Fatih Muhammet Atasever: Her şeyin insansızı meşhur olduğu için şiirin de insansızı isteniyor

Yakın dönemde çıkan şiir kitabı “Türkçe Karakter” üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Harun Yakarer sordu, Fatih Muhammet Atasever cevapladı.

Fatih Muhammet Atasever: Her şeyin insansızı meşhur olduğu için şiirin de insansızı isteniyor

Türkçe Karakter, neden?

Karakterin Türkçesi. Her iki Ömer’den birinin vereceği bir tepki olsun istedim. Adaletli bir tepki olsun. Risâlet Penah Efendimizin (sas) huzuruna erişebilecek birinin karakteri. O tüm karakterlerin de sığınağıdır çünkü.  

Bu meyanda, Türk kimdir sorusuna verilen cevaplardan ümmet-i vusta dışındakiler, cevaplar katına pek erişemiyor benim sözlüğümde. Her fırsatta kâfirle çatışmayı göze alan tanımını göndere çekip yürüyen; sonra bunun hilafına at binip kımız içmekten gayrı bir yere varamayan kafadan beriyim. Türk’ün teklifi nedir sorusu, paragrafın ilk cümlesindeki sorunun da cevabıdır. Hilalin kızıl gölgesi altında, ayakları vatanda sabit duran Müslümanca yaşama biçimidir.

Türkçe Karakter; çünkü meydana çıkan bir isim. Meydan ortaya çıktığında ben de orada olmalıyım.

Senin şiirin, senin mısraların… Ama bir şiirin ya da bir mısraın vardır ki seni daha iyi anlatabilmiştir. O hangisi?

Son yazdığım şiirde, son yazdığım dizede yepyeni bir yol kurmuşum gibi gelir bana. Kendi kendime bir yol. Fakat muhakkak Toroslardan geçecek bir yol. Diğerlerinin kulağına gitmesin ama her yeni şiirde bu sorunun cevabı değişir bu yüzden. Son sözlerim gibi kuruyorum onları demek biraz iddialı olur; ama neden olmasın? Geçen yılbaşından sonra yazıp henüz yayınlamadığım bir şiir var: Türk Jetlerinin İsrail’i İmha Planı. Şu an belki odur. Şimdilik kitaptaki dizelerimden birini yardıma çağırayım: “Yeni baş göz edilmiş bir gülümsemesi vardı”.

Şiir yazmak mecburen midir, yoksa istediğin an, istediğin gibi mi?

Aslında plan program severim ben. Önceki işimde hep aynı saatte aynı kahvaltıyı ederdim mesela. Serviste aynı koltukta oturur, kitabımı aynı ritüelle okurdum. Rutinlerin açtığı özgür alan verimini daha çok severim. Şiirde de böyle olsun isterdim açıkçası.

Fakat yattığım gibi uyuyamıyorum. Hatırlamaya kafa patlattığım bazı şeyleri anımsayamıyorum. Sonra, hiç alakasız, pat diye aklıma düşüyor yine uzak bir çağrışımla. Dönmeyi bırakıp uyuyorum. Çok sıkınca ölen, çok gevşek bırakınca elden uçup giden o şeydir bu. Yazıp durduğumuz da. Bu yüzden ne mecburen ne istediğim an. O mecbur bıraktığında istiyor olmak gerekiyor.

Seni şiire götüren, yazmak için sana “berrak bir an” hazırlayan bir ortam var mı?

Herhangi bir şeyden şiire gidebilirim. Dedemin, babama telefon rehberinden ölen arkadaşlarının numarasını sildirişinden, kız kardeşimin çınar ağacına yaslanan bir çocukluk fotoğrafından, “abi bir lira” diye su satan bir çocuktan, bir umut cennete kesin dönüş yapan dayımın biletini kestirişinden, babamın bir hadîs-i şerifle evin içini dolduran nefesinden, şehit öğretmenlerin bir gülümseyişinden, üniversite yıllarında yurtta efkârdan “gardaş nası olcak şimdi” diye ciğerini kebap eden bir arkadaştan, başkasına avare bir su gibi dolanan, benim içinse kıvrıla kıvrıla gömgök çocukluğumu doğuran Göksu’dan… Dediğim gibi herhangi bir şeyden, kafama doğrultabildiğim herhangi bir şeyden. Kelimeleri şakağınıza dayayabildiğinizde her şey berraklaşır.

2010 kuşağı içinde yer alan şairlerdensin. Türk şiirinin geldiği bu noktada kuşağınız içinde şiirini sana has kılan nedir?

Şiiri has kılmak deyince; bu bana, kendine bir tanım bulup mevzi kazan sonra çukuruna gelmeyen veya dâhil edemediği herkesi tanımsız sayan görüşleri hatırlattı. Bir tanım altına gizlenmenin dayanılmaz konforu. Senin bunu sormadığını biliyorum.

Şiirim kendini söyleyiş gücüne yaslayan bir şiir. Bir taraftan da hikâyeler arası bağlantılar kuran, görüntüleri birbiri içine atan bir şiir. Bunu ayakları yere basan bir biçimde yaptığımı düşünüyorum. Başta bahsettiğim vusta meselesini şiire de yaymak istiyorum. Buradan, orta yolculuk gibi bir mana çıkarak olanları durdurmak için çok geç olabilir, beşinci soruya geldik.

Her şeyin insansızı meşhur olduğu için şiirin de insansızı isteniyor. Ben tıka basa insan dolu bir şiir yazmaya çalışıyorum. Hayatla dolu olduğu kadar ölümle de dolu. İlahi bir ameliye ve istediğin gibi cetvelinde vasatını bulan bir şiir.    

Turnusol olarak: Yazılanlar, ondan başka türlü bir yolla söylenemedikleri için mi şiir olarak söylendiler? Köşe yazısı, şiir gibi dizildiğinde de köşe yazısıdır. Bir aralar şiirde Taylorizm diye bir yazı yazmıştım. Uygun ortam, uygun kelimeler bütünü veya uygun öfke bulunduğunda ortaya muhakkak bir şiir çıkacaktır yanılgısı üzerineydi. Davranışşiir denebilecek, ustalıktan başka hiçbir şey içermeyen bir şiir. Tarifi elde, karışımı hazır, paketli. Önceki soruda geçen “istediğin zaman” tabirine denk düşecek bir ustalık. Kendinden başka hiçbir şeye dönüşemeyen öfke nöbetlerini de buraya eklemek gerek belki.

Şimdi gidip kendimden başkalarına giden yolu daha da kavileştireceğim.

Biz çok beğendiğimiz bir şeyi anlatırken “şiir gibi” deriz. Şiir gibi müzik, şiir gibi film, şiir gibi resim. Sence hangileri?

Sadece şiir gibi şiir.

Yayın Tarihi: 26 Kasım 2019 Salı 12:00 Güncelleme Tarihi: 26 Kasım 2019, 09:54
banner25
YORUM EKLE

banner26