Devlerin Omuzlarından Ufka Bakmamız Lazım

Prof. Dr. Recep Şentürk, 'eğitim' ve İstanbul Araştırma ve Eğitim Vakfı (İSAR)'ndaki çalışmalar üzerine Deniz Baran'ın sorularını cevapladı.

Devlerin Omuzlarından Ufka Bakmamız Lazım

Prof. Dr. Recep Şentürk Hocamızla yaptığımız röportajın ilk kısmı “medeniyet” meselesine eğilmişti. Şimdi medeniyetin mütemmim cüzü olan “eğitim” meselesini ele alan 2. kısımla devam ediyoruz.

Daha önceki röportajımızda Medeniyetler İttifakı Enstitüsü ile “açık medeniyet” anlayışınızın nasıl birleştiğinden bahsetmiş ve enstitü bünyesinde yaptıklarınızdan sözü açıp eğitim meselesine girmiştik. O halde sizin aynı doğrultudaki bir başka çabanız denebilecek İSAR'dan bahsedelim biraz.

Biraz önce bahsettim gibi şu anki eğitim sistemimiz bizim Batı’ya olan akademik bağımlılığımızı sürdürülebilir hale getirme işlevi görüyor. Bunu kırmanın yolu bizim kendi entelektüel geleneğimizle, ilim geleneğimizle irtibata geçmemiz. Böylece biz hem Türk aydınları/akademisyenleri olarak kendi entelektüel bağımsızlığımızı kazanabiliriz hem de beşeriyetin ortak sorunları hususunda Batı dışından gelen alternatif çözümler önerebiliriz. Çoğulcu bir toplum düzeni oluşturabilme hususunda mesela, postmodernizmin krizlerine yönelik mesela… İstanbul Araştırma ve Eğitim Vakfı (İSAR)’nın amacı bu akademik bağımlılığı aşmış ve İslam medeniyetinden hareketle hem Türkiye’nin hem ümmetin hem de beşeriyetin sorunlarına çözüm sunabilecek âlimler yetiştirmek. Âlim geleneği Türkiye’de eğitimde Batılılaşmayla beraber terk edildi. Onun yerine akademisyenler var, aydınlar var; halbuki bizim geleneğimizde okumuş insan kimliği, âlim kimliğidir. Allah izin verirse bu geleneği canlandırmak amacımız.

Arapça tabi önemli bir öge bu yolda. Arapça eğitimi veriyoruz. Klasik Arapça ve klasik sosyal bilimleri öğretiyoruz. Sonra modern sosyal bilimlerin eleştirel ve kritik bir şekilde öğretilmesi geliyor. Bu işlerin ahlak ve takva boyutunun öğretilmesi de tabi. Dolayısıyla İSAR’ın mottosu “ilim, takva, beyan”.

4 yıllık bir eğitim programı var, farklı üniversite ve bölümlerden başarılı öğrencileri alıyoruz. Tabi sınırlı bir kontenjanla… İnşallah ileride daha fazla olur imkânlar artarsa. Kendilerine ileride bir İslam âlimi olacak şekilde destek eğitimi verilmeye çalışılıyor. Mutlaka üniversitelerinde başarılı olmaları da gözetiliyor, ikisini birleştirmesi lazım. Kendi alanında İslami ilimler eğitimiyle yeni bakışlar ortaya sunabilmesi lazım. Amaç budur. İSAR’da sadece erkek öğrenciler var, ancak Eğitimi Destekleme Programları (EDEP) isimli başka bir oluşumda da hanım öğrencilere yönelik aynı program yapılıyor. Fatih’te de Üsküdar’da da şubesi var.

Üniversiteyi terk etmemesi öğrencinin gündelik hayata yönelik üretim yapmasını, çağı kaçırmamasını da sağlıyordur.

Şu an Türkiye’de de İslam dünyasında da sahte ikilemler mevcut zaten. İslami ilimler mi yoksa modern ilimler mi? Gelenek mi modernite mi? Din mi bilim mi? Akıl mı vahiy mi? Sahte ikilemler… Bunları aşmamız lazım. İnşallah hem İSAR’da hem EDEP’te verilen eğitim bunları aşmaya yönelik bir çabadır. Karanlıktan şikayet etmek yerine yakılan bir mumdur. Hedefimiz zülcenaheyn olan âlimler yetiştirmektir. Çift kanatlı yani. (Gülüyor Hoca) Bu tip insanlara ihtiyaç var.

İSAR’ın hedefine ulaşması için yoğun ve sistemli bir ders yapma gerekliliği aşikâr. Ancak bir yandan da vakitsizlikten ötürü İSAR’ın bu programına katılamayan ama bir köşesinden de olsa bu tip programlardan nasiplenmek isteyenler oluyor. Bu tip kurumlar da çok olmadığı için insan ister istemez “İSAR daha esnek programlar düşünmüyor mu” diye soruyor? 

Tabi bu tür programların yapılması lazım ama şimdilik imkânlarımız bu kadarına müsaade ediyor. İSAR’ın içinde de İSAR dışında da bu tip programlar yapacak mecralar tesis edilebilir.

Bir din âlimi günümüzde nasıl yetişir sorusunun peşinde oluşunuz malum... En son Eylül 2014'de bu konuda yazdığınız bir makaleyi okumuştum. Bu yazıda ortaya koyduğunuz noktalarda kayda değer adımlar atıldı mı, atılıyor mu?

Ben tabi Türkiye’nin tamamını bilemiyorum, burası çok dinamik bir ülke, her şeyi takip etme imkânı olmuyor. Ama demin bahsettiğim sahte ikilemleri hâlâ toplumca aşmış değiliz. Medrese eğitimi ile üniversite eğitimini İSAR gibi birleştirme çabasında olan, ilahiyat mı hukuk mu, İngilizce mi Arapça mı okuyayım ikilemini aşan çok örnek göremedim. Tamamlayıcı, bütünleyici eğitim kurumlarına ihtiyacımız var. Günümüzde bunların hepsi çok önemli.

İlim de zaten uzun bir yoldur, zahmetlidir, kısa yoldan sonuca varılamaz, kümülatif bir çaba lazım. “Instant Nirvana” olayına dönüşmemeli. ABD’de duymuştum, aşrum dedikleri bir seans için insanlar bir otelde 2 gün toplanıyorlar. Haftasonu seansları bitince Nirvana sertifikası alıyorlar. Ben mealcilere itiraz ederken bunu hatırlıyorum, böyle kestirmeden işler yapmamamız lazım. “Ben Kur’an mealini okur, İslami ilim sahibi olurum” gibi bir şey yanlış. Kur’an’ı okuyup layıkıyla anlamak için dahi insanın belli bir donanıma sahip olması lazım.

“Bir İslam âlimi için usulsüzlük, vusülsüzlüktür” demiştiniz. Tam bu oluyor herhâlde dediğiniz?

Tabi o metot olmadan bir yere varılmaz. O usulü takip edeceksin. Gazete okur gibi Kur’an okuyup hüküm çıkaralım diye bir şey olmaz. Onun dışında ibret almak için okunabilir ama oradan hüküm çıkarmak söz konusu olduğunda usul-i fıkıh takip edecek.

İlahiyatlar meselesi şu an çokça tartışılıyor. Siz ilahiyatlardaki eğitim konusunda ne düşünüyorsunuz?

Tabi ilahiyatlar henüz Türkiye’de oturmuş kurumlar haline gelmediler, hâlâ arayış içerisindeler. Yaklaşım, metot, dünya görüşü noktasında istikrarlı bir çizgileri yok. Tüm ilahiyatlar hakkında genelleme yapmak yanlış, tek tek insanlar hakkında konuşmak lazım tabi.

Benim tutumum şu: Biz Osmanlı ilim geleneğini devam ettirmeliyiz. Sırf ilahiyatta da değil, her alanda. Biz gelenekten kopuk olarak bir yere gidemeyiz. Zaten Osmanlı ilim geleneği tüm İslam medeniyetindeki ilim geleneğini tevarüs etmiş bir gelenektir. Bir de ayrıca sürekliliğe inanıyorsak şayet onun üzerine bina etmeye çalışmalıyız yapacağımız işleri. Bugün sıfırdan bir şeyler inşa edeceğiz gibi bir yaklaşım çok yanlış olur, zira 14 yüzyılın birikimi çöpe atılmış olunur.

İslam medeniyet tarihine 2 bakış görüyoruz bugün: Bir, dediğim gibi “silsile kopmamıştır” diyenler ki ben de bu kanaatteyim. Bir de “Asr-ı Saadet’te altın dönem vardı, sonra silsile koptu; 1200 yıllık bir karanlık dönem mevcut, yeni dönemde tekrar canlanma var” diye görenler. Modernist, selefi gibi farklı akımlar bu bakışta birleşiyorlar. Medeniyet birikimini reddediyorlar. Newton’a sormuşlar, “sen bizim görmediğimiz şeyleri nasıl görüyorsun?” diye. O da cevap veriyor: “Çünkü ben devlerin omuzlarından ufka bakan bir cüceyim.” İşte bizim de devlerin omuzlarından ufka bakmamız lazım, devleri terk ettiğimiz zaman bir şey üretemeyiz.

Röportajın birinci kısmı için tıklayınız: http://www.dunyabizim.com/soylesi/24772/medeniyet-analarinin-ak-sutu-gibi-muslumanlara-helal-bir-kavramdir

 

Röportaj: Deniz Baran

Güncelleme Tarihi: 21 Eylül 2016, 14:33
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Nidayi Sevim
Nidayi Sevim - 4 yıl Önce

Batının tek kutuplu tarih ve medeniyet dayatmasına soylu direnişler lazım. Bize biçilen deli gömleğini çıkarmak için karınca kararınca herkes üzerine düşen görevi yapmalı. Müstefid olduk. Söyleşi için tebrik ve teşekkür ederiz... Devam...

banner19

banner13

banner26