Güldane Ersoy: Yazmak en büyük motivasyonum oldu

Yakalandığı kas hastalığı sonrasında bu zorlu süreci yazdığı kitaplar sayesinde atlatan Güldane Ersoy ile birçok insana örnek olacak mücadelesini konuştuk. Yazdığı iki kitapla hayallerini gerçekleştirmenin mutluluğunu yaşayan Ersoy, “Engelimi ve engelleri aşabilmek arzusu, insanlara güzel mesajlar verebilme isteği de bana yazmak adına büyük gayret verdi.” diyor.

Güldane Ersoy: Yazmak en büyük motivasyonum oldu

Bize biraz kendinizden söz eder misiniz? Yazmaya nasıl başladınız?

2 Kasım 1980 yılında İstanbul’da doğdum ve otuz üç yıl boyunca, gerçek İstanbul olarak tanımlanan tarihi sur içi semti Yedikule’de, cumbalı, ahşap bir evde yaşadım. Alt katımızda oturan babaannem ve amcamlarla birlikte on iki kişilik kocaman, çok güzel bir aileydik. İlkokulu semt okulunda tamamladıktan sonra, eğitimime Bakırköy İmam-Hatip Lisesi’nde devam ettim. Yaz aylarını geçirdiğimiz Karadeniz sahilindeki şirin köyümüzde, ağaç tepelerinde oyunlar oynayarak, denizde yüzerek, derede kurbağa yavruları avlayarak çok mutlu ve hareketli bir çocukluk dönemi yaşadım. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir devlet okulunda bir yıl ücretli İngilizce ve bilgisayar öğretmenliği yaptıktan sonra, yaz tatilinde kollarımda hissettiğim yoğun güçsüzlük sebebiyle gittiğim hastanede doktordan, kas distrofi hastası olduğumu öğrendim.

Kas erimesi de denen bu hastalığın dünyanın hiçbir yerinde tedavisi bulunmuyordu ve kaslarımla birlikte maalesef tüm hayatım da elimden kayıp gidiyordu. İşte bu dönemde, başta ailem olmak üzere akrabalarım ve dostlarımın samimi destekleri, sevgileri ayrıca okuduğum tasavvufi kitaplar sayesinde yıkıldığım yerden ruhen de olsa ayağa kalktım ve çok şükür bugünlere gelebildim. Yazmaya ise daha ilkokul öğrencisiyken başlamışım. Başlamışım, diyorum çünkü çocukluğumdan beri yazmaya olan yeteneğimin, ilk kitabım olan “Dönmeyenler”i kaleme aldıktan sonra tam olarak farkına vardım. Özellikle ortaokul döneminde yazmaya başladığım günlüklerime, liseyi bitirene kadar ciddiyetle devam ettim. Şiirler, denemeler, okuduğum kitaplar ve yarıda bıraktığım bir çocuk hikâyesiyle birlikte çok şükür, kitaplarımın alt yapısını bilmeden de olsa hazırlamış oldum.

Kitap yazma fikri nasıl oluştu? Kitaplarınızı kaleme alırken motivasyon kaynağınız neydi?

Aslında kitap yazma fikri direkt olarak benim değildi. Ben Kore’yle ilgili bir belgeseli izledikten sonra Kore savaşını anlatan bir hikâye ya da film senaryosu yazmayı düşünmüştüm. Ardından fikrimi aileme anlattığımda kız kardeşim, kitap yazarak amacıma daha net bir şekilde ulaşabileceğimi söyledi. O dönemde engellilik oranım iyice arttığı için önce yapamayacağımı düşünüp kardeşime kızdım ama söyledikleri de sürekli aklımda yankılanıp durdu.

Sonunda dayanamayıp mini bir klavye ile bilgisayarda yazmayı denedim ve yapabildiğimi görünce yaşadığım mutlulukla “Dönmeyenler”in hikâyesini kitap olarak yazmaya devam ettim. Kitaplarım, ailem ve sevenlerimin samimi destekleri, duaları en büyük motivasyon kaynağım oldu. Ayrıca engelimi ve engelleri aşabilmek arzusu, insanlara güzel mesajlar verebilme isteği de bana yazmak adına büyük gayret verdi. Bu gayreti ve isteği lütfeden Rabbime sonsuz şükürler olsun.

“Kod Adı: Kutup Yıldızı-Dönmeyenler” Kore Savaşını anlatıyor. “Aşkın Rotası Seul” ise yine Kore’den izler taşıyan bir roman. Kitaplarınızda karşılaştığımız bu Kore etkisinin sebebi nedir?

Farklı kültürleri öğrenmeye karşı yoğun bir ilgi duyuyorum. Bize hem çok benzeyen, hem de çok farklı olan kültür yapısıyla Kore, benim için tam bir hazine gibiydi. Hastalığımın en sıkıntılı döneminde kız kardeşim vesilesiyle tanıştığım Kore dramaları sayesinde günlük yaşam biçimleri, inançları, yemekleri ve daha birçok konuda eksikte olsa bilgi sahibi oldum. Yine Kore hakkında izlediğim gezi belgeselleri, “Dönmeyenler”i yazarken internet üzerinden yaptığım araştırmalar ve özellikle Kore savaşı hakkında okuduğum akademik kitaplardan sonra mütevazı bir bilgi birikimi oldu. Özellikle “Aşkın Rotası Seul”, bu mütevazı birikimin sonucu diyebilirim.

Sizi yazmaya teşvik eden neydi? Türk veya yabancı yazarlar içerisinde sizi yazar olmaya teşvik eden yazar/yazarlar var mı?

Karakter olarak oldukça duygusal bir insanım. Geriye dönüp baktığımda kaleme aldığım her eserin duygularımın en yoğun olduğu anlarda ortaya çıktığını görüyorum. Özellikle Kore savaşını ve bu savaşta büyük bir kahramanlık destanı yazan askerlerimizi anlatmaya çalıştığım “Dönmeyenler” isimli kitabımı da yine böyle yoğun duygular içinde bulunduğum bir zamanda kaleme aldım. İzlediğim bir gezi belgeselinde konuşan yaşlı Koreli bayanın, yeni nesil Kore gençliğinin artık savaşı unuttuğunu, Türk askerlerinin kendileri için yaptıkları fedakârlıkları bilmediklerini, söyleyince çok üzüldüm. Daha o anda kafamda, savaşın hikâyesini hem Türk hem Kore gençliğine anlatmaya dair ilhamlar oluşmaya başladı ve bu üzüntü gayrete dönüşerek güzel bir kitabın temelinin atılmasına vesile oldu, çok şükür.

Bir yazar olarak duruşu, işine gösterdiği ciddiyet ve kaleme aldığı eserlerinin ihtişamıyla günümüz edebiyatçılarından İskender Pala, beni en çok etkileyen yazarımızdır. Eserlerini okurken kendimi çoğu zaman başka bir âlemdeymiş gibi hissediyorum ve yüreğimi yazmaya dair ilhamla dolmuş olarak buluyorum. En büyük hayranlarından biri olduğumu söyleyebilirim.

Son olarak, vatan sevdalısı tüm askerlerimiz ve özellikle uzman çavuşlarımız için iki ayda bir çıkan “Ayyıldız Uzman” isimli dergide köşe yazıları kaleme almaya başladım. Benim için bir nevi okul gibi olan dergide daha uzun süre yazmaya devam etmeyi diliyorum. Özellikle editörümüz Hasan Murat Bey’in verdiği tavsiyeler de kalemimi geliştirmek adına bana büyük katkılar sağlıyor. Vesilenizle buradan kendisine yürekten şükranlarımı sunmak isterim.

Yaşam mücadeleniz pek çok insana örnek olabilir, ilham verebilir. Bu mücadelenizi bir kitap hâline getirip insanlarla paylaşmayı düşünüyor musunuz?

Şimdilik böyle bir projem yok. Çünkü hastalığımı öğrendikten sonra geçen ilk iki yıl benim için aşırı derecede üzücü zamanlardı. Kitap yazmak, bu anları tekrar tekrar yaşamak demek ve ben kendimi henüz bu anlarla yeniden yüzleşecek kadar güçlü hissetmiyorum. Şu an için elimden geldiğince geçmişin sıkıntılarına takılıp kalmadan, gelecek endişeleriyle boğulmadan, bu günümü en güzel ve bereketli şekilde hakkını vererek yaşamaya çalışıyorum.

Ne tür kitaplar okumayı seversiniz? Bir başucu kitabınız var mı?

Genelde aşk temalı edebi türden kitaplar okumayı seviyorum. Yine tasavvufi kitaplar okuyarak ruhumu dinlendirip maneviyatımı güçlendirmeye çalışıyorum. Ayrıca bulmaca çözer gibi okunan polisiye kitaplar da çok ilgimi çeker.  

Yakın zamanda okuduğunuz ve okurlarımıza tavsiyede bulunabileceğiniz kitaplar var mı?

Son olarak Hasan Murat ve Gökhan Çelik’in birlikte kaleme aldıkları “Ahi Evran” isimli romanı okudum. Sade ve akıcı üslubu, dikkat çeken betimlemeleriyle okuyucuyu içine doğru çeken roman, bizleri Ahi Evran’a bir nevi yoldaş ederek hem hayatı hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlıyor hem de tarihte heyecan dolu bir macera yaşatıyor. Keşke çok daha önce okusaydım, dediğim bir kitap oldu. Herkese tavsiye ederim. Ayrıca İskender Pala’nın “Abum Rabum”, “Şah ve Sultan”; Nazan Bekiroğlu’nun “Yusuf ile Züleyha”, “Nar Ağacı”; Necip Fazıl Kısakürek’in “Çöle İnen Nur” isimli romanları da elimden bırakamadan, heyecanla okuduğum kitaplardır.

Mehtap Aksu, “Yazmak En Büyük Motivasyonum Oldu”, Kitabın Ortası dergisi, Kasım 2019.

Yayın Tarihi: 22 Kasım 2019 Cuma 11:00
banner25
YORUM EKLE

banner26