Ertuğrul Fındık: Biz Savaşırken Bile Delikanlı Adamlarız

''Kavramlarla bize saldıran, zihnimizde şehirler, insanlar inşa eden organize bir güç var. Bu saldırıya karşı mütevazı bir karşı duruş çabası benimkisi.'' Ertuğrul Fındık, 'Gavurca Türkçe Sözlük' kitabı etrafında Yusuf Tunçbilek'in sorularını cevapladı.

Ertuğrul Fındık: Biz Savaşırken Bile Delikanlı Adamlarız

Ertuğrul Fındık 1978 yılında Konya’da doğdu. İlk şiiri 1991 yılında İkindi Yazıları’nda çıktı. Konya Meram Anadolu Lisesi ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi mezunu. ‘Düdüklü Öğretmen’ isminde yayınlanmış bir çocuk kitabı var. İstanbul’da yaşıyor. Evli. Asude Bahar’ın babası.”

Böyle yazıyor “Gavurca-Türkçe Sözlük” kitabının başlangıcında. Bu biyografi ayrı bir hoşuma gitti, onun için bununla başlamalıyım dedim. Elbette biz onu gazetelerdeki yazılarından tanıyoruz; ilginç, samimi, özgün ve en önemlisi bir duruş sahibi olduğunu gösteren yazılarından...

Birkaç ay önce Ertuğrul Fındık’ın yeni bir kitabının çıktığını gördüm. Hemen temin edip okudum ve kendisiyle bir röportaj yapmak istedim. Sağ olsun o da hemen kabul etti ve ortaya okuduğunuz bu metin çıktı.

Peki, ne anlatıyor “Gavurca-Türkçe Sözlük”? Elbette burada etimolojik-bilimsel bir eserden bahsetmiyoruz. Ertuğrul Fındık’ın özetle yapmaya çalıştığı şey, gündelik hayatta dilimize pelesenk olan ve çok matah bir şey zannettiğimiz “gavurca” kelimeler ve kavramlar üzerine derinlemesine düşünmek ve bu düşündüklerini yazıya aktarıp insanlara ulaştırmaktır.

Benim için özet bu, tabii bir de Ertuğrul Fındık’ın düşünceleri var, o da röportajda... İyi okumalar...

Nasılsınız?

Elhamdülillah. Allah (cc) bugünümüzü aratmasın. İstikametimizi bozmasın. Şükür. İyiyim.

Nasıl olmaya çalışıyorsunuz? 

Şikayetim yok. Dünya insanın üzerine öyle ya da böyle çullanıyor. Öyle ya da böyle Allah (cc) bizi bazı sebeplere memur ediyor. Bu sebepler bazı sonuçları doğuruyor. O sonuçlar her anlamda bizi dönüştürüyor. Dünya dönüyor. Daha iyi bir Müslüman olmak temel meselem. Diğer her şey bazen bize dokunup bazen bizi sürükleyip bazen de bize hiç temas etmeden akıp gidiyor.

Şu sıralar nelerle meşgulsünüz? 

Ben ticaretle meşgulüm 20 yaşımdan beri. Uzun bir ara vermiştim yazı işlerine. Bir kaç dostumun teşvikiyle yeniden başladım. Daha önce yine Dünya Bizim’de yayınlanan röportajda söylediğim gibi şair, yazar ya da tüccar olmak bir nasip meselesi; fakat ahlaklı olmak bir tercih meselesi. Ahlak ve maneviyatımı korumak ve kızımın zihninde bu anlayışı filizlendirmek asıl meşguliyetim. Dostlarımı arıyor, onlarla sohbet ediyorum. Büyüklerime hizmet etmek için çabalıyorum. Etrafımda olup biteni mümkün olduğunca dikkatle takip etmeye çalışıyorum.

“Gavurca-Türkçe Sözlük” fikri nasıl çıktı? 

Bir Afrika gezisine gitmeden önce dostlarımın ve ailemin kafalarında bir Afrika resmi olduğunu fark ettim. Hepsi beni Afrika’nın tehlikelerine karşı uyarma yarışına girmişlerdi. Hiç gitmedikleri, hiç görmedikleri bir yer hakkında zihinlerine çizilen bu imajın nasıl oluşmuş olabileceğini düşünürken oluştu Gavurca Türkçe Sözlük fikri. Kavramlarla bize saldıran, zihnimizde şehirler, insanlar inşa eden organize bir güç var. Bu saldırıya karşı mütevazı bir karşı duruş çabası benimkisi. İlk olarak Hakan Albayrak yönetimindeki Diriliş Postası gazetesinde yayınlandı Gavurca Türkçe Sözlük. Sonra Müstakil Gazete’de. Şimdi de kitap oldu.

Gavurca nedir? Gavurcayı kimler konuşur?

Gâvur kelimesini kullandığım için hâlâ yoğun bir şekilde eleştiriliyorum. Gâvur kelimesi “gayri müslim” demek en basit anlamda. Kelimeyi bu anlamında kullanmaktan da çekinmem ancak ben ‘gâvur’u “organize kötülük sahibi” anlamında kullanıyorum. Gâvurluk, ruhunda kötülük olan ve bu kötülüğün kölesi olmuş insanlar için uygun gördüğüm kelime. 40 yıldır ekmek yediği vatanına ihanet eden bir terör örgütü mensubu, ne kadar ben müslümanım dese de bence bulunduğu durumu en iyi izah eden kelime “gâvurluktur” mesela. Gâvurca da “kötülüğün dili”, “kötülüğün lisanı”. Daha uygun bir kelime bulamazdım. 

Türkçe nedir? Türkçeyi kimler konuşur?

Gâvurca, kötülüğün dili. Ana mesnet orası. Karşısında da iyiliğin dili var. Bir insanın suratına uyurken bir kova su boşaltırsınız ya, Türkçe işte o su. Türkçe konuştuğum ve yazdığım için Türkçe. İyiliğin dili. Ayık olmanın dili.

Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. Etimolojiye ne kadar ilgili olsam da yazdığım şeyin sadece adı sözlük. Esas derdim, uyandırma çabasıdır. “Kötüler kavramlarla bize saldırıyorlar, aman dikkatli olun” çağrısıdır, benim yapmaya çalıştığım. Yoksa kitabın ismi üzerinden bir metafor oluşturup ukalalık yapmak istemem. Derdim belli.

Bu zihin durumunu özümsemiş ve kendini gâvurun kavram saldırısına karşı korumayı başarmış birinin, kitapta bahsettiğim kelimeleri kullanmasında da bir sorun yok. Bu bir elfaz-ı küfür derlemesi değil. “Barış” gâvurcadır diyorum mesela. Diyorum ama hangi şartta? Kim söylediğinde? Nasıl söylendiğinde? Bunu anlatıyorum. Yoksa kelimelere düşmanlığım yok. Kelime şekildir. Ben kelimenin arkasına saklanan sinsiliğe savaş açtım. Kelimeye değil.

Kitabı okurken, kullandığımız kelimelerin ve kavramların düşünme mantığımızı epey bir etkilediğini gördüm. Sizce kelimelerin-kavramların hayatımızdaki yeri nedir?

Rasim Özdenören’in enfes bir kitabı var. “Müslümanca Düşünme Üzerine Denemeler” diye. Esas olan düşünmedir yani. Kelime çoğu zaman o düşünmenin basit bir çıktısıdır sadece. Bir şair bir mısra ile onu okuyan herkese başka bir şey söyler. Kelime, ardında onlarca hikâyeyi barındırır.

Bir örnek vereyim. “Dünya vatandaşlığı” diye bir kavram var. Bu kavramı benimsemiş bir genç, köklerini inkâra meyillidir. Birazcık daha kazın arkasını, o kavramın arkasından “annesini babasını beğenmeme” çıkar. Biraz daha kazın. “Gönüllü köleliğe teşnelik” çıkar. Biraz daha kazın, “vatansızlık” çıkar. Masum gibi görünen iki kelime bir araya gelip zihinlerden kalbe inerse, insana neler yapar neler.

Çocuğumuza evden çıkarken nasıl “aman evladım dikkat et, hırlısı var hırsızı var; arabalara dikkat et, kötü arkadaşlar edinme” diye nasihat ediyorsak, aynı şekilde “aman evladım, sana uzatılan her kavrama bağlanma, şuurunu kaybetme, kim olduğunu unutma” diye de nasihat etmeliyiz. Elbette ki bu bir atmosfer meselesidir. Bin yıldır bu topraklarda gavurun kendisiyle savaşıldığı kadar kavramlarıyla da savaşılmaktadır. Ve bu savaş bitmeyecek. 

Sözlük'ü genişletme, yeni bir kitap ya da başka proje var mı? 

Evet, nasipse genişleterek yeni baskılar yapmayı düşünüyoruz. Şu an üçüncü baskıyı genişletmeden yaptık. Ancak eklemeler yaparak genişletmeyi düşünüyoruz sözlüğü, nasip olursa.

Son sözünüzü veyahut mesajınızı alabilir miyiz?

Önceki soruyla bağlantılı bir cevapla bitireyim. Tüm kalbimle söylüyorum ki “Gavurca-Türkçe Sözlük”ü benim yazmış olmamın hiçbir önemi yok. Edebi değeriyle de ilgilenmiyorum. Binlerce bu türden kavram arasında 20-25 tanesinin kitaplaşmış olması da belki devede kulak mesabesindedir. Üstelik kitapta bahsettiğim kavramların kendileriyle de çok derdim yok. Şuurumuzu kaybetmeyelim. Köklerimizi unutmayalım. Bu dünyanın imtihan dünyası olduğunu bir an olsun aklımızdan çıkarmayalım. Gireceğimiz hiçbir savaş bizi aslımızdan koparamamalı. Özümüzü yok edememeli. Ne kadar vahşi bir saldırıya maruz kalırsak kalalım, biz işimize bakalım. Cengaverce mücadele edelim. Ama asla düşmanlarımıza benzemeyelim. Biz savaşırken bile delikanlı adamlarız. Bunu unutmayalım. Asıl meselemiz budur.

Ertuğrul Fındık, Gavurca Türkçe Sözlük, Öncü Kitap Yayınları.

Röportaj: Yusuf Tunçbilek

Güncelleme Tarihi: 30 Eylül 2020, 17:10
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26