Fotoğrafçının En Büyük Zevki, Tutkusu 'An' Toplamaktır

''Fotoğraf bazen ölçeğine göre imkânsız olan bir “an”ı sadece sizin pozlamanıza izin verebilir. Yani şansınız yaver giderse kimsenin bir daha çekemeyeceği fotoğrafı çekme mutluluğunu size yaşatabilir.'' Hayati Keser, fotoğrafları ve fotoğrafçılık anlayışı üzerine Abdülkadir Öğdüm'ün sorularını cevapladı.

Fotoğrafçının En Büyük Zevki, Tutkusu 'An' Toplamaktır

Neden hep günbatımının fotoğrafını çeker ve resmederiz? Neden hep günbatımına şiir yazar ve beste yaparız? Oysa bu batımın bir de doğumu vardır ve ne kadar batmışsa o kadar doğmuştur güneş. Yani bu kadar nettir. Bu cihette sorularla meşgul iken tanışmış ve kendi payına düşen kısmını yöneltmiştim bu soruların Hayati Keser’e. Bir cevap vermişti ama şimdi hatırlamıyorum. Yalınız, her gün bakıyorum bir karesine. Bakıyorum ve tüketiyorum heybeden! Tortum’dan, Eğin’den, Palandöken’den; gazelden, kardan ve kardelenden... Derken, bir vakit sonra yine sorayım istedim. Böyle geldik buraya... Geldik ve geldikten sonra anladım. Sorulamazmış da cevaplanamazmış da; konuşulamazmış işte hakkınca! Fotoğraf da, şiir ve musiki gibiymiş. Ya süzülüp gidilir ya da icrasına seyre dalınırmış. Böylesiymiş en âlâ...

Hayati hocam; mutat olduğu üzere, öncelikle birkaç cümlenizle sizi sizden dinlemek isteriz.

1965 yılında Erzurum’da dünyaya geldim. İlk, orta öğrenimimi Erzurum’da, yüksek öğrenimimi Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde tamamladım. 1991 yılında askerliğimi yedek subay olarak tamamladıktan sonra, İstanbul’da Sultanahmet, Yıldız Hamidiye Camii restorasyonlarında çalıştım. Erzurum’a döndükten sonra dört yıl kendi serbest mimarlık büromda çalıştım. Daha sonra çeşitli kamu kurumlarında mimar olarak görev yaptım. Halen Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nda raportör olarak görev yapmaktayım. Evliyim, üç erkek çocuk babasıyım.

İlk çektiğiniz fotoğrafları yaklaşık bir tarih olarak hatırlar mısınız bilmem; fakat adeta “dolu dolu birer şiir olan” fotoğraflara ilk olarak hangi dönemlerinizde imza attığınızı ve bu “denize” nasıl bir ruhsal gayretle açıldığınızı bize anlatır mısınız?

İlk fotoğraflarımı, 1984 yıllarında ağabeyimin Suudi Arabistan’dan getirmiş olduğu “Yashica” marka analog makine ile, lisedeki okul arkadaşlarımı ve mahalle komşularımızı anı amaçlı çekerek yaptım. Aynı makine ile gittiğim yerlerden de çekim yapıyordum ama fotoğrafa esaslı ve tutkulu olarak başlamam, 2006 yılında bir dijital fotoğraf makinesi ile tanışmamla oldu. 2005 yılında geçirmiş olduğum aşil tendonu ameliyatı ve uzun süren tedavisi nedeniyle kahvehane alışkanlığımdan da uzak kalmıştım. Bu sebeple kendi kendime güzel bir karar aldım ve kahvehane alışkanlığına nokta koydum. Fakat gelin görün ki; zaman olarak bir sürü zaman var. “Ne yapayım? Ne ile uğraşayım?” derken, bu dijital fotoğraf makinesi can simidim oldu. Dijital dünya sınırsız ve maliyeti düşük imkânlar sunuyor size. Eskiden otuz altılık bir film aldığınızda bu filmleri har vurup harman savuramıyordunuz. Mutlaka çekime değecek bir an veya obje için kullanıyordunuz. Oysa dijital makineler size bir günde binlerce kare çekim yapma, kaydetme, saklama, beğendiğinizi bırakıp, beğenmediğinizi silme ve çekim yaptığınız kareyi anında görüp değerlendirme fırsatı veriyor.

Günbatımı fotoğraflarınız, mevsimi ön plana çıkaran doğa fotoğraflarınız... Biraz önce “dolu dolu birer şiir” derken, hususiyetle bu iki temada olan fotoğraflarınızı düşünmüştüm. Hayal yüzümüzü, göğsümüzü musikiye çevirecek bir teşbihte de bulunulabilir ayrıca. Çünkü fotoğraflarınızın çoğunda, duyuş açısı yakalanabildiğinde,  musiki de hissedilmiyor değil. Tam bu noktada “bir yaylı tanbur taksimi mesela...” deyip susayım ve sizin neler hissettiklerinize geçelim.

Fotoğraf, an olarak tabir edilen zaman dilimlerinin ölümsüzleştirilmesidir bence. Bir çocupun nasıl ki kırlara çıktığında en büyük zevki rengârenk çiçek toplamaksa; fotoğrafçının en büyük zevki, tutkusu “an” toplamaktır. Bulunduğum şehirde yaşanan günbatımları, mevsimlerin ortaya çıkardığı güzellikler, özellikle de kış kenti olan Erzurum’un kış mevsimindeki eşsiz güzellikleri, fotoğrafçılığa dair önemli ve derinlemesine konu zenginlikleri oluşturuyor. Ayrıca görev gereği gittiğim çevre illerdeki mekânlar, mimari ve doğal güzellikler de arşivdeki karelerde yerlerini alıyor. 

Fotoğraflarını çekmeyi çok istediğiniz ama bunun imkânsız veya imkânsıza yakın olduğunu düşündüğünüz yerler veya objeler var mı? Veya imkân açısından değil de sizi düşündüren başka açılardan bakacak olursak... Bu yolda uç nokta bir hedefiniz veya hayaliniz var mı?

Olmaz olur mu? Fotoğraf bazen ölçeğine göre imkânsız olan bir “an”ı sadece sizin pozlamanıza izin verebilir. Yani şansınız yaver giderse kimsenin bir daha çekemeyeceği fotoğrafı çekme mutluluğunu size yaşatabilir; fakat benim bundan öte hayalim, uzaydan dünyanın gündüz ve gece hallerini pozlamak. Özellikle de Türkiye’yi...

Fotoğrafların bir orijinal halleri bir de düzenlenmiş halleri oluyor; bunu artık çeşitli adlandırmalarla herkes biliyor. Siz de düzenleme yapıyor musunuz sunum yaptığınız fotoğraflarda? Fotoğraflar üzerinde düzenleme yapmanın sanatsal açıdan oluru, haddi ve gerekliliği sizce nedir?

Öncelikle hiçbir fotoğrafçı, düzenleme yapmak amacıyla fotoğraf çekmez. Hava, ışık, kadraj vs. bütün şartlar müsaitse, çekilecek fotoğraf düzenlemeye ihtiyaç göstermez. Kaldı ki; günümüzde kullanılan dijital DSLR, SLR ve kompakt makinelerin tümünde ışık, renk, keskinlik ayarları vs. gibi iç düzenlemeler ile çekim yapılıyor. Yani bir takım düzenlemeler makinelerin içinde gizli. Tadında ve fotoğrafın özgünlüğünü zedelemeyecek düzenlemelere karşı değilim. Zaman zaman kendi fotoğraflarımda düzenleme yapıyorum; fakat burada ilk şart, yayımladığım fotoğraflarda olduğu gibi içime sinmesi ve gerçekten bir farklılık gösteriyor olmasıdır.

Fotoğraf sergisi açtığınız veya herhangi bir fotoğraf sergisine katıldığınız oldu mu? Yakın veya uzak bir tarihte bir fotoğraf sergisi açmayı düşünüyor musunuz? Fotoğraf sergilerinin fotoğrafçılık sanatına ve sosyal hayata etkisini nasıl görüyorsunuz? Bir de “sosyal medya ve fotoğraf” diyelim... Neler söylersiniz?

Kişisel bir sergi açamadım henüz. Birkaç sergide fotoğraflarım sergilendi sadece. Sergi açma fikrim her zaman mevcut. Altlık çalışmalarımın çoğu hazır, inşallah yakın bir gelecekte sergi açmayı düşünüyorum.

Fotoğraf tutkusu gün geçtikçe hızla yaygınlaşıyor. Çoğu insan edindikleri makine ve cep telefonlarıyla fotoğraf çekiyor veya çekmeye çalışıyor. Bir bakıma, bu sanat sıradanlığa doğru hızla yol alıyor. Güzel hazırlanmış, özgün, farklı ve emek barındıran fotoğrafları barındıran sergilerin izlenmesi, bu sanatın sıradan bir sanat olmadığının farkına varılması için faydalı olacaktır. Medya, sosyal medya artık görseller üzerine kurulu. Ancak sosyal medyada fotoğraf artık ayaküstü tüketilen yemek türüne dönüştü. Bugün dikkat çeken ve ilgiyle bakılan bir fotoğraf bir gün sonra dipsiz bir kuyuya atılmış gibi kayboluyor. Bir de sosyal medyada gerçek dışı, gerekli, gereksiz, uygun ve uygunsuz bir sürü görsel yer alıyor ve gün geçtikçe bu kirlilik artıyor.

Dilerseniz, fotoğrafçılık hayatınıza dair bir hatıranızı dinleyerek sohbetimizi neticelendirelim. Ve ayrıca eklemek istedikleriniz de varsa memnuniyetle dinleriz.

Fotoğraf çekme tutkusundan sonra çektiğim fotoğrafları ulusal ve uluslararası fotoğraf sitelerinde yayımlamaya başladım. Amacım, Erzurum’u, doğasını, mimarisini bilmeyenlere tanıtmak, Erzurum dışında olup da Erzurum’a hasret kalanları memleketlerinin güncel durumlarından görsellerle haberdar etmekti. Bu sırada sanal ortamdan gerek yerli gerekse yabancı birçok arkadaşım oldu. Zaman zaman bu arkadaşlardan Erzurum’a gelenler de oldu ve böylelikle bu arkadaşlıklar sanaldan çıkıp gerçeğe dönüştü. Hatıram da bu doğrultuda...

Uluslararası bir fotoğraf paylaşım sitesinden tanıştığım bir Avustralyalı arkadaşım mesajla Erzurum’da olduğunu bildirince önce inanamadım. Çünkü binlerce kilometre ötedeki bir insan benim yaşadığım şehre gelmişti. Buluştuğumuzda, Türkiye’yi ve fotoğraflarımdan gördüğü Erzurum’u merak ettiği için geldiğini söyledi. Birkaç gün Erzurum’da kaldı. Birlikte Erzurum’da yedik, içtik, gezdik ve bolca da foto-safari yaptık. Fotoğraf, dünyanın iki ayrı ucunda yaşayan iki insanı bir araya getirmişti.

Vakit ayırdığınız için müteşekkiriz Hayati Hocam.

Böyle bir fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür eder, yayım hayatınızda başarılar dilerim.

Fotoğrafları büyütmek için üzerlerini tıklayınız.

 

Röportaj: Abdülkadir Öğdüm

Güncelleme Tarihi: 14 Kasım 2016, 14:27
YORUM EKLE

banner19

banner13