Dergi, yürümekte olan bir fikrin aracıdır

Kültür, sanat ve felsefe alanında uzun süredir internet üzerinden yayın yapan Sabah Ülkesi dergisinin genel yayın yönetmeni Ahmet Faruk Çağlar ile, derginin yayın çizgisi ve hazırladıkları dosyalar üzerine konuştu Hacer Kor..

Dergi, yürümekte olan bir fikrin aracıdır

 

Kültür, sanat ve felsefe alanında uzun süredir internet üzerinden yayın yapan Sabah Ülkesi dergisi, öne çıkan söyleşileri ve yazar kadrosuyla yolculuğuna devam ediyor. Daha yakından tanınması gerektiğine inandığım derginin dününü ve bugününü, Köln'de bulunan genel yayın yönetmeni Ahmet Faruk Çağlar ile konuştuk. Matbu sayılarını da inceleme fırsatı bulduğum derginin, ilgilisine bu haliyle de en yakın zamanda ulaşabilmesini temenni ederim.

Derginizin ismi ile başlayalım isterseniz. Ne demek Sabah Ülkesi?

Sabah Ülkesi, Almanca Morgenland’ın doğrudan tercümesi. Almanca’da kelime ilk olarak Martin Luther’in İncil’i Almanca’ya tercümesi esnasında, Anatole’u karşılamak için kullanılıyor. Malum, kadim dönemde coğrafyalar, güneşin hareketine göre isimlendiriliyor. Yunan mitolojisindeki anlamı ve kullanımı bir yana, Yunanca “doğuş” anlamına gelen Anatole (Ἀνατολή’) da doğuyu, güneşin doğduğu toprakları ya da coğrafyayı ifade için kullanılıyor. Batı için kullanılan “Abendland”ın, “Akşam Ülkesi”nin zıddı. Anatole, doğum/doğuş anlamında, bizim bugün Anadolu dediğimiz coğrafyanın Yunanca’daki ismi yani. Daha sonra Hegel’den Hermann Hesse’e kadar pek çok Alman düşünür/yazar tarafından kullanılıyor. Dergiyi Avrupa’da çıkardığımızdan, buradan oraya bakışı yansıtan/içeren bir isim seçmek istedik. Daha doğrusu, benden önce dergiyi çıkaran arkadaşlar böyle düşünmüşler…

Dergi kaç yıldır yayımlanıyor? Biz henüz haberdar olmuş olsak da, Sabah Ülkesi oldukça eski bir dergi sanırım.Ahmet Faruk Çağlar

Esasen dergi 10 yılı aşkın bir süredir yayın hayatında. İlkin Viyana’ya üniversite için gelmiş bir avuç idealist genç bir kültür-sanat dergisi çıkarmaya karar veriyor. O sıralar Türkiye’deki üniversitelerdeki kısıtlamalardan dolayı Viyana’ya gelen öğrenci sayısı epey fazla ve şehir entelektüel anlamda oldukça hareketli. Bir süre sonra Avrupa'da faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütü olan IGMG* dergiyi desteklemek, bu entelektüel tecessüsün sürekliliğini sağlamak istiyor. Ve IGMG’nin idealist yöneticilerinin desteğiyle dergi 10 yılı aşkın bir süredir yayımlanmaya devam ediyor. Derginin benim yönetimime geçmesi ve daha “profesyonel” yayımlanmaya başlanması ise biraz daha yeni. Hacmini arttırdığımız ve felsefe kategorisini eklediğimiz dergiyi, 2 yıldır Köln merkezli olarak yayımlıyoruz ve yine 2 yıldır ‘‘işimizi’’ biraz daha ciddiye almaya çalışıyoruz. Dergiyi farketmeniz de bu ciddiyetin bir tezahürü olsa gerek.

Böyle bir dergi çıkarmayı sürdürmenizde neler belirleyici oldu? Hangi “ihtiyaçları” göz önünde bulundurarak Avrupa’da Türkçe bir kültür-sanat ve felsefe dergisi çıkarmaya karar verdiniz?

Derginin hâlâ yayınlanıyor olması, olandan çok, olması gerekinin ya da olması istenenin bir sonucu. Hedef kitleyi ve ihtiyaçlarını analiz edip böyle bir dergi çıkarmaya karar verdiğimizi söyleyemem. Sanırım toplum olarak, henüz temel ihtiyaçların (barınma/bürünme ve beslenme ihtiyaçlarının) giderilmesi aşamasındayız. Toplumun büyük bölümünde, temel varoluşsal ihtiyaçlar henüz gideriliyor, daha küçük diğer bir bölümünde bu ihtiyaçlar giderilmiş olsa da, eldekilerin her an yitirilebilecek olmasının kaygısı duyulmaya devam ediyor. Belki birkaç nesil sonra, bizim çocuklarımız/torunlarımız bu temel kaygılardan bütünüyle sıyrılmış bir şekilde bakacaklar hayata ve sanata/düşünceye harcadıkları emek ve zaman artacak.

Hasılı, her zaman talep arzı belirlemiyor. Bazen de –hatta bana kalırsa genelde– arz talebi belirliyor. Sabah Ülkesi özelinde de talep değil arzı belirleyen. Dediğim gibi, idealist bir tutum var derginin yayınının arkasında ve bazı işler ancak hayalleri/tutkuları olan birilerinin ısrarıyla mümkün oluyor.

Konu seçimleriniz oldukça ilginç. Örneğin Alman Romantizmi’ni ya da Oksidentalizm’i bu denli etraflıca ele alan bir Türkçe dergi hatırlamıyorum. Seçimlerinizde belirleyici olan unsurlar neler?

İçine doğduğumuz ve hâlâ içinde nefes alıp verdiğimiz atmosferde Batı’yı görmezden gelerek herhangi bir şey söylemek mümkün değil, malum. Bizde Batı’ya karşı gösterilen tepkiler ise daha çok duygusaldır: Batı sömürgecidir, düşmandır, modernizmin mucididir; modernizm de her şeyin çok güzel olduğu günlerin köküne katran suyu döken yegane faildir. Yaptığımız dosyalarda, “Batı denilen bu fenomen nedir? Derdi/amacı nedir? Bize bu kadar açık görünen 'hata'larında ısrar etmesinin sebepleri nelerdir?”, bunlar üzerinde düşünmeye çalışıyoruz.

Bilindiği gibi, Aristoteles’ten bu yana insanın hayattaki nihai gayesinin mutluluk olduğu ifade edilir, bu Müslüman filozoflarca da ekseriyetle kabul edilip benimsenmiş bir görüştür. Öyleyse Batılı neden kendisini ve dünyanın geri kalanını mutsuz etmekte bu denli ısrar eder? Batılı düşünürler/yöneticiler mutsuzluklarında “şuursuzca” ısrar edecek kadar “aymaz” mıdır? Bunlar sanırım üzerinde düşünülmeye değer sorular.

Şunu da eklemek lazım; bizde modernizme “tan” etmeyen herhangi bir dindar düşünebilir misiniz? Peki nedir modernizm? Hangi şartlar onu doğurmuştur? Modernlik öncesi ne tür gelişmeler yaşanmıştır ki, kurtuluş eskiden kopmakta, eşyaya modern bakışta aranmıştır? Ve insanlık tarihinde öncesiz olan bu fenomenin kendisine karşı hangi tepkiler gelişmiştir? Örneğin Alman Romantizmi’ni ilk modernizm eleştirisi olduğu için ele almayı uygun gördük. Bizden önce mevcut durumdan kim, hangi nedenlerle şikayetçiydi ve önerileri neydi? Ancak bunu bildiğimiz zaman yeni bir şey söyleyebiliriz ya da tepkilerimiz “çocukça” olmaktan çıkar, diye düşündük.

Oysa söz konusu Batı olduğunda bizde, ya yabancı dil bilen entelektüellerimiz Batı’nın kendi içinden 50-100 yıl önce çıkan eleştirileri okuyup/öğrenip tercüme ederek ve kendi görüşleri gibi aktararak Batı’ya “sövme”ye devam eder –o eleştirilerin Batı’nın bekası, sağalması için yapıldığını atlayarak– ya da yaptıkları eleştirilerin kendilerinden 150 yıl önce, çok daha yetkin bir şekilde yapıldığından haberdar olmadan, içinde yaşadıkları küçük dünyayı değiştireceklerini düşünür. Hangisi daha vahim, siz karar verin...

Gelenekselcilik sayınız da bu çerçevede idi sanırım?

Evet, gelenekselcilik de en nihayetinde bir modernizm eleştirisidir ve gelenekselcilerin, geleneğe, yani kadime dönme arzusunun ilkin yine Batı’dan çıkmış olması bize çok ilginç göründü. Bizlerin “onlar” kadar “ilerlemiş/gelişmiş” ve güçlü olmak istediği bir dönemde –belki hâlâ– Batı’da birileri çıkıp bu “ilerleme” denilen şeyin insanı aslında pek mutlu etmediğini, aksine içinden çıkılmaz bir girdaba sürüklediğini bas bas bağırıyordu. Teklifleri kadime/geleneğe dönmekti. Seslerinin duyulmuyor olmasının önemi yoktu onlar için, tıpkı Romantikler gibi, onlar yapmak zorunda olduklarını düşündükleri şeyi yapıyordu. Ve bu ilgiye ve takdire şayandı.

Dosyalarınızda Batı’ya karşı asırlık ön yargılarımızın da üzerine gidiyorsunuz. Örneğin ahlak sayınızda, önsözde; bu dosyayı “Batı’nın ahlaken çöktüğü/çökmekte olduğu klişesi”ni eleştirmek için yaptığınızı belirtmişsiniz...

Evet, 37. sayıda yaptığımız eleştiri, Batı’nın ahlaken çöktüğü/çökmekte olduğunun, birkaç asırdır tekrar edip durduğumuz bir “klişe” olduğu idi. Ve ben bunun gerçeğe pek tekabül etmediğini düşünüyordum. Batı, dünyanın geri kalanından daha ahlaklı değil belki, ama daha ahlaksız da değil. Batı’nın ahlaken çöktüğü ya da çökmekte olduğu görüşü (sosyo-)psikolojik bir teselliden fazlasını ifade etmiyor bana kalırsa. Sizi sürekli hırpalayan ve zaman zaman dayak yediğiniz bir çocuğa karşı; ‘‘tutmasalardı, gösterecektim ona gününü’’ demeniz kadar çocuksu, naif ve tatmine yönelik. Sürekli itilip kakılıyor ya da aşağılanıyorsanız, özdeğerinizi, özsaygınızı, özgüveninizi muhafaza edebilecek savunma mekanizmaları geliştirirsiniz. Yani gerçekten yukarıda değilseniz, yapılabilecek tek şey kalır; rakip olarak gördüğünüz kişiyi/şeyi aşağıya çekmek, onun birçok konuda aslında sizden daha “aşağıda” olduğunu vehmetmek...

Bu çerçevede, Batı’nın ahlaken çöktüğü yargısında bulunurken referans alınan temel olgu, Batı’daki kadın-erkek ilişkilerindeki görece serbestliktir, ki bu bir yönüyle normaldir, zira ortalama halk için ahlak, cinsellikle eşanlamlıdır. Biz o sayımızda, ahlakın sadece kadın-erkek ilişkilerinden ibaret olmadığını, ahlaki çöküntüyle suçladığımız Batı’nın pek çok hususta bizden daha ahlaklı olarak değerlendirilebileceğini ve bu birkaç asırlık alışkanlık ve reflekslerle dünyaya bakmaya devam edersek, onu anlayıp yorumlama şansımızın pek yüksek olmadığını söylemeye çalıştık.

Yaklaşımınız fazla iddialı değil mi? Birkaç sayfalık makalelerin ve söyleşilerin yayımlandığı bir dergi ile bahsettiğiniz meselelerin gereğince irdelenebileceğine inanıyor musunuz?

Kitap tamamlanmış, dergi ise yürümekte olan bir fikrin aracıdır, der Cemil Meriç. Yürümekte olan, hedefe henüz varamamış olan yani... Belki hedefe asla varamayacağını bile bile, belki de varılacak bir hedefin olup olmadığından emin olamamanın endişesiyle... Buna rağmen ısrar etmekten vazgeçmemek gerektiğini düşünüyorum. İşte dergi de, durmadan, dinlenmeden seyir hâlinde olan, yürümekte olan fikrin konakladığı hanlardan biridir. O yüzden biz, Batı Avrupa genelinde Türkçe yayın yapan tek kültür/sanat ve felsefe dergisi olarak yürüyüşümüze devam edeceğiz. Bu yürüyüşte, Sabah Ülkesi’nin konakladığı hanların hikâyesini anlatmak konusunda da ısrarımızı ve iddialı tavrımızı sürdüreceğiz.

Dergide hem Türkiye’den hem de Avrupa ve hatta Amerika’dan önemli isimlerin yazılarını okumak mümkün. Yazar seçimini nasıl yapıyorsunuz?

Belirlediğimiz konularda, Türkiye’den ve dünyadan alanının uzmanı isimleri tespit ediyoruz ilkin. Ve son birkaç yıldır iyi bir seviye yakaladığımızı zannediyorum, bu da yazı talep ettiğimiz isimler için ikna edici oluyor. Yazıların dilinin bizim için sorun olmaması, yazar seçiminde önemli bir genişlik/rahatlık sağlıyor. Almanca’dan, Fransızca’dan ya da İngilizce’den tercüme ettiğimiz yazılar, ortalama okuyucuya bilmediği dillerde yazılmış makale, deneme ve söyleşileri okuma şansı sunuyor.

İhsan Fazlıoğlu’ndan Ekrem Demirli’ye, Ömer Türker’den Cüneyt Kaya’ya, Türkiye’nin önde gelen felsefecileri, özellikle İslam felsefesi alanında derginiz için yazılar yazıyor. Ayrıca Frank Griffel gibi, alanında otorite isimleri de görüyoruz dergide. Bütün bu isimler düzenli olarak yazıyor mu?

Ekrem Demirli gibi kimi isimler, düzenli olarak vakit ayırma nezaketi gösteriyor. Onun dışında, Frank Griffel ya da Franz Martin Wimmer gibi akademisyenlerden, onların uzmanlık alanına giren konulara dair yazılar alıyoruz zaman zaman. Ayrıca, Avrupa’da ikâmet eden, Türk okuyucusunun yakından tanımadığı, Türkiye kökenli yazarların da katkıları oluyor. Örneğin Feridun Zaimoğlu Almanya’da oldukça tanınmış ve önemsenen bir romancıdır ve şu sıralar yeni romanı için ara vermiş olsa da, düzenli olarak yazan yazarlarımızdandır. Son birkaç sayıda, Paris’te ikâmet eden, dünyaca ünlü neyzenimiz Kudsi Erguner’in yazılarına da yer verme şansı bulduk. Amacımız, Türkiye’nin yetiştirdiği önemli isimlerle, dünyanın çeşitli coğrafyalarından yazar ve düşünürlerin yazılarını meczetmek ve Türkçe yayın yapan diğer dergilerden bir yönüyle ayrışmak.

Yayımladığınız söyleşiler de oldukça ilgi çekici ve bazıları Türkçe olarak ilk kez okuma şansı bulduğumuz isimler. Bu isimler nasıl belirleniyor?

Aynı şekilde, ele almak istediğimiz konularda, alanının yetkin isimlerini araştırıyoruz ve dil engelimizin olmaması önemli bir avantaj sağlıyor. Böylece, alanında otorite isimlerin düşüncelerini, bir kısmı Türkçe’de ilk kez olmak üzere, okuyucu ile paylaşabiliyoruz. Örneğin Rüdiger Safranski erbabınca yakından tanınan, ancak Türkçe’de henüz herhangi bir söyleşisi yayımlanmamış olan, Alman Romantizmi konusunda yaşayan birkaç otoriteden biriydi. Hakeza, Katharina Mommsen, Annemarie Pieper ya da Avishai Margalit vs...

Dergi şu anda Türkçe olarak yayımlanıyor. Dergiyi başka dillerde de çıkarmayı düşünüyor musunuz?

Uzun zamandır Almanca yayın yapan bir dergi planımız var. Bunun için gerekli insan kaynağına sahip değiliz henüz, şu anda en büyük eksiklik bu. Bununla birlikte, bu sorunu aşsak dahi, Türkçe yayın yapmakta direnmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Dil, bir kültürün en temel bileşeni ve taşıyıcısı, hele de dinin lisanının içine bu denli sirayet ettiği bizimki gibi bir toplum için. Avrupa’da biz diyebildiğimiz bir entite kaldığı sürece, daha önemlisi kalabilmesi için kendi dilimizde yayın yapmaya devam etmemiz gerektiğini düşünüyoruz. Bu mevcut durum için olduğu kadar, gelecek için de önemli. 50 yıl sonra, sözgelimi göçün 100. yılında, dedelerinin Almanya’da, Avrupa’da neler yaptığını, neler söylediğini, hangi konular üzerine düşündüğünü araştıracak bir neslin olacağını varsayıyoruz ve onlara karşı “mahçup olmak” istemiyoruz. Ayrıca Batı’nın göbeğinde yaşayıp Türkçe düşünen entelektüellerin olması, “muasır medeniyetler” ile cebelleşip duran herkes için önemli bir imkân.

Dergi şu anda Türkiye piyasasında satışa sunulmuyor. Sadece belli başlı kütüphane, üniversite ve sivil toplum örgütüne ulaştırılıyor sanırım. Yakında Türk okuyucusu da dergiyi eline alabilecek mi?

Arkadaşlarımızın bu konudaki çalışmaları sürüyor. Yakında Türkiye’de de derginin dağıtımına başlayacağız. Hâlihazırda belirli bir okur kitlesi edindik Türkiye’de. Dergiye online olarak da ulaşılabildiğinden, ilgililer internetten takip edebiliyor. Yine de dergiyi matbu olarak edinmek isteyen, abone olmak isteyen pek çok okuyucu oldu/oluyor.

Son olarak, gelecek sayıdaki ana konuyu sormak istiyorum. Tezgahta ne var?

Şu anda bir Hint dosyası üzerinde çalışıyoruz. Bu sayıda da Türkiye’den ve dünyadan, alanının uzmanı akademisyen ve düşünürlerden yazılar yayımlayacağız. Üzerine gitmek istediğimiz temel husus; birkaç nesil öncesine kadar “biz”den kabul edilen, coğrafi uzaklığına rağmen, komşu ve akraba gördüğümüz Hint altkıtasının artık çok uzak ve yabancı görülmesi, ve Hindistan’a, Hintlilere dair algılarımızın çok hızlı bir şekilde değiştirilmiş, dönüştürülmüş olması... Bunun bir tesadüf olmadığını düşünüyoruz ve bu sonucun sebeplerini irdelemek istiyoruz.



Hacer Kor sordu

 

* IGMG: İslam Toplumu Milli Görüş (Islamische Gemeinschaft Milli Görüş)

Güncelleme Tarihi: 18 Nisan 2014, 13:15
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner7

banner6