banner17

Devlete ve Hegel'e dayanmayan şiiri istiyor

Mehmet Şah Erincik ile son kitabı 'Çingene Sabahı', şiiri ve modern Türk şiiri üzerine konuştuk..

Devlete ve Hegel'e dayanmayan şiiri istiyor

 

 

‘Doğunun kadim ve kadife dokusunu yazmak istiyorum’ diyen Mehmet Şah Erincik ile Yeniyazı Yayınları’ndan çıkan ikinci şiir kitabı Çingene Sabahı’nı ve genel olarak modern Türk şiirini konuştuk.

Kitabın hayırlı olsun Mehmet Şah, umalım ki bahtı açık olsun. Site okurları tanımak ister Mehmet Şah’ı… Ne yer ne içer Mehmet Şah Erincik; hayata, olaylara, nesnelere ve âdemoğluna nasıl bakar? Mehmet Şah Erincik kimdir?

Teşekkür ederim üstad. İnsanın kendini tanımlaması, zor konulardan biri olsa gerek. Taşradan mı demeli, Doğudan mı demeli kestiremedim doğrusu, ikisini de kullanmak gerek herhalde; taşranın doğusunda doğup büyüdüm. 17 yaşına kadar Batman'daydım. Devletin evlerden içeri giremediği yerdeydim. Din dışındaki kutsalların hiçe sayıldığı yerdeydim. Dilini unutmaya zorlanmış bir kavmin içindeydim. Dilsizliğin yarasını iyileştirecek hiçbir ilacın bulunmadığı şehirde. Sonrası İstanbul. İstanbul haliyle ufkumu açan bir yer oldu, oluyor. Türkiye'de ufkumu açan başka şehir olur mu? Sanmıyorum. Başka ülkelerde başka şehirler olabilir tabi. Geçelim bunu.Mehmet Şah Erincik

Hayata nasıl bakar Şah. Kendimin dışına çıkıp sormalıyım bu soruyu. Herhalde, hayata bakmama gayretindedir Şah. Dışına çıkma isteği çemberin. Hayat ise basit aslında ama bu basitliği insanoğlu çetrefilli hale getirme derdinde. O halde neden bakmalı der Şah. Bunca kötülüğü üreten insanoğluna hangi sevgi güç yetirecek, düşünmeli bunu. Eşyanın tabiatına eğilmeyen, eşyanın ruhunu anlamaya çalışmayan âdemoğlu neden görmez yaratımın görkemli görüntüsünü. Cevaplar değişse de sorulardır değişmeyen. Yine de sevmeli; bunca zalim, bunca insafsız, izansız olaylara gark olmuş insanı. Çünkü cürüm olmasa, çünkü günah olmasa, hata ve kusur... Melek olurduk. Melek değiliz. Melek değilsek ilk taşı günahsız olanımız atsın. Buna ben cüret edemem. İlle de insana bir şey fırlatacaksak bu gül olmalı kuşkusuz.

Kimilerinin eşref saati olur. Sabah, öğle, ikindi ve akşam vakitlerinde Mehmet Şah, hangi anlam dünyasında gezinir?

Benim eşref saatim gecedir. Hele bir de çay ve duman varsa, ertesi güne de bir yere yetişme telaşı yoksa güzelce kurulurum geceye. Hangi anlam dünyasında gezinirim, doğrusu değişkendir. Bazen bir filmin aksanında, bazen bir cümlenin akışında, bazen bir şiirin ruhunda bulurum ben güzelliği. Bazen de mutsuzluk evine adımımı atarım. Bazen de -ki en çok bunu yaparım- sıkılırım. Bildiğiniz can sıkıntısı. Camus'ya yazdıran sıkıntı. Modern zamanın içindeki şaire de bu sıkıntı yazdırıyor sanırım. Güzeli yaşarken yazamaz insan, acının dibindeyken hamdır yazdığı; ama sıkılırken, bir şeyi bilmiş olmanın verdiği o durgunluk hali, o tatmine, imkâna erişebilecekken tatmin olmaya isteği olmayan hal. Anlamı hareketlendiren budur. Şiiri de.

Şiir kitabına gelirsek, ayrıksı bir şiirin var Mehmet Şah; aşk, intihar ve delilik belirleyici unsurlar olarak yer alıyor şiirlerinde. Heterodoks bir dünyadan sesleniyor okura; sünni ruhtan ayrışan yönüyle kuşağından farklı bir şiir yazıyorsun. Şiirlerindeki ayrıksılığı besleyen kaynaklar nelerdir?

Aslında saydığın üç öğenin yanına "Heterodoks bir dünya"dan seslenmeyi karşılayan, ötekinin dili olmak gayesi bu kitapta baskın. ‘Öteki'ye ve ötekileştirilmiş olana meylim ve zaafım var. Majör topluluklar minör topluluklara yaşam alanı bırakmıyor genellikle. Hâlbuki öteki olmadan aslî unsur olanlar kendilerini var edebilme şansını yakalayamazlar. Öteki olmadan renksiz ve birbirinin tıpatıp bireyler topluluğu oluşur. Öteki olmadan güzelin ve iyinin tanımı da tekleşir. Ben ötekiyi seviyorum. Ötekileştirmeyi değil. Ya da ötekinin yaşam alanlarını sınırlandırmayı değil.

Ötekinin de aslî unsur kadar kendini rahat hissettiği bir yeryüzü istiyorum. Bu yüzden dünyanın bütün ötekilerini, özelde de toplumumuzda yaşayan din, dil, kültür, yaşantı bakımından ötekileri kendime yakın hissediyorum. Başta Kürtler olmak üzere, Yahudiler, Ermeniler, Türkler, Araplar, Farslar, Yezidiler, Süryaniler, Aleviler, Zazalar, Feministler, İslamcılar, Solcular, Sufiler, Çocuklar, Kadınlar, Erkekler, Bireyler, Anarşistler ve daha nice öteki ve ötekileştirilmiş unsurlar benim ilgim dâhilinde.

Ortodoks algı ile yaklaşıldığında bu saydığım ve sayamadığım bütün ötekilerin yaşam alanının daraldığına milletçe hep şahit olduk, oluyoruz. Resmi söylem de kendi ortodoks unsurlarını bize dayatıyor. Dolayısıyla bu meseleyi dert edindim ben. Kitabımın ilk bölümünde bu meyanda derdimi dillendirmeye çalıştım dilim döndüğünce. Elbette bu ayrık imlamı Batman'da doğup büyümek etkiledi Mehmet Şah Erincikama daha çok İstanbul besledi bu duruşumu. Her renkten insanın zor şartlar altında da olsa kendini var etmeye çalıştığı yer çünkü İstanbul. İstanbul'dan Doğuya baktım, Batıya baktım. Doğuya baktıkça aslında ruhumun otokton meylini gördüm. Ben en çok kadim Doğunun bilgeliğinden beslenebilirdim. Ki imgelerimde de buna sıkça rastlanmakta.

İlk kitabındaki şiirlerin -ses, eda ve mısra kuruluşu itibariyle- İkinci Yeni merkezli şiirlerdi. İkinci kitabındaki şiirlerde de yer yer Turgut Uyar ve Edip Cansever’in sesini duymuyor değiliz. Seni İkinci Yeni şiirine yakınlaştıran nedir, bu şiirin hangi yönü yazdığın şiirler için destekleyici, besleyici ve ufuk açıcı oldu?

İlk kitap İkinci Yeni ile hesaplaşmaya çalışan ve fakat başarısız olan bir giriş denemesiydi. Gerçi hesaplaşmak doğru ifade olmayabilir. Şöyle diyelim; ilk kitabım İkinci Yeni'nin sözünün üstüne yeni bir söz söyleme denemesiydi ve fakat başarısız oldu. Zira yeni söz söylemeye çalışırken farkında olmadan benzeşme meydana geldi. Bu özgünlüğü zedeleyici bir durum. İkinci kitapta bu hatadan sıyrıldığımı umuyorum. Çünkü ikinci kitapta fonetik açıdan benzeşmeler olsa da İkinci Yeni'nin anlamdan çok sözcüğe değer biçmesi karşısında anlamı güçlendirme gayesi taşıdım. Dolayısıyla bu yönüyle yazdığım son şiirler anlama varma derdini edindi.

“İkinci Yeni'nin neyi etkiledi beni” diye düşündüğümde, İkinci Yeni'nin dil imkânlarını genişletme, anlatılan "şey"in bütün detaylarını gösterme gayesi beni etkiledi. Cansever'in “Masa da masaymış ha” şiirindeki masanın bütün halleri, ya da “Yerçekimli Karanfil”in dolaşımda olması, Turgut Uyar'ın terzileri, atları, eyleri ve şehrin dışındakilerin şehre dair duruşu, Cemal Süreya'nın ironi içinde hakikati, Sezai Karakoç'un medeniyet tasavvuru, İlhan Berk'in hep genç kalan şiiri, Ece Ayhan'ın asi duruşu, Nilgün Marmara'nın iç dünya problematiği, Gülten Akın'ın naif ince şeyleri, kısaca söze hükmederken bir yanıyla mülayim, bir yanıyla, filozof, bir yanıyla aşk ile donanmış olmaları beni etkiledi. Ufkumu açtığı ve aştığı kuşkusuz.

Senin şiir anlayışına göre İkinci Yeni’nin, tüm veçheleri ve tüm şiirsel malzemesi ve imkânlarıylaıldığını söyleyebilir miyiz?

Şiirin böyle bir kaygısı olmayabilir ama şairin, özellikle 2000 kuşağının böyle bir kaygısı olmalı. Dikkat edilmesi gereken husus şudur ki İkinci Yeni'yi tahlil ederken, İkinci Yeni'nin ‘70, ‘80 ve hatta kısmen 90'da kesilmesi hadisesidir. Şimdiki yazılanlarla İkinci Yeni kuşağı arasında kaybolan en az iki kuşak var. Elbette bireysel çıkışlar olmuştur. 70'lerde İsmet Özel gibi, Hilmi Yavuz gibi, 80 kuşağından birkaç şair ile, 90 kuşağından yine belli başlı şairler Türkiye şiirine çeşitli bağlamlardan bir soluk aldırmışlardır fakat oluşan arkı devam ettirilememiştir. Bunun birçok etmeni var diye düşünüyorum. En önemli etmen ise sosyopolitik ortamın şaire dayattığı çıkmazdı diye düşünüyorum. Bu yanıyla aslında İkinci Yeni’nin devamı gelmemiştir, eksik kalmıştır.

Kısmen 90 kuşağı ve 2000 kuşağı İkinci Yeni'yi yeniden ele almış ve birçok yönüyle yenileyerek devam ettirmiştir. Fakat şiirin çıkmazı hadisesinde istenilen bağlamıyla ele alınmadığı kanısındayım. Bunun temel nedeni ‘Ben'li bir şiir yerine bencil bir şiir yazılıyor olmasıdır. Dilin anlam genişlemesi hadisesinde daha ileri safhalara gidilmişse de, insanın toplumsal ve bireysel probleminden kişisel problemine yönelinmiş olması İkinci Yeni'yi hâlâ diri tutmaktadır. Çünkü İkinci Yeni her ne kadar "Şiir kelimelerle yazılır." demiş olsa da şiirinin çıkmazını toplumsal çıkmaz üzerinden inşa etmiştir. Günümüz şairininMehmet Şah Erincik acilen üzerinde durması gereken konu budur. Kişisel buhranların aslına rücu etme hadisesi. Aslı kişisel olmayan buhranlardır çünkü. Görüntü ve iletişim çağındayız. Her şey hızla ilerliyor. Her gün güçlünün gücünü göstermek için gücü olmayanları hunharca yok ettiği bir çağdayız. Söz gelimi savaş uçaklarının bir şehri yok edişini sofrada yemeğimizi yerken izleyebiliyoruz. Bütün kötülüklerden anında haberdar oluyoruz. Çıkmazdayız. Kötü bir çıkmaz bu ve kişisel değil. Bu buhranı dert edinmemiş bir şiir yazmak demek İkinci Yeni'nin aşılmadığını gösteriyor bize.

İntihar eden şairlerin iklimine yakınsın. Bir müntehirin dünyası ne söyler yeni zamanlar insanına, bir şairin müntehir oluşu ne anlam ifade ediyor senin için?

28 yaşına kadar intihar etmemiş bir şairsen önemli bir eşiği atlamışsın varsayıyorum. Dolayısıyla bu eşiği aştım ben. Bu konuda Cioran'ın "Ölmek de yaşamak da aynı, o halde neden ölme yolunu seçeyim ki" mealindeki sözü benim için belirleyici olmuştur. Fakat bu, müntehir şairleri suçlayacağım anlamına gelmiyor. Bilakis müşfik bir yakınlık duyuyorum kendilerine. Acılarının büyüklüğü karşısında saygı ile eğiliyorum. Bu bir tercih ediş. İntihar, dünyaya bütün dillerde aynı olan ve bütün kanunların, silahların, erklerin karşısında çaresiz kaldığı kesin bir karşı koyma eylemi. Çünkü her şiir bir yeni eyleme yol açarken, intihar bir son eylem olarak görülebilir. Her müntehir aynı kaygıdadır kanımca. "İşte görün ben infilak ettim." deme biçimi olarak kullanmışlardır bu son altın vuruşu. Dolayısıyla Pavese'nin, Pessoa'nın Mayakovski'nin, Plath'ın Nilgün'ün, Kaan'ın, İlhami Çiçek'in, Zafer Ekin'in, Özge Dirik'in ve ismini yine sayamadığım diğer müntehir şairlerin acılarını ve bu acıyı dindiriş biçimlerini görüyorum ve elbet her birinin kendince iyi bir nedeni vardı. Öte yandan her intihar eden iyi şairdir çıkarsaması da yanlış bir çıkarsama olur. Hayat hikâyeleri her birinin elbette kendi içinde ilginç ve önemli olsa da şiir açısından metinleridir aslolan. Ha elbette elimde olsa idi intiharlarını önlemek isterdim.

Günümüz şiiri hakkında ne düşünüyorsun? Takip ettiğin şairler kimlerdir, bu şairlerin hangi yönü takip edilmeye değer, anlatır mısın?

Günümüz şiiri yatağını bulmamış fakat bulma derdinde bir şiir. İkinci Yeni'den iyi midir? Kanımca bunu biz belirleyemeyiz. İyiyi zaman belirler, kalıcılık belirler. Kalıcı bir şiir yazıyor muyuz? Mısralarımız yeterince güçlü mü? İçinde bulunduğumuz kaos sonraki nesillerin de kaosu olacak mı? Konularımız binyıllardır herkesin üzerinde hemfikir olduğu konular mıdır? Derdimiz nedir? Derdimizi niye anlatıyoruz? Reel politik geçici midir? Bu gibi sorular da şiirimizin kalıcılığını belirleyen sorular.

Ben bir öngörü olarak şunu söyleyebilirim. Evet, sağlam şairler var fakat bir yönsüzlük hali söz konusu. Batıya sirayet eden modern çıkmaz bize de sirayet etmek üzere. Özellikle Türkiye şiirinin açmazı, dilin imkânlarının yok edilmesinden kaynaklanan bir çıkmaz. Dil devrimi çok yanlış bir devrim bu bağlamıyla. Sözcüksüz kalmış günümüz şairi, buna karşın bence iyi bir uğraş veriyor. Dilin anlamlarını genişletmeye uğraşıyor. Dilin yeni imkânlar doğurmasını diliyor en azından. Yoklarımız çok ve dilemelerimiz fazla. Öte yandan çağın birincil ve temel sorunu bencilleşme. Ben'leşme değil. Bencil acılar, bencil sevinçler, bencil umutlar. Ben'leşse yine bir çıkış bulacak çağımız insanı. Bencilleştiği için şiiri de kişiselleşiyor şairin. Kişiselleşen şiir bir sonraki çağa kalamayabilir.

Ancak bu umutsuz iklime rağmen direnen şairler biliyorum. Metin Kaygalak, Ah Muhsin Ünlü (artık şiir yazmıyor.), Enis Akın, Mehmet Butakın, Kemal Varol, Hüseyin Akın, Hasip Bingöl, Yücel Kayıran, Mehmet Bozgan, Seyyidhan Kömürcü, Cihat Duman, Yavuz Türk, Bülent Parlak, Barış Ağır, Halil İbrahim Polat, Taha Ayar ve ismini sayamadığım birçok şair direndi, direniyor. Doğudan zuhur edişi olumlayan, minörü bir imkâna dönüştüren, kekemeliğin resmini çizen, felsefenin duvarlarında dolanan, ayrıca resmi tarihi ve resmi algıyı bertaraf eden, edecek olan şairler bu saydığım şairler. Derdi olan ve bu dertlerini güzel anlatan şairler.

Her ay düzenli olarak okuduğun dergiler var mı? Bugünün edebiyat ortamında gözle görülür bir canlılıktan bahsedebilir miyiz?

Ben düzenli bir adam değilim. Şiirde de düzenli değilim. Bundan uyku, çay ve duman hariç hiçbir şeyi dolayı düzenli takip etmiyorum. Uzaktan izlediğim kadarıyla 2009 - 2011 arası dergicilik faaliyetleri durma noktasına gelmişti. 2012 biraz daha gür başladı sanırım. Ya da ben şiire dönüş yaptığım için bunu hissettim. Şimdi yeni yeni dergiler çıkmaya başladı. Bunlardan özellikle ikisini (Duvar ve İzafi) bu bağlamda yenilikçi görüyorum. Özellikle Duvar dergisinden umudum var. Enis Akın'ın hayata dair, çıkmaza dair, kekemeliğe dair bir derdi var. Derdi olan adamları seviyorum. Enis Akın'ın yönetimindeki bu derginin çıkmazı en azından çıkmaz olarak vurgulayacağını biliyorum. “Yanı başımızda oğullar ve babaların öldüğü bir savaş var” diyen bir adam. Derdi olan bir adam. Rahat değil, iyi şiirleri seven bir adam. Dolayısıyla bir imkâna dönüşebilir Duvar.

Bundan sonra Mehmet Şah Erincik şiiri hangi yöne evrilecek, mutfakta neler var?

Kitabın son bölümü zamanlar idi. Zamanlarda yeni bir imkân yakaladığımı düşünüyorum. An'ların kendi içinde ürettikleri anlamların yanı sıra birçok anın birbiriyle ilintisinden doğan parçalı bütün. Hayatımız gibi. Hem parça parçayız, hem bütünüz. Sanırım şiirimin evrilmekte olduğu noktalardan biri bu. Diğeri de, kadim doğunun kadim ve kadife dokusunu yazmak istiyorum. Bu yalınlıktır. Mümkün olduğunca müzikalitesi olan ve fakat bu müzikte modernin de dilin de kendine yer bulduğu bir yapı. Bir diğer nokta, ikinci kitaptaki heteredoks duruşu devam ettireceğim. Enis Akın'ın ifade ettiği ve benim bizatihi gördüğüm, yaşadığım temel sorunlardan biri olan gayriresmi savaşa dair de diyeceklerim var elbet.

Sırtını devlete ve Hegel'e dayamamış bir şiir istiyorum. Sırtını resmi tarihe ve kolluk kuvvetlerine dayamamış bir şiir. Sırtını cemaatlere dayamamış bir şiir. Sırtını cemiyete ve resmi öğretiye dayamamış bir şiir. Sırtını, İsmail'in torunları iken gücü eline aldıktan sonra kendini İshak'ın torunu sananlara dayamayan bir şiir. Şiirim öyle kimsesiz olmalı ki, kadim bir kimsesizlik. Sırtını inatla minör şiire dayayan bir şiir. Sonuç olarak galiba tarif edemeyeceğim. Çünkü evrilmeyi zaman gösterecek. Belki hiç yazamam. Kendi şiirimden daha iyi bir şiir ortaya koyma güçlüğünden söylüyorum bunu. Çünkü tekrara düşmek tehlikesi var. Tekrara tek şeyde düşülebilir. Diğerlerinde tekrara düşmemek en iyisi. O da sevgidir. Sevgide tekrara düşelim efendim.

 

Mustafa Celep sordu

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2016, 11:17
YORUM EKLE
YORUMLAR
mehmet uzunkozalak
mehmet uzunkozalak - 6 yıl Önce

adama bak ya, ismet özel'le hilmi yavuz'u yan yana anmış. ne kadar iyi bir şair olduğun belli odu güzel kardeşim.

hkan cnlı
hkan cnlı - 6 yıl Önce

anlaması hem zor, hem bır okadar hoş olan pek kıymetli güzel şair:)yolun açık olsun..gel toparla içimdeki manıçok tekrara benı severken..!!!

mehmet şah erincik
mehmet şah erincik - 6 yıl Önce

merhaba aslında cevap vermek doğru mu kestiremiyorum. ama cümleyi doğru okuyamadığınız için size açıklama yapma gereksinimi duydum.cümlede bireysel çıkışlar yapmış şairlerden bahsediyoruz, sadece iki şair değil. hilmi yavuz'u sevmemeniz onun iyi bir şiiri olmadığı anlamına gelmiyor. söz gelimi ben ismet özel'in son dönem ırkçı duruşunu sevmiyorum fakat şiirde kendi izleğini oluşturabilmiştir. vesselam.

banner8

banner19

banner20