banner17

Fatih Memiş: İnsana değen, onu kuşatan bir şiir, zamana yenik düşmeyecek olan şiirdir

Şair Fatih Memiş’le onun şiir yolculuğu, şiirin ondaki manası ve ilk şiir kitabı “Sana Seslenmek İstedim” üzerine konuştuk. Rasim Kırlak’ın röportajı.

Fatih Memiş: İnsana değen, onu kuşatan bir şiir, zamana yenik düşmeyecek olan şiirdir

Fatih Bey merhaba diyelim ve öncelikle okurlarımızın sizi daha iyi tanımları için bize kendinizden söz eder misiniz?

Giresun'da doğdum. Çocukluktan başlayarak hayatımın büyük bir kısmını bu şehirde geçirdim. Hüzün ve sevinç karışımı çocukluk dönemim oldu. Ancak her şeye rağmen çocukluğumu güzel yaşayabildiğime inanıyorum. Doğu Karadeniz'de doğmuş birisi olarak yaygın kabullerin aksine dingin bir ruha sahibim. Bunun da yazdıklarımdan sezilebileceğini düşünüyorum. Gördüklerimden, duyduklarımdan ve okuduklarımdan çok etkilenen bir yapım var. Küçük şeylerden mutlu olabileceğim gibi, rahatsız da duyabilirim. Edebiyatın dışında müziğe, basketbola ve kedilere karşı özel bir ilgim var. Şu an İstanbul'da yaşıyorum. Yıldız Teknik Üniversitesi’nde doktora eğitimime devam ediyor ve yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanında öğretmenlik yapıyorum.

Şiirle ne zaman tanıştınız? 

Şiirle olan geçmişim ortaokul yıllarıma dayanıyor. O yıllarda bir bilgi yarışmasından ilahi kitabı kazanmıştım. Kitaptaki ilahileri kendimce dönüştürüp ezgili olarak söylerdim. Modern şiir ile tanışmam ise bundan yıllar sonra gerçekleşti. Meslek lisesi mezunu olmam sanırım bunda en büyük paya sahip. Bu yüzden lisedeki edebiyat öğretmenlerimi hiç de güzel anamıyorum. Meslek lisesi öğrencisiyiz diye edebiyat adına bize bir şey öğretmediler. Bu bakımdan kendimi talihsiz görürüm. Kendi bireysel çabalarım olmasına rağmen o yılları kendim için kayıp olarak kabul ediyorum.

Gerçek anlamda şiirle temas kurmam, üniversite öğrenimi için Erzurum'da bulunduğum yıl başladı. Şiirin ruh dünyama uyan bir sanat olduğunu kavramıştım. Bir gün içimden gelen dürtüye engel olamadım ve o gün bir defter alarak aynı gece ilk şiirimi yazdım. Tabii bu aşamaya gelene kadar yoğun bir okuma süreci geçirdim. Öncesinde şiirle temas kuramamış olmam benim için büyük eksiklikti. Erzurum'un şiirin gelişimindeki yeri bu bakımdan önemli. Bilirsiniz Erzurum'da kışlar uzun geçer. Dışarıda yapacak çok önlemli bir işim yoksa eve kapanıp okuma ve yazmaya vakit ayırmak benim için en güzeliydi. O uzun kış gecelerinde ne çok şiir yazdığımı hatırlıyorum. Şimdi o şiirlerin neredeyse tamamı bir şiir denemesinden ibaret. Yurtta kaldığım yıllarda, gece kitaplarımı ve şiir defterimi alıp çalışma odasına kapanmam, oda arkadaşlarım arasında alay konusu olmuştur. Daha sonraları onlar da durumun ciddiyetine vardılar.

Burada şiirimin gelişimi adına üç önemli ismi de anmak istiyorum. Türk dili ve edebiyatı bölümünden hocam Erdoğan Erbay, Yedi İklim dergisi genel yayın yönetmeni Ali Haydar Haksal ve şair Orhan Tepebaş. Üniversite yıllarımda şiirim adına ilk ciddi eleştirilerini aldığım Erdoğan Erbay hocamın yönlendirmeleri ile Yedi İklim dergisini takip etmeye ve yazdıklarımı oraya göndermeye başladım. Ali Haydar hocam ise Yedi İklim’in kapılarını bana aralayan isim oldu. Nazik tavrını, ilgisini unutamam. Mezun olduktan sonra Giresun'da Orhan Tepebaş ile tanıştım ve ondan da şiir adına öğrendiğim çok şey oldu.

Şiir sizin için ne anlam ifade ediyor?

Benim için şiir, kendimi dünyaya, insanlara ve hatta Allah'a ifade ediş biçimi. Ben orada en doğal ve en içten hâlim ile bulunuyorum. Duygularımla ve düşüncelerimle birlikte ben oradayım. Şiir, benim anlatmak istediklerimdir, kimi zaman da sustuklarım. Allah bize iletişim kuralım, kendimizi ifade edelim diye bir dil vermiş. Şiir ise dili kullanmanın en ince ve en güzel hâli. Estetik dediğimiz şey dilde başlıyor. Bu bakımdan dil var olduğu sürece şiirin de var olacağını düşünüyorum.

Yakın zamanda Sana Seslenmek İstedim adında bir kitap yayınladınız. Bu sizin ilk şiir kitabınız. Bize biraz ‘Sana Seslenmek İstedim’ den ve ilk eseriniz olmasının verdiği heyecandan bahseder misiniz?

İlk şiir dosyam yavaş yavaş tamamlanmaya başlayınca ben de bir yandan bu şiirleri nasıl kitaplaştırabilirim diye düşünüyordum. İlk zamanlar bir kitabımın olması benim için erişilmesi güç bir durum gibi duruyordu. Çünkü çevremde kitaplarını bastırmak için uzun yıllar bekleyen ve zahmet çeken kişilere tanık olmuştum. Şu anki yayıncılık sektörünün içinde bulunduğu durum da kitabımın basılmasını epeyce güçleştirecek gibiydi. Bilinir ki şiir kitapları, yayınevleri için çekici gelen bir tür değildir ve kolay kolay basmak istenmez. İçine kendi maddi imkânlarını katınca işler oldukça kolaylaşıyor ancak ben böyle bir şeyi kendi kitabım için hiç düşünmek istemedim. Uzun yıllar beklemeyi hatta hiç kitap bastırmamayı yeğleyebilirim. Sana Seslenmek İstedim’in hikâyesi ise umduğumdan hızlı gelişti. Ali Haydar Haksal hocam ile Yedi İklim kütüphanesinde dosyamın durumu hakkında konuşurken Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ilk eser destek projesine başvurmam gerektiği konusunda karar kıldık. Zaman kaybetmeden dosyam yayına hazır hale getirildi ve Yedi İklim etiketi ile projeye başvurmuş olduk. Başvurudan iki ay kadar sonra güzel haber geldi ve kısa bir süre sonra ilk kitabım Sana Seslenmek İstedim yayımlandı. Kitap çıktıktan sonra onu görmek için giderken yolda yaşadığım heyecan en güzeliydi sanırım. Elime alıp okuduğumda ise içimdeki heyecanın durulduğunu hissetim. Ayrıca kitabımın, sevdiğim ve kıymet verdiğim insanlara ulaşması, ulaşacak olması benim için ayrı bir heyecan ve mutluluk vesilesi.

Kitabınız iki bölümden oluşuyor. İlk bölüm “Oyunun İçinde” ikinci bölüm ise  “Kalbin İzinde” adını taşıyor. İlk bölümdeki şiirler Hayat-Oyun, Çocukluk-Oyun merkezlerinden hareketle inşâ edilmiş. Oyun kavramına niçin bu kadar önem veriyorsunuz, Oyunun sizdeki karşılığı nedir?

Oyun, dünya hayatını tanımlayan kavramlardan bir tanesidir. Kazansak da kaybetsek de bir oyunun içinde yaşıyoruz. Her oyunun bir sonu olduğu gibi dünyanın da bir sonu var. Burada İlhami Çiçek'in "kesin mat yok / iyi oyun vardır sadece" mısraları aklıma geliyor. Gerçekten de oyunu iyi yürütebilmek önemli olan. Bu yüzden adil bir oyunun peşindeyim. Gerçeklikten kaçtığımız için oyuna yöneliyoruz. Çünkü gerçeklikte bize dokunan bir şeyler var. Bu yüzden oyun bizim için bir sığınma yeri. Çocuklar, gerçek hayatın henüz farkına varamadıkları için hayatı doğal olarak bir oyun gibi görürler. Gerçekliğin keşfi oyunun sona ermesidir. Bizler için de asıl gerçeklik olan ahiret hayatının başlangıcı da oyundan çıkmak demek bir bakıma. İyi veya kötü nasıl bir oyuncu olduğumuza bağlı her şey.

Kitabın isminden de hareketle şiirinizin sesine değinmek istiyorum. Şiirinizin sesi gümbür gümbür bir çağlayan, gür ve sarsıcı değil aksine temkinli ama bir o kadar da kendinden emin; samimiyeti, durulmuşluğu, sükûneti erken yakalamış bir ses. Şiiriniz size mi benziyor biraz? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Hiçbir zaman gür sesli veya yüksek sesle okunabilecek bir şiir amaçlamadım. Bunda sizin de söylediğiniz gibi kişiliğim büyük bir etken oluşturuyor. Sesimi yükseltmeden de duyurabilmek istedim kendimi. İnsan kendinden olmayan bir şiir yazmamalı kanaatindeyim. O yüzden benim şiirim bana benziyor. Bugüne kadar birçok kişiden de bu yorumu aldım. Benim olmayan, benden uzak bir şiiri benimseyemedim. Aksi durumda şiirin samimiyetten uzaklaşma, yapay bir duyguya kayma riski de söz konusu.  Günlük hayatta çok karşılaştığımız bir durum da şiirlerini okuyarak sevdiğimiz bir şair ile yüz yüze görüşmelerimiz sonrasındaki hayal kırıklığıdır. Yine de Cevdet Karal'ın "Ben Şiirlerimdeki Adam Değilim" şiirini çok severim. İnsan oluşumuz gereği elbette içimizde birçok duygu taşıyoruz. Ancak şiir duygu yığını olmamalı. İçimizdeki süzgeçten geçirerek söylemeliyiz her ne söyleyeceksek. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum.

Şiiriniz genel itibariyle içeriden dışarıya açılan bir şiir. Duygu ve duyarlılık dış dünyaya ait bir eylemin, nesnenin üzerinde aktarıldığında vurucu bir etki kazanıyor. Bu hususta neler söylersiniz?

Tespitinizde haklısınız. Dış dünyayı ya da eşyayı hiçe sayarak bir şiir kurmak olanaksız. Tercih herkes için farklıdır. Dış dünyayı olduğu gibi kabul ederek gerçekçi bir gözle şiirleştirmek de mümkündür. Benim içinse önemli olan dış gerçekliğin bende uyandırdığı yankıdır. Yaşadıklarım, gördüklerim, okuduklarım bana tesir ettiği derecede şiirime taşınmıştır. Bu yüzden bana yansıyanı yazıyorum. İçselleştirememekten kaynaklı başlayıp da devam ettirmediğim şiirler oldu. Bende olmayan bir şeyi başkasına anlatmaya çalışmam doğru değil.

Şiirlerinizde oyun, çocukluk, ölüm, zaman kadar; aramak, yol ve yolculuk düşüncesine de rastlıyoruz nasıl bir yol bu, neyi arıyorsun?

Doğumdan ölüme kadar bir arayış içindeyiz. İnanma ihtiyacı duyuyor, Allah'ı arıyoruz. Kendimizi arıyoruz. Hatta somut olarak doğru kişiyi, doğru eşi, dostu arıyoruz. Kolayca bitecek gibi değil. Aradığımız o kadar çok şey var ki. Bütün bu arayış içerisinde aramaktan söz etmemek neredeyse imkânsız. Aramak yaradılışımıza sinmiş desek yanılmayız. Herhalde hayatımız boyunca aramaya mahkumuz. Ancak bunu olumsuz olarak düşünmemek lazım. Arıyoruz çünkü iyinin, güzelin ve doğrunun peşindeyiz. İnsana yakışan da aramaktır. Bunun için yerimizde saymak olmaz. Yola çıkmalıyız, yollar aşmalıyız ve emek vermeliyiz ki asıl aradığımız şeye kavuşalım fikrindeyim.

Poetik mânâda varmak istediğiniz yer neresi, nasıl bir şiirin peşindesiniz?

Şiire başladığımdan bu yana kendi sesimin peşinde oldum. Ve bunu sürdürme gayreti ile yazıyorum. Başkasına benzememek, kendi şiirimi kurmak benim açımdan çok değerli. Beni gerçekten yansıtan bir şiirin okura da yansıyacağına inanıyorum. Şiirimin daha fazla hayata dokunması, insana ait ortak duyuşlar yakalamak şiirde aradığım, varmak istediğim yer. Orhan Tepebaş, bir söyleşisinde "Bu dünyadan geçip giderken şiirim bir yarayı sarsın istedim" ifadesinde bulunur. Bana göre şiirde varılmak istenen en güzel noktalardan bir tanesi de bu. İnsana değen, onu kuşatan bir şiir, zamana yenik düşmeyecek olan şiirdir.

Şiir size nereden gelir, şiirinizin beslendiği kaynaklardan bahseder misiniz?

Yaşadığım anlık duygu durumları bir şiire başlamak için fazlasıyla sebep oluşturabilir. Hayatı, insanları gözlemlemeyi seviyorum. Ancak bu gözlemlerden bir şiir çıkarabilmek için yine kendi içime dönmem gerekiyor. Ben, içimde biriktirdiklerimin şiirini yazıyorum. Bununla birlikte okuduğum bir kitap -bu sadece bir cümle ya da bir mısra da olabilir-, dinlediğim bir müzik, hayattan kırptığım bir görüntü beni besleyebilecek şeylerdir. İlhâmı önemsesem de birikim olmadan bir şeyler hep eksik kalacaktır bana göre.

Yazmak için özel bir mekâna ihtiyaç duyar mısınız?

Şiire ilk başladığım zamanlarda sessiz bir ortam seçmek benim için önemliydi. Ama sonraları böyle bir tercihim olmadı. Şehir içi minibüslerinde bile yazmışlığım vardır.

Sizin için çok önemli olan üç şair ve üç kitap ismi söyler misiniz?

Şair ve kitap tercihlerim farklı olacak. Şairler: Sezai Karakoç, Behçet Necatigil ve Attila İlhan. Kitaplar: Kendi Gök Kubbemiz, Erbain ve Satranç Dersleri.

Son olarak okuyucularımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Hepsine sevgi, saygı ve selamlarımı sunuyorum.

Bizi kırmayıp söyleşi ricamızı kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz.

Ne demek, asıl ben teşekkür ederim.

Röportaj: Rasim Kırlak

Güncelleme Tarihi: 11 Ocak 2019, 00:06
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20