Editör işi kimseye kaptırmamalı!

Edebi Müdahale ve Başkalarının Hayatı dergilerinin editörü Salim Nacar ile şair-editör ilişkisini ve editörlük kurumunu konuştuk..

Editör işi kimseye kaptırmamalı!


Editöryal sorumluluktan ne anlıyorsunuz?

Aslında editör kelimesi büyük dergilere daha çok yakışıyor. Ya da en azından ben bu sorumluluğu üzerime almamak için bunun böyle olduğunu düşünüyorum. “Başkalarının Hayatı” dergisi benim ve birkaç arkadaşımın çabalarıyla çıkan bir dergi. Dağıtımını, tanıtımını bir şekilde ben üstleniyorum. Bu zaten talep ettiğim bir şeydi ve bunu sorumluluk olarak görmüyorum. Sorumluluk olarak gördüğüm anda bu iş biter zaten. Bizim gibi dergilerde “editör” olmaz, dergiyi çıkaran adamlar olur. Bu dergiyi çıkarmam benim vazifemdir duygusu başladığı zaman da “editör” olma süreci başlamıştır.

Editör dergi için bir zırhtır aslında. Dergiyi dışarıya karşı korur. Bu yüzden bu işe başlarken kendimiz dışında hiçbir gücümüz yoktu. Reklam almıyoruz, ünlü yazar ve şairlerden, şiir ve yazı istememeye çalışıyoruz. Bu durum bizi rahatlatan bir durum. Yani kendimiz yazıp, çiziyoruz. İnsanlar bundan bir şey çıkacağını düşünürlerse ulaşıyorlar dergiye. Dediğim gibi editör merkezli bir dergi değiliz.

Yazarına danışmadan editöryal müdahalenin doğru olup olmadığı konusunda düşünceleriniz nelerdir?

Ben bu müdahaleyi olmaması gerektiği şekilde doğru bulurum. Çok iyi şiir yazdığım söylenemez ama iyi şiirden anladığımı biliyorum. O yüzden bazen gelen şiirlerde bazı değişiklikler yapmak durumunda kalıyorum. Çünkü şiir çok iyi oluyor mesela ama bir cümle, bir kelime ya da imâ bütün canlılığı, güzelliği bozuyor. İster istemez şiirin yapısına zarar vermeden çizmek gerekiyor üstünü. Tabii yazarından helallik dilemeden yapılacak bir şey değil bu. Biz de o helalliği alıyoruz nitekim. Burada söylemeden geçmeyeyim, bir tek kardeşim Talip Nacar’ın şiirlerini ona sormadan düzeltiyorum. O da uyanmış bu duruma. Seni ifşa edeceğim deyip duruyor. Yani duyarsanız şaşırmayın. Sonuçta bu dergiye biz kendi ürünlerimizi koyuyoruz. Dergide ürünleri yayımlanan arkadaşlar da zaten çoğunluk yayın kurulundaki arkadaşlar. O yüzden dergiyi bir bütün halinde oluştururken aksayan yerleri tespit ettiğimizde değiştirmekte bir sakınca görmüyoruz. Bu doğru bir şey midir, orası tartışılır tabii?

Bir yazarın veya şairin ürünü size ulaştığında eser sahibinin ismine mi bakarsınız, eserin niteliğine mi?

Genelde ilk şiirlerin yayımlandığı bir dergi oldu Başkalarının Hayatı. Bu önemsediğimiz bir durum. Aynı isimlerle, edebiyat ortamında aynı şeyleri sürekli tekrarlamanın bir faydası yok. Şu anda beşinci sayımız çıkmış durumda. ilk sayıdan beri dergide şiiri çıkan  ve dergiye sonraki sayılarda katılan arkadaşlarla çok sık konuştuk, fikir alışverişi yaptık. Ne yazmışsak birbirimize gönderdik, birbirimizin fikrini aldık. O yüzden artık oluşturmakta esas sıkıntısını çektiğimiz çekirdek kadromuz oluşmuş durumda. Bir derginin de ben bunun için çıktığını düşünüyorum. Bazı insanlar bir yerde bir şeyler yaparlar  ve bunların sürekli takipçisi olmak isteyen insanlar vardır. Takipçileri olmasa bile bu isimler birbirini bilmek isterler. Bir dergi çıkarmanın temel felsefesi budur bence.

Eser sahibinin ismine hiç bakmam desem yalan söylemiş olurum. Ancak şu ana kadar eseri kötü olup da bir isim sahibi olduğu için yayınladığımız bir metin olmadı. Olmayacak da inşallah. Gönderilen eserler hakkında düşüncelerimizi doğrudan söyleyebiliyoruz eser sahibine. Hatta bazen sayfalar dolusu eleştiri yazılmış oluyor. Zahmet edip gönderilmiş bir şey ne kadar kötü olabilir ki! Bunun farkına varınca, kırmadan söylenebiliyor her şey. Zamanında Hakan Arslanbenzer gönderdiğim bir şiir hakkında bir sayfa yazı göndermişti bana. Şiirim yayınlanmadı ama şimdi diyorum ki o bir sayfa benim şiir serüvenim için şiirimin yayımlanmasından daha önemli bir şeydi. Orda şiirimin kendi kriterlerine uymadığı için yayımlanmadığını söylüyordu. Kriter, bu konuda kilit kelime galiba. Kimse beğenmediği bir şeyi yayımlamak zorunda değildir. beğenilerimizin başkalarından ayrı olduğunu bilmesek dergi çıkarmazdık zaten. Karayazı’dan Ersun Çıplak ile Cuma Duymaz dergicilikte kriterin ne olması konusunda zihin açıcı olmuşlardır benim için. Karayazı’daki şiirlerin iyiliği-kötülüğü değil, bu şiirlerin bir araya gelmesinden doğan bütünlük bir çok dergide göremediğimiz ama esasında bir derginin en önemli meselesi olması gereken bir şey değil mi? Sahibi kim olursa olsun aslolan eserdir. Çok klişe oldu ama bu böyledir.

Özellikle genç şair ve yazarların ürünleri geri çevrildiğinde ne tür tepkilerle karşılaşıyorsunuz, bu durum karşısında sağlıklı editör tavrı nasıl olmalıdır?

Hayalkırıklığının binbir çeşidi var. Bir yere çok güvendiğiniz bir şiirinizi gönderiyorsunuz. Red cevabı geliyor ve hatta bazen bu bile olmuyor. Sonra dergi çıkıyor, bir de bakmışsınız ki, dergideki bütün şiirler sizin şiirinizden kötü. Bunu bilebiliyorsunuz. Ama isim sahibi isimler hepsi. Kibre düşmeyelim ama insan yazdığı şeyin mahiyeti hakkında ya da geleneği hakkında biraz fikir sahibi olmalıdır. Hepimiz bir şekilde şiir denen şeyin peşine düşmüşken önümüzde II. Yeni gibi bir şey bulduk. Yani II. Yeninin tezgahından geçmeden şiir adına bir şeyler yazabilmenin artık imkanı yoktur. Onlar gibi yazmaktan değil, onlardan haberdar olmaktan bahsediyorum. İsmet Özel’i, Sezai Karakoç’u ve diğerlerini... Liste belirli zaten. Dergiye şiir gönderen arkadaşlara önce şiir konusunda ne kadar ciddi olduklarını soruyorum. Yani bu işte devam edecek misin, Yoksa bir an duygulandın da mı yazdın bunları gibisinden... İstikrar önemli çünkü. Bu arkadaş benim dergimle çıkıp batacaksa, bir gelişme göstermeyecekse onun şiirini yayımlamamayı daha uygun bulurum. Bir de esas sıkıntı dergiyi görmeden, eline almadan şiir yazı gönderenler konusu. Bunun düpedüz ahlaksızlık olduğuna inanıyorum. Sen dergiyi görmemişsin, eline alıp bir kez okumamşsın, nasıl şiirinin yayımlaması için bu dergiye güvenebilirsin. Yazdığın şey bu kadar mı değersiz senin gözünde?

Ben istikrarlı bir şekilde şiir gönderen arkadaşlara daha farklı davranmak zorunda hissediyorum kendimi. Bir şiir geri çevrildiğinde küsüp giden arkadaşlarla işimiz olmuyor. Böyle bir çok arkadaş benimle irtibat kurdu. Onların şiirlerini yayınladık. Biz yaynlamasak başka arkadaşlara gönderdik. Böylece şiir konuşan şiir düşünen bir çevre oluşturduk diyebilirim. Özellike Konya’da 6. sayısı Habis’ten Şair/Öykücü Murat Çelik ve Çevirmen K. Özkan Dağ ile Esrar dergisinden Alptuğ Topaktaş’la edebiyat merkezli fikir alışverişinde bulunuyoruz sürekli. Birbirimize yazdıklarımızı gönderiyor, yazdıklarımız hakkında birbirimizin fikrini alıyoruz. Bu bizde hem yazma hevesi açısından hem de dergicilik açısından önemli bir gelişme sağlıyor. Ümit Erdem, Hilal Örnek, Osman Sifil, Gökhan Serter, Mehmet Gül, Kübra Nur Ayar, Şeyma Uzunöz [bu arada kendisinden uzun süredir şiir gelmiyor] gibi arkadaşlarda gösterdikleri istikrarla bu işleyişe katkıda bulunuyorlar.

Bu arada Adana’da üç aylık olarak Mustafa Ökkeş Evren, Ömer Faruk Dönmez, Çağatay Hakan Gürkan ve Güven Adıgüzel’le birlikte çıkardığımız Edebi Müdahale dergisinden bu istikrarlı oluşun olumlu sonuçlarını gördük. İlk sayılardaki zayıf metinlerin yerini yavaş yavaş kapitalizme, modernizme, emperyalizme müdahale eden daha ciddi metinler almaya başlıyoruz. Bu çok önemli bence, yani istikrar ve ısrar.

Sizce genç şair ve yazarlar, gönderecekleri dergileri belirlerken, ne tür kıstaslar çerçevesinde hareket ediyorlar?

Bu konuda arkadaşların kendi şiir serüvenlerinin yol alacağı mecrayı belirleyerek ona göre şiirlerini tercih ettikleri dergiye göndermeleri gerekiyor. Ben taraf olmaya inanırım. İnsanlar kendileri gibi düşünen insanlarla beraber olurlarsa daha iyi işler yapabilirler. Sadece dünya görüşü anlamında değil bir his yakınlığı vücut bulması lazım insanlarda. Ama galiba kimsenin buna aldırdığı yok. Şiirim bir yerlerde çıksın da nerede olursa olsun düşüncesi sakat bir düşünce. Öncelikle şair kendi şiirine güvenmelidir. Kötü  ya da iyi yazdığını bilmelidir. Sonra kriterlerini buna göre belirleyebilir.

Son olarak, sizce ideal editör tasavvuru nasıl olmalıdır?

Dediğim gibi editörlük payesini kabul edecek bir durumda değilim. Sadece bir iş yapıyoruz, bunu yaymaya, anlatmaya çalışıyoruz. Ama genel olarak birkaç şey söylenebilir. Editör öncelikle işi kimseye kaptırmamalıdır. Bazı dergilerde görüyoruz: şiir editörü, deneme editörü, hikaye edtörü falan oluyor. Bu kaçınılması gereken bir durum. Yazılar ve şiirler tek bir kişinin ya da grubun tamamının dahil olacağı bir fikir süzgecinden geçmelidir. Şiiri ayrı; hikayesi, denemesi ayrı telden çalan bir dergi tasavvur edemiyorum. Bütünlük önemlidir çünkü. Ben bir dergiyi alıp baştan sona okumak isterim ki bu çoğu zaman mümkün olmuyor. O yüzden çok sayfalı dergileri değil de edebiyatın daha rafine bir halinin sunulduğu, metinlerin daha dikkatli ve hakkaniyetli seçildiği dergileri okumanın zevkinin daha başka olduğunu söylemeliyim.

 

Mustafa Celep, sordu

Güncelleme Tarihi: 18 Şubat 2012, 03:34
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13