Ferhat Kardaş: “Temel bir hayat felsefem var: Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez.”

Bir amaca bağlanarak, çabamızı ve gayretimizi her koşulda sürdürerek, insanları gerçekten severek, ortaya anlamlı ürünler koyarak ve yaşadığımız kaçınılmaz imtihanlara karşı olgun tepkiler geliştirerek bir anlam inşa edebiliriz. Deniz Demirdağ söyleşisi.

Ferhat Kardaş: “Temel bir hayat felsefem var: Allah kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemez.”

Dr. Ferhat Kardaş ile yeni çıkan kitabı “İrade Eğitimi” üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?  Hikâyenizi sizden dinlemek isteriz?

1990 yılında Erciş’te başladı hayat hikâyem. Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimim Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanı üzerine. Lisansımı Boğaziçi Üniversitesi’nde, yüksek lisansımı Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde, doktoramı Ankara Üniversitesi’nde tamamladım. Şu an Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde doktor öğretim üyesi olarak çalışıyorum. Hayat hikâyem hep yoğun ve hızlı ilerledi. Bu durum bazen sorun bazen de avantaj oldu benim için. İlkokulda sınıf atladım, 16 yaşında üniversiteye girdim, 21 yaşında evlendim ve birçok insana göre erken bir dönemde doktorayı bitirdim. Şu an biri 7 yaşında, diğeri 2 yaşında bir oğlum ve bir kızım var. 30 yaşında ilk kitabım olan “Yürümeye Devam Et” çıktı. Her yaşam hikâyesinin anlatılması gereken birçok noktası var ama ben özellikle bu kısma değinmek istedim. İnsanlar her şeyin yerli yerinde ilerlediği bu tür yaşam hikâyelerine bakınca ya da bunları uzaktan izleyince bunu zekâyla, aile imkânlarıyla ya da başka dışsal faktörlerle açıklamayı ya da istisna olarak görmeyi tercih ederler. Bir gün belki bu hikâyenin beni erken yaşta pişiren zorluklarını anlatma fırsatım da olur. Ama geriye dönüp hızla bir göz gezdirdiğimde gördüğüm tek şey çabanın ve gayretin gücüdür. Allah’ın insanın anlamlı hiçbir çabasını karşılıksız bırakmayacağına inandım hep ve bugüne kadar hiçbir çabamın karşılıksız kalmadığını da gördüm. Bazen erken bazen geç bazen de güç oldu ama sonuçlar bir yerde mutlaka karşıma çıktı. Bunun için çabanızı her şeye rağmen istikrarla devam ettirmeyi bilmeniz gerekiyor sadece. Çoğu insan tam da bu kritik eşikte kazanıyor ya da kaybediyor. Sözünü ettiğim bu çabanın ve gayretin merkezinde de hep kitaplar oldu. İlkokulda bir öğretmenimin hediye ettiği “Kar Fırtınası” isimli bir kitapla başlayan okuma serüvenim kısa süre içinde bir tutkuya dönüştü ve sonra terk edilmesi zor bir alışkanlık hâline geldi. Bu alışkanlığın yazarlık ve akademisyenlik başta olmak üzere, hayatımın her alanını önemli ölçüde şekillendirdiğine inanıyorum. Hepimizin yaşam serüveni çeşitli şekillerde ve hızla akmaya devam ediyor. Kendi hikâyem için en büyük temennim, bundan sonraki süreçte başka hayatlara merhamet ve empatiyle dokunma duyarlığını ve her geçen gün gittikçe çirkinleşmeye başlayan dünyamızı bir nebze de olsa güzelleştirme gayretini içinde yaşatmaya devam etmesidir.

Psikolojide uzmanlaşmak topluma bakış açınızda ne gibi değişiklikler oluşturdu?

Yaklaşık 15 yıldır bu alanda eğitim görüyor ve çalışıyorum. Zaman içinde giderek fark ettiğim şey toplum dediğimiz yapının aslında insanın büyümüş ve genişlemiş bir şekli olduğudur. Yani toplumlar da insan gibi hastalanıyor, insan gibi değişen ruh hâllerine bürünüyor, insanlar gibi gerçeklik algısını kaybedebiliyor ve insanlar gibi melankolik, mutlu ya da depresif olabiliyor. Toplumun kalabalık, gürültülü ve fazlalık olan yönlerinden kurtulduğumuzda ve daha duru bir gözle baktığımızda geriye eksiği ve fazlasıyla insan kalıyor sadece. Bu yüzden gördüğüm çoğu toplumsal sorunun çözümü doğrudan doğruya insana temas etmekten, insanı erken yaşta iyi eğitmekten, insanı iyi hâle getirmekten geçiyor.

Bu sorunları toplumu düzeltme çabası içine girerek çözmeye çalıştığımızda yaşadığımız tek şey büyük bir kısırdöngü oluyor. Çoğu insanın düştüğü en büyük hatalardan biri de bu oluyor: Kendisini düzeltme sorumluluğunu yerine getirmeden, başkalarını, ülkeyi veya dünyayı değiştirme çabası içine girmek. Bu insanların çoğu da günün sonunda değiştirmeye çalıştıkları dünya tarafından dönüştürülmüş oluyor maalesef. Bu dönüşüm hikâyesini Sezai Karakoç’un “Masal” şiiri çok güzel anlatır bize. Bazen oradaki babanın 7. oğlu olmamız gerekiyordur. Yüreğinde insanlıktan iz taşıyanlar veya onulmaz yarası olanlar bize geldiklerinde bizde şifa bulabilsinler.

Son kitabınız “İrade Eğitimi” okuruyla buluştu. Kaleme aldığınız bu çalışma hakkında neler söylemek istersiniz? Yazım aşaması ne zaman başladı ve bu süreç nasıl gelişim gösterdi?

Bugün yaşadığımız en büyük sorunlardan birinin kolektif irade zayıflığı hâli olduğunu düşünüyorum. Âdeta insan olmanın altını her geçen gün giderek oyan ve zayıflatan bir dünyada yaşıyoruz artık. Sağlıklı seçim yapma, hedeflerimiz için harekete geçme, çabamızı zorluklara rağmen sürdürme, bizi ayartan arzu ve hazları erteleyebilme gibi temel insanî yönlerimiz giderek çorak hâle geliyor. Bu durum dijitalleşmenin de etkisiyle yediden yetmişe herkesin yaşadığı can yakıcı bir sorun hâline gelmiş durumda. Bu yüzden böyle bir kitap yazma ihtiyacı hissettim. Kitaba ilişkin düşünceleri uzun zaman zihnimde taşıdım ve bunları bir süre pişmeye bıraktım. Zaman içinde kısa notlar yazarak bir çerçeve oluşturmaya çalıştım. Son bir yıl içinde de metne döktüm ve ortaya böyle bir çalışma çıktı.

“İrade Eğitimi” kitabını kaleme alışınızın temel dinamiği neydi? Bu kitapla okurunuzu hangi duygusundan, hangi noktasından yakalamak ve okurunuzun hangi derdine derman olmak istediniz? Okurlarınız bu kitapta alışılmış psikoloji ve kişisel gelişim kitaplarından farklı olarak ne bulacak? 

Temel bir hayat felsefem var: Allah kimseye kaldıramayacağı bir yükü yüklemez. Psikoloji biliminin ifadesiyle insan yaşadığı her türlü sorunla baş edecek içsel potansiyele sahiptir. Mesele bu potansiyeli doğru kullanmak, çaresi olan şeyde acizlik göstermemek ve çaresi olmayan şeyle yaşamaya alışabilmektir. “İrade Eğitimi” kitabında okura tam da bu potansiyeli fark ettirmek, bunun için umut aşılamak ve bu değişim sürecinin pratik yöntemlerini sunmak istedim.

Bu anlamda kitap aslında derdi olan bir kitap. Başka popüler kaygılarla yazmamaya gayret ettim hep. Evet, değişim mümkün, ancak çoğu insan ya hiç harekete geçmediği için baştan kaybeder veya gerçekçi olmayan bir yönlendirme ile harekete geçtiği için kısa süre içinde ilk zorlukta pes eder. Bu konuyla ilgili yazılan kitaplar ya çok uzun zaman önce yazılmış ve bugünün gerçekliğine artık cevap vermiyor ya da sadece dini bir perspektiften yazılmış ve psikolojik boyutu eksik kalmış.

İrade gücü konusu modern psikolojinin de son zamanlarda yeniden dönüş yapma ihtiyacı hissettiği konulardan birisi. Bu kitapta psikoloji biliminin ortaya koyduğu araştırma sonuçlarını genel okuyucu kitlesine hitap edecek şekilde, akademik olmayan bir dille aktarmaya çalıştım. Kitabın diğer bir farkının da insana ve insanın değişim sürecine diğer kişisel gelişim kitaplarından farklı olarak daha bütüncül, daha çok boyutlu ve daha gerçekçi bir temelde yaklaşması olduğunu düşünüyorum.

İnsanın en güçlü hazinesi olarak adlandırdığınız potansiyelinin kişiliğinin derinliklerinde gizli olduğunu söylüyorsunuz. Peki, bu hazinenin ortaya çıkarılması ve işlenip kullanılması için ne yapmak gerekiyor?

Her şeyden önce bu potansiyelin varlığına inanmak gerekiyor. Her insan her işte başarılı ve yetkin değildir ama herkesin iyi olduğu bir alan mutlaka vardır. Farkındalık tek başına yetmiyor. İnsana ilişkin bu derin potansiyel tohumlar veya madenler gibi insanın derinliklerinde gizlidir. Onları ortaya çıkarmak için sürekli çabalamak, engeller karşısında pes etmemek ve ortaya çıktıktan sonra da bakımını ve gelişimini sürdürmek gerekiyor. İrade gücü tam da bu noktada en büyük kaynaklarımızdan biri olarak önümüzde duruyor. O kaynağı iyi değerlendirmek ve işletmek gerekiyor. Bu kitap buna ilişkin bir rehberlik sunuyor.

Zayıf bir iradenin; yaşamı her alanda ertelemeye, fırsatları kaçırmaya, pişmanlığa ve suçluluk duygusu gibi olumsuz durumlara sebebiyet verdiğini vurguluyorsunuz. Peki, zayıf bir iradeyi eğitmek ve güçlendirmek nasıl mümkün olur?

J.K. Rowling’in Kemal Sayar hocadan duyduğum bir sözü var: Ebeveynlerinizi, sizi yanlış yöne sevk ettikleri için suçlamanın da bir son kullanma tarihi vardır; dümene geçecek yaşta olduğun an, sorumluluk sana aittir.” Bu vurgu insana dair birçok konu için önemlidir. İnsanın iradesini güçlendirmesi, azimli hâle gelmesi, kendini kontrol etmeyi öğrenmesi, içsel huzuru yakalaması gibi psikolojik süreçler önemli oranda çabalarıyla ilişkili bir durum. Önemli olan bu çabayı tutarlı şekilde sürdürmektir. Bunun için bir yerden başlamak gerekiyor. Bunun için de her şeyden önce bir nedene, bir anlama sarılmamız gerekiyor. Yaşamak için anlamlı nedenleri olan insan kendini en iyi şekilde geliştirmenin arayışı içine girmeye başlar. İrade gücü de bu çerçevede geliştirilmeye başlanabilir.

“İrade eğitimi” sonsuz bir yolculuk mudur yoksa varış noktası var mıdır?

“İrade Eğitimi”, yolculuğun kendisidir. Bu zorlu bir yolculuktur ancak bir süre sonra insana inanılmaz bir içsel huzur ve ruhsal doyum getirir.

Günümüzde psikoloji ve kişisel gelişim kitapları geniş bir okur kitlesine sahip. Ancak maalesef ki kitaplardan öğrenilen bilgileri uygulama ve bu uygulamaların sürekliliğini sağlama konusunda eksik kalıyoruz. Uygulama ve sürekliliği sağlamak için nasıl bir yol izlemeliyiz? Sizin okuyucularınıza bu konudaki önerileriniz nelerdir?

Birçok konuda iyi başlıyor ancak devamını ve sonunu getiremiyoruz. Buradaki temel sıkıntı çabalarımıza, alışkanlığa dönüşecek kadar zaman tanımamaktır. Bu noktada öncelikle kendimizi zaaflarımız ve güçlü yönlerimizle doğru tanımalı, kaynaklarımızı daha dikkatli seçmeli ve geliştirmek istediğimiz özelliği alışkanlığa dönüştürene kadar sabırla devam etmeliyiz. Bu yüzden insanlara çok güzel bir kitabı en az üç defa okumalarını tavsiye ediyorum. İrade eğitimi kitabında alışkanlıklarla ilgili bölümünde ve “İrade nasıl eğitilmez?” bölümünde bu soruya daha ayrıntılı cevap vermeye çalıştım.

Peki, sizce psikoloji ve kişisel gelişim kitaplarına olan yoğun ilginin sebebi sorunlara pratik çözümler üretmesi midir?

Bazı kişisel gelişim kitapları insanlara sadece sahte bir umut ve gerçekçi olmayan bir iyimserlik aşılıyor. Bülent Akyürek’in bununla ilgili eleştiriler içeren “İçinizdeki Öküz’e Oha Deyin” diye bir kitabını okumuştum yıllar önce. Birçok insan sağlam bir zemine ayak basmadan “İçinizdeki Devi Uyandırın” sloganları eşliğinde hızlıca harekete geçiyor ama kısa süre sonra bitkin düşüp pes ediyor. O yüzden ilk kitabım olan “Yürümeye Devam Et”te hep yolculuğun ve sürecin kendisine vurguda bulunmaya çalıştım. Bazı kitaplar ise daha gerçekçi bir zeminde ele alıyor insanı ve yaşama dair daha rasyonel öneriler sunuyor. Bu noktada kitabı yazan kişinin yetkinliği, aldığı eğitim önemli bir ölçüt. Alanda uzman olmayan ve iyi bir eğitim almayan kişilerin yazdığı kitaplar bazen çok ilgi görse bir süre sonra etkisini saman alevi gibi kaybediyor. Okurların bu noktada seçici olmalarında fayda var. Aksi durumda öğrenilmiş çaresizliğe sürüklenme gibi bir risk içine giriyorlar.

İnsanın huzursuzluğunun kaynağındaki hâkim duygu nedir? Ve bu huzursuzluğunu giderebilmesinin yolları nelerdir?

En önemli nedenin anlam eksikliği olduğunu düşünüyorum. Bugünün insanının yaşamı anlamlı gibi görünüyor ama yaşamak için ortada çok anlamlı nedenleri görünmüyor. Bu yüzden de modern zaman insanları önemli ölçüde günübirlik hayatlar yaşıyor. Bunun için bir amaca bağlanarak, çabamızı ve gayretimizi her koşulda sürdürerek, insanları gerçekten severek, ortaya anlamlı ürünler koyarak ve yaşadığımız kaçınılmaz imtihanlara karşı olgun tepkiler geliştirerek bir anlam inşa edebiliriz. Huzursuzluğumuzun diğer önemli bir nedeni de kendimizle, insanlarla ve dünyayla kurduğumuz ilişkilerdeki çarpıklıklardır. Bu ilişkileri rayına oturtmayı öğrenmek de içsel huzurumuzu giderek çoğaltacaktır.

İnsanı yaşam mücadelesinde ayakta tutan yegâne unsur size göre nedir?

Her insan bir şeylere bir şekilde bağlanıyor. Kimisi bir inanca bağlanarak, kimisi insanlara taparak, kimisi de güce, şöhrete veya paraya taparak yaşamını sürdürüyor. Bu noktada insanı ayakta tutan en önemli şey hayata yüklediği anlamdır. Bu anlamı kaybeden insan derin bir anlamsızlık boşluğuna sürüklenir ve yaşamak için tutunacak bir dal bulmakta zorlanır.

İnsanın özündeki olumsuz düşüncelerden, duygulardan, edinilmiş kötü tecrübelerin bıraktığı izlerden arınmasının bir yolu var mıdır?

Evet, elbette var ve terapi süreçleri tam da bunu yapmaya çalışır. İnsan zor değişen ama bir şekilde değişebilen bir varlık. Bunun için doğru kaynaklara, doğru desteğe, doğru insanlara ulaşmamız gerekiyor. Genel bir kural olarak değiştirebileceğimiz şeyleri değiştirme cesaretini, değiştiremeyeceğimiz şeyleri kabullenme erdemini ve bu iki durumu birbirinden ayırt edecek bilgeliği ortaya koymamız ve bu yaklaşımı yaşamın her alanında sürdürmemiz gerekiyor.

Okurlarımıza psikoloji alanında okumaları için tavsiye edebileceğiniz kaynak kitaplar var mı?

Bununla ilgili ayrıntılı bir okuma listesi oluşturdum. Yüz kitaptan ve yüz filmden oluşan bir listeyi “Yürümeye Devam Et” kitabımın sonuna ekledim. Bunları zaman zaman sosyal medya hesaplarımda da paylaşıyorum. Özellikle Kemal Sayar hocanın bütün kitaplarını tavsiye ederim. Yabancı yazarlardan Rollo May, IrvinYalom, Erich Fromm ve Viktor Frankl’ın kitapları genel olarak çok iyi. Onlar okunabilir.

Son olarak mutlu ve “keşke”siz bir yaşam için gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Gençler genelde yetişkinlerin tavsiyelerinden hoşlanmaz. O yüzden kendimi de bir genç olarak kabul edip onlara şu önerilere bulunabilirim:

Aliya İzetbegoviç “Tarihe Tanıklığım” kitabında yaşam hikâyesini anlatırken sözlerini şöyle bitiriyor: “Bana yeniden bir hayat önerilseydi, reddederdim. Ancak, yeniden doğmak zorunda kalsaydım, kendi hayatımı seçerdim...” Günün ve ömrün sonunda pişman olmayacağımız bir hayat yaşamalıyız. Bunun içinde pişmanlıklar, hatalar, kırgınlıklar mutlaka olacaktır. Ama bunlar hep bizi pişiren ve bizi biz yapan şeyler. Önemli olan iyi niyetimizi, umudumuzu, çabamızı her koşulda sürdürebilmektir.

Gençlik yılları hayatın bahar mevsimidir. İyi bir hayatın tohumları bu dönemde atılır. O yüzden zaman geçmeden, kervan göçmeden, enerji ve dinçlik azalmadan ve fırsatlar elimizden kayıp gitmeden bu yılları en güzel, en verimli şekilde değerlendirmek gerekiyor. Bunun için de gençlerin yaşamda anlamlı amaçlar belirlemeleri gerekiyor. Arkadaş arkadaşın tabiatından çalar, o yüzden yol arkadaşlarını iyi seçmeleri ve kendilerine zarar veren ortamları terk etmeyi bilmeleri gerekiyor. İlgileri, amaçları ve hayalleri ne olursa olsun mutlaka kitap okumayı yaşamlarının ayrılmaz bir parası haline getirmeleri gerekiyor. Ve her koşulda daha anlamlı bir hayat sürdürmenin arayışı ve çabası içinde olmaları gerekiyor.

Söyleşi: Deniz Demirdağ

Yayın Tarihi: 20 Şubat 2021 Cumartesi 17:30
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bir dost
Bir dost - 3 ay Önce

Değerli hocamı lise yıllarından biliyorum. Aynı dönem ve aynı liseden mezun olduk. Bugüne kadar irtibatımız hiç kopmadı. Lise yıllarından beri hayatında çok güzel başarılarına şahit oldum. Başarılı, mutlu ve güzel bir hayat sürdürmek isteyen genç kardeşlerimin hocamızın kitaplarını alıp okumalarını, tavsiyelerine uymalarını tavsiye ederim. Ayrıca değerli hocamızı gösterdikleri güzel çabalarından dolayı tebrik ediyorum. Güzel bir toplumun, güzel bir gençliğin yetişmesi için vermiş olduğu mücadeleden dolayı kendisine teşekkür ediyorum. Allah, insana yüklemeyeceği yükü yüklemez.

banner26