Didem Arslan Yılmaz: Şiir Olmadan Dünya Çok Yaşanılmaz Geliyor Bana

''Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hem romancılığını hem şiirlerini severim. Batı’ya ve Doğu’ya, moderne ve modern olmayana dair tahlilleri beni her zaman etkilemiştir.'' Habertürk ekranlarında hazırlayıp sunduğu programlarla tanıdığımız Didem Arslan Yılmaz ile gazeteciliğe, televizyona, şiire ve edebiyata dair konuştuk.

Didem Arslan Yılmaz: Şiir Olmadan Dünya Çok Yaşanılmaz Geliyor Bana

Habertürk ekranlarında hazırlayıp sunduğu programlarla tanıdığımız Didem Arslan Yılmaz ile gazeteciliğe, televizyona, şiire ve edebiyata dair konuştuk.

Sizi haberin her alanında izliyoruz. Gazeteci ve televizyoncu olmaya nasıl başladınız?

İyi bir televizyon izleyicisiydim, TRT’de hayranlıkla izlediğim haber spikerleri ve takip ettiğim köşe yazarları vardı. Ama meslek olarak seçmeyi çok hayal etmiyordum. Üniversite tercih sıralamasında ilk tercihim Hukuk fakültesiydi, sonra tek bir tercih olarak da İstanbul Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu’nu yazdım. Ve gazetecilik bölümünü kazandım. Ama okuldan mezun olunca mesleğimi yapmadım, başka sektörlerde çalıştım. Sonra biraz kader diyelim kendimi televizyon gazeteciliğinin içinde buldum.

Profesyonel anlamda televizyonculuğa Kanal D haberde başladım. Sonra birçok kurumda çalıştım. Uzun bir süredir, bir dönem ara verip tekrar döndüğüm Habertürk televizyonunda çalışıyorum.

Zaman Zaman Tarihe Tanıklık Etmek İnsanı Heyecanlandırıyor

Günlük yaşamınızda haberci olmanın avantajlarını yaşıyor musunuz?

Farklı meslekten, farklı kimliklerden insanlara dokunabiliyorsunuz. Gazeteci olduğunuz için ulaşılamayan yerlere girmek, hayatlara dokunmak daha kolay olabiliyor… Hele zaman zaman tarihe tanıklık etmek insanı heyecanlandırıyor. Bu mesleği yaparken tanıştığım, sonrasında hayatımda yer tutan çok değerli insanlar var. Bu bazen bir siyasetçi olabiliyor, bazen bir sanatçı olabiliyor, bazen bir hekim, bazen de yazar.

Gazetecilik mesleğinin zor tarafları sizce nedir?

Herkesin baktığı konuları sen farklı gözle görebiliyorsun. Ayrıntıları seçebiliyorsun. Sürekli soru sorma ihtiyacı duyuyorsun, merak duygusu bazen dezavantaja dönebiliyor. Hele şüphecilik insanı yoruyor.

Yoğun tempoda çalışıyorsunuz; hem gündemi takip edip hem de olan bitene hâkim olmaya çalışmak yorucu olmalı... Yoğun tempoya nasıl ayak uyduruyorsunuz?

İşimi seviyorum, bir de disiplin her şeyin başı… Hâlâ merak ediyorum, hâlâ heyecan duyuyorum. Başka türlü bu camiada kalıcı olabilmek de mümkün değil.

Her Konuda Her An Hazır Olmam Gerekiyor

Sıcak gündem içerisinde yayıncılık yapıyorsunuz, hata yapmamak için nelere dikkat ediyorsunuz?

Yüksek konsantrasyonla çalışıyorum. Sürekli gündemi takip edip gündemdeki konularla ilgili dersimi çalışıyorum. Her konuda her an hazır olmam gerekiyor. Öncesinde araştırma yapıp, konuyla ilgili kaynakları araştırıp, farklı görüşlerden yorumları ve analizleri okuyup objektif yayıncılık yapmaya özen gösteriyorum.

Didem Arslan Yılmaz’ın sanata bakışını da konuşmak istiyorum. İlgilendiğiniz bir sanat dalı var mı?

Üniversitedeyken fotoğrafçılık ile ilgileniyordum. Şimdi fırsatım olsa, fotoğraf makinemi alıp sokakları dolaşmak, dikkatimi çeken ayrıntıları kadrajıma sığdırmak ve fotoğraflamak isterdim.

Şiirin Olmadığı Dünya Çok Yaşanılmaz Geliyor

Peki, ‘bu kitap benim başucu kitabımdır’ dediğiniz bir kitap var mı?

Şiir kitapları başucu kitaplarım. Şiirin olmadığı dünya çok yaşanılmaz geliyor bana… Bazen özlem, bazen sevgi, bazen keder, bazen hüzün... Hayatın kendisi şiir zaten.

Didem Arslan Yılmaz tiyatroyu mu seviyor yoksa sinemayı mı?

İkisini de seviyorum. Ama tiyatroyu daha samimi buluyorum. Beyaz perde daha çabuk tüketiliyor. Tiyatro ise ruhumu zenginleştiriyor. Oyuncuyu sahnede izlemek beni daha mutlu ediyor.

Türk ve dünya edebiyatında sevdiğiniz yazarlar var mı? Varsa isimlerini bizimle paylaşabilir misiniz?

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hem romancılığını hem şiirlerini severim. Batı’ya ve Doğu’ya, moderne ve modern olmayana dair tahlilleri beni her zaman etkilemiştir. Günümüz yazarlarından Orhan Pamuk’u seviyorum. Yaşadığımız ülkenin, coğrafyanın sosyolojisine dair gözlemleri ve kuvvetli kaleminin altını çizmek isterim. Bunlar dışında Yaşar Kemal, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Sabahattin Ali, Peyami Safa… Birçok isim sayabilirim.

Yabancı edebiyatta ise bazen ödül alan bir yazarı keşfetmeye çalışıyorum, bazen okuduğum bir yazıda geçen bir kitabın peşine düşüyorum. Okuduğum yıllardan beri hafızamda yer eden Dostoyevski, Kafka, Orwell, Pavese... Son yıllarda ilgimi çeken Murakami ve bu yıl keşfettiğim Kazuo İshiguro’yu da saymalıyım. Bunlar dışında biyografi ya da otobiyografi türünde kitapları muhakkak okumaya çalışıyorum. Türkiye’den ya da dünyadan fark etmez; bir insanın hayat hikâyesi o döneme, ülkeye, coğrafyaya dair çok önemli ipuçları taşıyor.

Merak Etsinler ve Merak Ettikleri Şeyin Peşine Düşsünler

Son olarak, iletişim fakültesi öğrencilerine ve geleceğin gazeteci adaylarına ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz?

Öncelikle okumayı hiçbir zaman bırakmasınlar. Yeterince okumuyorlarsa lütfen hemen şimdi başlasınlar. Üşenseler de dudak bükseler de bir ilaç gibi düşünerek okusunlar. Kendilerine ödev versinler, “Günde en az 20 sayfa okuyacağım” diye mesela. Yaz tatillerinde daha çok okusunlar. Sadece kitap değil, dergilere de baksınlar. Hem de sadece ilgilendikleri alanlarla ilgili değil; mimarlık, sanat, moda, bilim… Her türlü dergiye de baksınlar ki güncel tartışmaları derinlemesine takip edebilsinler.

Bunlar dışında her gün bütün gazetelerin en azından ilk sayfalarını muhakkak okumalarını öneririm. Farklı görüşler aynı konuyu nasıl işliyor, bunu görmek adına önemli bir nokta bu. İnternette gazetelerin ilk sayfalarını bulabilirler. Sadece kendine yakın bulduğu görüşten değil, karşıt görüşten köşe yazarlarını da takip etsinler. Bütün yazarları okumaya vakit bulamıyorlarsa, en azından her yazısını takip ettikleri farklı görüşlerden 3-4 yazar muhakkak olsun. Bir birikim ve dönemin ruhunu kavramak adına bu tür takipler çok önemli.

Bulundukları şehrin bilmedikleri yerlerine gitsinler, daha önce hiç gitmedikleri şehirlere gitsinler. Bir proje ile örneğin, muhakkak yurt dışına gidip şehirlerde uzun uzun yürüme, kitapçılarını gezme, kafelerinde oturup en azından sokaktan geçen insanları izleme fırsatı yaratsınlar. Bol bol film izlesinler. Şehirdeki tiyatro oyunlarını takip etsinler. Merak etsinler ve merak ettikleri şeyin peşine düşsünler.

“Didem Arslan Yılmaz: İşimi Seviyorum, Bir de Disiplin Her şeyin Başı”, Kitabın Ortası dergisi, sayı 13.

 

Röportaj: Deniz Ersoy

Güncelleme Tarihi: 27 Nisan 2018, 12:08
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER