banner17

Dünya gençleri bu çatının altında!

'Yedi Güzel Adam'ın sekizincisi olmayı istedim.' diyen Ali Arıkmert'le Bab-ı Âlem'i, Deyiş dergisini ve çeşitli külürel konuları konuştuk.

Dünya gençleri bu çatının altında!

Ali Arıkmert'i ilkin Deyiş dergisinden duymaya başladınız. Ardından Bab-ı Âlem’deki çabalarından. Arıkmert ile bir röportaj yaptık.Bab-ı Âlem derneği

Bab-ı Âlem Derneği projesini ne zaman düşündünüz ve hayata geçti?

Bâb-ı Âlem, yurtdışından Türkiye’ye okumak için gelen öğrencilere eğitim ve rehberlik hizmeti vermek amacıyla kurulmuş uluslararası bir öğrenci derneğidir. Özelde Bâb-ı Âlem, genel olarak misafir öğrenci çalışması diye adlandırabileceğimiz bu çalışmaya 2004-2005 yıllarında başlandı. Bu çalışma İHH İnsani Yardım Vakfı içinden bir grup gönüllü tarafından başlatıldı. Eğitim görmek için ülkemizden bulunan Çeçenistan, Filistin, Bosna-Hersek gibi savaş ve doğal afet yaşanmış bazı ülkelerden öğrenciler burs ve sosyal yardım talebiyle İHH’ya başvurdular. İşte bu noktada ülkemizde misafir öğrencilerle ilgili çalışma alanında bir boşluk olduğu ortaya çıktı. Bu alandaki ihtiyaçları karşılamak için 2004 yılı Temmuz ayında SADER (Sosyal Araştırmalar ve Kültürler Arası Dayanışma Derneği) kuruldu.

Misafir öğrenci çalışmasını 2004–2008 yılları arasında SADER olarak yürüttük. SADER isminin başka kurumlar tarafından da kullanılması sebebiyle 2008 yılı Mart ayında isim değişikliğine giderek Bâb-ı Âlem Uluslararası Öğrenci Derneği’ni kurduk. Bu tarihte çalışma ve kurumsallaşma belli bir noktaya geldiği için misafir öğrenci çalışmasında bayan erkek ayrımına gittik. Bâb-ı Âlem erkek öğrencilerle ilgilenmeye başladı. Bayan misafir öğrencilerle ilgilenmesi için de Sefire-i Âlem Uluslararası Öğrenci Derneği kuruldu. Bu iki kurum paralel olarak misafir öğrenci çalışmasını yürütmektedir.

Misafir öğrenciler Bâb-ı Âlem çatısı altında evrensel kardeşlik bilincine sahip, temel dinî bilgiler açısından donanımlı, modern dünyayı ve dünya sistemini tanıyan, organizasyon kabiliyeti yüksek, ülkesinin durumunun ve ihtiyaçlarının farkında olan, İslam kültür ve tarihinin ana hatlarına vâkıf, farklılıklara karşı müsamahalı birer “gönüllü medeniyet elçisi” olarak ülkelerine dönmektedirler.

Medeniyet değerlerimizi önceleyerek, ilgilendiğimiz her bölgenin toplumsal, sosyal ve kültürel değerlerini göz önünde bulundurmak suretiyle en iyi çalışmayı ortaya koymaya gayret ediyoruz. ‘Biz Bir Milletiz’ sloganıyla yola çıkan Bâb-ı Âlem, misafir öğrenciler için düzenlediği eğitim programları ve sosyal etkinlikler sayesinde farklı farklı coğrafyalardan gelmiş binlerce öğrenciye aynı milletin fertleri oldukları şuurunu vermeyi hedeflemektedir. Özellikle dünyanın geri kalmış bölgelerinden gelmiş olan öğrencilerimizin ülkelerini seven ve kalkınmasına yardım eden insanlar olarak yetişmeleri ve kelimenin tam anlamıyla kardeş olmaları en önemli amacımızdır.

Deyiş dergisiDeyiş dergisinde neler yapmak isterdiniz, neden kapandı?

Deyiş dergisini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde öğrenciyken çıkarmıştık. 2002-2006 yılları arasında 12 sayı olarak çıkarabildik. Üniversite yıllarında çıkarılan edebiyat dergilerinin kaçınılmaz kaderi olsa gerektir ki okul bittikten sonra sürdürülemez. Oysa bu dergide güzel işler yaptığımızı düşünüyorum. Ekip olarak sıfırdan başladık ve güzel sayılar çıkarıp tam da bir dergi olmuştuk ki okul bitti ve dağıldık. Aslında okul sonrasında da sürdürmeyi düşünüyorduk. Her sayıda farklı bir dosya konusuyla iyi şeyler öğrenmeyi ve güzel işler ortaya koymayı istemiştik. Ama maalesef mezun olunca her birimiz hayatın farklı yerlerine savrulduk. Birkaç sefer dergiyi yeniden çıkarmak için girişimlerde bulunduysak da olmadı. Ekip olarak bir araya gelememek, zaman ayıramamak, en önemlisi de maddî imkânsızlıklar nedeniyle 12. sayıdan sonra sürdüremedik. Belki zorlasak dergi çıkacaktı ama dergi çıkarmakla iş bitmiyor. Dergi çıktıktan sonra dağıtımı, takibi, iadesi, bilmem nesi hepsi ayrı bir iş ve uğraş. Ülkemizde dergi pek okunmuyor, tutulmuyor, özellikle de edebiyat dergisi. Hal böyle olunca Deyiş dergisi de güzel hayallerimizle birlikte edebiyat tarihine karışıp gitti.

Sefine dergisi
(+)

Bab-ı Âlem’in güzel dergisi Sefine'de neler olup bitiyor?

Sefine dergisi misafir öğrencilerle birlikte çıkardığımız bir dergi. Bu dergiyle yapmak istediğimiz şey dünyanın dört bir yanından gelip ülkemizde eğitim gören misafir öğrencilerle eğitim yapmaktır aslında. Bir dergi nasıl çıkarılır, bir dergide nasıl yazılır, bir konu nasıl araştırılır, nasıl yazılır; bütün bunları misafir öğrencilerle birlikte yaparak farklı bir eğitim de yapıyoruz aslında. Sonuçta ortaya harika ürünler çıkıyor. Her sayımızda bir dosya konusu belirleyip onun üzerine çalışıyoruz. Örneğin son sayımızda dosya konusu olarak ‘Dünya Mabetleri’ni işledik. Dünyanın dört bir yanında inanılan, yaşanılan dinlerin mabetlerini tanıtmak için öğrenciler araştırmalar yapıp yazılar kaleme aldılar.

Peki, ne vakittir yazıyorsunuz? Sizi yazmaya yönelten neydi?

1998–2008 yılları arasında düzenli olarak günlük tutardım. Bu günlük yazma hastalığına müptela olduğum sıralar yazı yazmanın o büyülü havasına kapıldığımı sanıyorum. 90’lı yılların sonlarına doğru K.Maraş’ta yerel bir vakıfta (Ülfet Vakfı’nda) öğrenci arkadaşlarla bir duvar gazetesi çıkarmaya çalışmıştık. Yazma uğraşım bu yıllarda başlar. Beni yazmaya yönelten özel bir saik olup olmadığını inanın ki çok fazla düşünmedim. Ama cevap olarak şunu söyleyebilirim: Edebiyatın ruhuma dokunan albenisi beni kâğıt ve kaleme dadandırdı.

Yazarlık bir meslek veya bir hobi mi sizce?

Yazarlık öncelikle bir hobidir. Ama bunun meslek olarak da icra edilmesi mümkündür tabii ki. Ancak bunu bir meslek olarak yapıp yazarın bu işten hayatını kazanması biraz zor, günümüz şartlarında da bu oldukça zordur. Yapanlar yok mu? Var elbet, ama bunu yapanlar altyapısını hazırlamış, belli bir çevre edinmiş, kendisini duyurmuş kimseler. Bana göre yazarlık öncelikle bir hobidir. Ama burada hobi derken, sadece keyif için uğraşılan boş bir uğraşıyı kast etmiyorum. Her şeyden önce yazarlığın bir sanatsal yönü var. Bütün yazarlar sanatçı, bütün yazılı eserler de sanat ürünü değildir tabii. Yazarlığı bir meslek olara icra edenler bu işi daha ziyade sanattan vareste bir şekilde yürütüyorlar.

Ali ArıkmertŞair-yazar ayrımını yapmanızı istesek?

Bir kimsenin yazar olabilmesi için her şeyden önce ortaya yazılı bir ürün koyması gerekiyor. Az önce de ifade ettiğim gibi her yazı bir sanat eseri, her yazar da bir sanatçı değildir. Şair için bu böyle değildir. Şair, bir sanatçıdır. Şiir bir sanat işidir. Şiir, şiir olmadan önce de vardır. Yani yazılmadan önce de o şiir şairinde saklıdır. Hiç şiir yazmamış nice şairler vardır. Şiirle yazıyı, şairle yazarı ayıran birinci husus şiir ve şairin sanat bağlantısıdır. Yazı ve yazar ise sanattan ötede değerlendirilebilir. Sonra her yazı bir mana ifade eder, her yazar bir tema üzerine yazar. Şiir ise manadan ötede bir eserdir. Şiirin anlamdan daha öncelikli hedefleri var. Bunun için şair ayrı, yazar apayrı kişilerdir.

Sürekli olarak takip ettiğiniz dergi var mıdır?

Edebiyat dergileri diye genelleyebilirim. Ama özel olarak bir dergiyi ısrarla takip edemiyorum. Takip ettiğim dergiler dönem dönem değişiyor. Bir dönem Yolcu’yu sıkı bir şekilde takip ettim. Bir dönem Hece, Hece Öykü, Kırklar, Dergâh, Ay Vakti, Yedi İklim… Dediğim gibi arada bir değişiyor. Mesela bu sıralar Yüce Devlet’i takip ediyorum. Eski sayılarına ulaştım, onları gözden geçiriyorum. Ama bunlardan ziyade amatör dergiler ilgimi çekiyor. Onları bekliyorum, onlar heyecanlandırıyor beni.

Gazete okur musunuz? Hangisi ve neden?

Sıkı bir gazete okuru değilim. Bulunduğum ortama Yeni Şafak, Milli Gazete, Zaman gibi gazeteler geliyor. Milli Gazete ve Zaman’ın yorum sayfalarında ilgimi çeken başlıkları okurum. Gazetelerin daha çok kültür sayfalarına bakarım. Ancak pek tatmin edici değiller.

Tıpkı Sezai Karakoç gibi bir partinizin olmasını ister miydiniz?

Türkiye şartlarında herhangi bir siyasî partide olmak istemem. Bu siyasî ortamda da bir partim olsun istemem.Ali Arıkmert

Yedi Güzel Adam'dan kimleri daha çok benimsediniz ve kendinize yakın buldunuz? Neden?

Evet, zor bir soru. Hani bazen çocuklara sorulur ya ‘anneni mi daha çok seversin babanı mı’ diye, buna benzedi biraz. Her birinin ayrı bir yeri var bende. Hele de bir Maraşlı olarak buna benim cevap vermem zor. Erdem Beyazıt mı diyeyim, Rasim Özdenören mi, Akif İnan mı hangisi? Ya da Cahit Zarifoğlu mu? Yedi Güzel Adam’ın sekizincisi olmayı istedim, takipçileri olmayı...

17-18 yaşında olsaydınız neler yapmak isterdiniz?

O yıllarımı yaşadım ve geçti. Şimdi yeniden o yıllara gönderilsem yine aynı şeyleri yapacağıma eminim. Ama keşke o yaşıma geri dönsem de şunları şunları yapsam dediğim bir şey yok. Şairin dediği gibi ‘keşkeleri çıkardım hayatımdan’. Geleceğe doğru farklı hayallerim var ama geçmişe dönük pek arzu beslemiyorum.

Başörtülü bir kadın olsaydınız neler yapardınız, sistemleşmemek için?

Başörtülü bir kadın olsaydım, başörtülü olurdum, taviz vermezdim. Sistemleşmemek için de Rabbimin bana emrettiği şekilde dosdoğru olurdum. Ötesi benim yapacağım şey değil. Büyüklerin(!) bileceği iş.

Doğu-Batı ayrımcılığına nasıl bakıyorsunuz?

Doğu ve Batı iki ayrı uygarlık dünyasıdır. İkisi de farklı zihniyete sahipler. Her şeyiyle farklı iki ayrı dünya. Yemesi-içmesi, giyim-kuşamı, oturması-kalkması, değerler anlayışı, inanç biçimleri, medeniyet yapıları vs. Dolayısıyla Doğu ve Batı diye iki ayrı dünyanın farklılığını inkâr etmemiz mümkün değil. Ancak bu farklılıkların detayına inmek apayrı bir söyleşi konusu olsa gerektir.

 

Elif Karacan sordu

Güncelleme Tarihi: 12 Ekim 2010, 20:29
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20