Dedemin masallarını dinleyerek büyüdüm

Recep Şükrü Güngör, Şair İbrahim Gökburun’la şiirini ve Kesik Dil’i konuştu.

Dedemin masallarını dinleyerek büyüdüm

 

Şair İbrahim Gökburun’la yeni çıkan şiir kitabı Kesik Dil bağlamında söyleştik. On beş yılı aşkın bir zamandır dergilerde İbrahim Gökburun’a ait şiirler okuyoruz. Gökburun, kitap için acele etmedi. Bunca zamandır dergilerde yayımladığı şiirlerden yirmi yedisini 2011 Kasım ayında bir kitap bütünlüğünde buluşturdu. Bir ilk kitap olarak edebiyat camiasına güçlü bir ses getiren “Kesik Dil” aynı zamanda ASKEDER 2011 şiir ödülüne layık görüldü. Bu vesileyle şair İbrahim Gökburun ile şiiri ve Kesik Dil’i konuştuk.

Şiir, türler içinde ilk sırada yer alır. Damıtılmış söz olması, ipliğe dizilmiş elmas olması, ilmin temeli olması hasebiyle böyledir. Siz neden bu en uç ve en zor işe talip oldunuz?

Ben edebiyata ilk olarak masal yazarak başladım. Çünkü edebiyatın ne olduğunu bilmediğim “edebiyat” kelimesini hiç duymadığım bir dönemde, kahramanım Masalcı Dedem gibi “masalcı” olmak en büyük hayalimdi; fakat çocukça kuşkularım ve bir gün üzerinde “Karacaoğlan’ın Şiirleri” yazan bir kitapla karşılaşmam şiir serüvenimin başlangıcı oldu. İşte şiir, o günlerde elimden tuttu ve bir daha bırakmadı.

Masal ya da herhangi bir yazın türünden şiire geçmek biraz aykırı duruyor. Genellikle şiirle başlar yazma serüveni ve zamanla okumayı söktükçe, edebiyatı öğrendikçe kalem sahibi ait olduğu bir türün içinde buluverir kendini. Sizin “Çocukça kuşkular” diye bahsettiğiniz, şiir serüveninizi başlatan bu düğüm nedir?

Bir dağ köyünde rahmetli dedemin masallarını dinleyerek büyüdüm. Zamanla dedeme öykünüp kendim masallar uydurdum; ama dedemin anlattığı masalları pür dikkat dinleyenlerin masal sonunda, o bilge insana gülüp, onunla alay etmeleri derin yarlar açtı içimde. Bu sebeple içimden geçenleri ifade etmek için yeni bir yol ararken, bir gün üzerinde “Karacaoğlan’ın Şiirleri” yazan bir kitap geldi eve. Bir akşam bu kitaptan ezberlediğim bir şiiri ev ahalisine sesli okudum. Orada bulunan herkes susup beni dinlemeye başladı. İşte evin o bir anlık suskunluğu beni şiire bağlayan bir suskunluktu.

Kesik Dil’i bu sebepten mi masalcı dedenize ithaf ettiniz?

Elbette ki bu sebepten.

Karacaoğlan şiirleriyle karşılaştığınızda kaç yaşındasınız? Karacaoğlan şiirleri bir çocuk için biraz ağır sayılmaz mı?

Anadolu’da, Maraş’ta bir dağ köyünde İlkokul öğrencisiyim. 23 Nisan törenlerinden kalma adına “şiir” dediğimiz yeni bir şey var artık yaşantımızda. Dörtlükler halinde alt alta dizilmiş yeni bir şey bu. Şekil olarak 23 Nisan şiirlerine benzese de Karacaoğlan şiirlerini okudukça bu şiirlerin dedemin masalları arasına sıkıştırdığı tekerlemelere benzer bir tadı olduğunu hissettim. Üstelik 23 Nisan şiirlerinden daha içli ve insanı saran bir masal tadı var bu şiirlerde. Bu sebeple bir ilkokul öğrencisi için ağır sayılmaz Karacaoğlan şiiri.

Toplumcu bir şair olduğunuzdan toplum sorunlarını mı işlemek istiyorsunuz? Bazen halkçı, bazen romantik, bazen de pragmatik bir tavır var şiir söyleyişinizde. Bu kuşatıcılık anlayışından mı yoksa tabii bir akış mı?

Ben şiirlerimi nerede, nasıl gelmişse o şekilde söyledim. Elbette ki daha sonradan bazı şiirler üzerine günlerce düşündüğüm, emek verdiğim, çaba harcadığım oldu. Bu esnada şiirin doğasını, ruhunu incitecek müdahalelerden mümkün mertebe kaçındım. Şiirler konu bakımından farklılıklar gösteriyor; fakat benim önceliğim söyleyiş, çünkü bir şiirin dili ve üslubu o şiirin şairini gösterir.

Tasavvuf geleneğine yakın muamma, lügaz tarzında söylenmiş mısralarınız (Zeytin ve Zencefil) var. Tasavvuf ve halk edebiyatıyla yakınlığınızı anlatır mısınız?

Çağın bütün dehşetine rağmen Anadolu’da halk arasında Türk Tasavvuf Edebiyatı hala bütün canlılığı ile yaşıyor. Türk Tasavvuf Edebiyatı’nın en önemli temsilcilerinden biri olan Yunus Emre’nin şiirleri her Cuma akşamları ve dini günlerde camilerin minarelerinden ilahi olarak okunuyor. Halk Edebiyatının ustalarından biri olan Karacaoğlan ve daha nicelerinin şiirleri bestelenmiş, halkın dilinde ve gönlünde dolaşıyor. Daha okuma yazma bilmediğimiz bir dönemde annemden öğrendiğim o ilahilerin Yunus Emre şiirleri olduğunu çok sonradan öğrendim. Anadolu’da “şiir”, “edebiyat” gibi kavramları hiç duymamış biri bile bu gelenekten beslenir, nasibini alır.

Şiirlerinizde epik bir tavır gördüğümü söylesem ne dersiniz? Coşan, akan, çağıldayan bir ırmağın sesi var şiirlerde. Bundan ötürü epik diyorum. Siz ne dersiniz?

Şiiri belli bir çerçevenin içine alıp, şiirime sınırlar çizmekten mümkün mertebe uzak durmaya çalıştım; fakat bugüne kadar yazdığım şiir, kahramanlık ve yiğitlik konularını işleyen epik şiirin işlediği konulardan farklı olarak daha çok üzgünlük, üzüntü ve yenilgiler var. fakat Kesik Dil’de bu üzgünlük coşkun ırmaklar gibi akıyor; çünkü yaşadığımız çağda ve dünyada özellikle bu dönemde durmadan üzülüyor insan…

Şiir susmaktır diyen Tanpınar’la bir gönüldaşlığınız –söyleyiş ve zihniyette- var mı?

Tanpınar hepimizin ustası. Türk Edebiyat’ında şairliği, romancılığı, denemeciliği, hikâyeciliği ve akademisyenliği ile çok yönlü bir şahsiyet. Elbette ki Tanpınar’dan çok şey öğrendim. Özellikle 19. Asır Türk Edebiyatı Tarihi’nin bende apayrı bir yeri var. Şiirde bir gönül bağımız var; ama söyleyişte ben hep kendime özgü bir şiir dünyası kurmak için çalıştım.

Parnasizm akımının etkileri de var şiirlerinizde. Yani müzik, kafiye ve şekil güzelliğine dikkat etmişsiniz. Bu değerlendirmeme katılır mısınız? Parnasyen şiir yazmakla ilgili ne dersiniz?

Parnasyenler, şiirin biçimsel özelliklerini öne çıkarıp şiiri sadece bir güzellik unsuru olarak görüyorlar. Oysa bize şiir diye sunulan bir eserin, insan ruhunda bir şey değiştirmesi gerektiğine inanıyorum ben. Şiirde; ses, müzik, iç kafiye ve şekil güzelliği benim için önemli. Fakat edebiyat adına yapılan bu tür sınıflandırmalar bana tuhaf geliyor. Edebiyatta “iyi şiir” ve “kötü şiir” var. Gerisi teferruat.

Akrabalık kurduğunuz şairler ve düşünürler var. Sezai Karakoç, Erdem Beyazıt ve Nurettin Topçu mısralarınızın arasından şiiri hakkıyla bilen okura göz kırpıyor.  Bu ilişkinin arka planında neler var?

Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu iki sembol isim. İnsanımızın unutmaya başladığı İsyan Ahlakı’nı bizlere yeniden hatırlatan, diriliş ruhunu anlatmaya çalışan, Türkiye’nin Maarif Davası’yla toplumu ve insanı diriltmeyi anlatan ses, söz ve düşünce iklimi…

Kesik Dil’de “Askerde, Turgut Uyar okudum erken terhis oldum” dizesi göze çarpıyor. Turgut Uyar şahsında İkinci Yeni şairlerine gönderilmiş bir mektup var diyebilir miyiz?

İkinci Yeni Şiiri; Cumhuriyet sonrası dönemde sivil düşüncenin ortaya koyduğu ilk aykırı tavır. Gelenekten beslenir. Bize kim olduğumuzu anımsatır. Bu şiiri okuyan ister istemez zihninin yaşama dair bir konu üzerinde yoğunlaştığını fark eder. Bu sebeple İkinci Yeni’ye bir değil binlerce selam…

Üzgün Ülke şiirinizde hangi üzgün ülkenin halkını anlatıyorsunuz? Neden üzgün? Sebepleri, şairliğinizi etkileyen yönleri neler?

Elbette ki Türkiye’den bahsediyorum. Kırım, Cezayir, Budin, Mısır, Halep, Bağdat, Trablusgarp, Musul, Yemen’i kapsayan bir Türkiye’den bahsediyorum. Osmanlı’nın yüz yıl önce adaletle hüküm sürdüğü topraklarda bugün devletcikler kuruldu ve biz hala yüz yıl önce yaşanan sıkıntıları ve sorunları konuşuyoruz.

Kitaptan bir dize: “Devleti sevmekten beni sevmeye fırsat bulamamış babam” diyorsunuz. Apaçık bir öfke var şiirlerinizde. Neden bu kadar öfkeliniz.

Bütün bunlardan sonra mutluluk şiirleri yazamam herhalde. Zaten yazamadım ya da çok nadir.

Lir Bir Şarkı şiirini eşinize ithaf etmişsiniz. Kitabın en güzel şiirlerinden biri ancak burada bile bir öfke, bir üzgünlük var. “İşe gidilmez bugün ama evin kirası / Gözlerinin güzelliği var” neden bu kadar üzgünlük ve öfke?

Evet, haklısınız. Üzgünlük var ama ne olursa olsun doğru bir insan olarak yaşamaya çalışmak güzel bir şey. Ben bu sebeple şiir yazıyorum ve neyi nasıl yaşamışsam onları yazıyorum. 

Zaten az yazan bir şairsiniz?

Şiiri öğrendikçe, şiire dair yeni şeyler öğrendikçe; şiirin yazın türleri arasında çok özel ve ulaşılması zor bir yeri olduğunu fark ettim. Bu sebeple az ama iyi şiir yazmak daha çok huzur veriyor insana.  

Şiir okumayan insanın duygu dünyasında bir boşluk oluşacağına inanıyorum ben. Şiirsiz bir toplumu bekleyen sorunları konuşalım söyleşimiz sonlanırken.

Bütün olumsuzluklara rağmen hala şiir okuyan, şiire değer veren bir kitle var; ama şiir, günümüzde hak ettiği değeri görmüyor. Günümüz dünyasının yaşam koşulları ortada. Bunları buradan uzun uzadıya konuşmanın bir anlamı yok. Her şey gün gibi ortada. Son zamanlarda annesini keserek öldüren evlatların haberlerini okuyoruz. Ya da çocuklarını keserek öldüren anne babalara rastlıyoruz. Şiirsiz bir toplumu bekleyen sonuçlardan bazıları daha şimdiden yaşanmaya başladı bile…

Son olarak, “Kesik Dil” ismi dikkat çekici. Kimin dili kesik? Neden kesik? Kapaktaki ağaçla kitabın adı arasında nasıl bir ilinti var?

Dil; insanın yurdu yuvasıdır. Ve şiir bir dil meselesidir. Şiiri öğrendikçe dil üzerine daha çok düşünmeye başlıyor insan; çünkü şiir kelimelerle yazılıyor. Bize şiir diye sunulan bir metnin ne kadar şiir olduğunun en somut göstergesi o eserin dilidir. Kitaba isim verirken oldukça zorlandım. Kapaktaki ağaç, kapak tasarımı Profil Yayınlarından Yunus Karaarslan’a ait. Kitabın editörü Şair İbrahim Tenekeci kapak tasarımını Yunus Karaarslan’ın yapacağını söyleyince, herhangi bir müdahalede bulunmadım; çünkü İbrahim Tenekeci’nin editörlüğünü yaptığı şiir kitaplarının kapaklarını genel olarak beğeniyorum. Özellikle son dönemde çıkan kitaplar fevkalade güzel. Bir kitap için kapak tasarımı çok önemli. Özellikle bir ilk kitap için hayati bir önem taşıyor. Edebiyat dünyasında bir şahsiyet oluşturmuş üstat Sezai Karakoç’un yazsısı nerde olsa, kitabı nasıl basılırsa basılsın bir şekilde okurunu bulur; fakat bir ilk kitap için kapak tasarımı okuru içeriye davet eden bir tebessümdür. Ben Kesik Dil’in kapak tasarımını çok güzel buluyorum. Dışarıdan aldığım tepkiler de oldukça olumlu.

Recep Şükrü Güngör konuştu

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2016, 10:49
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Bilal Yavuz
Bilal Yavuz - 7 yıl Önce

MaşaAllah şuuraltı sağlam bir söyleşi

havari
havari - 7 yıl Önce

İbrahim Gökburun'un şiirlerini dergilerden severek okudum. Kitabının çıkmasını da heyecanla bekledim. Kesik Dil biraz şaşırtıp beklentilerimi tam karşılamasa da, şiirlere topluca bakmak, şair hakkında ki düşüncelere farklı bir genişlik kazandırdı.“Herkes(in) biraz üzgün biraz korkak biraz kahraman” biraz sindirilmiş olduğu bu ülkede, “kin tutan bir adamın” varlığına ve şairliğine ne çok ihtiyaç var. Selam olsun ona…

Yalçın KAYA
Yalçın KAYA - 2 yıl Önce

Dayı ile yeğenin röportajında 'dedenin masalları ile büyümek'. İç içe geçmiş bu ilişki ağının evrilmesini 'üzgünlük'ten hüzne geçerek okudum. Helal olsun!

banner19

banner13