banner17

Editörlük hala yerleşmedi!

Karabaşoğlu'na TYB İstanbul'da vereceği Editörlük kursu ve editörlük ile ilgili sorular sorduk.

Editörlük hala yerleşmedi!

TYB İstanbul şubesinde çarşamba günü editörlük kursu başlıyor. Biz de kursun hocası Metin Karabaşoğlu'na neyin nesidir bu kurs, editörlük nedir, ne işe yarar deyü sorduk.

Metin Karabaşoğlu’nun ulusal ölçekli yayınlarda ilk yazıları yayınlandığında lise öğrencisiymiş Hayatını yayın dünyasında sürdürmek adına üniversite tercihlerinde İstanbul’u seçer. İstanbul’a geldiğinde de önce Cağaloğlu’nu ziyaret etmiş sonra İÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kaydını yaptırmış.

Metin KarabaşoğluÖğrencilik yılları boyunca bir yandan Köprü dergisi’nde ve Yeni Asya Araştırma Merkezi’nde çalıştı. 1995 Ocak'ından 1989 yılı sonlarına kadar bu derginin kapak yazılarını hazırladı ve Eylül 1986’dan itibaren fiilen derginin editörlüğünü yürüttü. 1992 yılında yayın hayatına başlayan Karakalem Yayınları’nın 2007 yılından beri de Karakalem dergisinin editörlüğünü yürütmekte olan Metin Karabaşoğlu, kuruluşunu takip eden beş yıl boyunca İz Yayıncılık’ta editör olarak görevde bulunduğu gibi, İnsan, İz, Karakalem, Zafer Yayınları ile Zafer dergisinde de editör olarak görev yaptı. Adı geçen dergi ve gazetelerde editör olarak görev aldığı dönem boyunca, onu aşkın ismin, ilk yazılarını veya ilk kitaplarını yayınlayarak yayın hayatına kazandırdı. Karabaşoğlu, Karakalem’de sürdürdüğü editörlük görevinin yanısıra yirmiüç kitabın yazarı ve iki kitabın mütercimidir ve halen Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nin koordinatörlüğünü de yürütmektedir.

Tarık Erbaş arkadaşımız Karabaşoğlu'na TYB İstanbul'da vereceği Editörlük kursu ve editörlük ile ilgili sorular sordu.

 

Editörler normalde neler yaparlar? 

Bir avukatın, doktorun, mühendisin veya gazetecinin ‘normalde ne yaptığı’ pekâlâ bilinirken editörlerin normalde ne yaptığının bir soru konusu olması, Türkiye’de editörlüğün bir kurum ve bir meslek olarak henüz yerleşmemiş olduğunun bir göstergesidir kanaatimce.

İster kitap veya dergi gibi yazılı, ister radyo ve televizyon yayıncılığı gibi görsel-işitsel alanda olsun, editör, yayıncılığın merkezindeki kişiyi temsil ediyor esasında. Futbolun diliyle misallendirecek olursak, bir açıdan yayıncı-yazar-okuyucu veya yayıncı-programcı-izleyici arasındaki ilişkileri düzenleyen bir hakem niteliğinde; bir diğer açıdan bakarsak, yazarı seçen, yönlendiren, yetiştiren bir teknik direktör niteliğinde. Bu bağlamda, editörü, bir dergiye henüz ilk yazısını göndermiş gençleri yeteneklerine göre keşfedip yönlendiren biri olarak görebildiğimiz gibi; zaten temayüz etmiş bir yazarı, daha önce yazmadığı ama pekâlâ yazabileceği bir alana yönlendiren biri olarak da görebiliyoruz. Yahut, henüz yazarı dahi böyle bir kitabı hayal etmezken bir kitabın rüyasını gören, kurgulayan, uygun bir ismi bu kitabı yazabileceği konusunda ikna eden, cesaretlendiren biri olarak. Veyahut, birkaç yayınevinden geçmiş, yayınlanmaya değer bulunmamış bir dosyaya el atıp, göz ucuyla bakıldığında red damgası yemiş bir dosyadan yeni bir yazar veya klasikleşmeye aday bir kitap çıkarmış biri olarak. Bunlar, belki editörlerin ‘normalde ne yaptığı’na dair uç örnekler; ama bilhassa editörlük kurumunun yerleşmiş olduğu Batı dünyasında öne çıkmış yazarların ve kitapların arkasında böylesi bir editörlük hikâyesine sıklıkla rastlanır.

Bu uç örneklerin ortasında ise, editörü, aktarmak istediği bir meramı olan yazarın bu meramını en güzel şekilde okuyucuya aktarmasını; aynı şekilde, anlamak istediği bir konu olan okuyucunun bunu en güzel şekilde başarabilmesini sağlamak üzere, yazar ile okuyucu arasında bir köprü ve bir yardımcı olarak görürüz.

Metin Karabaşoğlu, Kuran Okumaları

Türkiye’de editörlük nasıl anlaşılıyor? 

Sorunuza soruyla cevap vereyim önce: Türkiye’de editörlük anlaşılıyor mu?

Hayır, Türkiye’de editörlük anlaşılmıyor. O yüzden, birçok yayınevi ‘editör’ diye bir kişinin varlığını yayıncılık faaliyeti içerisinde bir fazlalık olarak görüyor; yayıncıların  ‘ne var bunda, bunu ben de yaparım’ duygusuyla sıklıkla hemhal olabildiklerini görüyoruz. Beri tarafta, henüz ciddi bir yazı ve hatta okuma tecrübesi yaşamamış birçok yeniyetmenin Türkiye’de editörlüğün bir kurum ve bir meslek olarak henüz yerleşmemişliğinden istifade ile kendilerini çok kolay şekilde ‘editör’ olarak tarif edebildiğini de görüyoruz. Kalb kırmamak için peşinen söyleyeyim: Yolun başında kendisini ‘editör adayı’ veya ‘editör yardımcısı’ gibi bir tanımla yola koyulan gençlere sevgimin ötesinde saygım da var, onlar müsterih olsunlar.

Metin KarabaşoğluVe işin aslı: Türkiye’de editörlük, ‘musahhihlik’ olarak anlaşılıyor. Tashih, genel anlamda editörlüğün kapsama alanında yer alıyor, doğru. İstidatlı bir kişi usta editörlüğe doğru ilerleyecek olan yolculuğunun başında ‘tashih’le meşgul oluyor, bu da doğru. Birçok usta editör, hâlâ daha tashihle iştigalden kendisini alamıyor, bu da doğru. Ama ‘tashih,’ editörlüğün kapsama alanındaki işlerin yalnızca bir parçası.

Tashihte, zaten ete kemiğe bürünmüş bir metnin üzerinde imla kaideleri mucibince kelime temelinde düzeltmeler yaparsınız. Ama editör bir kitapla ilgilenmeye başladığında, kimi durumlarda, henüz o kitabın kendisi yoktur, adı bile yoktur, yazarı bile belli değildir; sadece editörün dünyasında ‘yazılması gerekli’ kaydı düşülmüş bir düşten ibarettir. Aynı şekilde, editör, dosya halinde gelmiş bir metni, ‘tashih’in ötesinde belki tamamı yeniden yazılmak, belki bazı bölümleri hepten çıkarılmak, bazı bölümler eklenmek üzere ayrıntısıyla değerlendiren; yeri geldiğinde yazıdaki bilgilerin doğruluğunu test ederek yazarı test eden ve yönlendiren; bir yandan kitabın içi ve içeriğiyle meşgul olurken, öte yandan bu içerikteki bir kitap için en uygun ismi, kapak tasarımını, arka kapak yazısını, kitap için ajanslara ve gazetelere iletilecek tanıtım metninin içeriğini düşünmekle meşgul olan kişidir. Ayrıca, yazar ile yayıncı arasındaki ilişkilerde yeri geldiğinde bir hakem, yeri geldiğinde bir paratoner olan; yahut yazarın kitabın yazım veya yeniden yazım aşamasında yaşadığı tıkanmalar karşısında ona destek olan, çözüm üreten, onun cesaretini ve ümidini yenileyen kişi...

Bu bakımdan, ‘tashih’ meselesi son tahlilde editörlüğün kapsama alanı içinde olmakla, musahhih de editörün yayınevi veya yazar veya kitap için belirlediği çerçevede iş görüyor olmakla birlikte, ‘editör’ü ‘musahhih’ gibi algılamak, Türkiye’de özellikle bizim camiada yayıncılığın çoktan gelmiş olması gereken yere henüz gelememiş olmasının en önemli sebepleri arasındadır. 

 

Metin KarabaşoğluEditörlük kurumunu iyi oturtmuş yayınevi dediğimizde hangileri aklınıza gelir?

Böyle bir soruyla karşı karşıya kaldığımda zihnimde beliren ilk iki isim İletişim ve Metis oluyor. ‘Bizim camiamız’ diye ifade ettiğimizde yayınevlerinden birini de zikredebiliyor olmayı dilerdim. Ama bizim camiamızda yayınevlerinin daha henüz kurumsallaşma aşamasında olduklarını, dolayısıyla da editörlük kurumunun henüz oturmamış olduğunu düşünüyorum. Timaş’ın bu noktada diğer yayınevlerinden birkaç adım önde olduğunu söyleyebilirim. 

 Siz kursta neler göstereceksiniz?

Genel anlamda editörlüğün tanımına, gereklerine, bir editörün geliştirmesi gereken niteliklere dair giriş mahiyetinde derslerden sonra, sırasıyla kitap, dergi, çeviri ve website editörlüğüyle ilgili özelleşmiş dersler yer alacak. Kursun son kısmında ise ‘yazar’ veya ‘konu’ odaklı editörlükle ilgili hususlar; ve editörlükte sorun çözme yolları ve teknikleri ele alınacak. Bütün bu kurs sürecinde örnek metinler ve malzemeler üzerinden, konu uygulamalı bir şekilde anlatılacak, bazı haftalarda anlatılan hususları katılımcıların doğrudan uygulamaları için ödevlerimiz de olacak. Televizyon, radyo ve gazete editörlüğü ise, bizim kursumuzun kapsama alanı dışında kalıyor. 

Kimlerin işine yarar bu kurslar?

Kursun en ziyade yararı, zaten bir yayınevinde, dergide veya internet sitesinde editöryal bir görev üstlenmiş olanlar için sağlayacağını düşünüyoruz. Ama onların yanısıra, editörlüğe ilgi duyan, ondan da öte hayatının ilerleyen dönemlerinde editör olarak yayıncılığın içinde yer almak isteyenleri de editörlüğe zihnen ve fiilen hazırlanma imkânı sağlayacak. 

Vereceğiniz kursun vakti, zamanı nedir? 

Kursumuz bu hafta içinde, 4 Kasım Çarşamba günü başlıyor. Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi’nde, her Çarşamba saat 18:00-20:00 arasında gerçekleşecek ve yaklaşık 5 ay sürecek.

Tarık Erbaş konuştu

Güncelleme Tarihi: 07 Kasım 2009, 08:42
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Mehmet Necip
Mehmet Necip - 9 yıl Önce

Kurs ücretli midir acep?

Mustafa UĞURLU
Mustafa UĞURLU - 9 yıl Önce

Evet güzel bir soru sorulmuş. İnşallah bir şekilde cevabı verilir. Çünkü bu tarz organizasyonlarda bazen kişiler bu gönül için herhalde deyip kursa katılım sağlamak istiyor ancak ücretli olduğunu duyunca büyük hayal kırıklığına uğruyor, bazen de kurs ücretli olmamasına rağmen bilgilendirilme yapılmadığı için imkanı olmayan kişiler nasıl olsa ücretlidir diye hiçbir girişimde bulunmuyor.Ancak söyle bir durum da var bu kursların cüzi miktarda olsa da ücretli olması şart. Yoksa iş ciddiye alınmıyor.

ahmet telli
ahmet telli - 9 yıl Önce

Metin Karabaşoğlu,ömrü boyu hiç bir şey yazmasa bile sırf yukarda resimleri görülen Kur'an okumaları serisini yazmış olması yeter.Ama maalesef Türkiye'de bazı insanların değerinin anlaşılabilmesi için ahirete intikal etmeleri gerekiyor.Hayatında kur'anla yüzyüze gelmemiş entellerin bize verebileceği hiç bir şey yok.Ah bir görebilsek...

banner19

banner13

banner20