Fatma Serap Karamollaoğlu: "Okumalarımdan ve gözlemlerimden çokça Kur’an-ı Kerim okumanın, onunla çokça vakit geçirmenin tüm eksiklikleri tamamladığı sonucuna vardım."

Ümmü Gülsüm Yeşil ve Feyzanur Taştekne, Hüma Dergisi'nin altıncı sayısı için Fatma Serap Karamollaoğlu ile söyleşti.

Fatma Serap Karamollaoğlu: "Okumalarımdan ve gözlemlerimden çokça Kur’an-ı Kerim okumanın, onunla çokça vakit geçirmenin tüm eksiklikleri tamamladığı sonucuna vardım."

İlim çalışmaları ile dolu bir hayatınız olduğunu biliyoruz. Tüm bunların dışında “Fatma Serap Karamollaoğlu kimdir?” diye sorsak nasıl cevaplarsınız?

Bu zor bir soru. İlmî çalışmalarıma başlamadan önce kitap okumak, çeşitli el işleri yapmak, arkadaşlarımla görüşmek gibi birçok hobim vardı diyebilirim. Ancak artık bunları gerçekleştirmem oldukça zor. Çünkü hayatımda ilimden başka hiçbir şeye yer yok diyebilirim. Ama ilim hayatımın başlangıç döneminde sekiz sene kadar hat çalışmam oldu. Hüseyin Kutlu Hoca’dan sülüs ve nesih icazeti aldım. Benim için çok değerli bir çalışmaydı. Hem sanat, hem ilim, hem tasavvuf… Hattın, sanatın da üstünde bir şey olduğunu düşünüyorum. Uzun bir süre çok severek yaptım, daha sonra fiziksel rahatsızlıklarım nedeniyle bırakmak zorunda kaldım. Hat ile aynı dönemlerde ilim çalışmalarıma başlamıştım. Dolayısıyla hat çalışmayı bırakınca hayatımın tamamı ilimle doldu. Son zamanlarda dünyevî yaşamla ilgili mecburî işlerim haricinde ilimden başka bir meşguliyetim yok. Bu durumdan da çok memnunum.

Ortaokul ve lise dönemlerinde kendi isteğiniz ile seçmeli din derslerine devam etmişsiniz. Bu kararı vermenizde herhangi birinin bir etkisi var mıydı, yoksa tamamen kendi isteğinizle mi okul sonrasında din derslerine devam ettiniz?

Küçüklüğümden beri dine yatkın olduğumu düşünüyorum. Henüz okula başlamadan önce, tüm Ramazan boyunca oruç tutmaya başlamışım. Hatta sahura kaldırmadıklarında bile bütün gün oruç tuttuğum için beni de sahura kaldırmak zorunda kalıyorlardı. Yine o yaşlarımda Peygamber Efendimizi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) rüyamda görmüştüm. O rüyamı büyüklerimizin, “Bu çocuk büyüyünce hacca gidecek.” diye yorumladıklarını hatırlıyorum. Dine olan ilgimi, merakımı en çok gördüğüm rüyaya yoruyorum. Bunun dışında ailemde din merkezli bir yaşantı yoktu. Tamamen kendi isteğim ile kaldım. Herkes okuldan çıkar evine giderdi, biz ders saati bittikten sonra din dersi alırdık.

Hayatınızın bir bölümünü eczacı olarak geçirmişsiniz. Fakat daha sonra şimdiki meşguliyetiniz olan İslâmî ilimler tahsiline başlamışsınız. Sizce ilmin yaşı, dönemi var mıdır? “Daha önce başlasaydım bir farkı olurdu.” dediğiniz oluyor mu?

İlim benim hayatımda her zaman vardı; derslerime çok severek çalışırdım. Çok hırslı birisi değildim ama ders çalışmayı seviyordum. Ayrıca çok kitap okurdum. Bu sebeple dinî ilimlere sonradan yönelmekle fazla bir şey kaçırmadığımı düşünüyorum.

Hatta dinî ilimlere gençlik yıllarında başlayan ve bunlarla yetişen kişilerin, yeterince kıymetini bilmediğini düşünüyorum. Hani derler ya: “Balık suyun kıymetini bilmez.” Ben bu ilmi aradım ve aradıktan sonra buldum. Farklı hocalardan dersler aldım, her hocama çok değer verdim ve hepsinden çok şey öğrendim. Bsıfırdan ve hiçbir yol göstericim olmadan, kırk yaşımda, kendim arayarak dinî ilimlere talip oldum. Tabii Allah’ın yardımıyla. Ancak istekli olunca ve çok çalışınca insanların hayal bile edemeyeceği seviyelere gelebileceğini düşünüyorum ve bunu bizzat yaşıyorum.

Kendimize bahane olarak gördüğümüz en önemli nokta bu oluyor sanırım. “Beni yönlendiren bir hocam yok ki ne yapabilirim.” düşüncesiyle başladığı yoldan vazgeçen öğrenci sayısı çok fazla. İstekli olmayı ve çalışmayı düstur edinirsek aradığımız karşımıza çıkacak ama bu noktada takıldığımız için o denize giremiyoruz.

Kesinlikle! İçinde yaşadığımız çağda insanların kendilerini tanımadığını ve ne istediklerini yeterince bilmediklerini, Allah’ın bizi yaratması üzerine hiç düşünmediklerini gözlemliyorum. Kendilerine; biz neyiz, kimiz, neden bu çağda, bu şehirde, bu çevrede dünyaya geldik sorularını sormuyorlar.

Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), “Sahabem yıldızlar gibidir. Hangisine baksanız yolunuzu bulursunuz.” buyuruyor. İlim konusu da böyle. Beni izleyen gençler, “İlme nereden başlamalıyız?” diye soruyorlar. O kadar çok yol var ki. Dinî ilimler tek bir alan değil ve aslında dinî ilimlerde ilerlemek de şart değil. Dünyevî ilimler de bize sevap kazandıracak, ahireti kazandıracak ilimlerdir. Bu ikisini birleştirerek ilerlediğimiz yolda başarılı oluruz. İnsanın sevdiği şeyleri yapması çok önemli. Ben de dinî ilimler arasından “Tefsir / Kur’an-ı Kerim İlimleri”ni seçtim. Seçim yapmak, kişinin kendi eğilimlerine ve yeteneklerine bağlı. Fakat insanlar ya düşünmüyorlar ya da düşünmeyi sevmiyorlar. Bizden yol göstermemizi istiyorlar ama kişinin yaşını, tahsilini, aile çevresini, nerede yaşadığını, imkânlarını ve yeteneklerini bilmeden bir yol göstermek çok zor.

Âişe validemiz (Radıyallahu Anha), Efendimizi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) anlatırken, “O’nun ahlâkı Kur’an ahlâkıydı.” diyor. Anlayarak okumanın ve ezberlemenin tadına varmış biri olarak Kur’an’ı anlamanın, Peygamber Efendimizi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)  takip etme yolundaki önemini nasıl görüyorsunuz?

Kur’an-ı Kerim’i anlayarak okumamız lazım ki ahlâkımız hâline getirelim. Ben Kur’an-ı Kerim’i anlamak için Arapça öğrenmeye başladım. Öğrendikçe daha çok sevdim, daha çok öğrenmek istedim. Aslında dile de çok yeteneğim yoktur ama sırf bu isteğim ve azmim neticesinde Arapçada ilerledim, ilerledikçe daha çok sevdim, sevdikçe daha çok vakit geçirdim.

İki sene boyunca Kur’an-ı Kerim hafızlık çalışması yaptım. Kendimce her gün bir sayfayı ezberleyene kadar okudum, o günkü namazlarımı da ezberlediğim sayfayı okuyarak kıldım. Çok şükrediyorum. Kur’an-ı Kerim’i anlayarak okuduğunuz zaman aldığınız zevk artıyor ve daha çok etkileniyorsunuz. Etkilendiğiniz zaman da onu hayatınıza geçirmek zorunda kalıyorsunuz. Bu yüzden tüm Müslümanların Kur’an-ı Kerim’i anlayarak okuyacak kadar bir çalışma yapması lazımdır.

Allah Teâlâ bu amaç doğrultusunda bir kitap çalışması yapmayı nasip etti bize: “Türkçe Konuşanlar İçin Kur’an’ı Okuyarak Anlama Rehberi 1-2” Üç senedir bu kitabı ders olarak okutuyoruz. Üç ay gibi kısa bir sürede, haftada bir gün iki buçuk saatlik derslere çalışarak devam eden öğrencilerin tamamı, Kur’an-ı Kerim’in bahsettiği konuyu anlayacak hâle geliyor. Ahiretimizi kurtaracak kitabımızı anlayarak, zevkle okuyabilmek ve ibadetlerimizi daha güzel bir şekilde, isteyerek, severek, coşarak, hissederek yerine getirebilmek için böyle bir çalışmayı herkesin yapması gerektiğini düşünüyorum. Bunun için de çalışıyorum.

Talebeleriniz derslerinizi içten ve kendinize özel müfredatınız olacak şekilde devam ettirdiğinizi belirtiyorlar. Başarınızda sizce en önemli şey nedir?

Disiplinin rolü bence çok büyük. Hepimizin bildiği bir Hadis-i Şerifte geçtiği gibi, “Amellerin hayırlısı az da olsa devamlı yapılandır.” Ben disiplinli bir ailede büyüdüm. Evimizde her şeyin bir günü, saati vardı. Bu kadar düzenli ve planlı bir çalışmam olmasaydı, başarılı olamazdım. Çok çalışarak, zorlandığımda yıkılmadan, yılmadan bu seviyeye geldim. Öğrencilerimde de bunu görüyorum. Disiplinli olan kişiler başarıya ulaşıyorlar, disiplinli olmayanlarsa maalesef istedikleri seviyeye gelemiyorlar.

Şahit olduğumuz kadarıyla her kesimden insana, her türlü karaktere hitap ediyorsunuz. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Herkesle anlaşabilmenin olmazsa olmazı nelerdir?

Bunun tek sebebinin Kur’an-ı Kerim olduğunu düşünüyorum. Gerçekten şahsımla bir ilgisi olduğunu sanmıyorum. Hatta bu sadece bana mahsus değil, Kur’an ile ilgili ders yapan bütün hocalarda aynı özellik var.

Diğer yandan dinî hayatı sonradan yaşamaya başlamam, öğrenmem, şu anda dinî hayatı yaşamadığı hâlde ilgi duyan, yaklaşmak isteyen kişilere de bir kapı açıyor. Bu profildeki kişilerle, onları daha iyi anlayabileceğimi düşündükleri için iletişimimiz kuvvetli oluyor. Ama en önemlisi çok severek anlatıyorum. Hatta öğrencilerimden daha fazla zevk alıyorum. Örneğin, birkaç kez Ramazan ayı boyunca umrede kaldık. Mekke’de, Kâbe’nin karşısında derslerime çalıştım, ezberlerimi tekrar ettim ama ders vermeyi de özledim. Çok şaşırdım, insan neden bu kadar ders vermeyi özler? Demek ki onların aldığı zevki ben de alıyorum. Öğrencilerimle ortak bir şey paylaşıyorum: Kur’an ziyafeti.

Bu yüksek verimde; derslerimizin ücretsiz olmasının, karşılık beklemeden yapılmasının da etkisi olduğunu düşünüyorum.

Hocam biliyorsunuz ki dergimizde bu sayıda ele aldığımız dosya konusu “Şahsiyet”. Kur’an-ı Kerim’de kişilik özelliklerine baktığımız zaman, bize mümin sınırlarını çizerken farklı tanımlar yapıyor. Sizin çalışmalarınız esnasında en çok vurgulandığına şahid olduğunuz, Kur’an-ı Kerim’deki mümin karakterinin özelliği nedir?

Mümin karakter özelliği olarak en çok vurgulanan doğruluk diye düşünüyorum. “Sıdk” yani sadık olmak. Kur’an’da 50 kadar yerde “İman edenler ve salih işler yapanlar.” tabiri geçer. Salih işler yapmak imanda doğru olmanın göstergesidir.  İnsan inandığı şeylere göre hareket etmezse içi dışı farklı demektir. Günümüzde “Sen içime bak, benim kalbim temiz.” sözü çok kullanılıyor. Unutmayalım ki içimizde ne varsa dışarı yansıyan odur. Ve tabii ki itaat etmek. Kur’an-ı Kerim’de bize akletmek ve Allah’a itaat emrediliyor. Babalarının yaptığını taklit edenler kınanıyor. Müslüman, “Teslim olan.” demektir. Allah’a teslim olduğumuz zaman O’nun bütün emir ve yasaklarına gönülden ve zevkle uyabiliriz.

Kur’an-ı Kerim’de insan tipleri ile ilgili nasıl bir bölümlendirme yapılıyor? İnsan tiplerinin ayrılması hususunda bize bir yol haritası çizmeniz mümkün mü?

Kur’an-ı Kerim’de insanlar iman açısından ikiye ayrılıyor. Allah Teâlâ insanları İnsan Suresi 3. ayette şükredenler ve küfredenler olarak ikiye ayırmış. Şükredenler iman edenler, küfredenler de Allah’ı inkâr edenler. Tabii ki bu iki grubun da dereceleri vardır. Kur’an baştan sonra bu iki grup insanı, davranışlarını anlatır ve bizim de kendi yolumuzu çizmemizi ister.

Rabbimizin Kur’an-ı Kerim’de kullandığı her kelimenin ayrı bir öneme haiz olduğunu biliyoruz. Örneğin, “Herkes kendi mizacına göre işler görür.” Ayet-i Kerimesinde olduğu üzere Kur’an’da kişilik kavramıyla ilgili olarak; mizaç, kişilik, şahsiyet olarak tercüme edebileceğimiz hangi kelimeler kullanılmış. Veya farklı kelimeler kullanılmış mıdır?

Ayette mizaç kavramı ile alakalı olarak “Şakile” kelimesi geçiyor. Yani Türkçede de kullandığımız “Şekil” kelimesi. Bunun dışında böyle bir ayet var mı hatırlamıyorum. Daha önce de söylediğim gibi herkesin farklı kabiliyetleri var. Sahip olduğu kabiliyeti insanlara faydalı herhangi bir ilimde kullanması ahireti kazanmak için yeterlidir. Bu sebeple kişinin kendisinin farkında olması gerekiyor. Elbette gençlikte bu farkındalığı kazanmak zor olabilir, ailesinin veya hocalarının kişiyi tanıyıp yönlendirmesi gerekir. Rabbimiz hepimize dünya hayatını rahat bir şekilde geçirebilmek için farklı yetenekler vermiş. Yeteneklerimizi tespit edip o yönde çalışırsak hem rahat ve severek çalışırız, hem başarılı oluruz, hem de başkalarına faydamız dokunur diye düşünüyorum.

Karakter kavramı üzerinden gidersek, her karakterin kendine has özellikleri vardır, sizin de söylediğiniz gibi aslında önce bu özellikleri tanımamız gerekiyor. Her bir karakter kendi içinde biriciktir ama hem imanî hem de insanî noktadaki sağlam karakterin olmazsa olmaz özellikleri nelerdir?

Okumalarımdan ve gözlemlerimden çokça Kur’an-ı Kerim okumanın, onunla çokça vakit geçirmenin tüm eksiklikleri tamamladığı sonucuna vardım. Maalesef, Türk toplumunda “Benim her gün bir sayfa bile olsa Kur’an-ı Kerim okumam lazım.” diye bir düşünce, bir alışkanlık yok. Ancak Kur’an-ı Kerim’i içselleştirmemiz lazım. Ayetleri okudukça insan yalan söyleyemez, hırsızlık yapamaz, başkasının hakkını yiyemez. Hangi açıdan bakarsak bakalım, dönüp dolaşıp Kur’an-ı Kerim’e geliyoruz.

Bir Kur’an seferberliği başlattık. Bir buçuk sene önce eski öğrencilerim yanıma geldiler ve “7-8 senedir derslerinize geliyoruz ama sizin Kur’an okurkenki anlama seviyenize gelemiyoruz.” dediler. Peygamber Efendimizin bir hadisinde bir Müslümanın mümkünse haftada bir; değilse 15 günde bir değilse; ayda bir hatim indirmesi gerektiğini görüyoruz. Bunun üzerine her gün bir cüz okumak üzere karar aldık. Ardından daha faydalı olacağına inandığım için her gün bir cüz okumak yerine her gün 1 sayfayı 20 kere okumayı önerdim. Bu sistemin adını da “Kur’an Seferberliği” koydum. Şu anda 7000 kadar seferberimiz var. Aynı isimdeki web sitemizde okunacak sayfanın her gün Arapçasını, mealini, belagat, kelimeler ve tefsirle alakalı notlarımızı gönderiyoruz. Herkes o kadar dua ediyor ki! Kur’an’la vakit geçirmek kadar insana manevî ve maddî yönden moral veren bir şey olduğunu sanmıyorum. Bu çalışmayı başlatmış olmaktan çok memnunum ve Rabbime hamd ediyorum.

Bunun yanında Esma’ül Hüsna’yı bilmenin kendimizi, Rabbimizi tanımak ve kişiliğimizi geliştirmek için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Aslında bu güzel isimlerin hepsi bizde var. Ama kimi ifrat, kimi tefrit derecesinde. Bunları orta seviyeye getirmemiz gerekiyor. İnsanın belli derece korkak olması lazım; tamamen korkusuz, cesur olmak kişinin hayatını tehlikeye atabilir. Merhametli olması lazım, ama bütün malını saçıp savuracak kadar merhametli olmak kişiyi merhamet edilecek duruma düşürür. Bu noktada İmam Gazali’nin “Esmaü’l Hüsna” kitabını tavsiye edebilirim.

Talebelerinize tavsiye ederken, kitaplarınız arasında öncelediğiniz bir eseriniz var mı?

Türkçede hem günlük dilde, hem de yazı dilinde kullandığımız, Arapçadan geçen birçok kelime var. Kur’an’da da الذي ve و gibi bağlaçlar dışındaki asıl kelimelerin büyük bir kısmını Türkçede de kullanıyoruz. Bir oranlama yaptığımızda, Kur’an’da geçen kelimelerin %80’ine yakınını Türkçede de bir şekilde kullanıyoruz. Bu ciddi bir oran. Bu kelimeleri tespit edip “İnsanlara akılda kalacak şekilde nasıl öğretebiliriz.” diye düşünerek “Türkçe Konuşanlar İçin Kur’an’ı Anlayarak Okuma Rehberi 1&2” kitabını hazırladık. İlk kitapta kısa bir gramer bilgisi, Arapçada çok kullanılan kalıplar ve Kur’an-ı Kerim’de olup Türkçede kullandığımız kelimelerden oluşan bir sözlük var.

İkinci kitap ise Kur’an-ı Kerim’de çok okunan sureleri içeriyor. Kırık meal tarzında her ayetin altında Türkçe meali ve o kelimenin altında da kelimeyi Türkçede kullandığımız şekli var. Mesela, “Bismillahirrahmanirrahim” derken “Bismi”nin altında Türkçe karşılığı olan “İsim” kelimesi ve Türkçedeki türevleri olan “Sema”, “Semavi”, “Esma”, “Müsemma” var. “Rahman”ın altında “Merhamet” ve türevleri olan “Rahim”, “Merhamet”, “Merhum”, “İstirham” kelimeleri yer alıyor. Aşağı yukarı Kur’an’ın altmış sayfasını bu şekilde hazırladık. En çok bu iki kitabı tavsiye ediyorum. Bunlar dışındaki kitaplarım Arapça bilen hatta doktora seviyesine uygun kitaplar.

Tercüme ettiğim eserlerimi de öğrencilere tavsiye edebilirim. Tabii ki Arapça bilenlerin alacağı zevk farklı olacaktır. Türkiye’deki hocalarla konuştuğum zaman tercümesini yaptığım âlimleri hiç duymadıklarını söylediler. Bilinmeyen âlimlerin Türkiye’de isimlerini duyurmak bana şeref veriyor.

Ve derlemesini yaptığım, “Kur’an-ı Kerim’deki Dua Ayetleri” kitabım var, onu herkese tavsiye ediyorum. “Bir kul olarak Allah’a nasıl dua etmeliyim.” diye kendime sordum ve Kur’an-ı Kerim’deki dua ayetlerini topladım.

Hayatlarının belki başlarında bulunan gelecek kariyer planı yapan mümine üniversiteli hanım talebelere ne tavsiye etmek istersiniz?

En başta düşünmelerini tavsiye ediyorum. İnsanların koşturmacalarının içinde dünya ve kendi varlıkları üzerine düşünmeye vakit bulmadıklarını görüyorum. Düşünülmeden bir yere varılmaz! Kişilerin önce kendilerini, sonra dünyayı tanımalarını ve anlamalarını sağlamamız lazım. Bu konular üzerine düşündükten sonra herkesin araştırarak kendisine göre farklı bir yol bulması gerekir. Hasta olduğumuzda internetten araştırma yapıyoruz, teşhis koyabilsek bile (Ki bu da bir sağlıkçı gözüyle bence imkânsız, belki sadece bir fikir edinebiliriz.) tedaviyi ne kadar doğru yapabiliriz? Dinî ilimlerde de bu geçerli. Bu sebeple güvendiğimiz birinin izinde yol almak en kolayı. Ama hepsinden önce düşünmeli, bu yolda merakımızı uyandırmalı, sonra kendimizi ve yeteneklerimizi keşfetmeliyiz. Bu noktada farklı kitapları okumalarını, farklı hocaları ve dersleri takip etmelerini tavsiye ediyorum. Bu arada ilmihâl gibi zorunlu ilimleri de öğrenmeleri gerekiyor.

İlim ilk adımda zor da olsa başlamamız; seçtiğimiz, ilgi duyduğumuz alanda kendimizi geliştirmemiz lazım. Bugün artık ilme ulaşamamak mümkün değil, internet sayesinde her şey elimizin altında, ama ilim sahibi olmak için gerçekten çalışmak lazım. İmam Gazali’nin yaşadığı ve beni çok etkileyen bir olay vardır. Yaşadığı yerdeki ilim yetmediği için başka bir şehre gitmiş, orada ilim öğrenmiş. İlim öğrendiği şehirden ayrılırken yolda soyguncular ile karşılaşmış. Soyguncular kitaplarını da alınca reislerine giderek: “Ne olur yapmayın, Kitapların hiçbiri sizin işinize yaramaz, eşyalarımı, her şeyimi alın ama kitaplarımı bana verin.” demiş. Reis de “Sen bu kadar sene ilim öğrenmişsin, eğer o kitaplar olmadan bir işe yaramıyorsan bu nasıl ilimdir?” diyerek karşılık vermiş ama acımış ve ciltlerce kitabı geri vermiş.

Bu olay bana hep Cuma Suresi’ni hatırlatıyor. Biliyorsunuz Cuma Suresi’nde Yahudiler, “Kitap yüklü eşekler”e benzetiliyor; taşıdığı kitabın kıymetinden haberi olmayan eşekler. Dolayısıyla Kur’an’ı, Farz-ı Ayn ilimleri hepimizin öğrenmesi gerekiyor. Hatta zor da gelse muhakkak öğrenmeliyiz. Bunun dışında dediğim gibi insan; ister dünyevî ister ahiret ile alakalı ilgi duyduğu ilim alanını seçmeli, o konuda azmederek, sürekli çalışarak kendini geliştirmeli ve hayatını zenginleştirmeli diye düşünüyorum. Tabii bu arada ahlâkımızı geliştirmek ile de uğraşmamız lazım. Kötü ahlâktan kurtulmak için uğraşmamız, bununla ilgili kitapları okumamız gerekiyor.

Bir de öğrendiğimiz şeyleri, kardeşimizle, annemizle, babamızla, komşumuzla, arkadaşımızla paylaşalım ki hem o ilmin zekâtı olsun hem de bilgilerimiz pekişsin. Siz anlatmadıkça, birilerine öğretmedikçe veyahut yaşamadıkça ilim unutulup gidiyor.

Hocam, yeni dönemdeki eğitim programınız nasıl? Mesela, biri sizin derslerinize katılmak istese nereye başvurmalı? Derslerinize katılım şartınız var mı?

Bizim tek şartımız Kur’an-ı Kerim’i okumayı bilmek. Derslerimiz ücretsiz. Gelenlere çalışma ve Kur’an okuma şartı koşuyorum. Bu koşullarda ders döneminde ne yapacağımızı ben de bilemiyorum. İnşallah, koşullar düzelir, yeniden başlarız. Dersler hakkında bilgi almak isteyenler sosyal medya hesabımı takip edebilirler. Oradan duyuruları yapacağız.

Her seviyede dersimiz var. Arapça bilmeyen, sadece Kur’an-ı Kerim’i okumayı bilen kişilerle, ilk sömestr “Türkçe Konuşanlar İçin Kur’an’ı Anlayarak Okuma Rehberi” dersini yapıyoruz. İkinci sömestr isteyenlerle Arapçaya geçiyoruz ve bu dersle birlikte muhakkak kırık meal tarzında Kur’an üzerinden dersler veriyoruz. Onun ötesinde Arapça bilenleri de uygun bir seviyeden başlatabiliyoruz. Arapçayı bitirenler için de Belagat dersi ve Arapça Tercüme derslerimiz mevcut.

Motivasyonunuzu sağlamanız adına, sıkıntılı zamanlarınızda durup düşünürken kendinize hatırlattığınız bir ayet, söz ya da nasihatiniz var mı?

Tahmin ediyorum ki Kur’an-ı Kerim ile çok vakit geçirdiğim için sıkıntılı zamanım pek olmuyor. Elbette moralimizin bozuk olduğu zamanlar oluyor ama öyle olduğu zamanlarda da ders çalışmaya başlıyorum yahut açıp Kur’an-ı Kerim okuyorum.

Bana böyle bir yol açtığı, beni böyle ulvi bir meşgale ile hemhal ettiği için Allah’a çok şükrediyorum. Herkese de böyle bir meşgale vermesi için dua ediyorum. Çünkü o kadar zevkli ki başından kalkmak istemiyorsunuz.

Söyleşi: Ümmü Gülsüm Yeşil, Feyzanur Taştekne

Hüma Dergisi, Sayı: 6

Yayın Tarihi: 24 Nisan 2022 Pazar 12:00
YORUM EKLE

banner19

banner36