banner17

Çocukluğa gitmekten haz alıyor

Selçuk Küpçük ile bir muhabbet edelim dedik.

Çocukluğa gitmekten haz alıyor

“Türkünün girişi böyleydi galiba: ‘Boztepe’ye çıkmalı/ Şu Ordu’ya bakmalı’. 9 Haziran 2001-Ordu” diye notlar almışım. Sonra da şöyle demişim günlüğümde: “10 Haziran 2001-Ordu: Gökhan Akçiçek, Selçuk Küpçük, Özcan Ünlü, Adem Özbay ve ben. Pazar gününün keyfini birlikte çıkarıyoruz.”

Bir Ordu seyahatimizin tanıklıkları olarak bu tarihler önem arz ediyor. İnsanlar güzellikleri birlikte yaşarken daha muhabbetli zamanların adımlarını birlikte atmış oluyorlar. “Selçuk Küpçük ve dünyası” diye aklımıza bir nebzecik merak kıvılcımlarını davet ettiğimizde kendisine kendisini anlatmasını rica ettik. Bu sesi güzel ve kalemi iyi olan şair, yazar ve besteci ve tabii ki ses sanatçısı delikanlı bizi kırmadı sağ olsun. Biz de ömrünün bereketli olması için dua ederiz.

Üniversite yıllarıma kadar yazı ile organik bir ilişkim olmadı

Babamın önemli bir kütüphanesi vardı. Büyük çoğunluğu ideolojik yayınlardı bunlar ama yine de, “çocukluğum kitapların, dergilerin arasında geçti” diyebilirim. 12 Eylül evvelinde bir öğretmen örgütlenmesinin ilçemizdeki başkanlığını yapan babam, arkadaşları ile ev ev gezer, çuvallar ile teşkilat bürosuna kitaplar toplardı. Bu görüntü hiç gitmez aklımdan. Çok küçük yaşlardan itibaren birçok önemli ismi kitaplarından, fotoğraflarından tanımaya başladım. Hareket dergisinin eski sayıları, Türk Edebiyatı dergisi, vs. gibi önemli yayınlar mevcuttu babamda. O kitapların ve dergilerin işe yarayanlarını şimdi kendi kütüphaneme kattım. Babamdan bana kalan en büyük miras bu olacak. Yazı hayatımın böyle bir alt yapısı var.Bizim Dergah dergisi

Ülkücü mahkûmların “Bizim Dergâh”ını takip ederdim

Üniversite yıllarıma kadar yazı ile organik bir ilişkim olmadı ama çocuk dünyamda okunması gereken önemli bir külliyatı bitirmiştim. Yani Dede Korkut Masalları’ndan, Ömer Seyfettin öykülerine kadar çoğu şeye vakıftım. Üniversite birinci sınıftan itibaren ideolojik bir ortamın içinde buldum kendimi. O vakitler hapishanedeki ülkücülerin çıkardığı ve İslamcı söylemi önceleyen Bizim Dergâh isimli bir yayını takip ediyordum. Orada 12 Eylül darbesi ile içeri alınan ve sorgu evlerinde, Mamak C–5 işkence hanelerinde insanlık dışı uygulamalara muhatap olan mahkûmların söyleşileri ve metinleri yayınlanırdı. Bunlar beni çok etkilediği gibi ideolojik bir sorgulama sürecine de evrildim. Devlet, sistem, statüko, milliyetçilik ve bunun beslediği bütün argümanlarımı terk ettim. Yazma sürecim de böyle bir psikolojik hâl içerisinde başlamıştır. İlk ürünlerim bu ruh durumumun uzantısı olan metinleri ortaya çıkardı.

Hiç sesini yükselttiğini görmedim

Babam öğretmendi ve çocukluğumun bir kısmı köylerde geçti. Sonra 12 Eylül darbesiyle babamı uzak bir köye sürdüler. Annem ve kız kardeşim ile annemin köyünde, dedemlerin yanında kalmaya başladık. İlkokulun bir kısmını annemin köyünde okudum. Babam ancak hafta sonları gelebiliyordu. Büyükbabam (annemin babasına biz böyle derdik) yasaklanan yayınlar arasına giren-girme ihtimali bulunan babama ait ne kadar kitap varsa hepsini fındık bahçesine gömdü. Bu fotoğraf da hiç çıkmaz aklımdan. Başkaca şeylerin parçalara ayrılarak gömüldüğünü de hatırlıyorum. Rahmetli büyükbabam çok mübarek bir adamdı. Hiç sesini yükselttiğini görmedim. Günün belli vakitlerinde kadife sesinin üzerinden çoğalıp gökyüzüne doğru uzanan Kur’an tilaveti hâlâ kulaklarımda.

Ağustos ayında ailece fındık ameleliği yapardık. İlkokul 5. sınıfta idim ilk fındık işçiliğimde. Kız kardeşim benden daha küçüktü ve o Ağustos sıcağında kimi zaman dayanamaz, burnu kanardı. Yine de ihtiyaçtan dolayı çalışmak zorunda idik. Uzun yıllar, sanırım üniversite bitene kadar yazları fındık ameleliğimiz sürdü. Sonra çok şükür rahata erdik. Büyükbabam, biz akşam bahçeden dönene kadar duş alacağımız suyu kazanla harmanda ısıtırdı. Elleri dert görmesin. Mekânı cennet olsun. Bazen evde su olmazdı -çünkü o yıllar evlere su bağlı değildi-; yorgun bedenimizi sürükleyerek başka mahallelerdeki su kuyularına, çeşmelere ellerimizde güğümlerle giderdik. Tabii bizim gibi herkes orada. Sıra gecenin geç vakitlerinde gelirdi kimi zaman…

Köyüme ev yaptırıyorum, orada yaşayacağım artık

Annemin köyündeki çocukluğum genel olarak neşeli yıllarımdır. Otlatmak için götürdüğümüz hayvanlar, pınarlardan ve kuyulardan eve taşıdığımız sular, izinsiz yüzmek için kaçıp gittiğimiz dereler, fındık bahçelerinin arasında saatlerce süren gezmeler ve bu gezme sırasında tabiata ilişkin tecrübelerimin zenginleşmesi, vs. ile geçen güzel zamanlar. O köy hayatımdan kalan iki çocukluk arkadaşımla hâlâ görüşürüm. Şimdi o köye ev yaptırıyoruz. Allah nasip eder ise birkaç yıl içinde şehirden ayrılıp, bütünüyle köyde yaşayacağım. İşime de yine köyden gidip geleceğim. Çocukluğuma, yani en güzel zamanlarıma geri döneceğim böylece. Bunu müthiş derecede arzuluyorum. Evin en üst katında, denizi ve şehri gören bir çalışma odam olacak. Kütüphanemi oraya taşıyıp, yazmayı düşündüğüm başkaca kitaplarımı orada tamamlayacağım inşallah. Bu bahar başlangıcı, dedemden kalan meyve ağaçlarına ek olarak Dursun Ali isimli üniversite yıllarımdan arkadaşımın yardımları ile fidanlar diktik köydeki araziye. Elma, armut, kiraz, nar ve mandalina fidanlarım tuttu. Sebzeler, meyveler, otlar, kuşlar ve toprak ile iç içe doğal bir hayat yaşamak istiyorum ömrümün geri kalan kısmında.

Selçuk Küpçük, Artık Kuşlarını Uçur
(+)

Sonsuzluk âlemine göçen ilk aşkımı orada tanıdım

12 Eylül’den aylar sonra Gülyalı isimli çok şirin bir sahil kasabasında annem memuriyete başladı. Biz oraya taşındık. Babam yine ancak hafta sonları aramıza katılabiliyordu. Çocukluğumun ikinci yarısı ve ergenliğimin en unutulmaz anları -sonradan ilçe olan- bu küçük sahil kasabında geçti. Denizin dalgaları, kiracı olarak oturduğumuz evin duvarlarına kadar gelirdi kışın. Sonsuzluk âlemine göçen ilk aşkımı orada tanıdım ayrıca. Kumsal boyu saatlerce yalnız başıma yürüyüp kendimle konuştuğum, yanı başımdan atlayıp geçen yunus balıklarını seyre daldığım, güneşin ufukta batarken suya düşürdüğü sarartısına hayran kaldığım bir uzun çocukluk, ergenlik dönemidir bu. Yazın yüzmek için hâlâ Gülyalı’ya geçerim. Kızıma kiracı olarak oturduğumuz evi, benden izler taşıyan kumsalı, yosun kokulu kaya parçalarını göstermekten mutlu oluyorum. 1985 yılında mesela, bir gün buralara kızımla geleceğimi hiç düşünemezdim.

Kendimi yazmak zorunda hissettim

Babam eskiden okurdu. Yatağa uzanıp saatlerce kitap okuduğunu hatırlıyorum. Ama bunlar ideolojik metinlerdi ve zaten 12 Eylül’den sonra bu okuma doğal olarak kesildi. Yine de babam eve düzenli olarak gazete alır, bana çocuk dergisi (Tercüman Çocuk) ve kitaplar getirirdi. Lise yıllarımda hiçbir edebiyat öğretmenim beni keşfedemedi. Yani kompozisyon metinlerime falan bakıp bana bir yol açabilirlerdi. Ama bu çapta bir öngörüleri yoktu muhtemelen. O yüzden okuma ve yazma becerisi bağlamında öğretmenlerimin benim üzerimde bir emeği olamadı! Birkaç istisnai öğretmen hariç tabiî ki... Yazma meselesi bende sanırım ontolojik olarak başladı. Kendimi yazmak zorunda hissettim. Kimsenin üzerimde etkisi yoktu. Büyük bir zihinsel acı ile başladım. Çok yıllar sonra yatıştı bu acının birazı.Selçuk Küpçük

Çocukluğumun hatıralarını taşıyan kitap: “İlk Namaz”

Ömer Seyfettin’in İlk Namaz isimli bir kitabıdır beliren zihnimde, çocukken iz bırakan. Mutlaka başka şeyler de okumuşumdur ama hatırımda ilk olarak yer eden kitap oydu sanırım. Biraz evvel de belirttiğim gibi Tercüman Çocuk dergisi bana çok büyük bir hayal dünyası açıyordu. Orada kıssalar, manevi hikâyeler, milli kahramanları anlatan çizgi romanlar epeyce vardı ve bütün bunlar çocukluğumu zenginleştiren ana metinlerdi. Sadece çocuklar için yazılmış kitaplar değil, okumayı söktüğüm anlardan itibaren evdeki ansiklopedilerin, siyasal ya da ebedî dergilerin arasında kaybolup giderdim. Çocukluğumun hatıralarını taşıyan bu kitap ve dergilerden bir kısmını babamın kütüphanesinden kendi evime taşıdım. Bir anlamda çocukluğumu da taşıdım denilebilir.

Dursun Ali’ye dedim ki

İlk ürünlerim üniversite son sınıfta yayınlanmıştı. Birkaç dergiye birden göndermiştim ve o sıralar hemen hepsinde aynı anda çıkmıştı. Kırağı ve Susku dergileri idi bunlar. İki dergide de kapanana kadar yazdım. Bana apayrı bir dünyanın açıldığının farkındaydım artık. Kendimi de farklı hissetmeye başlamıştım. Ya da belki bizatihi “kendimi” hissetmeye… O yıllar aynı zamanda benim çok sarsıcı olaylar yaşadığım zamanlarımdı. Hem siyasal anlamda böyle idi hem de iç dünyam açısından travmatik bir dizi meselenin ortasına düşmüştüm. “Yazarak kendimi delirmekten kurtardım” gibi bir cümle kursam çok iddialı olur, farkındayım. Ama iyileştirici, ruhumu dizginleyici bir etkisi oldu bende yazma eyleminin. Zaten ilk önce günlükler tutmaya başladım. 1991 yılından beri ara ara tutuyorum bu günlükleri. Geçenlerde sevgili dostum Dursun Ali’ye dedim ki, “ben bir gün ölürsem işte bak, bu gizli yerde günlüklerim. Haberin olsun. Bunlar sana emanet.” Sanırım ancak o ilgilenir bunlarla. Bu yüzden günlüklerimin yerini sadece Dursun Ali’ye gösterdim.

Selçuk Küpçük, Kirletilmiş Ölümler KitabıDergilerde ilk dönem şiirlerim yayınlanmaya başlayınca, acının etrafa sıçraması gibi bir duygu yaşadım sanki. Acımı, acıları olanlar ile paylaşarak kendimi bir güvenlik halkasının içine dâhil ettim de denilebilir. Böyle bir yığın karışık, gerilimli, çöküntülü durumun içindeydim işte…

Ben uzun süre dergilerde sadece şiir yayınladım. Öykü hiç yazmadım. Ama poetik metin, eleştiri yazıları ve diğer başkaca türler yıllar geçtikçe şiirimin yanında yer edindi. İlk kitabım, kuşağımdan arkadaşlarıma göre geç bir yaşta çıktı. Dergilerde yer alan şiirlerimi 2004 yılında kitaplaştırdım ancak. Şule Yayınları’nın Merdiven Kitapları dizisinden çıkmıştı. Bu vesile ile bir şairin ilk şiir kitabını yayınlayan sevgili Ali Ural’a da teşekkür etmeliyim. Bende vefa duygusunun çok gelişkin olduğunu düşünürüm. Bana küçücük bir iyiliği dokunan hiç kimseyi unutmam. Hayatımın her anında saygı ile anarım ve ona borçlu olduğumu hissederim. Ali Ural da bu yüzden benim için kalbimin özel bir yerinde tuttuğum kişiliklerden birisidir.

Elime geçen her şeyi okumak isterdim

Bu işe kafa yormaya başlayınca sözlük ezberlemem gerektiğine karar verdim. Bol bol sözlük okudum bir süre. Babamın kütüphanesindeki ansiklopedilerin maddelerini de okumayı çok severdim çocukken. Böyle bir birikim de faydalı olmuştur bana. O yıllar -yani çocukluğumda- meşhur Hayat Ansiklopedisi’nin bütün ciltlerindeki maddeleri okumaktan keyif aldığımı da hatırlıyorum. Yazmaya başlayınca böyle bir tecrübenin de mutlak etkisi olmuştur bana. Yıllar geçtikçe belirli alanlarda seçici olmaya başladım. Önceleri her şeyi bilmek için müthiş bir açlık vardı zihnimde. Elime geçen her şeyi okumak isterdim. Zaman sonra sosyolojik, poetik, siyasal ve tarihsel metinler daha çok ilgi alanıma girdi. Kendimi ve ülkemi tanımak içindi açıkçası bunlar. Okuyarak kendimi tanıdım önce. Sonra ülkemi, içinde bulunduğumuz medeniyet havzasını, bu havzanın kültürel, sanatsal ve politik konumunu çözümlemeye ve yeni zamanlara evrilirken dönüşümü doğru okumaya gayret ettim. Bir de kendim ile hesaplaşma sürecimi besleyen metinler vardır. Şimdi bu sürecimi “Yakın Dönem Tarihine İlişkin Kişisel Bir Hesaplaşma” başlığı altında bir dergide madde madde yazıyorum. Verili ve insan zihnini tasallut altına almak üzerine kurgulanan bütün paradigmaları yıkmak için kaleme alınan metinleri önemserim. Benim kişisel dönüşümümde, zihinsel zenginleşmemde korkmadan okuduğum bu kitapların büyük etkisi vardır mesela.

 

Nurettin Durman sordu, Selçuk Küpçük anlattı

Güncelleme Tarihi: 16 Ekim 2010, 17:31
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
m aksoy
m aksoy - 8 yıl Önce

selçuk küpçük gibi güzel bir adamı yakından tanımak güzel. nurettin durman'a bu yüzden teşekkür edelim. kendisi de güzel bir adam...

cem kayar
cem kayar - 8 yıl Önce

yeni kaset nezaman

şelçuk küpçüğün yeni kasedini bekliyoruzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzzz

fkgk
fkgk - 8 yıl Önce

"çocukluğuma köyüme geri döneceğim" ah şu erkekler acaba eşleriniz de köylerine dönmek isterse ne olcak.bereket ki kadınlar çabuk büyüyor sizin gibi çocukluklarına dönmek gibi bir arzuları yok.ama bu yaptığınız zulümdür ve islam hukukunda yeri yoktur bilesiniz.küpçüğü ve müziğini severiz ayrı mesele!

sezgin kutlu
sezgin kutlu - 8 yıl Önce

selçuk abinin anlatmaya çalıştığı şeylerle bu feminist yaklaşımın ne ilgisi var....
bu arada gerçekten yeni albümünü acilen bekliyoruz selçuk küpçük/ten...

hülya
hülya - 8 yıl Önce

selçuk bey'den yeni albüm bekliyoruz artık. Artık Kuşlarını Uçur'daki şarkılarını ezber ettik.
camianın en kaliteli sanatçısından ezber edilecek yeni eserlerini ne zaman duyacağız...

banner8

banner19

banner20