banner17

Dergilerine isimleri nasıl koydular, sorduk

Hem isimleri hem de işleyişleri üzerine dergi çıkaranlara bazı sorular yönelttik. Soruşturmamın ilk sorusu isimleri ile ilgili oldu. Şeyma Subaşı konuştu.

Dergilerine isimleri nasıl koydular, sorduk

Edebiyat camiasında birçok farklı isimde dergiye rastlıyoruz. Benim özellikle bir söyleşide rastladığım Ayane dergisinin isim hikayesi ilgimi çekmiştir. Biraz bahsedeyim… Mehmet Erdoğan, kendisiyle yapılan o söyleşide Ayane'nin bir dağ adı olduğundan bahsediyor. Belli, açık yer anlamında bu kelimeyi dağ anlamıyla düşündüğümüzde Ayane Dağı diğer dağlardan bağımsız bir konumda karşımıza çıkıyor. Ayrıca doruğuna çıkıldığında başka dağlar da görülebiliyor Ayane Dağı’ndan. Kelimenin bu anlamlarından bahsederken Erdoğan, onların yüklediği anlam konusunda ise farklı bir açıklamada bulunuyor. Yusuf Yılmaz adındaki bir hocadan bahsediyor. Hoca hafızlarını alıp Ayane Dağı’na çıkıyormuş, talebelerini orada dinliyormuş. Bu noktada Mehmet Erdoğan, bu durumdan etkilendiğini ifade ediyor.

Bunun gibi birçok derginin isim hikayesi farklıdır şüphesiz. Ben de dergi çıkarmak isteyen fakat dergisine bir türlü isim bulamayan biri olarak dergilerin isim hikayelerini merak ediyorum doğrusu. Aklıma gelen bazı soruları dergilere yöneltmenin anlamlı olacağını düşündüm. Ve bazı dergilere sorular yönelttim. “Dergilerin Serüveni” başlıklı soruşturmanın ilk ayağının sorularını şu şekilde sordum: Derginin ismi aklınıza nasıl geldi? Hangi amaçlarla derginin ismini böyle koydunuz? Ve derginizin ismiyle amaçları bağdaşıyor mu?

Mehmet Selim Özban – Tuti dergisi:

Tuti, kelime olarak papağana karşılık gelir. Ama bizim için, Doğu edebiyatı için kelimeleri tekrar eden, renkli tüyleri olan bir kuş değil, tam tersine Doğu edebiyatını temsil eden, onu kendinde toplayan bir karakterdir. Tûtî, kelime manasıyla değil, Doğu edebiyatında ona verilen manayla çıkıyor okurunun karşısına. Mesnevi’de, Nef’i’nin gazellerinde, şair Tûtî Hanım’da ve Tûtîname’de nasıl bir kişilik bulmuşsa bu kelime, onun küçük de olsa bir çağrışımı olmak istiyor, ona öykünüyor. Çünkü Doğu metinlerindeki Tûtî güzel konuşur, tatlı konuşur, Kur’ân-ı Kerîm’i ezbere okur, mucizevi hikayeler anlatır, ilmi, irfânı vardır. Değeri bin altındır. Her kim alırsa görülmedik nimete ve yüzlerce saâdete erişir. Gönlü bilgelik incileri ve marifet cevherleri ile doludur. Bilgide, fazilette, meziyette onden üstünü yoktur. Hatta gelecekte uzakta olacak işleri kavrar, anlar. Öğütlerine uyan kişinin âkıbeti hayır olur, sözlerinin nice nice faydasını görür.

Tûtî’yi çıkaran bizler bir ayağımızla Doğunun hayal alemine dalıp öbürüyle dünyayı gezedururken biliyoruz ki bir edebiyat dergisi her şeyden önce bir tavırdır; zulme, yanlış olana, çirkin olana karşı bir tavır ama estetik bir tavır. Biz bu tavrı sürdürmek, iyi olana, güzel olana yer vermek için Tûtî’yi çıkarıyoruz. Allah’ın verdiği gören gözlerin, işiten kulağın, öğrenen aklın, hisseden kalbin ve ellerin hakkını verebilmek için çıkarıyoruz. Bu hak için okurun karşısındayız ve kendimizi olduğu gibi sunuyoruz ve okurlarımıza Tûtîname’de Tûtî’nin Tacir Said’e seslendiği gibi sesleniyoruz: “İmdi beni al! Sohbetimden pek çok faydalar edineceğin muhakkaktır. Eğer sözüme inanmazsan, beni bir haftalığına, denemek için al! Sana bir sözüm var, diyeyim, dediğimi yap, eğer üç kat fayda görmezsen beni geri ver!”

Tuti dergisinin ismiyle, amaçlarının ve yapıp ettiklerinin bağdaştığını düşünüyorum. Tuti’nin adından gelen zarafeti, bilgeliği, muhayyileyi, estetiği ve ince öfkeyi gerek dergideki metinlerle gerek tasarımımızla gerekse tavrımızla yansıttığımızı umuyorum. Takdiri okurlara bırakmak lazım.

Aziz Mahmut Öncel – Aşkar dergisi:

Sivas, dergicilik hususunda usta bir şehirdir. Edebiyat tarihine adını yazdırmıştır. Biz okuyup yazan bir grup arkadaş ürünlerimizi paylaşmak için bir dergi çıkarma kararı aldık. Öncelik şiirimizdi. Ekip olarak şiir üzerine daha çok düşünüyorduk. Sivas merkezli Türkiye dergisi olmak ve projemizi hayata geçirmek için kolları sıvadık. Öncelikle iyi bir isme ihtiyacımız vardı. İsim köklerimizden gelmeliydi ve ilhamı Galib Dede’den aldık. İsmini Aşkar koyduk. Aşkar’ın Battal Gazi’nin atının ismi olması da ayrı bir güzellik kattı.

Sivas'ta çıkacak bir derginin isminin Hüsn ü Aşk'tan ilham alınarak verilmesi normal olsa gerek. Hatta Şeyh Galib'in bu eserinin etkisini düşünecek olursak sanırım Aşkar ismini bu dergiye vermemiz, köksüz bir grup edebiyat sevdalısı olmadığımızı da gösterecektir. Hüsn ü Aşk bir yenilik demekti o dönemde. Şeyh Galib'in dikkat çeken yakıcı ifadeleri, tasavvufi anlayışını farklı bir pencereden yansıtması bizim için göz ardı edilemeyecek unsurlardır. Biz de o dönemde artık yıllardır devam eden bazı dergilerdeki tekdüzelikten sıkılmıştık. Köklü dergilerdeki heyecansız ve sönük hava dinamik bir derginin çıkması için bizi tetikledi. Hatta Sivas'ta olmamız hasebiyle bizim diyeceğimiz dergilerin, bizden diyebileceğimiz insanların ahvalini, içlerinde bulundukları tablonun dışından görebiliyorduk. Burada itirazımız olan bazı noktalar vardı, edebiyat yapılacaksa ahlaklı olmalı kabilinden. Biz bunu Hüsn ü Aşk üzerinden, Mesnevi üzerinden, Gün Doğmadan vs üzerinden düşündük. İsmet Özel, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu gibi isimlerin duruşlarını kendimize şiar edinerek bu derginin ismini Aşkar koyduk.

Şu anda dergimizin durduğu yer itibariyle samimi bir şekilde, düşüncelerimize ters herhangi bir uğraşa girmeden, gelenek-modern ilişkisini gözeterek yolumuza devam ediyoruz. Bu da bize amaçlarımızla bağdaşık bir şekilde ilerlediğimizi gösteriyor. Durduğumuz yeri, ruhumuzu, samimiyetimizi okurlarımız derginin isminden rahatlıkla anlayabilirler.

Mehmet Akıncı – Barbar dergisi:

Kendine "medeniyet", "kültür", "uygarlık" gibi adlar veren o gayriinsani mekanizma karşısında barbarlık her anlamıyla asli insanı temsil eder. Tarihte Batılının "barbar" dediği toplulukların hiçbiri medeni insan kadar kan dökücü olmamıştır. İnsan, kültürlendikçe insanlığından uzaklaşır. Antik Yunanın dünya literatürüne armağan ettiği bu kelimenin doğuşunda ise dilsel yabancılaştırma mantığı yatar. Yunan ilk olarak Atina toplumundaki Fenikelilere, dillerini anlamadığı için ve "anlaşılmaz sesler çıkaran" anlamında "barbar" adını verdiğinde Fenikeliler Yunanlardan çok daha medeni idi ve bugün bütün bir Batı âleminin kullandığı alfabenin de mucidi onlardı. Bu ilk barbarlar Yunanlara felsefe yapmayı da öğretmişlerdir.

Günümüzün Batılı insanının derin muhayyilesinde "barbar" hâlâ Batı dillerini konuşmayan insandır nitekim. Çünkü bir Batılı dili konuşan herhangi bir insan o kültür dairesine girmiştir, konuşmayansa "barbar" kalmakta direnmektedir. Bizim bu ismi kullanmamız tam olarak, Batı ile aynı dili konuşmayacağımızın beyanıdır. O dili konuşmayacağız demek de doğrudan, dünyaya ve hayata senin gözlerinle bakmayacağız anlamındadır. Söylediğimiz şeyin içine mesela şöyle bir şey de girer: Barbar (lüks bir lokantaya girmez, ama hadi diyelim ki bir komplo sonucu oraya düşmüş olsun), lüks bir lokantada high society'nin dehşet içinde kalmış bakışları önünde tabağını ekmekle sıyıran adamdır.

Münir Ersan Tuna – Keşke dergisi:

Dergimizin ismini belirlerken telaffuzu zor, güncelliğini yitirmiş, akılda tutması güç bir kelime seçmekten kaçındık. Aynı zamanda yayın hayatına devam eden dergilerin, çeşitli nedenlerden ötürü kapanmış yahut yayına ara vermiş dergilerin isimleri de sözlük dışında kaldılar.

Keşke ismi dikkat çekici olmasının yanında günlük yaşamımızda da sıkça kullandığımız bir sözcük. Bizler dahi yola "keşke bizim de bir dergimiz olsa" ile başladık. Yazarlarımızdan gelen isim önerileri arasından kulağımıza okunacak olanı belirlerken, tanıdık bir süreçten geçtik.

Dergiler de insanlar gibidir; isimleri de öyle. Bir insanı severseniz onun ismiyle birçok imgeyi iç içe görmeye başlar, kendi yaşantınızla bu isim arasında bağlar kurmaya başlarsınız. Keşke, edebiyat ve düşünce ile sıkı ilişkileri olan bir kelime. Derdi, tasayı, pişmanlığı ve özlemi çağrıştırmasının yanında aynı zamanda umudun, umursamanın ve beklentinin göstergesi.

Bizler de dergimizi ismiyle beraber sevdik, ve okuyucumuzla aramızdaki bağı bu isimle kurduk. Bu bağın oluşturduğu birliktelikten ve iletişimden memnunuz. Hiçbir zaman keşke dergimize başka bir isim verseydik demedik. Omzumuza taktığımız apoletten memnun bir şekilde yolumuza devam ediyoruz.

Selma Şipleme – Markut fanzin:

Fanzinimiz adını mitolojik bir kuş olan Markut'tan alır. Önceden anneanneler yaramaz olan çocukları "Markuuuuut! Bacadan torbanı sarkııııt! Çocukları al da git." söylemi ile korkuturlarmış. Bizler de toplumdan dışlanmış, ötekileşmiş yaramaz çocukların, kitaplardan başını kaldırınca alnından vurulacağını sanan insanların fanzini olsun diye bu ismi koyduk. Ve kendimize bir Markut ülkesi oluşturduk. Bu ülkeye Markut fanzinin torbasına düşen, onu okuyan herkes gidebilmektedir.

Dünyanın kirlenmesinden, insanların samimiyetsizliklerinden, kitapsızlıklarından sıkılan herkesin kalbiyle ısınan bir ülkedir Markut ülkesi. Burada öyküler doğalgaz faturasına değişilir. Genç kızlar kalplerinin raflarına dantel yerine şiir asarlar. Burası böyledir.

Nazmi Cihan Beken – Japonya dergisi:

Derginin ismini bulmak, ilk sayının içeriğini bir araya getirmek kadar, tasarım üslubuna karar vermek kadar uğraştırmıştı bizi. Derginin mail grubunda uzun uzun yazıştık güzel bir isim bulmak için. Birbirinden "renkli" isim önerilerinin sayıca çokluğu, zaman zaman kararsızlığa kapılmamıza yol açtı. Şiir dergisi isimlerinin klişeleri vardır, biricikleri vardır. Bir şiirin bir dizesinden, bir şiirin isminden, bir kitap isminden veya şiire dair bilinirliği yaygın efsanelerden gelmiyor Japonya'nın ismi. Bu uzun uzun isim arama, bulma çabalarımızın artık bizi ümitsizliğe düşürdüğü bir akşam, dergimizin editörlerinden Liman Mehmetcihat ile konuşurken, Japonya geldi aklımıza. Birbirimizi bu ismin güzelliğine ikna ettik o konuşma sırasında. Sonra bu düşünceyi yayın kurulumuzun diğer iki üyesine (Enes Özel, Salim Nacar) ilettik. Onlar da çok sevdiler bu ismi. Böylece dergimizin ismi Japonya oldu.

Dergiye Japonya ismini verirken aklımızda uzun vadeli, çok tasarlanmış bir amaç yoktu. Bu ismin çıkaracağımız şiir dergisine yakışacağını düşündük. İsmine bakarak dergiyi Japon şiiri odaklı bir dergi zannedenler oldu sonradan. "Neden Japonya?" sorusunu çok duyduk. Her editörümüz kendince bir açıklama, bir cevap buldu bu soruya. Biri "Japonya'daki bir orman nedeniyle" derken, bir başkası Cahit Zarifoğlu'nun içinde Japonya geçen bir dizesini okudu. Fakat bu amaçların veya nedenlerin tümü, isim bulunduktan sonra icat edilmişti.

Dergimizin amacı, iyi şiirler, yazılar, çeviriler, söyleşiler yayımlamak. Derginin ismi bu amaca uyuyor. Bugün şiir Japonya'da.

 

Şeyma Subaşı konuştu

Güncelleme Tarihi: 21 Mayıs 2015, 16:33
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20