Değerlerimizin yaygınlaşması için gayret ediyoruz

Yayınladığı çocuk kitaplarıyla dikkat çeken Nar Yayınları'ndan Tayfur Esen, yayınevinin kuruluşu, dertleri ve çocuk kitapları yayıncılığı üzerine Harun Doyran'ın sorularını cevaplandırdı.

Değerlerimizin yaygınlaşması için gayret ediyoruz

Yayınladığı çocuk kitaplarıyla dikkat çeken bir yayınevi Nar Yayınları. Yayınevinin sahibi Tayfur Esen ile Nar Yayınları'nın kuruluşunu, dertlerini ve çocuk kitapları yayıncılığını konuştuk.

Çocuk kitapları konusunda Nar Yayınları bir “marka” oldu. Hangi gayelerle yola çıkmıştınız? Bugüne kadar yaptığınız yayınlarla hedefinizin ne kadarını gerçekleştirdiniz?

1990 yılından bu yana yayıncılık sektörünün farklı kademelerinde bulundum. Özellikle zincir marketlerde kitap reyonları organizasyonu gerçekleştirirken ve dağıtım firmasında çalışırken camia olarak çocuk kitaplarında çok yetersiz kaldığımızı gördüm. Mağazaya göndereceğimiz nitelikli çocuk kitapları bulmak istediğimizde ne kadar fakir olduğumuzu fark ettim.

Esasen insanımızın yetişme tarzından kaynaklanan sorunlarla karşı karşıya idik. Bir zamanlar dedelerimizin, ninelerimizin, masal analarının şifahen aktardığı masal, hikâye, efsane, kıssa ortamı fiili olarak ortadan kalkmıştı. Artık şifahi kültür yazılı kültür karşısında –özellikle şehirlerde- mağlup olmuş görünüyordu. Televizyon, sinema, dijitalleşme bu yenilgiyi kat be kat artırdı. Esasen mağlup olan rüyalarımız, hülyalarımız, hayallerimiz, ruhumuz, medeniyetimizdi. Hangi ressam en güzel rüyayı resmedebilir? Hangi sinema bir hayali perdeye aktarabilir? Hangi teknolojik alet duygusallaşabilir, ağlayabilir? Sınırlı olan kelimelerle sınırsız olanı anlatmak mümkün mü?

Nitekim sanat, resim, sinema bu açlığı, ihtiyacı karşılamak için kolları sıvamış olabilir. Ancak Müslüman camia olarak resme, resimli kitaba, çizgi filme ve televizyona olan mesafeli yaklaşımımız bizi kolları sıvamaktan dahi geri koydu. Çocuklarımıza başka ülkelerin kitaplarını okuduk yıllarca. Çocuk kitaplarımızı bizim dünyamızın kırmızı çizgilerini bilmeyen ressamlara resimletmek zorunda kaldık. Nasıl bir sonuç elde edileceğini tahmin etmek zor değil: Melek resmi çizen mi ararsın, Peygamberimizi resmeden mi ararsın? Ya dede deyince -bırakın takkeyi- bıyıksız ve sakalsız; nine deyince başörtüsüz çizenlere ne demeli? Tamam bütün dedeler sakallı ve bıyıklı, bütün nineler de baş örtülü olmayabilir; bunun farkındayım. Ressamın da farkında olması gerekmez mi sakalsız ve bıyıksız dedelerin, baş örtüsüz ninelerin dışında sakallı, bıyıklı dedelerin/babaların ve baş örtülü ninelerin/annelerin olduğu? Aslında tam bir tavırla, ideolojik duruşla ve kültürel işgalle karşı karşıyayız. Durum bunu çok açık ortaya koyuyor. Ressamın yoksa kim resim çizecek? Neden ressamlarımız yok?

Şükür içimizden birileri bu konuda farzı ayn algısıyla hareket edip besmele çekerek bu işe koyuldu da bu sorumluluğu bir nebze olsun yerine getirmiş olduk. Ancak hâlâ bu konuda çok eksiğimiz var ve yetenekli çocuklarımızı bu alana yönlendirmemiz; geleceğin görsel dünyasına şimdiden hazırlık yapıp kendi değerlerimizi, medeniyetimizi geleceğe taşımamız gerektiği üzerinde ciddi bir şekilde kafa yormamız gerekiyor.

İşte bahsettiğim eksikliklerin giderilmesine katkı sağlamak, çok iş değil doğru iş yapmak, sadece Rabbimize hesabını vereceğimiz bir işe odaklanmak ve camiamıza ve bütün çocuklara hayat yolcuğunda bir basamak vazifesi görmek için yola çıktık.

Marka olmak değil ama bir değer olmak Rabbimizden niyazımızdır. Ticari bir üretici değil de bir mektep olmaktır arzumuz. Kendi değerlerimizle barışık, onları yücelten, şiarlarımızın yaygınlaşması için gayret gösteren bir yayınevi olmak istiyoruz.

Bunları ne kadar gerçekleştirdiğimizi soruyorsunuz. Çok azını. Dua edin ihtisaslaşalım, uzmanlaşalım, işimizin ehli olalım. Dua edin gönüllü insanların, kabiliyetli insanların, eğitimli insanların, kendini geliştiren insanların, yaptıklarının hesabını bir gün vereceğinin bilincinde olan insanlarımızın sayısı artsın. Artsın ki nöbet değiştirelim, kan tazeleyelim ve herkes kendi şarkısını gür bir şekilde söylesin.

Çocukların karşılaştıkları hemen her şey karakterlerinin oluşumunda etkili oluyor. Bundan dolayı yayınladığınız kitapların çocuklara özgü olması için nasıl bir süzgeçten geçiriyorsunuz?

Çok önemli bir noktaya temas ettiniz. Bugün en çok sorun olarak gördüğümüz konulardan biridir “çocuklara özgü olması” meselesi.

Maalesef çocuk için yazmakla, çocuklara göre yazmak ayrımında değil yazanların bir kısmı ve okuyucularımızın çoğunluğu. Böylesi bir ortamda konuşulması gereken o kadar çok konu var ki. Ancak böylesi bir tartışmaya ne yazarlarımızın ne de çizerlerimizin bir kısmı hazır değil. Çocuk kitapları özelinde konuştuğumuz için sadece şunu söyleyerek konuyu bir çerçeveye oturtmak isterim: İşinin ehli ile çalıştığınızda proplem kalmıyor. Sadece basit fırça darbeleri diyebileceğimiz dokunuşlarla sonuca ulaşmak mümkün oluyor. Buna karşılık geceleri bizi uykusuz bırakan, saç baş yolduran, yazarına göre “dünyanın beklediği” dosyalarla da karşılaşmıyor değiliz. Tashih ve redakte edelim derken yeniden yazılan eserlerin olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde.

Kendimizi kültür kitapları yayıncısı olarak tanımladık. Masal, hikâye, roman, tiyatro, şiir, skeç, öykü kitapları yayınlıyoruz. Ödüllü yazarlardan oluşan bir yazar kadromuz var. Bunlara yenilerini ekliyoruz. Ahmet Efe, Bestami Yazgan, Hüseyin Emin Öztürk, Hasan Lâtif Sarıyüce, Mustafa Özçelik, Yusuf Dursun, Hasan Karahisar, Fatima Sharafeddine, Abir Ballan, Sümeyye Öztürk Ulu, Selami Yalçın, Vural Kaya, M.Fatih Turanalp, M.Tuğrul Tanser, Vedat Sağlam, Duran Çetin gibi kimi yazarlarımızı zikredebiliriz.

Metin noktasında yayınlanmış kitaplarımızın %90’ında istediğimiz kaliteyi tutturduk diyebilirim. Resim ve grafik tasarım konusunda ise kimi eksikliklerimiz var. Şükür ki bunların farkındayız ve izalesi için çalışma yapıyoruz.

Çocuk kitapları yayıncılığını önemli kılan hususiyetler ve bu yayıncılığın zorlukları nelerdir? Çocuk yayıncılığı alanında özellikle hangi noktalara dikkat ediyorsunuz?

Çocuk saf ve temiz haliyle size güvenir. Onun güvenini boşa çıkarmamak gerekir. Biz çocukların zaaflarına oynamamalı, onların duygularını suistimal etmemeliyiz. Şeytanın söz geçiremediği çocuklarımızı, şeytanla işbirliği yaparak bir tüketim aracına dönüştürmeye çalışan çocuk düşmanları (çocuk dostu gibi görünen Disney vb. ticari kurumlar) gibi değil; bir insan, bir dost, gelecekte elimizden tutacak arkadaşlarımız olarak görmeliyiz.

Geleceği inşa etmek”, “bir medeniyeti diriltmek” gibi ifadelerin/iddiaların gerçekleşmesi için çocuğu tanımalı, anlamalı, dinlemeli ve ona değer vermeliyiz. “Çocuktur anlar” demeliyiz. Çocuklar bizim saflığımızdır. Onlar bizim beslendiğimiz/istifade ettiğimiz, kendimizi aynada gördüğümüz cennet nimetleridir. “Çocuğu yaşat ki sen de yaşayasın” desek yeridir.

Bu noktada şu konulara dikkat çekmem gerekecek:

-Yazar/ressam olmaya karar vermiş olan kıymetli kardeşimiz Allah rızası için dersine iyi çalışsın. Yazarlık/ressamlık ilmihalini iyi öğrensin. Abdestinden şüphesi olmasın ki namazı makbul olsun.

-Bütün insanların vakti kıymetlidir. Editör, musahhih ve redaktör de sizin gibi bir insandır ve onlara yük olmak değil yüklerini hafifletmek için ne yapılması gerekiyorsa onu yapın. İmla klavuzu kullanın.

-Sizden önce sizin yazmak istediklerinizi veya benzerlerini yazmış insanları bilin, tanıyın, okuyun, örnek alın. Testisi dolmayanın taşması, usûl bilmeyenin vuslata ermesi mümkün olur mu?

-Çocuklar için yazacaksanız daha bir titiz olun. Çocuklar için yazmayı bir deneme tahtası olarak görmeyin. Çocukta telafisi mümkün olmayan yaralar açabilirsiniz. Bunun sorumluluğu ise çok ağırdır.

-“Çocuk dili”ni yakalamaya, “çocuk algısı”nı anlamaya, çocuktaki “söz varlığı”nı tesbite, çocuk gibi bakmaya, görmeye ve konuşmaya çalışın.

-Yazdığınız dili ve imkanlarını, resmini çizdiğiniz kültürü ve zenginliklerini iyi öğrenin. Çünkü çocuğa ulaşmada seçtiğiniz yollardan birisi olarak dili/resmi tercih etmişsiniz. Artık siz dil/resim ile anlatacak, öğretecek, inandıracak, sevdirecek, mutlu edecek ve ona yeni bir dünyanın kapısını açacaksınız. Zengin bir dil, akıcı bir üslup, iyi bir kurgu ve şaşırtıcı/dikkat çekici bir yöntem uygulamışsanız çocukla yolculuğa çıkmışsınız demektir. Bunlar yoksa daha yolculuk başlamadan çocukla/okuyucuyla yollarınızın ayrılacağından emin olunuz.

Unutmayalım ki her kitap bir dünyadır. Anlattıklarınızla, anlatış tarzınızla/ resmettiklerinizle, resmediş tarzınızla siz bir çocuğu muhteşem bir Yaratıcıyla/ dinle/ Peygamberle/ kitapla/ tarihle/ sanatla/ alternatif toplumsal bir hayatla/ medeniyetle tanıştırmakta ve kulluğunuzu yerine getirmiş olmaktasınız. Artık onun her adımından, okumasından, ifa ettiklerinden size de bir pay vardır. Her kitap/ yazı/ resim bu anlamda bir sadaka-yı cariyedir çünkü.

Ancak tersi olursa, bu durumda siz bir çocuğa/ okuyucuya değerli olanları anlatamamış başarısız bir aracı/ elçi olur ve bunlardan uzaklaştırırsınız. Bir kitap okuyup hayatı değişenler varsa yazdığımız/ resmettiğimiz kitabın çocuğu/ okuyucuyu nasıl değiştirdiğinin farkında olmalı, dikkat etmeli, daha bir gayret göstermeliyiz.

Yayınladığınız kitaplar sonrasında, çocukların diline pelesenk olan yeni masal karakterleri ortaya çıktı mı?

Yukarıda değindiğim bir konuya tekrar dönmem gerekiyor bu noktada. “Yeni masal karakterleri” ifadesi benim için aşağısı sakal, yukarısı bıyık hesabı bir şey. Şöyle ki, biz vefalı bir toplumuz. Değerlerimizi yıpratmaz, eskitmez ve yokluğa terk etmeyiz. Bu noktada mesela kıssalardan başlayarak halk masal ve efsanelerimize baktığımızda her bir karakterin binlerce yıldır yaşadığını görürüz. Yani biz Nasreddin Hoca’yı, Keloğlan’ı, Karagöz’ü (ki bizim cahil, anlayışsız, kaba ve komik olarak tanınmış bir karakterimizdir) yaşatır ve onları eceli gelmiş varlıklar gibi ölmüş kabul etmeyiz. Vefamız bunu gösterir. İslam kültürünün bir zamanlar hüküm sürdüğü bütün coğrafyalarda bu kahramanlarımızın bizde olduğu gibi hâlâ yaşatıldığını da özellikle belirtmek isteriz.

İslam kültür mirası dışındaki kültürlerde ise her bir karakter bir nedenle var edilir ve bir nedenle yok edilir. Bu neden tamamen maddidir. Çıkara dayalıdır. Ne kadar para ettiği ile ilgilidir. He-Man (1983-1985), Cinderella, Barbie, Batman, Spiderman, Ben 10 vs… Halkın, toplumun var ettiği karakterler değil, sektörün var ettiği suni rol sahibi karakterlerdir. Ben 10 ne zaman ölür bilmem, ancak onu var edenlerin ölümüne hazırlık yaptıkları ve yerine yeni bir karakter var etmeye çalışacakları aşikardır. Bu, kapitalizmin varlık nedenidir çünkü.

Şimdi bize dönersek; yayıncı olarak yapabileceğimiz belki bir teklifte bulunmak olabilir. Topluma, okuyucuya, çocuğa şunu demiş olacağız: İşte aynı dili konuşan, senin gibi hayat süren, senin gibi düşünen fakat kendine özgü fikirleri de olan, sana ve değerlerine saygılı, senden yani senin gibi biri. O sizinle yolculuğa hazır. Arzu ederseniz tanışabilir ve onu dinleyebilirsiniz. Arzu etmezseniz yollarınızı ayırabilirsiniz.

Bu noktada erkek çocuklar için “İnteroğlan”, kız çocukları için ise “Ceren” karakteri üzerinden bir çalışma başlattık. Şu an için sizin dediğiniz gibi “çocukların diline pelesenk olan yeni masal karakterleri” değiller ama kim bilir belki yakında çok sevilir ve dediğiniz gibi olurlar. Allah bahtlarını açık etsin, ne diyelim.

Yayıncılığın birçok sorunları var. Sizce, ülkemizde faaliyet gösteren yayıncıların karşılaştığı en büyük üç sorunu ifade edebilir misiniz?

1. Yetişmiş insan eksikliği.

2. Neyi, neden tercih etmesi gerektiğini bilmeyen bilinçsiz satın almacı insan. Maalesef çocuklarına tercih hakkı tanımayan, kitabın tercihinde sadece ucuz olmasını esas alan ve nitelikli yazar kimdir araştırmasını yapmayan ebeveyn ve öğretmenler var. Bu kesime “satın almacı” olarak baktım, çünkü kitapları kendileri okumadığı gibi içerik sorunu olan kitapları okuması için aldığı çocuklar/okuyucu da okumamakta.

3. Pazarlama.

Önümüzdeki döneme ilişkin planlarınız nelerdir?

Her zaman tek planımız oldu: Çocuklarımıza/ okuyucularımıza ülkemizden ve dünyadan çocuğa gönül vermiş yazar/ çizer ve yayınevlerinden ne tür kitaplar hediye etsek/ yayınlasak. En güzel hediyeleri vermek için bu işe gönül verdik. Ömür sermayemizi bu işe adadık. Farkındayız, ufkumuz, birikimimiz, tecrübemiz çocuklarımızın önünde bir imkan veya problem olacak. İnşallah ülkemizin ve dünyanın daha yaşanılır olmasında minik de olsa katkımız olur. “Çocuk aşkına” ve “Sadece kitap değil, bir dünya veriyoruz” diye çıktığımız bu yolculukta ziyana uğrayanlardan olmayız.

Yeni yazarlarımız ve yeni kitaplarımız olacak inşallah. Mustafa Ruhi Şirin Bey'in yaklaşık 16 kitabını yayınlayacağız. Samed Behrengi’nin kısa süre önce yayınladığımız Küçük Kara Balık kitabından sonra Bir Şeftali Bin Şeftali kitabın yayınlayacağız. Malezya’dan haklarını aldığımız kitaplar var okul öncesi dini değerlere dair… Şükür, bahçemizde rengarenk çiçekler açmaya devam ediyor.

Kitap okuyucularına tavsiyeleriniz nelerdir?

Kitap büyütür” diyorum dostlarıma. Zaten kitap okuyucusu bunun farkındadır. Kitap okuyucusu ise pek tavsiyeye muhtaç değildir. O yükünü tutmuş, yola revan olmuş. Çok azı geri dönecektir bu yolculuktan. Yeni ufuklara kanat çırpanlar daha yükseklere çıkacak ve daha ileriye gidecekler. Bu lezzeti tadanlara başka bir şey tat vermez zaten. Onların kanatlarına kuvvet diliyorum. Rüzgârı arkalarına alsınlar. Yolları bol hayalli, rengârenk ve kelimelerden/ harflerden oluşan yeni dünyalar olsun diyorum.

Sözümüz kitap okuyucusu olmayan, henüz bu zevki tatmayanlara gelsin: Ya kitap okumaya çalış ya da kitap okuyanlarla dost ol. Üçüncüsü olma.

Teşekkür ederiz.

Ben de teşekkür ederim.

 

Harun Doyran konuştu

Yayın Tarihi: 06 Nisan 2015 Pazartesi 14:17 Güncelleme Tarihi: 07 Nisan 2015, 11:57
banner25
YORUM EKLE

banner26