Cuma saatinde camide kadın ne yapar?

Cihan Aktaş’a camileri sorduk. Camilerle ilgili hatıralarını namaz kıldığı ve kılmak istediği camileri…

Cuma saatinde camide kadın ne yapar?

 

“İran’da dinlediğim bir ezan var.”

Camiyle aranız nasıl? Camiye devam ediyor musunuz?

Camiyle aram elbette iyidir, bunun bir sebebi yolculuk haline mecburiyetim. Son olarak Brooklyn’de, İkra mescidinde akşam namazı kıldım, ilahiyat alanındaki eğitiminin bir kısmını İstanbul’da tamamlayan Halil Abdur-Raşid imamlığında.

Hangi camide namaz kılmak isterdiniz?

Kuba Mescidi'nde namaz kılmak isterim. Sebebini www.sonpeygamber.info’daki Temmuz 2011 tarihli yazımda anlattım. Özlü sebep, duayı ve secdeyi bastırmayan bir yalınlığı olduğuna duyduğum inanç. Aradan yüzyıllar geçti ve mescit defalarca onarıldı. Para bu durumlarda her zaman iyi sonuç vermiyor. Düşebileceğim hayal kırıklığına kendimi hazırlıyorum.

En güzel ezanı hangi camiden duyuyorsunuz? Bu sizi nasıl etkiliyor?Yeni Cami

Yeni Cami ve çevresindeki ezanları severim, münavebeli okunuşları etkileyici geliyor. Bir hareket sahası içinde durup düşünmeye çağırıyor, işiniz olsa da ara veriyorsunuz. İran’da dinlediğim bir ezan var, özellikle ramazanda çok hoşuma gidiyor dinlemek, Mozen Zafeh Ardebili okuyor. Unesco tarafından İran’ın manevi değeri olarak kayıt altına alınmış bir ezan icrası bu.

“Erzincan civarında küçük penceresi bir bahçeye bakan mescit…”

Salâtı ikame ettiğiniz camilerle ilgili hatıralarınız var mı? Anlatır mısınız?

Olmaz mı var elbet. Üniversite yıllarında bir arkadaşımla Küçükyalı’da Merkez Camii'ne gidiyorduk bazen namaz kılmak için. Orada bulunuşumuz cami cemaatine şaşırtıcı geliyordu, semt camisinde teravih namazı dışında kadınlar gitmediği için. Aynı camide geçtiğimiz günlerde annemi ebedi yolculuğuna uğurlarken kadınlara yer ayrılmaması nedeniyle camide arka taraflarda bir yerde namaza durduğumuz günleri hatırladım. Bir bakıma cami ve kadın arasında toplumsal ihmallerden ileri gelen yanlış anlamaları düzeltmeye, onarmaya dönük iyi niyetli bir çabaydı. Yoksa normalde vakit namazları sırasında evdeyken, gidip namazımı camide kılayım demiyorum öyle. Dışarıdaysam, namaz vaktini de kaçıracaksam eğer, giriyorum camiye. Üniversite yıllarında Yıldız Camii'ydi sığınağım, ders aralarında bir koşu gidip namaz kılar, dönerdim. Kara Davut Paşa ve Mihrimah da Üsküdar’da bir büroda çalışırken namaz kılmayı sevdiğim camiler.

Şam Emeviye Camii de beni etkileyen bir camidir, bünyesinde taşıdığı hikâyelerle.

Bakü’de Teze Pir Mescidi ile ilgili üzücü bir hatıram var. Bir iftar sırasında kaçkın kadınlarının birinin sofrada kalan yemek artıklarını poşetine doldurmaya çalışması beni çok etkilemişti. Hayat güçlü insanlar için bile hiç kolay değilken kaçkınlar çok zor şartlar altında yaşıyorlardı. Aç ve açıkta kalan insanlar için cami hiç değilse bir süreliğine umut kapısıydı o günlerde.

İstanbul-Tahran arasında otobüsle çok gittim geldim. Molalarda namaz kılınan mekânlar genellikle izbe, bakımsız, ardiye gibi. Nadiren güzel bir mescit de çıkıyor karşınıza. Bazen aklıma Erzincan civarında küçük penceresi bir bahçeye bakan kendi halinde esintiye açık mescit mekânında kıldığım seferi namaz geliyor, hoşnutlukla. Bazen de hali hazırda külliyesiyle birlikte restore edilen Urumiye'nin en eski camisi olan Cuma Mescidi geliyor aklıma. Merkez sahın kısmında uzayıp giden kemerler, loş ışıkta caminin derinliğini sonsuzca uzatıyordu sanki. Bana Kayseri’deki Hunat Hatun Camii'ni çağrıştırmıştı, incelerken nedense. Bir mekân şaşırmasına düşer gibi olduğumu hatırlıyorum.

Süleymaniye Külliyesi’nde bir kurs…

En son bir yazarı (şairi, yahut başka bir kanaat önderini) hangi camide gördünüz?

Geçen kış Fayrap grubuyla ikindi namazını Osmanağa Camii'nde kılmıştık. Kimler vardı hatırlamaya çalışayım: Mehmet Ali Akyurt, Emine Akyurt, Melek Arslanbenzer,  Nurcan Toprak, Fazıl Baş…  Geçen mayıs ayında da Bursa’da Yeşil Camii’nde konservatuarda eğitim görmüş yazar bir imam, 20 yıldır neyzen olarak müzikle bağını koruyan Mustafa Baki Efe ve kültür neferi Bilal Kot ile birlikteydim. Ve nihayet 16 Temmuz günü ikindi namazında annemi Küçükyalı Merkez Camii’nden ebedi yolculuğuna uğurlarken yanımızda bulunan yazar dostlarımızı saymaya kalktığımda muhtemelen kimi arkadaşlarımın adlarını yazmayı ihmal edeceğim için sembolik olarak sadece yanında saygıdeğer eşi Asiye Hanım’la, Abdurrahman Dilipak, diyeceğim.

Cami derslerine katıldınız mı? Katılmak ister misiniz?

80’lerin başlarında Kur’an bilgimi güçlendirmek için Süleymaniye Camii külliyesi'nde bir kursa katılmıştım. Çok güzel bir avlu ışığı, yaşlı ağaçların gölgesi ve dini bilgiyle pratiği güçlendirmenin sevincini yansıtan mümine yüzleriyle hep kendini hatırlattı bana o günler, bazı hikâyelerime cümleler halinde serpiştiği oluyor hâlâ.

Camide tefsir ve tefekkür kitapları…

Camide kitap okumaya ne dersiniz? Hangi eserler camide okunmak için uygundur?

Cami çok amaçlı kullanılabilir tabii. Ben camide kitap okuyacak olsaydım, temel İslami bilgimi güçlendirecek eserler, mesela tefsir okumak isterdim. Bunların yanı sıra ibadet ve tefekkür bağlamında geliştiren kitaplar okumak fena olmazdı. Şeriati, Ali İzzetbegoviç, Akif ve Malcolm X kitapları da cami mekânına uygun düşer gibi geliyor bana. Camide tefekkür ederken şiir, mesela Karakoç şiirleri okumak da gelebilir insanın içinden pekâlâ.

Cami bağlamında özellikle dile getirmek istediğiniz başka hususlar var mı?

Birkaç husus var ki yazılarımda konu ettiğim oluyor: İlk olarak kadınların daha geniş ve uygun şartlar altında namaz kılabilmesi, ikinci olarak da ayak kokusunun kalıcı olmasına izin vermeyen bir havalandırma veya zemin döşemesi sistemi geliştirilmesi. Tabii lavaboların temizliği ve rahatlıkla abdest alabilmeyi sağlayan koşullar da önemli ama bu konuda bir gelişme çabası olduğunu görüyorum sevinerek.

Cihan Aktaş, Bacıdan Bayana“Cuma namazında camide olan kadın ne yapar?”

Kadınlara sıkışık namaz kılmaya sebep olmayacak bir ortam sunulmasına ilişkin olarak gözlemlerimi bir yazımda şöyle anlatmıştım, aktarmak istiyorum izninizle: ”…Günlerden cuma üstelik, bunu bile bile namazı Laleli Camii’nde kılmayı denedim. Sultanahmet’ten akan turist simaları da içine çeken cemaat avluya taşmış, öyle üç beş adımla aşıp geçemezsin, cemaati rahatsız etmeden. Avlunun girişine kadınlar için kafesi andıran dört metrekarelik bir yer yapmışlar, içi yeteri kadar dolu. Ben de sıkışabilir miyim diye perdeyi kaldırıp da baktığımda, Fransa’dan gelen Meryem’le tanıştım. Üç beş cümle konuştuk, bana yer açmaya çalıştı, daha fazla bunalsın istemezdim, vedalaştım. Hızlı bir yürüyüşle Beyazıt Camii’ne ulaşmaya çalıştım, Nevin Meriç’in internet sitesinde yayınlanan “Cuma Günlükleri”nden, “Cuma saatinde camide olan kadın ne yapar?” başlıklı yazısından cümleler hatırlayarak.

“(…) Beyazıt Cami daha da sıkışıktı, mümkün görünmüyordu içeri girmek. Kapının önündeki polislerden biri yol gösterdi de arka kapıdan dolandım, benimle aynı sıkıntıyı yaşayan Faslı Zehra’yla. Avluya taşan erkeklerin arasından geçmek hiç kolay olmadı kadınlar kısmına ulaşmak için, yine de Laleli Camii’ne göre daha rahat bir geçiş yapabildik.”

 

Cevat Akkanat sordu

Yayın Tarihi: 30 Eylül 2011 Cuma 12:00 Güncelleme Tarihi: 05 Ekim 2011, 20:50
YORUM EKLE

banner19

banner36