Hakikat burnunuzun dibinde!

Yavuz Altınışık'ın şiir kitabı çıktı. Enes Özel de Altınışık ile konuştu.

Hakikat burnunuzun dibinde!

Kırılma noktasının peşinde”

İlk olarak şunla başlayalım, “makyaj hatası” senin ilk kitabın, kitabı eline alınca nasıl hissettin, ilk şiirinin yayımlandığı dergiyi eline aldığındaki hislerine benzer şeyler miydi veya ilk kitap daha mı heyecan verici oluyor?

Yavuz Altınışık, Makyaj HatasıAslında bu hissin ne ilk şiir ne de ilk dergi heyecanına benzeyen bir tarafı olduğu söylenemez.  Benim için daha çok endişe verici bir his oldu bu. Yani açıkçası bir kitap sahibi olmanın fazlasıyla büyük bir sorumluluk olduğunu düşünmeye başladım. Bazıları bu ilk kitap meselesini bir rüşt ispatlama meselesi olarak ele alabilir ki genel olarak da etrafta bunun böyle bir kabul görmüşlüğü var. Fakat çoğu zaman, ilk kitabıyla rüştünü ispatlamış olduğuna inandığımız birçok kişinin daha sonra işi berbatlığa doğru götürdüğünü fark edince endişem daha da fazlalaşıyor. Yani ilk kitap elbette bir heyecan veriyor, nasıl değerlendirileceği, hakkında neler söyleneceği merak ediliyor. Fakat daha çok tetikte kalma durumunda bırakıyor insanı. İnsan ne gibi şeyler söylediğine kitap dolayısıyla daha derli toplu dönüp bakabiliyor. Bu açıdan eksiğini de fazlasını da daha bir netleştirmiş oluyor. Ama asıl önemli olan ilk kitap sonrası alınacak tavırla alakalı biraz. Açıkçası beni heyecandan çok tetikte tutan, endişelendiren şey de işin bu tarafı.

Kitabın ismi “makyaj hatası”, ne diyorsun bu hata bizi bir doğruya götürür mü veya götürmeli mi?

Yaşadığımız çağın karanlığı hepimizi olması gereken doğallığın çok ötesinde, insanı naylona çeviren ağır bir makyajlama sürecine soktu. Neredeyse hepimiz o naylonun ayartıcı güzelliğiyle varlığımızı geçiştiriyoruz.  Eğer ortada geçiştirilen bir varlık durumu varsa o zaman hakikat dediğimiz şeyin de ıskalanıyor olmasını buna bağlı olarak normalleşen bir sonuç olarak kabul edebiliriz. Bu anlamda sahihliği ıskalayan ve bütün ilişkilerimizi insani alanın dışına çeken bir sahtecilikle yüz yüze olduğumuz inkâr edilemez. Yine buna paralel olarak bütün sırıtan eksiklerini, gediklerini, bilumum modern açmazlarını aklın mahdut kudretiyle rötuşlayan agresif bir süreçten geçiyoruz. Bu süreç hepimizi olağan üstü bir “eğitimden” geçirerek körleştiriyor. Maruz bırakıldığımız bu körleşme idmanında insana mahsus olan hata yapma payı da görülür olma özelliğini yitiriyor. Hata gitgide inceliyor. İncelen hatanın sürekliliği hayatımızın olağan kabulleri arasına giriyor. Hatanın olağanlığının ilelebet süreceğine kanaat getirmiş değilim. Elbette ki bir kırılma noktası olacaktır bunun da. Örneğin her şeyin bir doygunluk noktası var. Yemenin içmenin, hazzın dahi bir doyma noktası var. Bunlara hatanın doyma noktasını da ekleyebiliriz. O nokta aşılınca artık yapılan şey haz dahi olsa acı vermeye başlıyor.  İşte tam o acının başladığı yerde hata denilen şey kendini ele veriyor. Buna bağlı olarak da makyajdaki eksiklik, ciladaki geçicilik fark ediliyor. Tam o noktada şiir devreye giriyor ve kanıksanan hatayı barizleştiriyor. Bu barizleşme sebebiyle insan kendini doğruya götürebiliyorsa şiirin de bu işte bir parmağı olduğu pekâlâ söylenebilir.

Sen şiire nelerle gittin, geride sende neler kaldı, neler çoğaldı, neler çoğalmaya devam ediyor? Ne umdun da şiire yanaştın, ne buldun da dibinde, yöresinde kalmaya devam ediyorsun?

Şiire büyük hayal kırıklıklarıyla gittim. Yaşadıklarımın bana bıraktığı tahribatla alakalı bir gidişti bu. Büyük üzüntülerle, dünya kadar eksiklikle, bozulan vücut kimyamla gittim şiire. Karşımda olan biten rezilliklerin ifadesinde çektiğim güçlükle, Enis Akın’ın deyişiyle kekemeliğimle gittim. Konuşma gerekçesinin yitirildiği, her işin kibirli bir gösteriye dönüştürüldüğü bir dünyada konuşmanın, anlatmanın artık hiçbir şeye denk gelemeyeceğine inandığım için gittim şiire. Büyük şeyler umarak gittiğimi söyleyemem. Sadece dilime dayatılan düğümün çözümüne ulaşabilir miyim umuduyla şiire yanaştım ve hâlâ o düğümün çözümü için şiirin yöresinde kalmaya devam ediyorum. Benden geriye bir şey kalır mı onun bilgisi beni ziyadesiyle aşar. Sanırım en doğrusu nelerin kalıp nelerin gideceğini zamana bırakarak görmek.

Yavuz Altınışık

Karanlık şiirler yazıyorsun, kitaba tekinsiz bir atmosfer hâkim. Böyle bir şiir yazmanın sebepleri neler?

Bunun bir cümleye sığan, tek yönlü açıklamasını bulmak oldukça zor. Yani biraz karmaşık bir durum bu. Dolayısıyla birçok sebebi olabilir. Bunlar arasında uluorta dile getirilemeyecek mahremiyette olan durumlarda vardır elbet. Ama bu soruya en açık şekilde İsmet Özel’in modern şiir tanımlamasıyla cevap verilebileceği inancındayım.  İsmet Özel modern şiiri, merdivenden düşenin söylediği sayıklamalar olarak tanımlar bir yerde. Belki de ben modern zamanların merdivenden düşürdüğü biriyimdir de ondan bu denli karanlık şiirler yazıyorumdur. Zaten tabii olarak merdivenden düşen birinden de aydınlık şeyler söylemesini bekleyemeyiz. Şiirdeki bu tekinsiz atmosfer, hâkim olan bu karanlık söyleyiş biraz da bundan olsa gerek.

“atom çekirdeği moleküler disiplin fizik yasası martaval” diyorsun, peki hakikat nerde sence? Onu aramak için yola çıksak nerde bulabiliriz? Şiir bu konuda bize yardımcı olabilir mi?

Hakikat burnumuzun dibinde! Ama onu avlamak için genelde biz okun da yayın da en iyisini edinme derdine düşüyoruz. Sanıyoruz ki ok ve yayın en iyisine sahip olursak hedefi ortalarız. Sanırım o büyük yanılgımızda burada başlıyor. İnsanlar atom çekirdeğine, fizik yasasına olağanüstü bir güven besliyorlar. Her türlü aksaklıklarını bu yasaların yönlendirmesiyle gidereceklerine inanıyorlar. Hakikati, disiplinize edilmiş birtakım bilimsel yasalardan çıkartmaya çalışıyorlar. Oysaki modern bilim olarak bildiğimiz şey bırak hakikate ulaşmayı tam tersi bir durumla hakikati sekteye uğratan, onu tekmeleyen bir yapılanmadır. Atom bombasını hakikat erenleri icat etmedim bildiğim kadarıyla.  O bombayı, birtakım bilim yasaları neticesinde elde eden konformist mantık Nagasaki veHiroşima’da bir katliama imza attı. Fakat aynı mantık Hiroşima Sevgilim gibi bir filmi piyasaya sürerek elinin kirini temizlemeye kalkıştı. İşte burada çevrim içi edilerek yutturulmak istenen herzeyi bir tek şiir ıskalamıyor. Onu deşifre ediyor.  Gizlenmek istenen kirliliği bir tek şiir ifşa ediyor. Elbette şiiri tek başına hakikate ulaşılacak bir yol olarak görmüyorum ama en azından o yolda üzerine kesinlikle basılması gereken bir basamak olduğuna inanıyorum.

Şiirinden anladığımız kadarıyla kendini bir çatışmanın içinde buluyorsun, karşına neleri alıyorsun, bu çatışma içinde şiir herhangi bir yarana merhem oluyor mu?

Evet, herkesin ucundan bucağından maruz kaldığı o çatışmayı ben de yaşıyorum. Karşıma aldığım şey ise modern dünyanın dayattığı her şey. İçeriyle dışarının çatışması insanda travmatik bir durum doğuruyor. Kendi gerçeklerimizle yaşanılan hayatın dayattığı gerçekler arasındaki çatışma az buçuk hepimizi şizofrenik bir çerçevenin içine sığdırmaya maalesef yetebiliyor.  Modern şiirde zaten bununla örtüşür durumda. Posttravmatik bir havası var modern şiirin. Yani bütün numarası travma sonrası edinilen bulanıklıkta yatıyor. O bulanıklık durulduğunda her şey daha bir görünür olabiliyor. Ben birazda bu çatışma sonrasında yaşadığım dengesizliği dengelemek için şiirde kalmaya çalışıyorum. Yaşadığımı travma dolayısıyla edindiğim yaraları şiire başvurarak pansuman etmenin peşindeyim. 

Yavuz Altınışık

bildim bileli bana ait olan / soylu uğraşları kentlimizin beklesin” diyorsun, kentlimizin soylu uğraşları bekleyince geriye bizde ne kalıyor? Bütün bunlar sırtımızdaki kamburlar mı sence?

Kentlimizin soylu uğraşları olarak bildiğimiz şeyler bekleyince bizde bir yalınlık kalacağını umuyorum. Yitirdiğimiz birçok insani vasfa belki de bu yolla ulaşabiliriz. Konformizmin bütün o şaşalı detayları hayattan yontulunca geriye oldukça güven veren bir sarihlik kalacaktır. Konfor paspaslaması bize, karşımızdakinin hal diline uyacak bir yüz inşa ettiriyor. Bütün mimikleri yapmacıklı, bütün tebessümleri palavradan ibaret beş dakikası beş dakikasına uymayan bir yüz bu. Dolayısıyla bu, büyük de bir donanımı gerektiriyor. Yalan söylemek, işi olduğunun dışında göstermek hayli uğraş isteyen bir şey. Tam anlamıyla bizi ağırlığı altında inleten kamburlar bunlar.  Bu kamburların dışa atılması hastalıklı bir urun dışa atılması kadar büyük bir rahatlık bırakacak bizde. 

Edebiyat ortamını nasıl görüyorsun? Var mı böyle bir ortam? Kendi kuşağından kimleri takip ediyorsun?

Kendi kuşağımdan birçok kişiyi takip ettiğimi söyleyebilirim. Şiirlerini merakla beklediğim kişiler olduğu gibi bakalım şimdi ne türden bir numara çekecek dediğim kişiler de var bunlar arasında. Fakat kimsenin ismini vermek istemem. Birini söylesem diğerinin hatrı kalır endişesiyle o isimler bende saklı kalsın. 

Senin üzerinde hangi yazarların ve hangi şairlerin en çok hakkı var? Bu kitapla kimlere vefa borcunu az da olsa ödediğini düşünüyorsun?

Çocukluğumda rahmetli dedem Mehmet Akif’ten şiirler okurdu bize. Gür bir sesi vardı ve şiire hakkını veren bir tonlamayla okurdu şiirleri. Benim ilk karşılaştığım ve etkisinde kaldığım şiirler dedem vasıtasıyla Mehmet Akif’in şiirleridir.  O gün bu gündür Mehmet Akif’in her mısrası benim için büyük bir değer taşır. Bu anlamda Mehmet Akif’in şiirlerindeki gür sesin benim şiirimde başat bir öğe olarak durduğunu söyleyebilirim. Akif’in şiirlerinde insanı sarsan bir ses olduğu aşikârdır ve bu ses adeta batmakta olan bir imparatorluğun son çığlıklarına benzer. Eğer büyük laf ederek haddimi aşmış olmayacaksam ben o çığlığın devamı olmaktan büyük memnuniyet duyacağımı söyleyebilirim.  Üzerimde hakkı olabilecek diğer iki şair de Cahit Zarifoğlu ve İsmet Özel’dir. Zaten yazdığım şiirle karşılaşan birçok kişi bu iki ismi anında anar. Çoğu zaman biraz burun kıvırır tarzda bir anma olsa da bu, ben bundan hiçbir zaman gocunmam. Bizden önce gelmiş ve yazdığı şiirle Türk şiirine damgasını vurmuş büyük isimlerle bu anlamda “soylu bir akrabalık” kurmuş olmam gocunmaktan ziyade benim için memnuniyet verici bir durumdur. Şiirimdeki ses Mehmet Akif’ten mülhemse, esin ve etki de bu iki isme aittir diyebilirim. Umarım bu kitap bu saydığım isimlerle beraber bütün Türk şiirine bir vefa borcu olacak kıymette bir karşılık bulur. 

Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı?

 

Söyleşi için teşekkür ederim.

Enes Özel konuştu resmen

Yayın Tarihi: 16 Haziran 2009 Salı 09:55 Güncelleme Tarihi: 20 Aralık 2010, 18:43
YORUM EKLE
YORUMLAR
adem koç
adem koç - 13 yıl Önce

yaw başkan harbıden helal olsun bu söyleşiye yorum yapmak bizi aşar:başkanım.şiir hayatında başarılar dılerim.
klasık oldu ama neyse başkanım yaaaaaaaaaaaaaaa.
selam ve dua ile

metin  turan
metin turan - 13 yıl Önce

başarılarıların devamını dilerim

kalpakların maradonası
kalpakların maradonası - 13 yıl Önce

gururumuzsun....

Mehmet Abduh
Mehmet Abduh - 13 yıl Önce

Şair için belki de istenen şey yeterince birikim ve güzel bir duygu/algı dünyasına sahip olabilmesi ki ancak o zaman okuyucularına bir şey verebilir. Şairi tanımıyorum ama söyleşiden mezkur izlenimleri edindiğim için kitabını alacağım. Allah yolunu açık etsin.

Mehmet Abduh
Mehmet Abduh - 13 yıl Önce

"...her işin kibirli bir gösteriye dönüştürüldüğü bir dünyada konuşmanın, anlatmanın artık hiçbir şeye denk gelemeyeceğine inandığım için gittim şiire."

bu laflara çok büyük saygı duyuyorum. Güzel bir adamsın belki de, bunun ilk izlenimleri bu. Hep böyle kal olur mu? Güzel kal.

anda03
anda03 - 13 yıl Önce

yapmış olduğunuz eserden dolayı öncelikle sizi tebrik ederim .ve eminim ki yapacağınız eserlere teminat olabilecek eserınızin duygu dünyanızdaki yolda kararlı adımlarla sizi ileriye taşıyıp insanlığa faydalı olacağı inancındayım .Hayırlı olsun saygılarımla ÜSTAD ,,,

banner19

banner36