Edhem Efendi ebru sanatında bir köprü insan

Değerli okuyucu. Ebru sanatımızın piri Hezârfen İbrahim Edhem Efendi bundan 110 yıl önce, 8 Ocak 1904 Cuma gecesi yatsı namazını kılar. Vakit namazının akabinde üç İhlâs, bir Fatiha okuyan Özbekler Tekkesi Şeyhi Edhem Efendi’nin dudaklarından “Amennâ ve saddaknâ!/İnandık ve iman ettik!” zikri dökülürken secde mahalline varır, bir daha kalkamaz. Böylece ruhu mele-i âlâya yükselir... İbrahim Ethem Gören konuştu.

Edhem Efendi ebru sanatında bir köprü insan

 

 

Değerli okuyucu. Ebru sanatımızın piri Hezârfen İbrahim Edhem Efendi bundan 110 yıl önce, 8 Ocak 1904 Cuma gecesi yatsı namazını kılar. Vakit namazının akabinde üç İhlâs, bir Fatiha okuyan Özbekler Tekkesi Şeyhi Edhem Efendi’nin dudaklarından Amennâ ve saddaknâ!/İnandık ve iman ettik!” zikri dökülürken secde mahalline varır, bir daha kalkamaz. Böylece ruhu mele-i âlâya yükselir...

O günden beri Üsküdar’daki tekkenin haziresinde huzuru soluklayan İbrahim Edhem Efendi, her asırda nadiren zuhur eden, nev’i şahsına münhasır yeteneklere sahip müstesna bir zattır. Şairdir, Arapça, Farsça ve Çağatayca şiir yazmaktadır. Kendi ifadesiyle, saatçiliğin dışında pek çok sanat ve zanaat dalında ihtisas sahibidir.

Hattatlık, ebruculuk, hakkaklık, mühürcülük, doğramacılık, marangozluk, oymacılık, dökmecilik, tornacılık, demircilik, tesviyecilik, makinecilik, matbaacılık, dokumacılık ve mimarlık Üstad-ı Azam’ın bileğinden ve yüreğinden geçen sanat ve zanaat nevileri arasındadır.

Muhatabımız, ebru sanatının inceliklerini Özbekler Tekkesi postnişinlik makamından selefi olduğu babası Sadık Efendi’den öğrenmiştir. Şeyh Edhem Efendi, hayatının son demlerine yetişen talebesi Necmeddin Efendi’ye sekiz ay gibi kısa bir sürede ebruculuğun esaslarını aktararak öz sanatımızın yeniden ihya edilmesine vesile olduğu için bugün yazımızın öznesinde bulunuyor.

İSMEK, vefatının 110’uncu yılını vesile kılarak ebruculuğun piri İbrahim Edhem Efendi’yi hayır ve rahmetle yâd etmek amacıyla “Rahmet Damlaları Ebru Sergisi” düzenledi.

13 Şubat Perşembe günü İTO’nun katkılarıyla Yeni Camii Hünkâr Kasrı Sergi Salonu’nda açılışı yapılan sergide İSMEK’in ebru hocaları, Edhem Efendi’den aldıkları ilhamla yakın dönemde teknelerinden çıkardıkları ebruları İstanbullu sanatseverlerin irfan ve beğenisine arz etti.

İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dursun Topçuİstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim KapaklıkayaİTO Yönetim Kurulu Üyesi İlhan Soylu ile birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi Eğitim Müdürü Mehmet Doğan'ın da hazır bulunduğu serginin açılışına ebru ustaları, öğrencileri ve sanatseverler yoğun ilgi gösterdi.

“Rahmet Damlaları”nda İSMEK ebru usta öğreticileri Aliye Demirtola, Alpaslan Babaoğlu, Ayşe Özlem Şisman, Ayten Hızır, Banu Arığ, Emine Solak, Esma Hilal Balekoğlu, Fatma Çiğdem Ertem, Hilal Paçacı, İlknur Tecimer, Meryem Beğen, Nurcan Bodur, Ömer Faruk Dere, Öznur Şimşek, Selami Alan, Semanur Akgül, Şeyda Özdem, Uğur Taşatan ve Yasemin Acar Kara’nın birbirinden âlâ 59 ebru eserini yer alıyor.

Sergiyi vesile kılarak İSMEK usta öğreticileri Alparslan Babaoğlu, Ayşe Özlem Şişman, Uğur Taşatan, Yasemin Acar Kara, İSMEK Ebru Zümre Başkanı Ömer Faruk Dere ve İSMEK Eğitim Müdürü Mehmet Doğan’la Hezârfen İbrahim Edhem Efendi ve ebru sanatının geldiği yere ilişkin mülakatlar yaptık… Bu vesileyle İbrahim Edhem Efendi’ye rahmet niyaz ediyoruz.

Alparslan Babaoğlu - İSMEK Ebru Hocası

Hezârfen Edhem Efendi’nin ebru sanatına yaptığı katkılar nelerdir?

Edhem Efendi'nin ebruya yaptığı en önemli katkı hayatının son 8 ayına yetişmesine rağmen, bu kadar kısa bir sürede Necmeddin Okyay'a bildiklerini aktararak ebrunun ve geleneğinin günümüze kadar ulaşmasına vesile olmasıdır.

Hayatının sonuna kadar ebru yapan ve yaptığı ebruları satarak dergâhın masraflarının karşılanmasına katkı sağlayan Edhem Efendi, babasından öğrendiği ebruyu hobi düzeyinde bıraksa ve Necmeddin Okyay'a öğretmeseydi, bugün batılıların yaptıkları ebruları hayranlıkla izliyor ve  İranlı sanat tarihçilerin rahmetli Ali Alpaslan Hoca'ya söyledikleri gibi, Evet ebrî ama bizde yapan yok!” diye hayıflanıyor olacaktık. 

Ebruculuğun banisi Edhem Efendi’yi yâd etmek için hazırlanan “Rahmet Damlaları Ebru Sergisi”nde ebrularınızla yer alıyorsunuz. Bu keyfiyet halet-i ruhiyenizie nasıl yansıyor?

Edhem Efendi benim ustamın ustası. Ben ebruda onun çizgisini devam ettirmek ve korumakla mükellefim. Bu çerçeveden bakıldığında Edhem Efendi’yi anmak üzere düzenlenen bir sergiye, onun hep yaptığı gibi büyük ebatlarda; Edhem Efendi battallarıyla katılmanın uygun olacağını düşündüğümüz için, Uğur Taşatan kardeşimle bu sergiye böyle ebrularla katılmaya karar verdik.

Bu sergiye katılıyor olmanın bende uyandırdığı en önemli duygu, ustamın ustasının ustasına hizmet ediyor olmanın verdiği manevi huzurdur. İnanıyorum ki biz onlara bir şekilde hizmete devam ettikçe, onların himmeti hep bizlerle olacak, bizi hiç yalnız bırakmayacaktır.

Şu anda Türk ebru sanatının geldiği nokta için neler söylemek istersiniz?

Bugün ebru geniş kitleler tarafından biliniyor ve seviliyor. Türkiye'nin her yerinde ebru yapılıyor. Bunlar sevindirici hadiseler. Ebru bir şekilde günlük hayatımıza girdi ama bence yanlış girdi. Çinilerde, seramiklerde, perdelerde, kravat ve başörtülerinde ebru kullanılıyor. Her evin duvarında, pervazında ebru kullanılmış bir hüsn-i hat levha ve kütüphanesinde kabında ebru kullanılmış birkaç kitap olduğunda, ancak ebrunun günlük hayatımıza doğru biçimde girdiğinden söz edebiliriz.

Ayşe Özlem Şişman - İSMEK Ebru Hocası

Hezârfen Edhem Efendi’nin ebru sanatına yaptığı katkılar nelerdir?

İbrahim Edhem Efendi, Türk ebru sanatının gelişmesi ve yaygınlaşması konusunda önemli bir görevi ifa etmiştir. Ebruyu kendisi gibi Özbekler Tekkesi Şeyhi olan babası Şeyh Sadık Efendi’den öğrenmiş ve uzun yıllar başarıyla sürdürmüştür. Önde gelen Türk ebru üstatlarından olan Necmettin Okyay’yı yetiştirmiştir. Geleneksel Türk ebru sanatının gelecek nesillere kesintiye uğramadan aktarılmasını sağlamış çok önemli bir şahsiyettir. Edhem Efendi, ebru sanatının yanı sıra hüsn-ü hat, matbaacılık, dokumacılık, dökmecilik, marangozluk, gibi birçok sanat ve zanaat alanında “üstad” olduğu için, “Hezârfen” unvanı ile anılır. Birçok yeniliğe imzasını atmıştır. Bu çalışmalarıyla Sultan Abdülaziz’in dikkatini çekmiş ve huzura çağrılıp taltif edilmiştir. Eserleriyle katıldığı 1867 Paris Sergisi’nde madalya almıştır.

Ebruculuğun banisi Edhem Efendi’yi yâd etmek için hazırlanan “Rahmet Damlaları Ebru Sergisi”nde ebrularınızla yer alıyorsunuz. Bu keyfiyet halet-i ruhiyenizie nasıl yansıyor?

İbrahim Edhem Efendi’nin vefatının 110. yılı anısına düzenlenen bu sergiyi, geçmişten gelen değerlerimize sahip çıkmak yolunda atılmış mütevazı bir adım olarak görüyorum. Ebru çalışmalarımda feyz aldığım Edhem Efendi’nin seçkin eserleriyle aynı sergide yer almak, benim için büyük bir mutluluk ve onurdur.

Şu anda Türk ebru sanatının geldiği nokta için neler söylemek istersiniz?

Ebru sanatımız bugün büyük kitlelere ulaşmış ve hak ettiği önem ve değere kavuşmuştur. Gelenek (gelene-ek), geçmişten gelene ek-ilave olandır. Sanıldığı gibi durağan-statik değil, dinamiktir. Dolayısıyla geleneği sanatın tekrarı (tıpkıbasımı) gibi algılamadan, şekillerin anlam boyutunu kavramaya odaklanmak gerekmektedir. Geçmişle bütünleşmeksizin, gelecekle sağlıklı bir köprü kurulamayacağına inanıyorum.

Mehmet Doğan - İBB Eğitim Müdürü

Hezârfen Edhem Efendi’nin ebru sanatına yaptığı katkılar nelerdir?

İbrahim Ethem Bey, malumunuz olduğu üzere sanat bir ısrar, bir sebat meselesidir. Sanatsal çalışmalarımızda mutlaka geleneğimizin ruhu olmalıdır. İslami sanatlar, “Kadim şehirlerin ruhudur.’’

Bir öğrenci perspektifinden baktığımızda  bu iş sevinç, heyecan, telaş ve merakla  başlar. Yavaş yavaş kendisini keşfetmeye yönelir. Bir süre sonra, bir kuyumcu titizliği ile sanatını hayata geçirmeye başlar. Tabi çıraklık, kalfalık ve nihayet ustalık bu işin süreçleridir. Dedim ya sanat sabır ister.

Ebrucu teknesinin içinde dünyayı görür, dolaşır. Bu keyfiyette İbrahim Edhem Efendi’nin emekleri çok büyüktür.

Minyatürcü kâh boğaz manzarasını, kâh sultan camilerini, kâh türbeleri,  çeşmeleri ve nihayet muhteşem manzaralı yalıları nakşeder. Böylece kendine yabancı olduğubambaşka bir dünyanın kapılarını aralar. Bu sanatlarla sanki bir başka âleme adım atar. Ve tüm azametiyle bizi bekleyen sanatlarımızın muhteşem manzarası ile kucaklaşır.

Böylelikle o büyük tarihin  büyüleyici  hafızası ile buluşursunuz.

“Bu sanatların parası yok ancak duası vardır” der üstatlarımız.

İSMEK olarak “Rahmet Damlaları” sergimizde olduğu gibi her zaman sanatın ve sanatkârın yayındayız.

Ömer Faruk Dere - İSMEK Ebru Zümre Başkanı

İSMEK’in ebru sanatına yaptığı katkılar hakkında neler söylemek istersiniz?

Medeniyetler, toplumun hayatı ve hadiseleri kendi kültürüyle ifade etmesiyle oluşur. Toplum, bu kültürü oluşturan değerlerin tümünü kendi inanç ve kabulleriyle yaşar ve yaşatır. Bu topraklarda büyük bir medeniyet kurmuş olan kadim kültürümüzü anlamadan ve yürekten hissetmeden istikbale emin adımlarla yürüyebilmemiz muhaldir.

Bu idrakle, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları İSMEK, 1996 yılında başladığı kadim kitap süsleme sanatlarımızdan ebrû sanatı eğitimlerini aralıksız olarak günümüze kadar devam ettirmektedir. Bu zaman zarfında ebrû sanatımızın kat ettiği mesafe, o yıllarda hayal dahi edilemeyecek seviyelerdedir.

İstanbul'un her ilçesinde açtığı kurslar, düzenlediği nitelikli yarışmalar, prestijli sergiler ve sahasında büyük boşluğu dolduran yayınlarıyla, İSMEK'in ebrû sanatımızın bu seviyeye ulaşmasında en büyük paya sahibi olduğu hususunda tüm sanat çevreleri ittifak halindendir.

Hezârfen Edhem Efendi’nin ebru sanatına yaptığı katkılar nelerdir?

İSMEK ebrû hocaları olarak vefatının yüz onuncu yılında ebrûcuların piri, büyük usta Hezârfen Edhem Efendi anısına hazırladığımız bu sergiyle onu yâd etmek istedik. Bu sergi vesilesiyle her birimizin teknesinde açan ebrûları onun şahs-ı maneviyesine hediye etme imkânı veren İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne, İstanbul Ticaret Odası’na ve kurumumuz İSMEK'e hepimiz şükran borçluyuz.

"Evladım tecrübe göğe çekilmedi ya, biz de deneriz," düsturuyla yaşamış, yeniliklere son derece açık ancak değerlerinden asla taviz vermeyen bir ulu çınardı Edhem Efendi. Şu anda biz sanatkârların onun sanata, ilime ve fenne bakış açısına her zamankinden daha fazla ihtiyacımızın olduğu şüphesizdir.

Şu anda Türk ebru sanatının geldiği nokta için neler söylemek istersiniz?

Ebrû sanatımız bugün, form zenginliği ve eser veren sanatçı sayısıyla dünya ebrûculuğu arasında zirvededir. “Rahmet Damlaları” serisinde görülecek ebrûlar bunun ispatıdır. Edhem Efendi'nin suya serptiği tohumlar yüz on yıldır bu topraklarda filizlenmekte. Zaman içinde bu tohumlardan ne çınarlar yetişti. Çınarların gölgesinde nice insanlar huzur buldu. "Rahmet Damlaları"mızın ummana varması niyazıyla suya atılan her damlada Edhem Efendi'ye rahmet olsun. 

Uğur Taşatan- İSMEK Ebru Hocası

Hezârfen Edhem Efendi’nin ebru sanatına yaptığı katkılar nelerdir?

Özbek Şeyhi Ethem Efendi, ebruculuğu babası Şeyh Sadık Efendi’den öğrenmiş, “bin sanat sahibi” mübarek bir zattır. Bu sanatı devam ettirerek kendi adıyla anılacak olan neftli battal ebrulardan hatırı sayılır miktarda üretmiştir. Hazret, “Edhem Efendi Battalı” adıyla ebru tarihimize geçmiş bu ebrularda ağırlıklı olarak zırnık, kırmızı toprak ve lahor çividi kullanmış, bu renklerin üstüne de büyük gruplar halinde neftli boya serpmiş. Bunun yanında Hatip Mehmet Efendi’nin icadı olan hatip ebrularından da Ethem Efendi’nin yapmış olduğunu elimizdeki örnekler sayesinde bilmekteyiz. Uğur Derman, Şeyh Efendi’nin tekkenin ihtiyaçlarını gidermek için yaptığı bu ebruların o devirde Beyazıt’ta bulunan Kâğıtçılar Çarşısı’nda çokça rağbet gördüğünü ve satın alındığını bizlere aktarıyor.

Hezârfen İbrahim Edhem Efendi, bir taraftan mahir olduğu pek çok sanat dalında eserler üretirken, diğer taraftan talebeler yetiştirmiş. Ebru talebeleri arasında biri var ki bu sanatın tekâmül ederek gelecek kuşaklara aktarılmasına vesile olmuş. O talebe Hazerfen Necmeddin Okyay’dır. Naçizane kanaatime göre Edhem Efendi’nin bu sanata yaptığı en önemli katkı durmadan üretmesi ve bildiklerini talebelerine aktararak kadim ebrunun geleceğe taşınmasına vesile olmasıdır.

Ebruculuğun banisi Edhem Efendi’yi yâd etmek için hazırlanan Rahmet Damlaları Ebru Sergisi’nde ebrularınızla yer alıyorsunuz. Bu keyfiyet halet-i ruhiyenizie nasıl yansıyor?

Ebru tarihimizin mihenk taşlarından olan Edhem Efendi anısına açılan bu sergiye iştirak etmek bendenizi çok duygulandırdı. Zira biz ebruyu Ethem Efendi, Necmeddin Okyay, Mustafa Düzgünman ve Alparslan Babaoğlu silsilesiyle öğrendik. Bu altın silsilenin bir halkası olmaktan şahsım adına kıvanç duyuyorum. Ethem Efendi’nin manevi mirasını, sanatının edep ve ahlakını yaşatabiliyorsak ne mutlu bize…

Şu anda Türk ebru sanatının geldiği nokta için neler söylemek istersiniz?

Bu soruya farklı açılardan cevap vermek lazım. Nicelik boyutuyla değerlendirirsek, eskiye nazaran bu sanat hem daha fazla sanatçı tarafından icra ediliyor, hem de çok sayıda sanatseverin takdir ve beğenisini kazanıyor. Bu sevindirici bir durum. Ancak oluşan bu popülariteyle birlikte nitelik problemi ortaya çıktı. Kısa süreli kurslardan mezun olanlar, maalesef kendileri de ders vermeye kalkıştılar. Hâlbuki bu sanat kursla ya da okulla değil usta-çırak ilişkisiyle günümüze kadar gelmiş. Klasik sanatların yegâne öğrenme ve öğretme yolu bu ilişkiden geçiyor. Çünkü çırağın sanatın yanında ustasının edebini de meşk etmesi lazım.

Hocam Alparslan Babaoğlu bu keyfiyeti, “Ustanın ahlakı ile ahlaklanmak lazım!” diyerek belirtir. Ancak bu sayede, kuşaklar boyunca sanatın aslı muhafaza edilerek tekâmül gerçekleşebilir. Bugün herkes, sanki ebrunun ihtiyacı varmış gibi, modernizasyon peşine düşmüş. Rahmetli Mustafa Düzgünman Hoca’nın ifadesiyle, “Bu nihayeti olmayan bir renk cümbüşü; güzelliği tükenmiyor ki yeniden bir şeyler icad edilsin.”

Bir diğer problem, ebrunun çiçekli ebrudan ibaretmiş gibi lanse edilmesi. Üstelik klasik sanatlarımızın özüne aykırı olarak, çiçek resimleri yapmak marifet sayılıyor. Oysaki Türk-İslam sanatkârı, “tevhid” akidesi gereği, Allah’ın yaratmış olduklarının aynılarını yapmaktan kaçınmış, onları stilize etmek yoluna gitmiştir. Hal böyle olunca, bizler ustalarımızın izinden yürüyerek sanatımıza üçüncü boyutu sokmuyoruz ve beraberce ebru meşk ettiğimiz arkadaşlarımızla da hocalarımızdan öğrendiğimiz “gelenekli ebru”yu meşk ediyoruz.

Yasemin Acar Kara - İSMEK Ebru Hocası

Hezârfen Edhem Efendinin Ebru Sanatımıza yaptığı katkılar nelerdir?

Hezârfen unvanından da çıkaracağımız “bin sanat” sahibi Özbekler Tekkesi şeyhlerinden İbrahim Edhem Efendi’nin babası Özbekler Tekkesi’nin ilk Şeyhi Sadık Efendi, Buhara'da öğrenmiş olduğu ebru sanatını, İstanbul’da Üsküdar Sultantepe’deki bulunan tekkede oğlu Edhem Efendi’ye öğretmiştir.

17. ve 18. yüzyıllarda seyyahlar eliyle Avrupa’ya ve tüccarlar kanalıyla da Amerika’ya götürülen ebru sanatı o dönemlerde matbu olarak yapılıyordu. 

Ebru sanatımızın yok olmaya doğru gidişinden tekrar geri dönmesinde öncelikli olarak Şeyh Sadık Efendi’nin, daha sonra da oğlu Edhem Efendi’nin katkıları çok büyüktür. Özellikle Edhem Efendi ebruyu icra etmesi ile sanatımız yeniden yeşermiştir.

Geleneksel ebru sanatımızın bugünlere  ebru çeşitleri ile gelmesinde çok değerli hocalarımızın değerli katkıları bulunmaktadır. Hatip Mehmet Efendi, Hezârfen Edhem Efendi, onun öğrencisi Necmeddin Okyay ve yeğeni Mustafa Düzgünman ebru denilince akla gelmesi gereken ilk isimlerdir. Geleneksel ebruya katkıları geçen, ismini sayamadığımız bu silsilenin içinde var olan daha nice hocalarımız vardır.

Ebruculuğun banisi Edhem Efendi’yi yâd etmek için hazırlanan Rahmet Damlaları Ebru Sergisi’nde ebrularınızla yer alıyorsunuz. Bu keyfiyet halet-i ruhiyenize nasıl yansıyor?

Bu gün bu sergide yer almak şüphesiz ki çok heyecan verici… Kendi elimizce, dilimizce üretimimizle eserlerimizle ebru sanatı sevdalılarına az da olsa layık olmak, üstadlarımızın çizdiği yolda en azından bir fidan olabilmek ve bu yolda yeni fidanları ileri nesillere yetiştirmek önemlidir. Ne mutlu ki bizler yüzyıllar öncesinde unutulacakken, Edhem Efendi’nin yetiştirip büyüttüğü çınarın dallarında bir rahmet damlası olmayı başarmışız.

İnşallah layığıyla solmadan, soldurmadan götürmeyi de başarırız. Sergimizi izleyen, gezen misafirlerimize sizin vasıtanızla teşekkürlerimizi sunuyorum.

Şu anda Türk ebru sanatının geldiği nokta için neler söylemek istersiniz?

Ebru sanatı daha önceden soluk renklerle genellikle yazı altlarında zemin olarak, kitap ciltlerinin iç kapaklarında çiçekli ebrular olarak karşımıza çıkıyordu. Şimdi ise daha çok insanların evlerinin duvarlarında yer alıyor. Ebru sanatı su yüzeyinde yapılıyor olmasından dolayı sanki bir sihirmiş gibi bakılan, ruhi bir “rahatlama terapisi” gibi de algılanıyor. Bu ne kadar doğru ya da yanlıştır tartışılır. Bizlere burada çok iş düşüyor. Sanatımızın izzetinin, sadece su üzerinde boyaların yüzdürülmesi demek olmadığını, doğal boyalar ve geleneksel malzemelerle geçmişimize saygı duyarak yapılıyor oluşu, ebrunun felsefesi ile birlikte gelecek nesillere aktarılmalıdır.

 

İbrahim Ethem Gören hasbıhal etti ve yazdı

Güncelleme Tarihi: 07 Nisan 2014, 10:56
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13