banner17

Diyanetten fetva istemiş, almış

Abdullah Kars ile söyleşimiz devam ediyor. Pişmiş tavuğun başına gelenlerden biraz fazlası, hepsi burada!

Diyanetten fetva istemiş, almış

“Dinî tiyatro” gibi bir tanım var. Ama genelde dindar tiyatrocular bu tanıma karşı çıkıyor; “Dinî tiyatro olmaz, Müslümanın yaptığı tiyatro olabilir” diye. Dinî tiyatro gibi bir kavram var mı sizce?

O ayrımı ben yapmadım. Avrupa’da bir turnede, organize edenler yapmışlar onu.

Peki, siz bu tiyatroyu nasıl adlandırırsınız o zaman? ‘Müslümanın yaptığı tiyatro’mu dersiniz?

Ben İbret sahnesi diyorum. İbret sahnesi demek, ibret alınacak, istifade edilecek, büyük dert ve meselelerin seyirciye aktarılacağı veya bir tür çözüm getirileceği bir sahne demek.

Günümüzde, bu dinî tiyatro yapmak isteyen kişiler sizce yeterli mi? Ya da neler yapıyorlar, takip ediyor musunuz?

Hiç takip etmiyorum. Yeniler gelip bana başvursalar, onlara kapımı da açar, can-ı gönülden yol gösterip, karşılarına ne gibi engeller çıkacak, bahsederim. Yazmak istedikleri konuyu öğrenir, yol gösteririm.

23374

Sizin bir iddianız var; Muhsin Ertuğrul’un Necip Fazıl ile olan ilişkisini biliyoruz. Necip Fazıl’ın onun için oyunlar yazdığını biliyoruz. Fakat siz, Muhsin Ertuğrul’un içinde Allah kelimesi geçen oyunları oynamadığını söylüyorsunuz..

Bunu Necip Fazıl söyledi bana. “Ben Reis Bey’i, Ahşap Konak’ı yazdım. Daha evvelki oyunlarda ‘Allah’tan peygamberden başka hiçbir şey geçmiyor’ demişti. Bu sefer de ben Reis Bey’i yazdım. Bu sefer de onu oynamadı” dedi.

Ama, Bir Adam Yaratmak oyununda tanrı kelimesi ve düşüncesi geçer...

Bir Adam Yaratmak herhalde önceki yazdığı oyunlardan. O kısmı bilmiyorum. Ama bana böyle dedi. Üstad’ın ifadesi bu.

Abdullah KarsPeki, halk Cumhuriyet sonrası perdeli tiyatro ile tanıştı ve bunu yadırgadı. Özellikle dindarlar, tiyatro caiz midir, değil midir endişesi taşıdı. Ama siz bunu kırdınız. Hatta Diyanet’ten fetva aldığınızı söylüyorsunuz. Bunu nasıl başardınız?

Tabi, Diyanet benim arkamda oldu. Ben Ankara’da Zeynel Abidin Camii’nde imamdım. İzinli oldum, insanları Gönen’e, Kütahya’ya, bir çok yere götürmüşüm. Gündüz konferans veriliyordu orada, gece benim oyunum oluyordu. Diyanet de, Ankara Müftülüğü de bana sahip çıktı.

İlahiyatlı olmanızın bir etkisi vardı, değil mi?

Var tabi. Bana da güveniyorlardı onlar. Seyirciden de memnundular. Marifet iltifata tabidir ya, taktir-iltifat da vardı. Bütün bunlar olunca iş güzel oldu. Esas şunu söyleyecektim ben; ben de zaten grubumda fiil ve hareketi düzgün olmayan, İslamî yönde namazsız-niyazsız olanları taşımadım. İskilip’e gittik mesela. Hoca efendi çıktı, oyundan sonra benimle ilgili konuşma yaptı. Bugün, dedi; bu tiyatrocu kardeşlerimiz bize geldiler. Falan camide Abdullah Kars vardı, kürsüye çıkan. Filan camide Nurettin diye bir kardeşimiz vardı, vaaz eden oydu. Ondan sonra, ezanı okuyan falancaydı. Bu bir hizmettir. Bu bir tiyatro değil de, hizmet kervanı. Gündüz camide, gece sahnede, dedi. Bu çok güzel. Mesela, Ali İhsan Pola diye Senirkent’te çok kıymetli, kılavuz bir abimiz vardı. Senirkent’e gitmeden bir gün evvel o vefat etmiş. O efendiyi de ben çok severdim. Evvel beni organize etmişti. Oyundan sonra hem rahmet diledik, sabah arkadaşlara dedim ki bir hatim indirelim, taziyeye gidelim. Hatim indirdik, taziyeye gittik. Ben de bir Kuran okudum. Fakat grubumdaki arkadaşlar çok güzel dualarını yaptılar. Oradaki çok büyük bir kalabalık, “Yahu akşam tiyatroda değil miydi bunlar” diye konuştular. Aynen böyle. Benim keyif aldığım konulardan biridir.

23377

Yani, tiyatroya bakış açısını değiştirdiniz?

Evet, değiştirdim. Bunlar çok mühim. Çünkü bu dava çok mühim. Çok çirkinlikler de var aslında. Böyle dinî konuları, millî konuları oynuyoruz diye oynayanlar var. Onların Anadolu’daki hezimetlerini biliyorum. Çok iğrenç ve gülünç.

Sizdeki samimiyeti gördü demek ki seyirci... Peki, dinî anlamda tiyatro yaparken, en çok hangi kesimden tepki aldınız? Dindar kesimden mi, yoksa diğer kesimden mi?

Bir dönem dinî kesim ama o iş bitti. Hz. Ömer’le bitti. Yunus’la perçinlendi. İbrahim Ethem’le fevkalade oldu. Ashab-ı Kehf’le başka oldu. Zaten ben Ashab-ı Kehf’e ustalığımın eseri, dedim. Bu oyun bazılarının hidayetine nasip oldu.

Bir seferinde de Ankara’da gençler oyunu bastılar. Oyun bir yere kadar gelmiş, beni yakalayıp götürecekler. Bu insanlar aynı zamanda evimi yakanlar... Öyle ki, ben hacca gideceğim, üç ay hacca gitmek için müsaade alamadım. Emniyet de artık bu yönleriyle düşünüyor, farklı düşünmeye başladı. Arkamdan geliyorlar, uçaktan indirecekler sandım. Yunus’u oynuyordum bir seferinde, rüyamda Peygamber efendimizi gördüm. Bedir’de elbiselerini aldım anneme götürdüm rüyamda. Bir aşk düştü içime, hemen gideyim istedim. Farz olmuş bana, niye bekleyeyim dedim. Uğraştım uğraştım, üç ay sonra anca izin aldım. Esas sorunuza cevap vermem gerekirse, dindar kesim dışındakilerden zaten tepki aldım, orası zaten öyle.

Abdullah KarsSizin bir de dilinizin kesilme hikayeniz var, bu tepkiyle bağlantılı bir şey galiba...

Bu çok bariz bir şey bu. Hem doktordu o abi, hem de o zaman Nizam Partisinde milletvekili idi. Emin Acar’dı. Bolu milletvekili. Benim ikide bir bademciklerim şişiyor, hasta oluyorum, uzun turneler oluyor. Doktor olunca, “Emin abi, bu benim boğazım ne olacak? Ben perişanım.” dedim. “Seni, benim profesör bir hocam var Emin Burat isminde, ona götüreyim” dedi. Götürdü, muayene sırasında da dedi ki, “Bu, İslam tiyatrosunun kurucusudur” Aleti bıraktığıyla o Emin Burat “Emin” dedi. “Bir de İslam tiyatrosu mu çıkardınız, politikaya girdiniz de...” dedi. O, onun profesörü. Yani Emin o hocada okumuş, samimi, ona hasta getiriyor. “Olur olur, onu bir ameliyat edeyim de” dedi sonra. Bana gün verdi. Ben de o gün gittim. Annemle de vedalaşmadım, hasta, şekeri var. Kızkardeşimin de kocası asker, bir çocuğuyla yanımızda kalıyor, o biliyor sadece. Gittim hastaneye sonra.

Ameliyat ederlerken iki tane asistan var. Bir çağıldama oldu birden, çocukların tahammül edemeyeceği, artık kendi gençliğe falan yediremeyeceğim bir şey. Çırpındım. Oradaki Kadir isimli asistan görüyor ya, o elini kaldırdı ve kapıya doğru çıktı. (Yanımızdaki birini çağırıp küçük dilini ve bademciğini gösteriyor) Kan doldu ağzıma. Öleceğim neredeyse, uğraşıyorum. Asistanla o hoca da tartışıyorlar. Asistan gitti, “Böylesi yapılmaz. Ben bu işte yokum.” dedi. Ben o zaman anladım büyük bir şey olduğunu. Yan tarafta bir alet var, boğazdaki kanı çeken. Onlar gidince ben o aleti aldım, boğazıma tuttum, o arada bayılmışım. Gözümü açtığımda, ben yoğun bakımdaydım. Anneme de haber vermedik ya... Orada, hastanede bir hizmetli varmış. Gitmiş kızkardeşime, durumu anlatmış. O hemen eve dönüyor ağlayarak, beni göremeyince fenalık geçiriyor. Arkadaşlara telefon açıyor. Böyle böyle diyor, abim yoğun bakımda, sağlığı tehlikede, göstermiyorlar, diye. Arkadaşlar geliyorlar, hastaneyi basıyorlar, numune hastanesine götürüyorlar. Yüzde beş ihtimalle ikinci bir ameliyat yaptılar bana. İki sene “karakazan, kaka, kuka” dedim. Benim diksiyonum bozuk o yüzden. K ile ilgili olan kısmı düzgün çıkaramam. Ve o Emin Acar geldi bana, hastaneye ziyaretime geldi, dedi ki “Çok büyük hata ettim. Şu derece masondu bu. Ben İslam tiyatrosu demeseydim bir şey olmayacaktı. O görevini yaptı.” dedi. Alıp yandaki çiçek saksısını, kafasına vuracaktım neredeyse. (Gülüyor) Bunu oynamak istedim zaman zaman. Fakat o gün... O hava... Ona konsantre olurum, perişan olurum diye yapamadım. Emin Burak, beni bu hale koyan.

Yani, sizi İslam’ın yayılmasına sebebiyet verecek kişi olarak görüyorlardı ve bu yüzden size karşı bunları yaptılar, diyebilir miyiz?

Ben şuna inanıyorum: Çok sıkıntı çektim, öldürüleceklerin listesindeydim. Yaralandım. İşte bacağımda izi var, kama attılar sahneye. (Bacağındaki yara izini gösteriyor) Baktım ki herkes birbirini öldürecek. O tiyatrodan yüzlerce ölü çıkacak. “Ne karışıyorsunuz?” dedim. Işıkları karartırken bacağıma bir şey saplandı. Işık yandı, baktım bacağımda bu var. Sahne arkasına gittim, onu bacağımdan çıkardım. Millet birbirini kıracak. Hemen çıkıverdim. “Siz ne karışıyorsunuz kardeşim ya?” dedim. “Biri edepsizlik etti, maksadı oyunu durdurmak” dedim. “Bende bir şey yok, oyuna devam edeceğim” dedim. Oyuna devam ettim, son tiratlarımı söylüyordum ki, baş dönmesi geldi bana. İkinci gün gözümü açtığımda, Burdur’da, devlet hastanesindeydim. O turnede son oyunum da Burdur’da olacaktı.

Arkadaşlar telefon açıyorlar. Oranın en ileri gelenlerinden Mehmet Berberoğlu diye bir ağabeye. Diyorlar ki, “Abi, Abdullah Kars böyle bir durum oldu, komada. Denizli’ye mi getirelim, size mi getirelim, yoksa İzmir’e mi götürelim” diye. “Bize getirin, hastanenin baştabibi benim damadım” diyor. İkinci gün gözümü açtığımda, arkadaşlarımın nerede olduğunu sordum. Dediler ki, “Serumu sonuna kadar açtık, büyük tansiyonu sekize çıkardık. Büyük mücadele verdik ve bugün buradasın.” Dördüncü gün yine sahnedeydim. Yine o oyunu oynadım ve arkadaşlarım bıraktılar beni. Mecburen bıraktılar, çünkü hayatları tehlikedeydi. Belki ben de şehit olabilirdim, ona hazırdım. Ben, bir ayet meali var, onu okuyayım. Hep onu hatırlar, ona göre hareket ederdim: “Allah yolunda, vatan yolunda şehit edilenleri ölü zannetmeyin. Onlar, Allah katında yaşıyordurlar.”

Cevaplar için teşekkürler. Ağzınıza sağlık.

Ben teşekkür ederim.

Sümeyye Karaarslan konuştu

Röportajın ilk bölümü için: http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=5358

Güncelleme Tarihi: 18 Ocak 2011, 18:06
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
kamil yeşil
kamil yeşil - 8 yıl Önce

abdullah kars, şule yüksel hanımla evlenmiştir. uzun sürmeyen bu evlilik esnasında şule yüksel hanım bazı kitaplarında ve gazete yazılarında "şule yüksel kars" imzasını kullanmıştır. çok özele girmemekle birlikte bu konu ile ilgili sorular yöneltilebilirdi.

Dilara Yaman
Dilara Yaman - 8 yıl Önce

bence bu yaşananları bilmek çok önemli. dindar insanlar ne kadar zorluk çekmişler, bunu gösteriyor. röportaj için teşekkürler

editör notu
editör notu - 8 yıl Önce

Söz konusu konuyu Abdullah Kars ile konuştuk. Daha bir çok konu daha konuştuk fakat yayınlanmasını istediklerini yayınladık.
Saygıyla..

banner8

banner19

banner20