Gençlik programları ancak gençleri merkeze alırsa başarılı olabilir!

Gençlik çalışmaları kapsamında önemli çalışmalarda bulunan Yaygın Eğitim ve Kültür Derneği’nin (YEKDER) Gençlik Eğitimleri Koordinatörü Talha Boyalık ile STK’ların gençlere sunduğu imkânlar üzerine konuştuk.

Gençlik programları ancak gençleri merkeze alırsa başarılı olabilir!

Gelişen teknoloji, eğitim ve sosyalleşme ile beraber günümüz gençleri ihtiyaç duyduğu, sosyalleştiği ve kendi dünyasında bulamadıklarını sivil toplum kuruluşlarında arıyor. Gençlik çalışmaları kapsamında önemli çalışmalarda bulunan Yaygın Eğitim ve Kültür Derneği’nin (YEKDER) Gençlik Eğitimleri Koordinatörü Talha Boyalık ile STK’ların gençlere sunduğu imkânlar üzerine konuştuk.

Talha Hocam, sizi biraz daha yakından tanımak isteriz. Bize kurumdaki çalışmalarınızdan ve görevlerinizden bahseder misiniz?

Edirne’nin Keşan ilçesinde doğdum. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunuyum. 7 yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler kapsamında görev yaptım. 10 yıldır öğretmenlik yapıyorum. Şu anki görev yerim Hakkı Demir Anadolu İmam Hatip Lisesi. Üniversite yıllarından beri gençlik çalışmaları ile ilgileniyorum. Öğretmenlik süreci ile birlikte de profesyonel olarak gençlik eğitimleri üzerine çalışmalar yapıyorum. YEKDER bünyesinde altı yıldır Gençlik Eğitimleri Koordinatörlüğü görevini yürütmekteyim. Bu kapsamda altı yıl önce, sivil toplum kuruluşlarında nasıl bir eğitim modeli olmalı düşüncesi ile başlatmış olduğumuz Marifet Okulu programını ortaokul ve lise öğrencilerine uyguluyor aynı zamanda tüm Türkiye'ye modelliyoruz. Marifet Okulu bu zamanın gençlerine nasıl ulaşmalı ve ne tür bir program uygulamalı sorusunun cevabı olarak ortaya çıkan bir program. Tamamen öğrenci merkezli ve öğrencinin keyif alabileceği bir ortam üzerine kurulu, yaşayarak ve yaşatarak öğrenme modelini esas alan bir çalışma. Ayrıca altı yıl süresince her yıl 120 civarında ortaokul ve lise öğrencisine uygulanarak test edilmiş eksikleri giderilmiş ve üzerine detaylı çalışmalar yapılmış bir program.

Sivil toplum kuruluşlarının en yaygın çalışma alanlarından biri de gençlik. Günümüz sivil toplum kuruluşları ile gençler arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir zamanlar gençlerin ihtiyaç duyduğu, sosyalleştiği ve kendi dünyasında bulamadıklarına ulaştığı sivil toplum kuruluşları vardı. Şu an peşinde koşulan, ortaya koyulan onca imkâna rağmen bir türlü ulaşılamayan gençler var. Biraz açacak olursak; eskiden şimdiki imkânlar yoktu. Sınırlı imkânlarla hizmet veren sivil toplum kuruluşları ve kendi dünyalarına uygun olan bir sivil toplum kuruluşuna aidiyet hisseden gençler vardı. Gençler buralarda buldukları ayrıcalıklarla yetinerek, kendilerini ifade ediyorlardı. Bugün sivil toplum kuruluşlarının sayısı ve nitelikleri dünden çok farklı durumda. Ancak ulaşılabilen genç sayısı maalesef çok az. Türkiye Gençlik STK’ları platformunun yaptığı araştırmaya göre sivil toplum kuruluşlarına dâhil olan gençlerin sayısı yüzde 10'u bulmuyor.

STK’ların iyileşen şartlarına rağmen gençlere ulaşabilme oranı niçin bu kadar düşük? Hazırlanan programlar neden karşılık bulamıyor sizce?  

Eskiden ulaşılamayana ulaşma imkânı sunan sivil toplum kuruluşları, dijital çağda her türlü bilgiye ve imkâna çok hızlı şekilde ulaşabilen gençlere, sunacak hizmetler bulmakta zorlanıyor. Eskiden halı saha maçı, yüzme havuzu, deniz programı, sinema-tiyatro veya toplu geziler gibi programlar hem lüks hem de maddi olarak zorlanılan durumlardı. Bu etkinlikler aynı zamanda sosyal olmanın yegâne yöntemleri idi. STK’lar bu tür programlarla gençleri çalışmalarına dâhil edebiliyorlardı. Bugün sosyallik dediğimizde 15 yıl öncesinden çok daha farklı imkânlar karşımıza çıkıyor. Sınıf ortamında arkadaşlarının yanında çok utangaç olan bir genci sosyal medyada çok rahat biri olarak görüyoruz. Gençler fiziksel aktivitelere katılmadan da kendilerini internet ortamında sosyal hissedebiliyorlar. Artık yanınızda internet olduğu takdirde yalnız olmuyorsunuz. Bu da gençlerin toplu olarak faaliyetler yapacakları kurumlara olan ihtiyaçlarını azaltıyor. Yani genç, internet ortamında ve kendi bireysel dünyasında birçok tatmini yaşadığı için farklı bir arayış içerisine girmiyor.

STK’ların gençlerle ilgili aldıkları sorumlulukları ve değişen şartlarda bu sorumlulukları yerine getirebilme çabalarını nasıl buluyorsunuz?

Özellikle 15 Temmuz sürecinden sonra fark edilen bu alandaki boşluk, birçok sivil toplum kuruluşunun gençlik çalışmalarına yönelmesine ve kendi içlerinde güzel faaliyetler ortaya çıkarmasına vesile olmuştur. Bu gayretler belli sayılardaki gençlere ulaşmada etkili de olabiliyor. Ancak günümüzde gençleri olumsuz mecralara sürükleyebilecek etkenler çok fazla ve bunlara ulaşım da bir o kadar kolay. Evinin bahçesinde,  köyünde,  kasabasında veya şehrin sokağında kendi halinde dışarı ile bağlantısı olmadan oynayan gençler yok artık. Gençlik her an uzak ve yakın şekilde iletişim halinde. Kontrolün mümkün olmadığı bu iletişim hali, birçok problemi de beraberinde getiriyor. Bu yüzden çevremizdeki 20-30 gençten çok daha fazlasına ulaşmamız gereken bir zamandayız. Bugün sivil toplum kuruluşlarının sorumlulukları da eskiye göre bir hayli fazla. Anne babaların ulaşamadığı, ulaşmakta zorlandığı gençlerle sivil toplum kuruluşları bağ kurmalı, bağ kurmanın yöntemlerini bulmalı.

Sivil toplum kuruluşlarının gençlere ulaşmada ve onları faaliyetlere dâhil etmede sıkıntılar yaşadıklarını ifade ettiniz. Yaşanan bu sıkıntıların arka planında neler var?

Öncelikle, gençlik çalışmalarını kurgulayan, uygulayan insanların gençlerden uzak olması, kendi zamanlarında uygulanan metodlar ve çalışmalarla günümüz gençlerine ulaşmayı hedeflemeleri en fazla düşülen hatalardan. Aslında herkes iyi niyetli. Bu çabaların arkasında samimiyet ve ihlas var. Ancak yetişkinlerin kendi düşünceleri ve yöntemleri ile hazırladıkları bu programların birçoğu, gençler tarafından rağbet görmüyor. Bunun sonucunda da genelde "Zamane gençliği!", "Bizim zamanımızda böyle miydi!”, “Bu gençlik çok bozuldu, ne yapsak karşılığı yok!”, “Bunlardan bir şey olmaz!” “Bunlara verilen emeğe yazık!” gibi cümlelerle birçok program askıya alınıyor. Problem programda değil, gençlerde aranıyor.

Bu sıkıntıları aşmak, gençleri cezbedecek, harekete geçirecek programlar üretebilmek için nasıl bir yöntem takip edilmelidir?

Öncelikle STK’larda bu alanda çalışan kişilerin kesinlikle gençlerle beraber olan sürekli gözlem yapan ve çalışmanın mutfağında olan kişilerden olması lazım. Genelde yaşlılardan; “Bizim zamanımızda çocuklar böyle değildi. Şimdiki çocuklar çok yaramaz!” gibi cümleler duyarız. Bu cümleler o zamanki küçüklerin yaramaz olmadığından değil, geçen zamanın yaşlılara bunu unutturmasından kaynaklanıyor. Aslında gençlerin içinde olmayan ve gençlerle zaman geçirmeyen birçok kişide gençlerin içinde bulunduğu durumu algılamakta zorlanıyor. Mesela hayatında hiç bilgisayar oyunu oynamamış bir yetişkin, gencin 4-5 saat bilgisayar oyunu oynamasına hiçbir anlam veremiyor. “Peki, sen gençliğinde bilardo masasında 4-5 saat oyun oynamadın mı?” dediğimizde "O başkaydı!" diye cevap veriyor. Yaşadığımız olayların birçoğunda “Bu kadar da olmaz, sizin yanlışınız var!” diyen yetişkinleri duyuyoruz.

Okullardaki bazı olayları hem veliler hem de gençlerle fazla birliktelik yaşamayan yetişkinler algılamakta zorlanıyor. Aslında her dönemin kendine ait ritüelleri ve yaşanmışlıkları var. O yüzden her dönemi kendi içerisinde değerlendirmek gerekiyor. Bugün gençlerin yaşadıklarını ve yaptıklarını, “Bu kesinlikle mantıklı değil!” diyerek kestirip attığımızda sorunu çözmüş olmuyoruz. Aksine içinden çıkılmaz hale getiriyor ve gençleri kendimizden uzaklaştırıyoruz. Bundan dolayı gençler üzerine program hazırlayan veya etkinlik planlayan akademisyenlerin, kuruluşların mutlaka gençlerle zaman geçirmesi onları daha yakından tanıması gerekiyor. Çünkü teorik planda hazırlanan programlar pratikte birçok zorluklarla karşılaşıyor.

YEKDER bünyesinde altı yıldır yürütmekte olduğumuz Marifet Okulu gençlik çalışmasının yönergesi bir yıl süren teorik çalışmaların ardından hazırlandı. Teorik olarak hazırlanan yönerge, programın uygulamaya konulmasından sonra, gençlerin tepkileri, geri dönüşleri ve farklı deneyimler sonucunda bir hayli değişikliğe uğradı. Bu da bize, pratikte yaşanmadan ve gözlemlenmeden uygulanan teorik programların her zaman yetersiz kalacağını ve gençlerin ilgisinden uzak olacağını göstermektedir.

Peki, bu durumda günümüz gençlerinin hiç mi sıkıntısı veya problemi yok. Yetişkinler tarafından sıkça dile getirilen idealleri, hedefleri, hayalleri olmayan, kendi bireysel dünyasında sorumluluk almadan yaşayan ve büyükleri ile sıkıntı yaşayan gençler için neler söyleyebiliriz?

Gençliğimizin ve gençlerimizin tabii ki birçok sorunları var. Bu sorunlar hızla değişen günümüz dünyasında had safhaya ulaşmış durumda. Bu da bizi çoğu zaman umutsuzluğa ve hayal kırıklığına uğratıyor. Çoğu kez tahammül sınırlarımızı zorlayan durumlarla da karşılaşıyoruz. Ancak biz çuvaldızı başkasına batırmadan önce iğneyi kendimize batırıp sonucunu görmek durumundayız. İki çocuk kavga ettiğinde genelde büyük olana “Sen abisin daha akıllısın idare ediver!” diye telkinde bulunuruz. Bu durumda da idare ediver denecek kişi genç değil, gence göre daha sağlıklı düşünmesi varsayılan yetişkinler olmalıdır. Bu idare etmeden maksat gençlerin yanlışlarını ve hatalarını göz ardı etmek değil, onların bu hatalarını aramızdaki bağı koparmadan düzeltebilmektir.

Şunu unutmamalıyız ki daha sağlıklı dingin düşünmesi gereken büyükler olarak bizler, rest çekip gemileri yaktığımızda gençlerin buna karşılığı çok daha sert ve pervasız olacaktır. Bu yüzden özelde anne babalar, genelde ise eğitim işini üstlenmiş öğretmen akademisyen ve tüm eğitmenler gençlerle olan ilişkilerinde azami sabır sahibi olmalıdırlar. Unutulmamalıdır ki eğitim kolay bir iş değildir ve sadece okuma yazma öğretmek gibi mekanik bir iş de değildir. Eğitim; öğretmek değil davranış kazandırmaktır. Buna talip olan yetişkinler, eğitmenler ve sivil toplum kuruluşları gençlerin penceresinden bakabilmeyi keşfetmelidir.

Son olarak gençler için uygulanacak programlar içerik olarak nasıl olmalı ve bu programlar hazırlanırken nelere dikkat edilmelidir?

Bu tür programlar hazırlanırken programı hazırlayan kişi nasıl bir program olursa ben bundan keyif alırım diye düşünmelidir. Hepimiz sevdiğimiz işleri yapmak, beğendiğimiz filmleri izlemek ve kendimizi ait hissettiğimiz ortamlarda bulunmak istiyoruz. Birçoğumuz 2-3 saat devam eden seminerlerde sıkılıyoruz. Fakat konu gençler olunca istiyoruz ki hafta sonu vakıf ve derneklere gelsinler, saatlerce bizim koyduğumuz derslere dâhil olsunlar. Yani hiçbir zaman kendi yapamayacağımız şeyleri onlardan istiyoruz. Haliyle gençler buna katlanamayınca moralimiz bozuluyor ve programın başarısız olduğunu düşünüyoruz. Sivil toplum kuruluşlarının yapacağı programlar, bu bağlamda değerlendirilip gençlerin biyolojik yapılarına ilgi ve alakalarına bireysel farklılıklarına göre hazırlanmalıdır. Okullarda yapılan öğretime alternatif gibi görülmemeli, tamamlayıcı özellikte olmalı, bilgi vermekten ziyade davranış eğitimine ağırlık vermelidir. Bu çalışmalar aynı zamanda sanatsal, sosyal ve sportif aktivitelerle desteklenmeli beceri eğitimlerini içermeli, gençlerin oyun merakı ve sevgisi göz ardı edilmemelidir.

Sonuç olarak sivil toplum kuruluşları gençler için öğretim merkezi gibi görünmek yerine, sıcak bir yuva, arkadaşları ile keyifli anlar geçirdiği bir etkileşim merkezi, yaparak yaşayarak öğreneceği ve kendisine rehberlik yapacak model kişileri tanıyacağı bir kurum olmalıdır.

Röportaj: Nihan Su

Güncelleme Tarihi: 15 Haziran 2020, 11:52
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26