söyleyiş olarak farklı ama ruh dünyası olarak nedense bir yakınlık seziyorum. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Belli aralıklarla olmamak ve bütün şiirlerini de okumamak kaydıyla masamın hemen yanındaki şiir kitaplığımdan Sezai Karakoç’un, Edip Cansever’in, Behçet Necatigil’in, İsmet Özel’in, İbrahim Tenekeci’nin, Ahmet Murat’ın, Said Yavuz’un kitaplarından alıp okuyorum. Kendi kuşağımdan da var. Mesela Soner Karakuş ve Muzaffer Serkan Aydın’ın kitaplarını da zaman zaman tekrar alıp içinden şiirler okurum.

Ziya Osman Saba’nın şiirlerinin bazılarını seviyorum. Onun hayata ve ölüme bakışı etkileyici. “Doymak” şiirinde yaşamaya doymak ister ama bu gezelim tozalım eğlenelim, yiyip içip coşalım kafasıyla değil. İlk mısra “Doymak istiyorum Allah’ın denizine.” Nasıl? Deniz değil, Allah’ın denizi. Bu mısra Allah’a teşekkür ediyor. Belki de sizin Ziya Osman Saba ile benim şiirimi ilişkilendirmenizin nedeni olan mısra Rabbim Nihayet Sana şiirinin son iki dizesidir. Ölümü şükürle karşılaması. Açık konuşmak gerekirse “Üzülmedim diyemem dünyaya geldiğime, öleceğim bir umut” diye kurduğum dizede Ziya Osman Saba’nın o şiiri hiç aklıma gelmemişti. Fakat ikisi arasında ilişki kuranların olması da beni mutlu etti.

Sizce şiir hayatın neresinde? Onu arayıp bulmalı mıyız yoksa orada öylece duruyor mu?

Şiir hayatın her yerinde, her aşamasında. Doğumla ölüm arasında, doğum ve ölüm dahil yaşanan her şey şiire gebe. Yeryüzünde yaşanmış ve şiire konu olmamış veya olmayacak, şiir için bir imge ve metafor haline gelmemiş veya gelmeyecek hiçbir şey yok. Zarifoğlu, Okuyucularla kitabının bir yerinde Mavera’ya şiirler gönderen bir kişiye “Küçücük basit anları, kırları, kuşları, kuzuları, çocukları, çobanları, hayvan yavrularını, küçücük anları anlamlı bakışları, bir ihtiyarın bir annenin bir bacının bakışını, doğal dirençleri, örneğin ineklerin otladığı yerde otlarda sürünen bir ayakkabı tekini, karşı tepede yağmur altında tek başına duran ağacı, hamilelikten duvara sürünerek giden kadını ve kırbacını dizine vuran genç adamı. Anlatın işte.” der. Şiir hayatın her yerinde ve her ânında, bir kader gibi beklemektedir. Bir şair için bu böyle. Şiir yoluna girmiş birinin karşısına para çıkmaz mesela, şiir çıkar ancak. İşte bu kaçınılmaz olan kader. Evvela irade, sonra kaza.

Size göre şiir bir kurgu mudur yoksa gerçeğin bir yansıması mı?

Kurgu hayale dayanır. Şiirse hayalden ziyade rüyaya yakındır. Bu yüzden şiirin kurgu olması onu gerçeklerden uzaklaştırır. Afaki şeyler söyletir şaire. Onun için varılması gereken idealler vardır ve bu idealler için bir şeyler kurar, bir şeylerin hayalini kurar. Mesela hayal kurmak diye bir şey vardır, ama rüya kurmak diye bir şey yoktur, rüya görmek vardır. Yani sana gösterilene şahit olmak. Daha önce belirttiğim şiirin kader olduğu mevzuuna rüya daha uygun. Şiirin rüyaya daha yakın olduğunu söyleme sebebim bu. İsmet Özel’in Üç Zor Mesele kitabında Rüya ve Siyaset yazısında rüya ve hayal farkını okuyabilirsiniz. Yine Tanpınar’ın Şiir ve Rüya yazısı da meşhur. O halde diyebiliriz ki şiir kurulanların değil görülenlerin anlatıldığı bir şeydir.

Kitabınızdaki şiirler daha önce dergilerde yayımladığınız şiirlerden oluşuyor. Edebi hayatınızda dergilerin nasıl bir yeri var?

Dergilerin şair ve yazarların gelişimine büyük katkısı var. Bir kitaba dönüşmeden evvel ortaya konan eserlerin tek tek hepsinin ehil (belki de değildir, doğru dergiyi seçmek lazım) kişiler tarafından gözden geçirilmesi yabana atılır bir şey değil. Bir şairin yayımlanan ilk şiirinden son şiirine kadar gözden geçirildiğinde bu daha iyi anlaşılır. Eskiden böyle düşünürdüm. Artık böyle düşünmüyorum. Yüzlerce dergi var artık. Fakat kaliteli dergilerde şiir yayımlamak özellikle yolun başında olanlar için çok önemli. Görünmek ve bilinmek şiirinizin devamı için hayati önem taşır. Meşhur olmaktan bahsetmiyorum. Edebiyat ve şiir sevenlerin görmesi ve bilmesinden bahsediyorum. Diğer türlüsü âfettir.

Yazmayı düşlediğiniz bir şiir var mı?

Uzun zamandır bir naat var yazmaya çalıştığım. Onu bitirmeyi istiyorum, bitti diyebilmek istiyorum.

Şiir kitapları hakkında yazılar yazıyorsunuz. Özellikle ilk kitaplar için yazdıklarınız söz konusu eserlerin sesinin duyurulması açısından ayrı bir değere sahip. Sizi bu anlamda teşvik eden şey nedir?

Kendi kuşağımı takip etmek güzel. Bunu yazılarla desteklediğimde eserlere nüfuz etmek için daha ciddi bir yaklaşım içinde oluyorum. Aksi halde şiir çok hızlı okunabilen bir şey. Hız, anlamı öldürür. Şiir için en kötüsü içindeki anlamı öldürmek olur. Yazı hem yavaşlatır hem de düşünmeyi öğretir. Şiir üzerine düşünmeyi öğretir.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Yavuz Altınışık’tan duyduğum bir söz var. O da Nietzche’den aktarıyor. “Konuşmak yaralamaktır.” Eklemek istediğim bir şey yok. Tüm konuştuklarımı silmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

Ne demek, asıl ben teşekkür ederim.

Söyleşi: Fatih Memiş

Yayın Tarihi: 26 Mayıs 2021 Çarşamba 12:00
banner25
YORUM EKLE

banner26