Erhan İdiz: “Bizim en değerlimiz zamandır. Bize verilen bir hediyeyi heba etmek, büyük bir hata aslında.”

Sosyal medyada 300.000’den fazla takipçisi olan “Etimoloji” hesabının yöneticisi Erhan İdiz ile Emre Orhan Gökalp söyleşti.

Erhan İdiz: “Bizim en değerlimiz zamandır. Bize verilen bir hediyeyi heba etmek, büyük bir hata aslında.”

Bize biraz kendinizden, hikâyenizden, yolculuğunuzdan bahsedebilir misiniz?

Merhaba, ben Erhan İdiz. Türkçe öğretmenliği bölümünden mezunum. Ayrıca Sosyoloji bölümünde yüksek lisans yapıp Afgan göçü üzerine çalıştım. Uzun yıllar medyada görev aldım. Çocukluğumda gazete dağıtıcılığıyla başlayan bu süreç, üniversite yıllarıma kadar muhabirlikle devam etti. Şimdi ise insanî yardım derneklerinde çalışıyorum. İşim, medyaya ve yazmaya yakın şeyler olduğundan kelimelere her zaman ilgi duydum, fakat etimolojiye ilgim maalesef biraz geç oldu. Etimolojiyle -Türkçe öğretmenliği mezunu olmama rağmen- üniversiteden ziyade sosyal medyada tanıştım. Önce böyle sayfaları takip ederken, sonra sayfa açıp bu konuda gelişerek devam etti bu süreç.

Yazma ve okurluk maceranız nasıl başladı? Bir hikâyesi var mı? Yazarlık hayali olan biri miydiniz?

Aslında yazarlık gibi bir hayalim olmadı, nedense hep uzaktı bu düşünce bana. Yıllarca haber yazmama rağmen bir gün kitap yazacağım hiç aklıma gelmezdi. Hatta ilk defa bir şeyler yazıp çizmeye başladığım zaman artık bir kitap çıkarırsın dediklerinde çok garipsemiştim bu söylenenleri. Bana göre kitap yazmak çok ciddi bir işti; çünkü yazmak, sadece bir şeyler yazmak veya karalamak değildi bence. O yüzden böyle bir hayal hiç kurmamıştım, ama süreç beni bu noktaya getirdi. İyi bir okur olduğumu da söyleyemem, çünkü küçüklükten başlayıp daha çok gazete okudum. Edebiyattan ve klasik diyebileceğimiz kitaplardan bu yüzden de uzak kaldım. Gazete genel kültürümün artmasına ve gelişmesine çok faydası dokundu. Güncel olayları okumak daha çok hoşuma gidiyordu, çünkü hayata dair güncel bilgiler ediniyordum. Bu da edebiyattan biraz uzak kalmama neden oldu.

Sözün Başladığı Yeradlı kitabınızı oluşturmanızdaki temel dinamiğiniz neydi? Bununla birlikte Profil Kitap ile buluşma hikâyenizden bahseder misiniz?

Bu kitap, akademik bir çalışma değil, zaten böyle bir iddiam da hiç olmadı. Zaten bunu kitabımda da belirttim. Ben, kelimelerin akademik yönüyle derinlemesine ilgilenmiyorum. Sadece anlamını, kökenini ilginç bulduğum kelimeleri paylaşıyorum insanlarla. Bu paylaşımları bir kitap hâline getirmemdeki amacım, özellikle lise ve üniversitedeki gençlerin dikkatini dile, Türkçeye çekmekti. Çünkü ben, bir muhabir olmama rağmen kelimelerin bu kadar önemli olduğunu ve derin anlamlar barındıklarını bu zamana kadar hiç düşünmemiştim. Zaten günlük hayatta hiçbir şeyin üzerine derinlemesine düşünmüyoruz. Kelimelerin önemini edebiyatla içli dışlı olduktan sonra fark ettim. Bunun aslında gençlere daha erken yaşta ulaşmasını istediğim için çalışmalarımı kitaba dönüştürdüm. Profil Kitap’la tanışma hikâyemiz aslında farklı şekilde oldu. Onlar benim seyahatlerimle ilgileniyorlardı. Yurt dışı seyahatlerimdeki tecrübelerimi dergilerde yazıyordum. Onlar bu vesileyle benimle görüşmek istedi. Ben de onlara etimolojiyle alakalı düşüncelerimden, planlarımdan bahsettim. Böylelikle bu kitap ortaya çıktı.

“Sosyal medyada 300.000’den fazla takipçimiz var. Türkiye’de bu kadar kişinin etimolojiyle ilgilenmesi, böyle bir hesabı takip etmesi bence büyük bir başarıdır. Çünkü herkesin ilgilenebileceği bir alan değil bu.”

“Etimoloji” sosyal medya sayfalarınız insanlar tarafından merak ve beğeniyle takip ediliyor. Peki, bu fikir nasıl ortaya çıktı ve nasıl hayata geçirdiniz? Bu süreçte karşılaştığınız zorluklar, kolaylıklar nelerdi? İnsanlardan nasıl tepkiler aldınız?

Zaten kendim için yaptığım bir şeydi kelimeleri araştırmak, nereden geldiklerine bakmak. Araştırıp buluğum kelimelerden kendime dair notlar alıyor, ama paylaşım yapmıyordum. Sonrasında bu notlarımı paylaşmaya karar verdim. Madem bu kadar araştırıyorum, bir yerlerde yazıyorum, kâğıtlara notlar alıyorum o zaman bu bilgilerden başkalarının da faydalanması gerektiğini düşündüm. Etimoloji’nin çıkış noktası işte bu oldu. Sadece bilgiyi paylaşmanın insanların dikkatini çok çekmeyeceğini düşündüğüm için bunu fotoğrafla zenginleştirip daha fazla kişiye ulaşmak istedim, nitekim öyle de oldu. Sosyal medyada, toplamda 300.000’den fazla takipçimiz var. Türkiye’de bu kadar kişinin etimolojiyle ilgilenmesi, böyle bir hesabı takip etmesi bence büyük bir başarıdır. Çünkü herkesin ilgilenebileceği bir alan değil bu. Dikkat çekici bir şekilde yaptığımız paylaşımlar sayesinde belki de bu kadar iyi bir kitle yakaladı. Genellikle çok olumlu yorumlar, tepkiler alıyoruz. Ben yurt dışına çıkıp oralarda olup bitenleri, görüp yaşadıklarımı, insanî dramları kendi sayfamdan paylaşmama rağmen etimoloji sayfasında olduğu gibi çok fazla olumlu tepki almıyorum. Ama etimoloji sayfasında insanlar o kadar güzel mesajlar gönderiyor ki bu da benim şevkimi artırıyor.

“Oysa bizim en değerlimiz zamandır. Bize verilen bir hediyeyi bu şekilde heba etmek, büyük bir hata aslında.”

Günümüz insanının etimolojiye bakış açısı nasıl? Etimoloji ile insan ilişkileri nasıl olmalı?

Birçok soru için geçerli bu aslında. Halkın geneli hiçbir zaman bilimin veya sanatın bir koluyla tamamen ilgilenmezler, çoğu zaman alıcıdırlar. Şu anda “Etimoloji” sayfasının toplamda 300.000’den fazla takipçisinin olması, buradaki herkesin etimoloji ile ilgilendiği anlamına gelmiyor. Oradaki şiirleri, sözleri, vesaireyi seviyorlar. Bu durum sinema için de geçerlidir. Burada tüketici bir kitle var, tüketiyorlar diğer her şey gibi.

Bildiğimiz kadarıyla geçmişte hem Antik Yunan geleneğinde hem de Araplarda etimolojiye büyük bir ilgi vardı. Çünkü kelimelerin ilk anlamına girerek insana ve hayata dair bazı şeyleri çözebileceklerine inanıyorlardı. Bu nedenle daha fazla ilgi duyuluyordu tabi. Bunun bir ölçütü yok ama şimdi biraz daha kıyıda köşede gibi. Bu işi hakkıyla yapan insanlar var, akademide de bir karşılığı var. Ancak insanların %90’ı bununla ilgilenmiyor. İlgilenmeli mi, buna tam olarak cevap da veremem. Ancak bu durumun şöyle bir avantajı var; kelimeyi bilmek, bize birçok konuda fayda sağlıyor. Günlük hayatta gelişi güzel çok kelime kullanıyoruz; çoğu kelimeyi, onun aslını bilmek, bizde yeni bir pencere açabiliyor. Mesela, önceden “eğlenmek” sözcüğünü paylaştım. “Eğlenmek” kelimesi meğerse “vakit öldürmek, vakti boşa geçirmeye çalışmak” anlamlarına geliyormuş. Oysa bizim en değerlimiz zamandır. Bize verilen bir hediyeyi bu şekilde heba etmek, büyük bir hata aslında. Tabi mutluluktan bahsetmiyorum “mutlu olmak” ayrı  “eğlenmek” ayrıymış. Bütün bunları etimoloji sayesinde öğreniyorsunuz. Size böyle bir pencere açtığında bunun üzerine oturup düşünüyorsunuz. Hakikaten “eğlenmek” neymiş, “mutlu olmak” neymiş diye.

Yazarlık kimliğinizin yanında nasıl bir okursunuz? Yazmak ve okumak arasındaki münasebet size göre nedir?

Aslında kendimi edebî bir yazar olarak görmüyorum. Bu zamana kadar sadece haber yazıları yazdım, bu konuda başarılı olduğumu da düşünüyorum. Fakat bu iş, maalesef, edebî yönümü geliştirmeme katkıda bulunmadı. Bunun nedeni de habercilikte belli başlı kalıpların var olması, benim de o kalıpların dışına çıkamamamdı. Ben ise bu kalıpları yıkmak için çok uğraştım, mücadele ettim hâlâ da mücadele ediyorum. Çünkü kalıplar, yani habercilik üslubu, ister istemez oturmuş bende maalesef. Edebî okumalarda da son beş altı yıldır iyi bir okurum diyebilirim. Önceden daha çok haber, köşe yazısı ve gazete okurdum, şimdi ise işimin gereği ve merakımdan… Tabii bu okuma, ne derecede edebî bir okumaydı bunu da göz önünde bulundurmak gerek. Anlayacağınız sadece gazete okumak iyi bir okur olmama katkı sağlamadı, sadece güncele dair bilgilenmeme katkıda bulundu.

Bildiğimiz kadarıyla seyahat etmeyi, gittiğiniz yerlerdeki insanlarla yakın bir diyalog kurmayı seviyorsunuz. Bu seyahatlerde sizi en çok etkileyen şeyler ne olmuştu? Seyahat ettiğiniz yerleri, oradaki insanların hayat hikâyelerini anlatan bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz?

Beni en çok etkileyen Arakan’da şahit olduğum o dram, o yokluk, o çaresizlik olmuştu. “Yok” kelimesinin manasını orada daha iyi anlamıştım. Mesela, “çadır” dediğinizde aklımıza bir yere kurulup içinde barınılan bir şey aklımıza gelir. Ama orada çadırdan kasıt, sıradan uzunca bir naylon… İşte burada gördüklerim, bana bildiğim bütün kelimeleri tekrar sorgulattı. Bendeki, bizdeki anlamından farklı olarak kelimeler; burada yaşayan insanlarda bambaşka çağrışımlar yapıyordu.

Evet, gittiğim yerlerde şahit olduğum her şeyi yazıyorum. İlk gittiğim zamanlar gördüklerimi, yaşadıklarımı kısacası buralardaki deneyimlerimi bir muhabir gözüyle yazmaya çalışıyordum, ama artık daha bir edebî gözle bakıp bu şekilde yazıyorum. Bu yazılarımın kısa bir süre sonra Profil Kitap’ta bir seyahatnameye dönüşeceğini umuyorum. Yani böyle bir çalışmamız var.

Söyleşi: Emre Orhan Gökalp

Yayın Tarihi: 10 Kasım 2021 Çarşamba 12:00
banner25
YORUM EKLE

banner26