banner17

Hangi kaset kendine getirdi?

Mustafa Oral, edebî ürünlerini uzunca süredir göremediğimiz bir yazarımız. Nurettin Durman, sayın Oral gaibe karışmadan evvel bir görüşmüş kendisiyle. Onu sunuyoruz.

Hangi kaset kendine getirdi?

Doğrusu kendini anlatma sanatı başlı başına bir meziyet ister. Kimi zor anlatır kendini. Kimisi anlatınca bir serinlik çöker içinize. Ve tabii ki herkesin hayatı kendinedir. Herkes kendini yaşıyor hayatında. Tabii bu yaşayışlar da bir araya gelerek bir dünya meydana getiriyor. Yoksa nasıl oluşacaktı bu oyun ve oyalanma mekânı olan dünyamız. Bir de dünyamız bize sevdirilmiştir. Bu kocaman dünyanın ötesinde veya içinde de biz kendimize ayrı bir dünya kurarız, hayal ederiz, yaşamaya çalışırız.

Mustafa Oral biraz sessizce gibi görünüyor bana. Ortalıkta sanki yok gibi. Ya da var da biz kendisini pek göremiyor olabiliriz. Hani biraz bizim de ortalıkta pek görünüyor olduğumuz söylenemez bu son aylarda. Mustafa Oral şimdi nerede yazıyor, hangi dergide görünüyor; ondan da bihaberiz son zamanlarda. Galiba pek yazmıyor. Çünkü bir hayli dergi geliyor bana. Oradan takip etme imkânım da oluyor daha çok. Neyse, bu söyleşi de epey bir zamandır bekliyordu zaten. Şöyle bir açığa vuralım da belki Mustafa Oral bir ses verir bir yerlerden. Vira bismillah:Mustafa Oral, Aşktan Öte Bir Yol

Namaza ve yazmaya hicret ettim

1974 yılında Ege ile Marmara’nın geçiş noktasında bulunan bir kasabada dünyaya geldim. Aylardan Eylüldü. Babamın söylediğine göre Kıbrıs çıkarması nedeniyle Yunanistan ile aramız bozuktu. Muhtemel Yunan saldırılarına karşı geceleri “karartma” yapılıyordu.

Sırtını, çam ağaçları ile kestane ağaçlarının birbirine karıştığı Asar dağına veren, yüzünü hüzünlü bir ovaya çeviren bir kasabaydı burası. Kasaba, Balıkesir, Manisa ve İzmir’in birbirine sokulduğu geçiş noktasındaydı. İklim Marmara’nın serinliği ile Ege’nin sıcaklığı arasında gidip geliyordu. Ne yazları Ege kadar sıcak, ne de kışları Marmara kadar soğuktu. İklim, kasabada yaşayan insanların hayatlarına da hâkimdi. İnsanlar ne çok birbirine sargın, sıcakkanlı; ne de birbirine küskün, soğukkanlı idi. 14 yaşında yatılı okulu kazanıp da Trakya’ya gittiğimde, kültürüne baktığımda, kasabanın bir tarafının Balkanlara uzandığını hissettiren “macır” (muhacir) yüzü ile karşılaşmıştım. Saçlarım Trakya/macır sarısıydı. Üvey teyzem Kadriye “Sarım! Sarım!” diye diye severdi beni. Gözlerim Ege’nin ela-yeşil zeytinini andırırdı. Sonra saçlarım ve gözlerim koyulaştı. Renkleri birbirine karıştı. Tenim kalemime kudret veren kalbimle birlikte kıvamını buldu.

Doğduğum yıl babam iş kazası geçirmiş ve ölümden dönmüştü. Bir kolunu ve bir gözünü kaybetmişti. Babam benim sağ kolumdu; ben sağ kolumu kaybetmiştim. Babam benim gören gözümdü; ben sağ gözümü kaybetmiştim. Bir körlük, bir çolaklık hüküm sürüyordu bende. Bize düşen, bundan sonra “sol” gözü, “sol” eli kullanmaktı. Kıbrıs’tan kalan karartmalar, ardından sağ elin ve sağ gözün kaybı hayatımı zorlaştırıyor, içimde gecelerin çoğalmasına neden oluyordu. Gittikçe içe kapanıyordum. Konuşmayı unutuyordum. On üç yaşındaydım. Bir gün Mevlânâ diyarından Necdet Subaşı isminde bir öğretmen kasabaya tayin oldu. Bana verdiği ilk şey Efendimizin hicretini anlatan “Hicret” isimli bir kasetti. Onun ile yavaş yavaş sağ gözüm görmeye, sağ kolum uzamaya, kalbimin sağ tarafı tutmaya başladı. Onun etkisi ile namaza ve yazmaya hicret ettim.

Mustafa OralOn üç yaşındaydım. Ablam Şefika, Manisa’da açan bir karanfildi. Bana mesir macunu ayarında nesir ve şiir tohumları getirirdi yazları. Öğretmenimiz Necdet Subaşı kasabaya Mevlana’dan gül tohumları getirirdi. Avuç avuç üzerimize serperdi. O günlerde namaza başladım. O tohumlar bir gün sürgün verir umuduyla yazmaya başladım. Anlayacağınız yazmaya namazla birlikte başladım. Yazımız namazımızla yaşıttır.

İlk yazımız 1993 yılında Yeni Asya gazetesinde yayımlandı. İlk şiirimiz “Hüreyre” (Eylül 1998) ve ilk öykümüz “Sidre ve Cam” Yedi İklim dergisinde yayımlandı. Akabinde öykülerimiz ve şiirlerimiz Yedi İklim, Dergâh, Kırklar, Okuntu, Polemik, Edebi Pankart, Şahdamar, Yağmur, Elif, Edebiyat Otağı, Yeni Dergi, Kelime ve Aryaevi dergilerinde yayımlandı.

Yazmaya ve okumaya kimler teşvik etmiş Oral'ı?

Ablam Manisa’dan “yeni dünya”lar getiriyordu bana. Mesir macunu kıvamında nesirsel ve şiirsel bir dünyayı taşıyordu beni. Necdet Subaşı mistik dünyanın kapılarını açıyordu bana. 1988 yılında Kırklareli’ye gittim. Orada Erdin Çengel vesilesiyle Necip Fazıl ve Bediüzzaman ile, Ekrem Ayyıldız vesilesiyle Cemil Meriç ile tanıştım. 19 yaşında ilk hikâyelerimi ve şiirlerimi Taha Çağlaroğlu’na sundum. O, bunları düzenli olarak editörlüğünü yaptığı Yeni Asya gazetesinde yayımladı. Yazılarımla ilgili ilk ciddi eleştiriyi ondan aldım diyebilirim. Akabinde Sadık Yalsızuçanlar, Nurullah Çetin, Suad Alkan ve Caner Kutlu ile tanıştım. Onların eleştirilerinden ve teşviklerinden çok istifade ettim.Yedi İklim dergisi

Hatırladığım kadarıyla okuduğum ilk kitap Edmondo De Amicis’in Çocuk Kalbi isimli çocuk romanı idi. Ömer Seyfettin, okuduğum ilk hikâyeciydi. Babam Ege’de yayımlanan Yeni Asır gazetesini alırdı; onu okurdum. Çok sonraları Yeni Asya, Zaman ve Milli Gazete ile tanıştım. Okuduğum ilk edebî dergi Kayıtlar ve Yedi İklim, ilk fikri dergi ise Köprü dergileriydi. Sağ olsun Yedi İklim ürünlerimi arka arkaya yayımladı.

Yedi İklim dergisinin ürünlerimi yayınlaması cesaret vericiydi

İlk yazılarım 1993 yılında Yeni Asya gazetesinde yayımlandı. Bu yazılar bende çok fazla bir heyecan oluşturmadı. 1997 yılında İstanbul’a taşındım. Burada Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel ile tanıştım. Asıl ebedî beğenimin oluştuğu dönem bu dönemdi diyebilirim. Bu beğenilerimi yansıtan şiir ve hikâyeler yazmaya başladım. Bir dosya haline getirip de Yedi İklim dergisine gönderdiğimde yıl 1998 idi. Yedi İklim benim için edebî anlamda icazetimi test ettiğim bir yerdi. Gönderdikten kısa bir süre sonra  “Hüreyre” adlı şiirimin yayınlandığını gördüm. Şaşkındım. Şaşkınlığım sevincimi perdeliyordu. Dergi yetkililerini tanımıyordum. Editör Ali Haydar Haksal’ı arayıp da teşekkür etmek istiyordum. Ama biraz daha beklemenin uygun olacağını düşündüm, vazgeçtim. Sağ olsun Yedi İklim ürünlerimi arka arkaya yayımladı. Bu vesile ile kısmen kendime güven geldi.

Yusuf Tosun ve Hüseyin Karaca’nın dostlukları, ufuk açıcı destekleri ile ilk öykü kitabım Sana Aşktan Soruyorlar 2002 yılında yayımlandı. Bir çocuğun doğumuna beraber tanıklık ettik desem yeridir. Kitabı elime aldığımda, bir tarafta üstümden büyük bir yükü atmış olmanın rahatlığını yaşarken, bir tarafta çocuğun(!) sorumluluğu omzuma biniyordu. Bir tarafta bir çocuğa sahip olmanın huzuru, bir tarafta o çocuğa layık bir baba(!) olmanın sorumluğu vardı.  

Mustafa Oral ailesiyle
(+)

Yazıyı bekledim

Yazar olmak için çaba harcamadım. Kötü insanların iyi şeyler yapabileceğini ve yazabileceğini düşünmüyorum. İyi insan olmak değil, iyi insan (olarak) kalmak istedim. Evlenmeden önce Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in üç gün sözleştikleri yerde Hatice (r.a.)’yi beklediği gibi ben de yazıyı bekledim. Çünkü Hatice’ye sahip olmanın yolunun Muhammed Mustafa olmaktan ve onun gibi bekleyebilmekten geçtiğini biliyordum. Yazıyı ve yazarı bekledim. “Beklemeye değdi mi?” diye soruyorsanız eğer, “Keşke daha fazla bekleseydim” diye cevap veririm.

 

Nurettin Durman sordu

Güncelleme Tarihi: 01 Eylül 2010, 17:20
YORUM EKLE
YORUMLAR
bir dost
bir dost - 8 yıl Önce

mustafa oral yazıları kesintisiz Gök Ekin'de yayımlanıyor.
bkz en yenisi: http://gokekin.com/namazin-siiri/

Necdet Subaşı
Necdet Subaşı - 8 yıl Önce

Mustafa merhaba.. Şimdi nerdesin ben Ankaradayım. Haberleşelim. nsubasi@gazi.edu.tr. selamlar N. Subaşı

banner8

banner19

banner20