banner17

Hamdi Arslan: M. Emin Saraç Hocanın tek gayesi Allah’ın rızasını elde etmektir

FSM İslâmi İlimler Fakültesi öğretim üyesi Hamdi Arslan, Mehmet Emin Saraç Anadolu İmam Hatip Lisesi tarafından çıkarılan İnşirâh dergisinde hocası, M. Emin Saraç’ı anlatıyor.

Hamdi Arslan: M. Emin Saraç Hocanın tek gayesi Allah’ın rızasını elde etmektir

Değerli hocam bize kendinizden, ilmi faaliyetlerinizden kısaca bahseder misiniz?

Bismillahirrahmanirrahim. Adım Hamdi Arslan. Memleketim Çankırı. İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü mezunuyum. Şu anda Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi’nde öğretim görevlisiyim. Arapça ve tefsir gibi ilimleri okutmakla meşgulüm. Ayrıca Fatih Camii’nde 25 seneyi geçti İslâmî ilimleri, ilahiyat fakülteleri öğrencilerine okutma vazifesiyle meşgulüm. Emin Saraç Hocamın yardımcısı olarak ve onun halkasını idare etme göreviyle Fatih Camii tedrisatında hizmetliyiz. Dünyanın farklı yerlerindeki İslâmî tebliğ faaliyetlerine katılmaktayım. Hindistan’dan Amerika’ya, Balkanlara varana kadar farklı yerlerden ülkemize öğrenci getirmek, onları yetiştirmek gibi faaliyetlerimiz var. Oralarda camii, okul yaptırmak gibi daha başka faaliyetleri desteklemekle meşgulüz.

Emin Saraç Hocamızla tanışmanız nasıl oldu?

Dediğim gibi ben Yüksek İslâm Enstitüsüne öğrenci olarak geldim 1974 yılında. Hocamızla tanıştık. O zaman kendisi her gün Fatih Camii’nde Yüksek İslâm Enstitüsü talebelerine ders okutmaktaydı. O gün bugündür kendisiyle beraberliğimiz devam etmekte. Talebe olarak daha sonra Mekke-i Mükerreme’ye gittim. Mekke-i Mükerreme’deki yıllarımızda hocamızla irtibatımız devam etti. Onun yönlendirmesiyle tabii ki gittik. Geldikten sonra Marmara İlahiyat’ta hocalık yaptım, İstanbul İlahiyat’ta hocalık yaptım. Bu esnada esas vazife olarak Fatih Camii bünyesinde hocalığımıza talebelerle beraberliğimize devam ettik.

Emin Saraç Hocamızdan hangi yıllarda hangi dersleri okudunuz?

1974 ile 1980 arası ben buradaydım. Kendisinden fıkıh, hadis, tefsir, akaid, tasavvuf konularında birçok kitaplar okuduk. Bunlardan en başta “Sünen Ebu Davud” kitabını Türkiye’de ilk defa hocamız bize okuttu. O kitabın temini ve talebe arkadaşlara verilmesi konusunda tatlı hatıralarımız var. Sonra Arapça olarak “Katrün-Nida” kitabını ben hem okudum hem okuttum hocamızın halkasında. “Tefsir-ü Ayât-il Ahkâm” kitabı vardı Muhammed Ali Es-Sabuni Hocamın. O ders okunuyordu. Hatta o zaman kitap alma imkânımız zordu. Kendisi bana bir nüsha hediye etti, benim devamlı bir talebe olduğumu görünce. Ondan sonra “Buluğu’l-Meram” isimli hadis kitabını, “El-İhtiyar” isimli fıkıh kitabını, “Kasidetü’l Bürde” kitabını, “Sünen-i Tirmizi” kitabını, “Risaletü’l Müsterşidin” kitabını hocamızla okuduğumuzu hatırlıyorum. Daha başka kitaplar da vardı usul-ü fıkıhtan. Onları da okuduk. Hamdi Azami’nin “Usul-u Fıkıh” kitabı vardı Bağdat’tan. O kitabın bir nüshası hocamızda vardı. Ben onu aldım ayrıca istinsah ettim. O zamanlar bilgisayar vesaire yoktu. Mumlu kâğıtlara kopyasını o zamanki daktiloyla yazıp talebe arkadaşlara dağıtmıştım. Hocam buna çok memnun olmuştu.

77 yılında boykot vardı okulda. Herkes köyüne gitti, ben gitmedim. Burada hafızlığa başladım. Bunu duyunca hocam, “Seni ben dinleyeceğim” dedi. Elhamdulillah bir sene içinde hafızlığımı tamamlayıp hocama dinlettim. Bunun için hocam çok sevindi. Hocam bana: “Sen benim ilk ve son hafızımsın” derdi, ayrı bir yerimiz olmuştur yanında. Meşhur ders vekili Osmanlı’nın en büyük âlimlerinden Muhammed Zahid El-Kevseri hazretlerinin icazetnamesi hocamda vardır. Bu icazetnameye sahip olan hayattaki tek kişi hocamızdır. O icazeti bana lütfetti.

Emin Saraç Hocamızın hocalık vasfından bahseder misiniz?

Emin Saraç Hocamız hocalıktan başka bir şey bilmez. Hayatı tamamen ilme ve öğretmeye aittir. Kendisine maddi ve siyasi birçok teklifler gelmiştir. Onların hiçbirini kabul etmemiştir, elinin tersiyle itmiştir ve 1958 yılında Mısır’dan döndüğünden beri Fatih Camii’ne oturmuş orada talebe okutmuştur. O gün bugündür talebe okutmaya devam etmiştir. Diyebiliriz ki dünyada zevk aldığı tek şey talebe okutmaktır. Hatta hocalar zaman zaman anlatır, hatıralar var. Ayaklı kütüphane diye biri. Gümülcineli Mustafa Efendi, Emin Saraç Hocamıza demiştir ki: “Evladım, sabahleyin belli saatte buraya gel otur. Kimse gelmese bile sen bu dersi okutmak için hazır ol. Talebeler olmasa bile melekler gelmiştir, seni beklemektedir. Buraya gelen bir iki talebe deme okutmaya devam et.” Hocamız bu prensibi ömür boyu tatbik etti ve etmekte. Talebe ve ders olduğu zaman evini, başka işlerini bırakır, derse mutlaka gelir. Dersten hiç taviz vermez. Biz talebeyken bazen unuttuğumuz olmuş, hatırlıyorum. Mesela 1976-1977 yıllarında falan İlim Yayma Yurdunda kalıyorduk. Hocamız sabah saat 9.00’da gelirdi. “Nerede bizim bu talebeler” diye bizi uyandırırdı. Çünkü geceleyin bir yere gitmiştik. Ya miting vardı ya da bir şey olmuştu o gün. Gelirdi o dersi mutlaka işlerdi. Çok çok önemli, hayati bir mesele olsa ders ihmal olmasın diye mutlaka onu telafi eder bazen beni yerine vekil bırakırdı. Dersi icra ederdi. Yani hayatı baştan sona derstir. Şu anda yaşı 90’ı geçmesine rağmen her gün talebeye, yarım saat bir saat de olsa ders vermektedir. Başka türlü hayattan zevk almadığını söylemekte. Yani hayatı ders ile geçmiştir. Belki cennette bile ders okutmaya devam edecektir…

Hocamızı diğer hocalardan ayıran özellik nedir? 

Hocamızın en büyük vasfı, çok samimi ve muhlis bir kimse olmasıdır. Kur’an’a, İslâm’a, Resulullah’a (sas); şüphesiz, tavizsiz, beklentisiz bir şekilde kendini teslim etmiş olması onun en önemli özelliğidir. Yani bunda kimsenin en ufak bir şüphesi yoktur. Tek gayesi Allah’ın rızasını elde etmektir. Kimseden ücret almaz. Bunları fisebilillah yapar. İslâm davasına kendisini tam anlamıyla vermiş bir insandır. Bir de hocamız tüm dünyada İslâm kardeşliği icabında çok sosyaldir. Yani İslâm dünyasında olup biten her şeyi ânı ânına takip eder. Çok geniş şekilde dost çevresi vardır. Bu şekilde İslâm’a şeksiz şüphesiz teslim olmuş bir hocadır. Bu hususta maddiyatı bir kenara atmıştır ve nasihati Allah için yapar. “Din, nasihattır” hadisini en güzel şekilde tatbik eden hocalardan biridir.

Hocamızla yaşadığınız ilginç anılardan birini ya da birkaçını bize anlatabilir misiniz?

Hocamızın çok hatıraları var. Şam’a gitmiştik. 2004 veya 2005 yılında. Bizi orada ehli beytten bir hocaefendi misafir etti bir doktor beyin evinde. Kendisine misafir olduğumuz o doktor bey bize dedi ki: “Dün gece rüyamda Resulullah’ı gördüm. Bir gümüş kaşık hazırlamış. Yarın sana Şeyh Emin Saraç gelecek. Selamımı söyle ve bu hediyeyi ona takdim et.” Sonra da, “Buyurun hocam” demişti. Hoca efendi başladı ağlamaya. Böyle bir olay var. Yani çok enteresan.

Günümüzdeki hoca-talebe ilişkisiyle sizin yıllarınızdaki hoca-talebe ilişkisi arasında ne tür farklar var hocam?

Biz, Emin Hocamızdan şunu gördük. Bizleri, talebelerini, kendi evlatlarından ayırt etmezdi. Onların dertleriyle, sıkıntılarıyla, ihtiyaçlarıyla alakadar olmuştur. Yapabildiğini yapmaya çalışmıştır. Bir kısmı için kitap temini, yurt temini, aile kurması noktasında çok hayırlı hizmetlerde bulunmuştur. Bir baba gibi daima talebesiyle alakadar olmuştur.

Size göre hakiki bir âlimin vasıfları neler olmalıdır hocam?

Bilirsiniz; âlim, ilmiyle amel etmedikçe, meşhur bir söz var: “İnsanlar helak olur âlimler hariç, âlim olanlar da helak olur, ilmiyle amel işleyenler hariç, âmil olanlar da helak olur, ihlas sahibi, samimi, riyadan uzak olanlar hariç. İhlas sahibi ve samimi olanlar da büyük bir tehlike üzeredir. Çünkü ihlasını, samimiyetini her zaman ve devamlı, ömür boyu muhafaza edebilir mi, edemez mi?” O bakımdan ilim, yüktür. Hani Yunus Emre’nin meşhur sözü var: “İlim, ilim bilmektir/ ilim, kendin bilmektir/ Sen kendini bilmezsin/ Bu nice okumaktır.” Kendini bilmek ne demek? İlmiyle âmil, arif kimse olmak ve amel edip ihlaslı ve samimi bir şekilde ilmini, irfanını, fikrini, gücünü, Allah’ın dini için kullanmak demektir. Ben şunu daima söylüyorum. Pratiğe aksetmeyen, Müslümanların hayatında fayda temin etmeyen bilgi, kuru hamallıktır. Bunun pek faydası olmaz.

Bugün birçok kimse ilim, malumat toplayıp bununla işinin bittiğini zannediyor. Hâlbuki mesele sadece ilim toplamak değil bu ilmi önce özümsemek ve sindirmek, ondan sonra kendi nefsinde tatbik etmek, sonra bu insanların nabzına göre, ihtiyacına göre bu ilmi talebelere vermeye çalışmaktır. Her insana her şey aynı dozajda verilmez. Bu da hikmeti gerektirir. Bu şekilde verilmezse, ben öğrencilerime demiştim, bu telefonda çok sağlam bilgiler var, birçok kitaplar var ama bu telefon kalkıp ta insanları irşad edemez. Peki, bunun yolu nedir? Peygamber sahabelerinin metodu olan adam adama markaj, yüz yüze anlatmak. Yüz yüze anlatmazsan insanlar okumuyor artık. Ahir zamanda yaşıyoruz. İnsanlar insanlardan etkilenir. Yüz yüze olmaktan etkilenir. Kitaplar ve bilgiler tek başına kâfi değil. İlmiyle amel eden âlimlerin bu kitaptaki bilgileri yaşayarak yaşatması lazım. İnsanların görmeye ihtiyacı var. Numune-i hasene budur. Ben de size bunu tavsiye ediyorum.

Emin Saraç Hocamızın hocaları kimlerdi?

Emin Saraç Hocamızın hocaları çoktu. Başta babası. Ona hafızlık yaptıran babası hafız Mustafa Efendi’dir. Ondan sonra İstanbul’a gelmişti. İstanbul’da Ali Haydar Efendi’den okumuştur. Büyük âlim Ali Haydar Efendi Ahıskalı’dır. Bu Mahmut Efendi var ya meşhur, İsmailağa’dan. Ondan önce, yani Mahmut Efendi daha tanınmazken, Emin Hocam ondan okumuştur. Kendisinin de Mısır’a gitmesini o teşvik etmiştir. Sonra ayaklı kütüphane diye bilinen Gümülcineli Mustafa Efendi’den okumuştur. Sonra Fatih dersiamlarından Muhaddis Süleyman Efendi’den okumuştur. Arnavut Süleyman Efendi. Sonra Hüsrev Efendi vardır. Meşhur dersiamlardan, ondan okumuştur. Bunların hepsi İslâm’a sımsıkı bağlı âlimlerdi.

Sonra Mısır’a gitmiş Hocaefendi. Çok hareketli bir talebelik zamanı geçirmiş. Bunları anlatır zaman zaman. Orada en çok istifade ettiği hocalardan biri Prof. Dr. Ahmet Fehmi Ebu Sünne’dir. Bu hoca, o zamanın Hanefi âlimlerinin dünyadaki bir numaralı şahsiyetiymiş. Yeni sistemde bir eserde ilk defa doktora alan bir kimse olmuştur. 60 küsur sene Ezher’de fıkıh ve usul-u fıkıh okutmuştur. Sonra Mekke’ye geçmiştir. Bizim Mekke’ye gitmemizin nedeni de Prof. Dr. Ahmet Fehmi Ebu Sünne’dir. Orada şu anda harem-i şerifte gördüğün imamların hepsi bu hocanın talebeleridir. Bu yüzden Ebu Sünne hocanın yanına çok giderdik. Emin Saraç Hocamızı sevdiği için bize evladı gibi muamele ederdi. Ondan sonra Mısır’daki hocalarından birisi de Muhammed Buhayri’dir. Büyük hadis âlimlerinden biri olan bir kimsedir. Ben daha sonra onu Riyad’da gördüm. Yani konuşmasıyla, yürüyen bir Buhari gibiydi. Daha sonra tabi Mısır’dayken hocamızın en çok istifade ettiği hocası, Şeyhülİslâm Mustafa Sabri Efendidir. Her hafta ona gitmiştir ve ondan şifahi olarak haftada bir gün istifade etmiştir. Aldıklarını hocam hala nakleder. İcazetnamesiyle kendisine teşrif veren kimse ise büyük allame Muhammed Zahid El Kevseri’dir. Vefatından 20 gün önce Kevseri hazretleri ona bu icazetnameyi vermiştir. “Sen gel” demiştir. “Hizmet edecek bir talebeye benziyorsun. Al şunu istinsah et, elimde başka nüsha kalmadı.” Bu kimseler şu anda dünyanın en meşhur ulemaları arasında. Mustafa Sabri Efendi, Zahid-El Kevseri. Kevseri deyince bütün İslâm dünyası, Hanefi dünyası, Hindistan dünyası ayağa kalkmıştır.

Ebu Hasan Nedvi meşhur allame. Türklerle irtibat kurmak için onu Mısır’dayken ziyaret etmiş. 1952’den vefat edene, 1999’a kadar Nedvi ile hocamız beraber olmuştur. Ondan sonra başka hocalar da var. Hocamız, Hasanü’l Benna’ya yetişememiştir ama devamı olan ihvanın çeşitli liderleriyle Seyyid Kutup, Muhammed Kutup, Hudaybiye gibi kimselerle sık görüşmüştür. Hocamızın, döndükten sonra da birçok hocayla teması olmuştur. Kayınpederi Fatih Müftüsü Ali Yekta Efendi, o da dersiâmdandır. Hocamız, Ömer Nasuhi Bilmen Hocaefendiyle daima temas halinde olmuştur. Hasan Akkuş Hoca ile meşhur Nurosmaniye Kuran Kursu hafız başı, teşvik-i mesaisi olmuştur. Reis-i Kurra Abdurrahman Gürses Hocaefendi ve Ali Yakup Efendi de hocamızın hocalarındandı. Bu üç kişi birbirlerinden hiç ayrılmazlardı. Mesela bu Haseki’nin kurulmasında onlar hizmet etmiştir. Haseki Külliyesi var ya Pendik’te. Oranın kurulması bu üç hocanın evet demesiyle mümkün olmuştur.

Sonra Emin Hocamız Osmanlı hanedanlığından çok önemli kimselerle Mısır’da görüşmüştür. Mesela Sultan Aziz’in torunu olan Şehzade Mahmut Şevket Efendiyle yazışmaları var. Abdulfettah Ebu Gudde de hocamızla oldukça samimiydi. Kendisi, İslâm âleminin en büyük muhaddislerindendir. Hocamızın, Mehmet Zahit Kotku Hazretleriyle teması olmuştur. Böyle bilinen, ilim irfan sahibi, hayırlı kimselerle devamlı alakasını devam ettirmiştir hocamız. Hocaefendi, tanıdıklarıyla ülfetini koparmamıştır. Yumuşak ahlakıyla, çok sabırlı olmasıyla, nezaketi ile temayüz etmiş bir hocamızdır. Allah uzun yıllar sıhhat, afiyetler nasip ve müyesser eylesin.

M. Emin Saraç Anadolu İmam Hatip Lisesi, Edebiyat dergisi “M. Emin Saraç Özel Sayısı”, Nisan 2018, sayı 4.

Güncelleme Tarihi: 24 Aralık 2018, 11:13
YORUM EKLE
YORUMLAR
Kerime Macit
Kerime Macit - 3 ay Önce

Rahmetli Ali Yakup Cenkçiler hocamız:fıkıhta sorularınızı Emin Saraç hocaya sorun diye tavsiye etmişti.Allah cümlesinden razı olsun.

banner19

banner13

banner20