Günde bin tane fotoğraf çekiyorum

Genç fotoğraf sanatçı Züleyha Sarı ile fotoğraf macerasını konuştuk.

Günde bin tane fotoğraf çekiyorum

Züleyha Sarı genç bir fotoğraf sanatçısı. Henüz ilk sergisini açtı ve stüdyosunda çalışmalarına devam ediyor.

Çeşitli dergilerde fotoğrafları ve fotoğraf okumaları yayınlanıyor. hepatitze.com sitesinde yazdıkları geniş bir hayran kitlesi tarafından ilgiyle izleniyor. 

Züleyha Sarı ile yapılmış uzun ve keyifli bir söyleşiyi ve O’nun objektifinden Karadeniz fotoğraflarını yayınlıyoruz.    

Elimin ayarı olmadığı  doğrudur.

Züleyha SarıPeki bu ayarsızlık kadraja da yansıyor mu ? Eserlerinizde pek ayarsızlık göremiyoruz? Yoksa bir güzelliği elde etmek için, yakın açılardan 15 kez  deklanşöre mi basıyorsunuz ?

Fotoğrafçılık rahatı zorlar. Siz tek kare görürsünüz ama deklanşöre basan kişi saatlerini o kare için harcar. Böyle olunca da bir konuya, objeye  bir sürü açıdan yaklaşıp fotoğraflar çekiyorum. İbre kaça vuruyor bilemiyorum ama genelde en az bin kare ile bitiyor bir gün. 

Bin karenin içerisine stüdyo çalışmalarınız da dahil mi ? 

Hayır değil. Stüdyo çalışmalarında bu daha fazladır. Tabi yine çekimin içeriğine göredir bu. Ürün  çekimi ise binin lafı bile edilmez. 

Genelde babadan oğla devir olan meslekler sizde babadan kıza şeklinde vuku bulmuş. Babanız da fotoğrafçı. Stüdyosuna ilk adımınızı attığınızda kaç yaşındaydınız ?

Muhtemelen yürümek denilen ilk adımı ne zaman attıysam o zamanlardır. Babamın ilk çocuğuyum. Büyük olduğum için değil bu işi sevdiğim için işin başına geçtim. Çocukluğum stüdyoda geçti. İlk bisikletimi orada sürdüm. En büyük eğlencem düğün fotoğrafı için gelen gelinlerin eteklerinden dökülen simlerdi. En büyük korkum babam fotoğraf basarken karanlık odanın kapısını yanlışlıkla açmak olurdu.

Gerek tavrınızdan gerek duruşunuzdan üzerinizde etiket gibi asılı  kalmış bir durgunluk görüyorum. Acaba küçükken bu sözü  sık sık duyar mıydınız ? ‘Durgun bu kime çekmiş?‘ 

Çook. İçine kapanık, ağır başlı derlerdi. Çok disiplinli derlerdi. Bir de abla olmanın kazandırdığı/kaybettirdiği huylarım o yaşlarda kendini göstermişti. İkisi de sorunlu (kolay hastalanan, havadan nem kapan) kardeşlerin ablasıydım. Bu yüzden de çok çocuk olamadım.

Peki aynı  sorunun bir de değişik versiyonu var. Buna ne sıklıkla muhatap oluyorsunuz ? ‘İlk başlarda sana fena gıcık oluyordum, kendini beğenmiş burnu havada kibirli birisi olarak görüyordum seni, ama sonra zamanla tanıdıkça çok iyi kalpli bir insan olduğunu gördüm’ 

Genelde zamanla samimiyet kurduğum kişiler bunu söylerler. Suskunluğumu soğuk bir yapıya sahip olmama hatta kibrime yoranlar bile oldu. Benimkisi eski bir alışkanlık. yaşım kadar...

Züleyha SarıÇok fazla çocuk olamayışınızın yan etkileri diyebilir miyiz ? 

Nereden baktığımıza bağlı. Misalen planlı birisi oluşum zamanımı iyi kullanmama yarıyor ama diğer yandan kafamda sürekli planlar olduğu için anı yaşamanın heyecanını kaçırıyorum. 

Anı  yaşama konusuna ilerde gelmeyi düşünüyorum. Ben tekrar babanıza dönmek istiyorum.  Bir kız çocuğunun mesleki anlamda kendisini babasına yenik hissetmesi hatta babasını kendisine rakip olarak görmesi sıra dışı bir konu gerçekten. Bugün babasını rakip olarak gören yarın da kocasını rakip olarak görür mü ? Şunu sormak istiyorum bu rekabet tatlı bir rekabet mi yoksa, artık ben de babam kadar/babamdan daha fazlasını biliyorumcu bir hırs mıdır ?Sizi babanıza yenik hissettiren duygu neydi ?

Tamamen bir yanlış anlaşılma olmuş. Babama yeniğim derken her durumda onun istekleri önceliğimdir demek istemiştim. Ama madem değindin, şu an mesleki olarak ondan daha iyi olduğumu söyleyebilirim. O bunu her yerde boynuz kulağı geçer önermesi ile anlatıp duruyor. Teknoloji bizi babamla ayırmış oldu. Ondaki bilgileri aldım bendeki teknoloji bilgisi ile birleştirdim.

Eh bir de kadın olmanın getirdiği estetik algılayış var. Bu da zamanla çekimleri bana bırakmasına sebep oldu. Ben görevi devralmanın rahatlığı içindeyim, babam da yetiştirdiği çocuğu seyredir. Herkes rolünden memnun yani.  

Züleyha Sarı

Periyodik olarak fotoğraf çekmeye gittiğiniz mekanlar neresidir İstanbul'da? 

Eminönü-Sultanahmet-Kadırga üçlüsü. Eyüp-Balat-Fatih üçlüsü.  

Balat'ı  diğerlerinden ayıran, sokak çocukları olabilir mi ? Bu tarz çektiğiniz çok fotoğraf var ?

Fotoğrafçılarla ilgili böyle bir söylenti vardır ya, acemiliği Balat’ta atıyorlar denir. Bir diğer görüş de Balat’ın fotoğrafçıların cenneti olduğudur. Ben bu söylemleri sevmiyorum ama yine de beni oraya bir şeyler çekiyor. Sanırım bunun en önemli sebebi mahalle dokusu.

Sokak çocuklarında imrendiğiniz bir şeyler var mı  ?

Elbette var. Çocukluğumu yaşayamadım derken çok samimiydim. Annem sokağa salmazdı beni ve kardeşimi. Elbiselerim kirlenmezdi, kar topu oynamaktan burnum kızarmaz, ellerim buruşmazdı. Bu yüzden ben dikiş izi olan, dizleri yaralı çocuklara imrenirdim hep. Onlar benim gözümde özgürlerdi. Balat’ta ki çocuklar da öyleler.

Züleyha SarıAnı  yaşamak demiştiniz ? Gerçek bir fotoğrafçıya hep bunu sormak istemişimdir. İçinde bulunan mekana fotoğrafçı gözü ile bakmak bizi mekanın lezzetinden alıkoyar mı ? 

Bu her meslek için geçerli bir durumdur. Kişi ne ile iştigal ediyorsa çevreye o gözle bakıyor. Bu benim için de geçerli. Bir yere gidilecekse ben fotoğraf malzemesi bol olan yerleri tercih ediyorum. 

Yani sürekli çekilecek bir kare aramak, ve elimizde makine ile yolları  arşınlamak bizi Balat'ın sokak dokusundan ya da çocukların sıcaklığından alıkoyar mı ? Bu mükemmel bir kare yakalama endişesi ile bir geziden ne denli haz alınabilir ? 

Yalnızken sorun olmuyor. Çünkü  ben bunu göze alarak gidiyorum. Ama arkadaşlarımla bir yere gittik diyelim. Onlar oturup çaylarını yudumlarken benim çayım soğur genelde. Fotoğraf çeker öyle içerim o çayı. Aklımda kalırsa o muhabbetten lezzet alamam asıl. Arada kaçırdığım muhabbetler de olmayı versin. 

Kendinizi geliştirmek istediğiniz özel bir tarzınız (bir kulvar ) var mı  fotoğrafçılıkta ? Portre, model, siyah beyaz, makro, manzara vs..  

Edebiyatla fotoğrafın harmanlandığı  bir şeyler yapmak istiyorum. 

Bunu biraz açabilir misiniz ? Yeni bir tür mü ?

Çok açmayayım. Tam şekillenmedi. Büyük işler başarmak değil amacım. Sevdiğim iki uğraşımı birleştirmek istiyorum.

Züleyha SarıPeki. Serginizden bahsedelim biraz. Bu fikir nasıl oluştu ? Kaç  fotoğraf ile açtınız? Kaç  ziyaretçi geldi? Kaç gün açık kaldı? 

BSF akademi'de sergilendi. Osman Konuk'un 'iyi bir fotoğraf omzun üstünden meleği göstermelidir' mısrası  bana ilham oldu. Bir konu etrafında değil de bir olgu etrafında 50 fotoğraf topladım. Yaklaşık 10 gün kadar sergi devam etti. Ben ilk iki gününde oradaydım. Katılımın iyi olduğunu oradakilerden duydum. 

Edebiyata ilginiz nerden geliyor ? Yoksa her şey küçük bir günlük ile mi başladı  ? Düzenli olarak tuttuğunuz bir blogunuz var. Gerçi arkeologlar kökünün nereye dayandığını bulamadılar ama hayran denilebilecek kadar okurunuz mevcut. Hepatitze.com nasıl doğdu nasıl gelişti ? 

Edebiyata ilgisizliğim vardı  eskiden. Kitap okumaya da çok geç başladım. Bir dönem sürekli okudum. Sonra babamın gazına gelip yazmaya başladım. Lisede edebiyat hocamın dikkatini çekince biraz daha yüreklendim.

Züleyha SarıBlog maceram da tuhaftır. Bir zamanlar 'asla günlük tutan bir bilişimci olmayacağım' demiştim. Büyük laf etmişim. Zaten ortaokuldan beri tuttuğum komik güncelerimi hepatitze.com a yazmaya başladım. Sene 2006. Buna bir kılıf uydurmam gerekiyordu ben de 'akıldan yoksunum, şahit yazılın istiyorum' dedim. Bu motto ile açılan hepatit ze zamanla değişik tanımlandı: Işığı görenin geldiği blog, köklere saraya dayanan blog...gibi 

Çekim aşamasında sizi en çok zorlayan kareler ? 

Çocuklar nokta. Ağlayan çocuklar iki nokta. Spotları görünce Japon anime karakteri gibi gözyaşı saçan çocuklar üç nokta. 

Anlıyorum. Fotoğraf mı? Yazı  mı ? 

Fotoğraf. Kesinlikle fotoğraf

Çünkü ona yeteneğim daha fazla diye mi devam eder bu cümleniz ?

Hayır. kesinlikle fotoğraf; çünkü  asıl tutkum o. Benim gibi uyku müptelası eğer gündoğumunda fotoğraf çekmek için uyanıyorsa gerçekten seviyordur. 

Biraz elma ile armudu kıyaslıyoruz sanki. Fakat aralarında benzer noktalar olmalı. İkisinin de sapı var yaprağı var. Yazmanın verdiği rahatlığı fotoğrafçılıkta ne ile adlandırabiliriz sizce?

İkisi de yaşama ayna tutmaktır. Fotoğraf  şahit olduğum anların paylaşmı, gördüklerimin zekatıdır. 

Peki yazılar ? Duası  mıdır? 

O da bir nevi zekattır. Birisi görsel yolla birisi yazın yoluyla. 

Fotoğraf ile yazıyı  birleştiren yeni tarz bir çalışma yapmayı  düşünüyorum demiştiniz. Şunu merak ediyorum, fotoğrafı yazılı metne uydurmak mı zordur yoksa yazıyı fotoğrafa uydurmak mı ? Yani boynunuza makineyi taktığınızda omzunuza “kurgu” denen bir yük biner mi ? Deklanşöre basana kadar elde etmek istediğiniz kareyi kafanızda kurgular ve onu elde edene kadar dener misiniz ? Yoksa anlık görüntüleri olduğu gibi çekip sonradan güzel olanı mı seçersiniz ? Kurgu bu işin içinde midir dışında mı ? 

Yazılı metinleri fotoğraflamak da mümkün, fotoğraf üzerine yazılar yazmak da. Ben vizörden bakarken cümleler kurarım. Ve bu cümleler şekil verir kadraja. 

 

Foto Galeri İçin: //www.dunyabizim.com/gallery.php?id=71

 

 Emre Eryılmaz konuştu

Yayın Tarihi: 27 Ağustos 2009 Perşembe 18:14 Güncelleme Tarihi: 05 Şubat 2010, 19:34
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
rabia
rabia - 12 yıl Önce

Zü hocamızla geçirdiğimiz hafif soğuk günlerde ki bişeyleri öğrenme çabam...net alan gibi,derinlik gibi...zevkliydi..saygılar,başarınız ve sağlığınız daim olsun.

Sinem Özcan
Sinem Özcan - 12 yıl Önce

Yıllardır fotoğraf denilince aklımıza Halit Ömer Camcı geliyordu. Genç sanatçıların artık adını duyurması gerekiyor. Sitenizi tebrik ederim. Bahsettiğiniz sanatçının çalışkan olduğu çok belli. Yolu açık olsun.

bab
bab - 12 yıl Önce

fotograf yaratılana ve yaratana hayranlığın bir yaptırımı olduğu sürece
bir problem yok tabi ki.fakat çok fazla bel bağlamamak lazım sanki.tehlikeli olabilir gibi geliyor.

ümmühan
ümmühan - 12 yıl Önce

tebrik ederim züleyha. fotoğraflarının her biri birbirinden güzel
Allah yolunu açık etsin (Eyüp-Balat-Fatih üçlüsüe geldiğinde haber ver)

halit ömer camcı'yı hatırlatmış sinem özcan hanım. ne güzel bu isimlerin sayısının artıyor olması ve böyle birlikte anılıyor olması.

röportajı yapan emre eryılmaz'a da ayrıca teşekkürler

yayınladığı için dünyabizim'e de teşekkürler

bu röportajı okuduğuna inandığım cesur küçük'e de teşekkürler...

bir dost
bir dost - 12 yıl Önce

"gördüklerimin zekatı" ifadesi çok güzel sahiden. Kutluyorum Züleyha Hanımı.
Sanatçı eğer "bakmayı" biliyorsa, işte o zaman perdeler kalkıyor, gördükleri/gösterdikleriyle sanat işte o zaman sanat oluyor.

banner26