banner17

Gerçekten güzel bir gündü!

O şimdi nerde diye sorduğumuz, aradığımız Şakir Kurtulmuş'u bulduk, sorduk. Neler anlattı neler...

Gerçekten güzel bir gündü!

25 Yıl Sonra Şakir Kurtulmuş

Şakir Kurtulmuş nerde demiştik. Ve bulduk yıllar sonra Şakir Kurtulmuş’u. İstanbul’un bir mahallesinde yaşıyor, kozasındaki kelebek misali. Telefonlaşıp randevu alıyoruz. Atlayıp otobüse gidiyoruz Uğur’la birlikte.

Heyecanlıyız epey. Ben yıllar sonra görecek olmanın heyecanını yaşarken, Uğur ilk kez tanışacak olmanın telaşını götürüyordu randevu yerine. Buluşma noktasına vardığımızda bekliyoruz biraz. Çay içip laflıyoruz Uğur’la.  Ona, Şakir Kurtulmuş’u anlatıyorum, 80’li yıllardan ve o yılların edebiyat dergilerinden sözediyorum, müthiş ilgiyle dinliyor beni.

Biraz sonra geliyor Şakir Kurtulmuş.

Ey! diyoruz ikimiz de aynı anda, kucaklaşırken. Ey yıllar, uzun yıllar!...        

Adem Turan: “Ah Güzel Bir Gün” adlı o güzel kitabı yayınladıktan sonra edebiyat dünyasından  kayboldunuz, neden ?

Şakir Kurtulmuş: Çok uzun yıllar uzak kaldım ortamdan. Pek çok kişiye sorarsanız bu uzaklığı yaşayanlar için mazaretlerimiz aynıdır; kırgınım der, kızgınım der. Diriliş Dergisinin 1974 yılı nüshalarında Ebubekir Eroğlu’nun “Şikayet”, “Okuyucu” başlıklı yazıları yayınlanmıştı.Hala bu yazıları arar bulur, yeniden okurum. Sürekli şikayet eder konumda olmak hoş değil. Kırgınlık, kızgınlık klişeleşmiş kelimeler. Ama uzunca bir süre geçtiği halde bu kırgınlıklar bir yerde düz bir çizgi oluşturmuyorsa, yaranın derinlerde olduğu, kolay giderilemediği gibi bir sonuç çıkıyor karşımıza.

Hayat hikayemi soruyorsan, Eskişehir’den başlayalım önce. Çok güzel bir ortamımız vardı orada. Eskişehir’deki öğrencilik yıllarımdan sonra İstanbul’da üniversite hayatı başladı; aynı zamanda Yeni Devir Gazetesi’nde çalışmaya başladım. Yoğun bir şekilde yayıncılık faaliyetlerinde bulundum. Evlenmeden önce maaşımın üçte biriyle kitap alırdım. O zaman için büyük paraydı bu. Evlendikten sonra da epey devam etti bu alışkanlığım. Her ay bütün sanat edebiyat dergilerini izlerdim. Çocuklarla birlikte sorunlar da büyümeye başlayınca perdeypey azaldı bu alışkanlığım. Ekonomik zorluklar çemberinden çıkmak için çaba göstermek durumunda kalınca kitaba ve dergiye ayırdığımız para da azaldı zorunlu olarak.

Yine o yıllarda Mavera Dergisi yayınlanmaya başladı. Rahmetli Cahit Abi bize dergi için çalışma yapmamızı söyledi. Çok güzel bir uğraştı bu. Köşe bucak demeden tüm gazete bayileriyle irtibat kurup, derginin her yeni çıkan sayısını düzenli olarak bırakıyor, satışları izliyor, bir sonraki ay yine ve her ay yeni yerlere ulaştırmaya çalışıyorduk. Mavera ilk yayınlandığında, bir yıl boyunca İstanbul’daki dağıtım ağını biz oluşturduk.

İnsan Yayınları Yılları

İnsan Yayınları’nın kuruluşunda bulundum. Dar bir çerçevede değil çok geniş bir yelpazede yayın tasarlanıyordu, solculara da aydınlara da hitap eden kitaplar yayınlanması hedefleniyordu. Çalıştığım gazeteden ayrılarak bu teklifi seve seve kabul ettim. Yayınevi yok, büro yok, sadece kuruluş aşaması. Sokak sokak Cağaloğlu ve Çemberlitaş’ı dolaşıp yayınevi için yer arayıp bulduk. Anlaşmasını yaptık. Dayayıp döşendi ve yayınevi kuruldu. İlk yıl her ay üç dört kitap yayınlayan yeni ve aydınlık bir yayınevimiz doğmuştu. Yayınevinin idari ve teknik işlerinden sorunluydum. Her yeni çıkan kitapla yenileniyor, ufkumuzun genişlediğini görmekten, böyle bir meşguliyetimiz olmasından büyük haz alıyordum.

Çok ilginç anılarımız oldu. Mesela, gece saat 11, ben matbaadayım. Sabah kitap fuarı açılacak ve Malcolm X’in baskısının yetişmesi gerekiyor. Kitap kapağının rengini tam ayarlayamamışlar, bir ton açık olmuş. Ancak bu kadar ayarlanabiliyor istediğiniz renge en yakın ton bu dediler. O zaman cep telefonu diye bir şey yok. Hatta normal telefon imkanları bile çok kısıtlı. Ne Ali Kemal Temizer’e ne de Ali Bulaç’a ulaşma imkanım vardı. Kitabın ertesi gün fuara yetişmesi gerektiği düşüncesiyle matbaaya kapağın bu şekilde basılmasını söyledim. Ertesi gün kitap çıktı ve fuara yetiştirdik. Ali Bulaç kitabın kapağını görünce “Bunun rengi böyle değildi, niye ilgilenmedin!” gibi eleştiriler yöneltti. Kendisine bir gün önce yaşadığım stresi anlatma imkanı bile bulamamıştım. Ve o gün üzüntümden mide kanaması geçirdim. Bu küçük bir ayrıntı gibi gelebilir. Fakat asıl üzerinde durulması gereken şu bence; ilişkiler çok kolay heba ediliyor toplumumuzda. Bir yandan ilişkileri geliştirmek konusunda takındığımız tavır ve özverili çabalarımız dururken, diğer yanda kolayca yitiriliveren, heba edilen arkadaşlıklar, dostluklar var.

Şakir Kurtulmuş, Ah Güzel Bir GünA.T: Anlıyorum sizi. Bu arada tekrar gazeteciliğe mi döndünüz ?

Ş.K: Evet. İnsan Yayınları’ndayken Ankara ‘dan Fehmi Koru aradı , “Bir gazete çıkaracağız hazırlanın, önümüzdeki günlerde İstanbul’a geleceğim.” dedi. Biz de bir akşam Ali Bulaç’ın evinde toplanıp ne yapılabilir, çıkacak gazetede ne yapabiliriz gibi bir ön çalışma yaptık. Fakat daha sonra ne bu çalışmalarla ilgili olarak, ne de çıkacak gazeteyle ilgili olarak Fehmi Koru aramadı, bir daha da görüşmedik. Sonra Yeni Haber Gazetesi’nden teklif geldi. İnsan Yayınları’ndan ayrılıp Yeni Haber’e geçtim. Sayfa editörü olarak çalıştım. Fakat Zaman Gazetesi yerine Yeni Haber’i tercih ettiğim için birileri bu tercihimle ilgili olarak yanlış yargılamalar yaptılar. Oysa ben gazeteciliğe profesyonelce baktığım için gelen teklife evet demiştim. Zaman Gazetesi’nden böyle bir teklif gelmiş olsaydı elbette ilk tercihim orası olacaktı.

Daha sonra yayınevleri ve gazetelerle bağım koptu. Havaalanında çalışmaya başladım. Farklı bir ortam, değişik bir çevre…

A.T : Havaalanında kaç yıl çalıştınız ?

Ş.K :  11 yıl.

A.T : Peki bu 11 yılda gazetecilikten uzaklaştınız. Eyvallah, peki şiirden niye uzaklaştınız?

Ş.K : Havaalanı ortamı çok farklı, yoğun bir çalışma temposu var. İlk çalıştığım yıllar tıpkı bir devlet memuru gibi normal mesai yapıyor, o günlerde kitap defter karıştırabiliyordum. Bir yıl sonra şef, sonra müdür muavini, sonra da müdür olunca tempo arttı.

A.T : Havaalanından sonra?

Ş.K : Benim tayinim Adana’ya çıkmıştı. Bir buçuk yıl Adana’da çalıştım. İstanbul’a tayinimi aldıramayınca ayrılmak durumunda kaldım. Ve Kıbrıs’a geçtim. Bir süre orada kaldım. Tekrar İstanbul’a dönüp ticaretle meşgul olmaya başladım.

A.T : Peki şiir hiç rahatsız etmedi mi sizi?

Ş.K : Etmez mi! Şiirle iç içe olan arkadaşlarla görüştüğüm zaman kendimi hemen kitapların yanına attım. Şiir dünyasına koştum. Okudum, baktım neler oluyor, neler yazılıyor diye. Ama inanmanı isterim ki yaptığım iş yoğun ve stresli bir iş. Ekonomik krizle birlikte işler neredeyse durma noktasında, böylesi karmaşık bir ortamdayız.

A.T : Ekonomiye geleceğiz. Hiç şiir yazdınız mı bu arada?

Ş.K : Maalesef yazamadım diyebilirim. Ama hissettiğim anlar çok oldu.Yazmak yaşamaktır. Yaşayamadığım için çok üzgünüm.

A.T : Şiir kitabınızdan başka iki tane de biyoğrafi çalışmanız var sanırım.

Ş.K : Evet. Hz. Hamza ve Bilal-i Habeşi.

A.T : Peki şiir yazdığınız dönemlerde kimleri örnek aldınız?

Ş.K : Lise yıllarında Diriliş ve Edebiyat Dergileri yayınlanıyordu. Daha sonra Mavera yayınlanmaya başladı. Rahmetli Cahit Abiyi çok severdik. Yedi Güzel Adam, peş peşe defalarca okuduğum kitaplardan birisidir. Sezai Karakoç’tan ilk okuduğum kitap Gül Muştusu’dur. Mustafa Özçelik hediye etmişti. Hızırla Kırk Saat’i İstanbul’da sahaflarda bulduğum zaman sanki altın bulmuş gibi sevindiğimi unutamam. Yine lise yıllarımda okul harçlığımdan biriktirdiğim parayı Ahmet Kot’a verip İstanbul’dan kitap getirmesini istemiştim. Birkaç gün sonra Ahmet  Kot’un getirdiği ve bir yaz boyu okuyacağım bir koli kitap beni küçük bir çocuk gibi sevindirmişti.

Eskişehir’de öğrenciyken, Diriliş günlük gazete olarak çıkıyordu. Siyasi tansiyonun yüksek olduğu 12 Eylül öncesi dönemlerde biz o gazeteyi satardık. Yolun bir tarafında solcular, diğer tarafında ülkücüler olurdu. Biz de onların ortasında Diriliş Gazatesi satıyorduk.

Atasoy ağabeyin sohbetlerine doyum olmazdı. Derin tefekkür sahibi bu insan çok kahrımızı çekmiştir. Büyük mahcubiyet duyduğum bu insana karşı minnet borçluyum, şükran borçluyum.

Arkadaşlarla bir araya geldiğimizde sürekli şiirle iç içeydik. Eskişehir’de Murat Mercan, Kemal Güler, Yener Sonuşen, Ufuk Uyan, Muzaffer Aygün , Mustafa Özçelik, Selahattin İpek, Kadir Atlansoy ve ismini sayamadığım pek çok arkadaşla bir araya geldiğimizde sohbetlerimizi kitaplar ve şiirler süslüyordu. Dursunbey’deki genç arkadaşlarla soğuk kış gecelerinde sigara dumanıyla ısındığımız odalarda okuduğumuz Sezai Karakoç’un şiirleri hala kulaklarımda yankılanıyor. Mona Roza’nın daktilo ile çoğaltılmış bir nüshasına sahip olan şanslı bir kişi olarak görüyorduk kendimizi. Ali Sali, Üzeyir Sali, rahmetli Ramazan Dikmen, M.Ruhi Şirin, Mehmet Ocaktan, Hüseyin Bektaş ile bir arada geçirdiğimiz her akşam şiirle dolu doluydu. Suçıktı’da otururken suyun sesi okuduğumuz şiirlere eşlik ediyor, işletmeye gidip ormanda ağaçların, yaprakların hışırtısı ile okuduğumuz şiirler içimizdeki sessiz çığlığı büyütüp dalga dalga yayılıyordu. Bu birlikteliğimize Maraş’tan bir soluk katıldı: Kamil Aydoğan. Birbirimizi önce mektuplarla tanıdık ve Eskişehir’den Maraş’a giderek onu ve pek çok arkadaşı tanıma imkanımız oldu. En uzun süre yazıştığımız, derin dostluğu olan vefalı bir arkadaşımızdı Kamil Aydoğan.

İstanbul’a öğrenci olarak geldiğim yıl Tayyip Erdoğan MSP gençlik kolları başkanıydı. Partinin teşkilat faaliyetlerini de o yürütüyordu. Tepebaşı’nda şimdiki Kasımpaşa stadının olduğu bölgede bir gazino vardı. Tayyip Erdoğan sık sık orada gece düzenlerdi. O gecelerde ben de önceleri Diriliş Gazetesini satıyordum. Daha sonra üstad Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’un kitaplarından oluşan sergi açıyor ve onları satıyordum.

A.T : Peki şimdi bu ilişkileri sürdürebiliyor musunuz?

Ş.K : Maalesef. Bu yüzden özlemle anıyorum o günleri ve ilişkilerimizi. Şu anda yaptığımız iş dolayısıyla ne yazık ki okuma imkanı bile bulamıyorum. Zaman zaman zorlayarak bu imkanı bulduğum anlarda da sağlıklı bir şekilde olamıyor okumalarımız. Hele dükkana giren çıkanlar sizin okuduğunuzu görünce bakkal amca ne okuyorsun sorusuyla muhatap olmak daha çok yoruyor sizi. Kısa süreli yayınları takip etmeye çalışıyorum. Ramazanda bir gece Sultanahmet’teki kitap fuarında uzunca bir aradan sonra kitaplarla buluştuğumda dört beş saat ayrılamadım oradan. Yeni yayınları, uzun süredir göremediğim kitapları böyle fuarlarda inceleyip bakabiliyorum.

A.T : Mehmet Ocaktan ile görüşebiliyor musunuz?

Ş.K : En son milletvekili olunca tebrik için aradığımda görüştük. Ali Osman Sali ile de Ankara’ya gittiğimizde görüştük. Ankara’nın siyasi ortamı sanki sisli bir hava gibi. Karanlık, sıkıcı, bunaltıcı bir ortam. Ne var ki oradaki sıcak insanlarla görüştüğünüzde içiniz serinliyor, o kasvetli sisli hava görünümünü sıcak sohbetlerin, dostlukların, arkadaşlıkların yoğunlaştığı bir ortama bırakıyor, güzelleştiriyor. Siyasi coğrafyada kendine yer bulmuş insanların bir kısmı o kasvetli havaya ve siyasi şartlara uyum sağlamışlar gibi gözüktü bana. Ali Osman Sali ile mecliste görüştüğümüzde bunu hissettim.

A.T : Son olarak ne söylemek istersiniz?   

Ş.K : Özlemleri ve dostlukları yeşerten güzel bir gündü doğrusu…

A.T : Çok teşekkürler…

 

Adem Turan ve Uğur Sezen arayıp buldular ve söyleştiler.

Güncelleme Tarihi: 10 Ocak 2010, 08:20
YORUM EKLE
YORUMLAR
a.genç
a.genç - 9 yıl Önce

çok etkilendim ve çok hüzünlendim... söyleşiyi yapan arkadaşlar sağolsunlar. ve bu söyleşi "yeniden" demeye vesile olsun...

YASİN DOĞRU
YASİN DOĞRU - 9 yıl Önce

"Ah Güzel Bir Gün" diyen, "Bursa'da Can'lar" diyen Şakir Kurtulmuş'tan haber almak ne güzel! Selamlar olsun Bursa'dan... Keşke sürebilseydi Güzel Günler... Yine de sağolun, haber verdiğiniz için bir dosttan...

akif
akif - 9 yıl Önce

bilirim Yeni Devir günlerini bilirim. ne iyi ettiniz de buldunuz Şakir Abi'yi. Keşke yeni şiirler okusak ondan. Ya da en iyisi senin yaptığın belki de be Şakir Abi. Yolun açık olsun, kurtardın kendini islamcı magazin edebiyatı camiasından belki de..

Süleyman ÇELİK
Süleyman ÇELİK - 9 yıl Önce

Adem Turan ve Uğur Sezen'e teşekkür ederim. Şakir Kurtulmuş gibi güzel bir insanı hatırlattıkları için....

mustafa seçkin
mustafa seçkin - 9 yıl Önce

yenı devır gazetesının iyi bir okuyucusu iken Şakir Kurtulmuş un hazırladıgı sanat edebiyat sayfasını nasıl hararetle takip ettiğimizi unutamam.Aradan gecen bu kadar yıl sonra kendısıne ulaşıp 'güzel bir haber' verdiğiniz için cok teşekkürler.

ali kuyruklu oğlu
ali kuyruklu oğlu - 7 yıl Önce

byeni deviri durluyu ocaktanı nerde kaldı ucağa gazete yetiştirmek

abidin sönmez
abidin sönmez - 7 yıl Önce

şakir abinin bu konuşmasını okuyunca bir gün şiirlerini tekrar görebileceğimiz umudunu taşıdım hep.Ve nihayet yedi iklim dergisinin mart sayısında iki şiiriyle gözüktü.Küçük yaşlarda kaybettiği kızı Şeyma ya adadığı Yıldızlar Sevinir Gelişine isimli şiiri çok hoş.Çok duygulandım ve çok sevindim.Hoşgeldin ağabey.

banner8

banner19

banner20