Çocukların berrak dünyasına sığınıyorum

'Doktor da olsam çocuk doktoru olurdum, çocuklarla ilgili alan dışında çalışmayı hiç düşünmedim.' diyen Figen Yaman Coşar’ı tanıyalım istedik. Fatmanur Evren konuştu.

Çocukların berrak dünyasına sığınıyorum

Sedir Yayınları'nın Genç Erdem markasından yayınlanan Masalistanbul adlı kitabı tanıtmak istemiştim. Sonra Dünyabizim Ansiklopedisi’nde bir arama yaptım kitabın yazarı olan Figen Yaman Coşan hakkında bilgi var mı diye. Olmadığını görünce bizzat tanıdığım, “hocam” diye hitap ettiğim sayın Coşar’ı hem tanıtmak hem de yazarlık macerasını kendi ağzından size aktarmak istedim.

Kitabı burada birkaç cümle ile de geçmek istemedim. Zira kitap çok önemsediğim, küçük büyük herkesin okumasını arzu ve tavsiye ettiğim bir kitap. Nitekim kitap o kadar sevilmiş ki 1,5 yıl gibi bir sürede 4. baskısını yapmış.

Sizi biraz tanımak ve yazma ile ilgili muhabbetiniz nasıl başladı, öğrenmek isteriz.

Yazmaya olan muhabbet insanın yaratılışından geliyor. Çocukken evciliklerimde kendimi yazar olarak hayal ettiğimi hatırlıyorum. Öyle kitap dolu, entelektüel ve sanatçı çevreleri ile kuşatılmış bir çevre değildi hâlbuki benimki. Annem de babam da yaşam koşulları ve yokluklar nedeniyle ilkokulu dışarıdan bitirmek zorunda kalmış. Fakat ikisi de hayatımın geri kalan kısmında tanıdığım pek çok üniversiteliye taş çıkaracak hayat okuma bilgisine sahip ebeveynlerdi.

Babacığım Milli Eğitim Yayınevi'nde hizmetli olarak çalışıyordu. Okul çıkışları yanına gider, tezgâhın ardında kitapları koklardım. O tüm kapakları sade şekilde aynı tasarlanmış siyah beyaz kitaplarda ne bulurdum bilmiyorum ama müthiş bir cazibeleri vardı çocuk dünyamda. Çocuk kitabı konusunda pek zengin bir şehir değildi Çankırı. Kemalettin Tuğcu dışında neredeyse çocukken hiç çocuk edebiyatına dair kitap okumadım diyebilirim. Daha çok o yıllarda yaygın olan bir iki dergiyi takip eder, fen bilimleri ile ilgili renkli kitapları saatlerce incelerdim. 

Şiir okumayı severdim. Müsamere, özel gün ve bayramlarda şiir okuyarak okulu temsil ederdim. İlkokul son sınıfta yazdığım birkaç kompozisyon il çapında ödül aldı. Bu müthiş bir motivasyondu yazma adına.

Ortaokul müdür yardımcım yazma yeteneğimin olduğuna beni inandıran en önemli kişidir. Bir gün koridorda kolumdan yakalayıp elime bir defter tutuşturdu. 'Yaz!' dedi. Yazdıklarımı düzenli olarak kontrol etti, altlarını çizdi, yanlarına notlarını iliştirdi. Kendi kişisel günlüklerini, benim yaşımda ve gençlik yıllarında yazdıklarını paylaştı, kütüphanesini bana açtı. Onunla beraber belli bir okuma alışkanlığı da edinmeye başladım. Ortaokul yıllarım hemen her yarışmada şiir, kompozisyon yahut resim alanında dereceye girmemle sonuçlanır hâle gelmişti. Hatta Türkçe öğretmenim bir gün benden habersiz bir şiirimi Ankara'ya yollamış, şiirim Türkiye çapında birincilik ödülü almıştı. Fakat şiirin bende bir nüshası daha yoktu. Hâlâ da hatırlamam, acaba nasıl bir şiirdi o?

Lise yıllarımda da yazma ve çekmeceme ödüllerimi dizme maceram sürdü. Üniversite için İstanbul'a geldiğimde ise bir süre her şeyden elimi eteğimi çektim. Yeni başladığım hayatın kargaşasına ayak uydurmaya çalışırken zaman zaman tökezledim, zaman zaman düştüm. Yazmayı tamamen bıraktım. Fakat seçtiğim meslek nedeniyle, her zaman mesleki anlamda metinler hazırlamam gerekti. Okulun ikinci senesi özel bir televizyon kanalında işe başladım. Kendi programımın metinlerine el attım. Sonrasında yazmak bir şekilde hep üzerime yıkılan mesleki bir durum haline geldi. Yönetmenlik yaparken ekonomik kriz sürecinde bir dönem işsiz kalıp sonrasında ajanslarda metin yazarlığı yaptım. Ardından tekrar televizyon sektörüne dönüp çocuk programları yapmaya başladım. Zaten televizyonda başka bir hedef kitle için üretim yapmak hiç aklımdan geçmezdi. Çocuk alanı en korunaklı alandı kendi adıma. Ve en güzeli...

Oğluma hamileliğim sürecinde yönetmenlik yeniden metin, senaryo yazarlığı ve editörlük işlerine kaydı. Çocuk sahibi olarak yönetmenlik yapmak kendi adıma pek mümkün olamadığı için sonrasında da işin tamamen bu kısmı elimde kaldı. TRT ve Kanal D ile uzun süre çalıştım. Halen TRT Çocuk dergisine ve bazı çocuk dergilerine hikâyeler, yazılar yazmaktayım.

TRT'ye yazdığımız bir programdaki masallar, bizi, programı izleyen ve masallarımızı seven yayıncım Melike Günyüz ile buluşturdu. Bana kitap yazmam teklifinde bulundu. Cesaretim pek yoktu. Televizyon diline alışıktım fakat kitap denilince benim için çok daha ciddiyetle ele alınması gereken ve bilmediğim bir alan hissi oluştu. Bu şekilde birkaç sene ayak diredim. Fakat bir gün denemeye karar verdim. İlk kitap da Masalistanbul oldu.

İstanbul benim için tıpkı yazmak gibi çocukluğumda içimde yeşeren bir sevgiydi. Tarihi eser ahşap evimizin mutfağında Ayasofya Camii'nin resmi dururdu. Ve ben ona bakıp sürekli İstanbul'a gitme hayali kurardım. Hâlbuki daha önce ne görmüş ne de göreni tanımıştım. Üniversitede tek hayalim bu şehre gelmekti ve hayallerim gerçekleşti. Bu nedenlerle ilk kitabımı İstanbul için yazdım demek isterdim fakat bu konuda da teklif Melike Günyüz'den geldi. Benim de çok hoşuma gitti. Başlamak için İstanbul ilhamıma güç verdi.

Sizce çocuk edebiyatı nedir? Siz çocuk edebiyatının neresinde duruyorsunuz? Çocuk edebiyatındaki geçmişinizi anlatır mısınız?

Edebiyat neyse çocuk edebiyatı da odur sanırım. Cümleleri onların gelişimlerini göz önünde bulundurarak seçmek dışında ne farkı vardır bilmiyorum. Zaten ben edebiyatçı da değilim. Bu konuda fikir yürütmek hadsizlik olur. Kendi çapımda bir şeyler yazıyorum. Bu beni yazar yapmaz. Belki bir gün “yazar” olarak anıldığımda buna gerçekten inanırım. Şimdilik sadece dostların sevgiden söylediği hak edilmemiş iltifatları vardır ya, öyle geliyor.

Neden çocuklar için yazmak? Tercih mi zorunluluk mu?

Doktor da olsam çocuk doktoru olurdum, bu yüzden. Çocuklarla ilgili alan dışında çalışmayı hiç düşünmedim. Çocuklar için yazmak bir lütuf... Zira her birimiz, birer sosyal medya kullanıcısı olarak, yetişkinlerle buluşan cümlelerimizin nasıl da yargılarla algılanıp, çoğunlukla eleştirilmek üzere okunduğunu görüyoruz. Yetişkinlere yazanlar gerçekten çok cesurlar. Ben belki de cesaretim olmadığı için çocukların berrak dünyasına sığınıyorum yazarken... Çocuklara yazmak da elbette büyük bir sorumluluk. Bereketli bir tarlaya sağlam bir tohum atmak gibi hatta. Umarım bu sorumluluğun hakkını verebiliriz.

Küçük okurlarınızla buluşuyorsunuz. Kitaplarınızla ilgili aldığınız geri dönüşler neler?

Kitaplarımla ilgili ilk yorumları yetişkinlerden aldım. Özellikle Masalistanbul yetişkinlerin sevdiği bir iş oldu. Kuzenim, kitabı okurken notlar aldığını ve İstanbul için kendine bir gezi planı çıkardığını söylemişti mesela Masalistanbul üzerinden...

Çocuk okuyucu, kitabı sevmezse zaten okumuyor. Okuyan da genellikle sevmiş oluyor. Yetişkin dünyasında olduğu gibi, sevmemek üzere, eleştirmek üzere okuyan önyargılı okuyucunun olmamasının büyük konforunu yaşıyorum okuyucu buluşmalarında...

Okurlarınızla yaşadığınız ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Bir süredir yayıncım beni Kayıp İsimler Krallığı'nın ikinci kitabını yazmaya ikna etmeye çalışıyor. Aslında bu benim de istediğim bir şey fakat günlük hayat koşturmaları ve üzerine eklenen tembelliğim sayesinde fırsat bulup henüz ilk cümleyi yazmış değilim. Geçen haftalarda bir gün telefonuma bir mesaj geldi. Gülsüm Şifa adlı küçük okuyucum “Kayıp İsimler Krallığı'nı okudum ve çok beğendim. Ama neden halk köylerine dönmedi? Sabahtan beri bunu düşünüyorum.” diyordu mesajda...

Kitabı yazdıktan sonra işiniz bitmiyor anlayacağınız. Kitabı okuyan tüm çocuklarla oturup birlikte yazabilmeyi isterdim ikinci kitabı.

Sosyal medyadan takip ettiğimiz kadarıyla kitaplarınızın gittiği okullara imza günü için gidemeseniz de onlarla bir şekilde iletişime geçiyorsunuz. Biraz bahseder misiniz?

İlkokula giden bir oğlum var. Eşim ve benim ailelerimizin İstanbul'da olmayışı, onun evde olduğu saatlerde düzenlenen etkinliklere katılmamı engelliyor. Şehir dışına gitmek de haliyle imkânsız benim için. Geçenlerde Kayseri'de bir ortaokul için iki yüz küsur kitap imzalayıp yolladık. Erzincan'daki bir ortaokul ise kitapları kendisi temin etmiş ve beni imza gününe davet etti. Gitmeyi çok istedim fakat mümkün değildi. Öğretmenlerinden öğrencilerin isimlerini rica ettim. Her birine kitabımdan rastgele bir sayfa çevirip bir cümle seçtim. Yazıp, imzalayıp, yolladım. İmza günlerinde çocukların sorduğu birkaç genel soruyu da video çekimiyle cevaplayıp, o şekilde yolladım. Günümüzde birbirimize ulaşmamanın bahanesi yok. İnternet bütün bahaneleri ortadan kaldırıyor sağ olsun..

Türkiye’deki çocuk edebiyatının şimdiki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dedim ya, ben edebiyatçı yahut yazar değilim. Yazan biriyim yalnızca. Bu değerlendirmeyi edebiyatçı ve yazarlara bırakalım.

Başka hangi kitaplarınız var ve şu anda ne yazıyorsunuz?

Sedir Yayınları ile başlayan yazma serüvenimde ilk kitap 'Masalistanbul'du. Sonra Adapazarı Belediyesi için bir sosyal sorumluluk projesi kapsamında ilköğretim okullarının üç ayrı kademesinde okutulmak üzere, kahramanımız 'Ada Kedi'nin maceralarından oluşan üç ayrı kitap yazdık. Peşinden 'Kayıp İsimler Krallığı' ve 'Boğaz'ın Kedisi Titiz' geldi. Titiz, İngilizce ve Çince'ye de çevrilip, Londra ve Pekin kitap fuarlarına katıldı. Hatta dün akşam Kanada'da yaşayan bir arkadaşım, oradaki bir kitapçıda karşılaşmış Titiz ile. Dan Brown'la aynı rafta duran kitabın resmini yollamış bana. Çok hoşuma gitti. Kültür A.Ş.'nin İstanbul Kitaplığı'ndan çıkan, 'Miniatürk', 'Sultanahmet' ve 'Panorama 1453 Müzesi' için yazdığımız üç ayrı kitabımız oldu. Yanısıra küçük yaş grubuna değerler eğitimine yönelik 'Teşekkür Ederim Allah'ım' Yediveren Çocuk Yayınları'ndan çıktı. Orman Bakanlığı için Osmanlı'daki ilginç vakıfları anlatan 'Sen de Hayallerini Vakfet' ve İHH Yetim Projesi için hazırladığımız 'Beyaz Kanat' da satışa yönelik olmayan kitaplarımızdan...

Halen yayına hazırlanan iki ayrı kitap serimiz var. İlk fırsatta da Kayıp İsimler Krallığı'nın ikinci kitabına başlamam lazım nasipse. Yazmak gerçekten de nasip. Her kitabın bir doğum vakti var. O vakti kitabı doğuran bile tayin edemiyor... Tıpkı şifacılıkta olduğu gibi. Ağrıyan yere koyulan el sizin fakat elden geçen enerji size ait değil. Yalnızca bir kanal vazifesi görüyorsunuz şifa sürecinde. Yazmak çoğu kez böyle bir şey. Kelimeler önden gider, elleriniz ona yetişemez. Cümleler siz balık ayıklarken hücum eder, kaleme varana kadar küser, terk eder. Herkesin yazmak için inzivaya çekilme lüksünün olmadığı bu hızlı akan çağda, yazabileceğimiz zamanlar yaratan Allah'a hamdolsun...



Fatmanur Evren konuştu

Yayın Tarihi: 31 Ocak 2015 Cumartesi 12:27 Güncelleme Tarihi: 24 Mayıs 2016, 10:47
banner25
YORUM EKLE

banner26