Çocuklar duyunca muzipçe gülümsüyor!

Son kitabı Anne Babanızı Nasıl Eğitirsiniz’i, en küçük dunyabizim habercilerimiz İbrahim Taha ve Elif Rana Gültekin yazarı Bülent Ata ile konuştular.

Çocuklar duyunca muzipçe gülümsüyor!

Geçtiğimiz haftalarda Bülent Ata’nın ilginç bir kitabı çıktı: Anne Babanızı Nasıl Eğitirsiniz. Çocuk eğitimi ile ilgili anne ve babalara yönelik kitaplara alışkın olan bizler için meseleye tersinden bakmak ilgi çekici idi. Genç Okur Yayınları'ndan çıkan bu kitapla ilgili yazarı ile röportaj yapalım dedik ama yetişkinler arası konuşmak yerine bu röportajı çocukların yapmasının daha tatlı olacağını düşündük. Asım Gültekin ve çocukları 10.5 yaşındaki* İbrahim Taha ile 8 yaşındaki Elif Rana sorular hazırladılar, yazarla buluştular, konuştular.

Asım: Neden çocukların anne ve babalarını eğitebileceğini düşünmeye başladınız? Herhangi bir olay üzerine mi? Yoksa olayların birikmesi üzerine mi?

Anne ve babaların, öğretmenlerin çocukları eğitmesi üzerine pek çok kitap çalışması var. Biz de dedik ki, aslında eğitilmesi gerekenler ve buna -itiraf etmeseler de- en çok ihtiyacı olanlar bizzat eğitmenlerin, anne babaların kendisi. Peki onları kim eğitecek? Tabi ki akıl küpü, hayal dünyası zengin çocuklar.

Rana: Anne babaların eğitilebileceğine inanıyor musunuz? Fazla yaşlanmış değiller mi eğitilmek için?

Eğitim yaşla ilgili bir şey değil. Aslında “eksiklik duyulan bir konuda o eksikliğin tamamlanmaya çalışılması” diye düşünebiliriz eğitimi. Anne ve babalar da ilgi ve sevgi ile pek çok şeyi öğrenebilirler.

Taha: Siz bir baba olduğunuz halde neden böyle bir ismi tercih ettiniz?

Eğitime benim de ihtiyacım olduğunu kabul ediyorum ve kitapta bahsedilen bu eğitime katılmaya gönüllüyüm.

Taha: Kitabınızın ismini duyunca insanlar nasıl tepkiler veriyor?

Çocuklar şaşırıp hınzırca, muzipçe gülümsüyorlar. Anne ve babalar da “Bu da neyin nesi? Bu da nereden çıktı?” der gibi bakıyorlar.

Taha: Çocuğunuz (çocuklarınız) da sizi eğitiyor mu?

Eğitmez mi? Kitabın pek çok sayfasına onların ilham verdiğini söylemem lazım.

Taha: Daha çok hangi konularda onların sizi eğittiğini düşünüyorsunuz?

Benim onlara söylediğim şeylere, tavsiyelere benim de uyup uymadığım konusunda beni uyarıyorlar mesela. Öfkeme hakim olmak, güzel konuşmak, birlikte bir şeyler yapmak, daha bir sürü şey.

Taha: Kitabınız basıldıktan sonra ah keşke şu konuyu da ekleseydim, bunu da ekleseydim dediğiniz konular oldu mu?

Çok oldu ve bunları da yazdım ama bu kitaba girmedi. “Anne Babanızı Nasıl Eğitirsiniz?”in devamı olarak, “Büyüyünce Ne Olacaksın Baba?” ve “Canı Sıkılanlar İçin; Hangimiz Portakal Değiliz ki?” kitapları yakında yayınlanacak.

Rana: Uyurken kötü rüyalar görüyor musunuz?

Zaman zaman görüyorum. Dondurmayı fazla kaçırınca mesela.

Rana: Televizyonun başında uyuyor musunuz? TV başında uyumak nasıl bir duygu?

Evet televizyon başında uyuduğum oluyor. Eskiden daha çok olurdu. Üstünüzü örten biri olursa kötü değil. Ama tüm çabalara rağmen uyanamayınca beliniz tutulabiliyor, üşüyebiliyorsunuz.

Rana: İnsanlar neden kendi yeteneklerine göre eğitim almalılar, bunu neden savunuyorsunuz?

İnsan sevdiği işi daha güzel ve daha iyi yapabilir. Yetenekleri bir kuşa uçmayı söyler, toprağı kazmayı değil.

Rana: Öğretmenlerinize saygılı mıydınız küçükken?

Çok saygılıydım, saygımdan ölürdüm.

Rana: Küçükken yaramazlık yapar mıydınız?

Şımartıldığım yerlerde yapardım. Dedemlerde filan.

Taha: Nasıl yaramazlıklar yapardınız, anlatır mısınız?

10 yaşlarındaydım, keşfe çıkıp evden çok uzaklaşmıştım bir gün, bütün mahalle seferber olmuştu beni bulmak için. Uzaklaşmaktan kastım git gel 15-20 km yol yürümüştüm; gündüz saat 10'da çıkıp akşam 8'de döndüm. Bir de ilkokula yeni başladığımda evde bulduğum parayla gidip kitap ve can eriği almıştım.

Rana: Bir spor ayakkabısı için niçin para biriktiriyordunuz, çok mu seviyordunuz spor ayakkabılarını?

Spor ayakkabı değil mesele. İnsanın sahip olmadığı bir şeye heves etmesi ve bunun için para biriktirmesi... Bu bir izci kıyafeti, uçurtma ya da gitar da olabilir.

Rana: Diğer kitaplarınızı mı yazmak daha kolaydı, bunu mu?

Aslında önceki kitaplarla eş zamanlı yazdım bu kitabı. Sadece daha önce tamamlanan daha erken basıldı. Bu kitabın geç basılmasının sebebi araya giren 5-6 yıllık iş yoğunluğu.

Rana: Oyuncaklarınızla savaş yaparken kötü veya gavur olmak istediğiniz hiç oldu mu?

Hayır olmadı, hiç. Aklımın ucundan geçmedi. Şöyle bir şey olmuştur: Kovboy olmaya istekli çocuklar olurdu, biz de Kızılderili olurduk.

Rana: Bu kitabınızı büyüklerden saklayarak mı okumalıyız, gözlerine baka baka mı?

Bence gözlerine baka baka okumalısınız. Kitabın kapağından arada bir anne ve babanıza bakıp “Hımm” demeniz bile eğitim sürecine katkı sağlayabilir.

Taha: Siz de çocukken işlerinizi erteler miydiniz?

Evet, çok ertelemişimdir. Ertelemenin çözüm olmadığını anlayınca hızla üstüne de giderdim.

Rana: İnsanlar yaşadıkları yerlerde birbirlerine nasıl daha fazla yardımcı olabilirler?

İnsanlar birbirini hissetmiyor. Bir insanı yeryüzüne kattığı renk, ses ve rahmetle okumuyoruz. Onun yaratılmasının bir sebebi var. Bunu hissetsek birbirimizi daha iyi anlayacağız.

Taha: Orucunuzu bütün Müslümanlarla aynı sofrada aynı yerde açmak ister misiniz?

Evet isterim, bu müthiş olurdu.

Rana: Ramazan'ın gelmesine en çok neden küçükler sevinir?

Büyükler alıştıkları şeye karşı heyecanlarını yitiriyor. Çocuklar için Ramazan zamanın alt üst olduğu, hep birlikte sofraya oturulan, teravihe gidilen, aç kalınan, dua edilen, iyilik yapılan bir ay. Bir masal ülkesi gibi.

Taha: Büyükler neden işlerini acele ile yapmaya çalışırlar da yetiştiremezler yine de?

Büyüklerin heves ettiği pek çok şey vardır. Hepsine birden ulaşmak sahip olmak isterler. Bunun için hızlı olmak zorundadırlar. Oysa ulaşılmak istenilen şeylere ulaşılma anları, karşılaşılma anları bizi bekleyen zuhuratlar vardır. O zuhuratlar, beklenmedik hayır ya da şer gibi gözüken olaylar paçamıza yapışır ve bizi oyalar. Zuhurata tabi olmak paçamıza yapışan ya da bizi sürükleyen şeyin ne dediğini anlamaya çalışmazsak hiçbir işimiz yolunda gitmez.

Rana: Bayram gelince büyükler TV izlemeli mi?

Bayram demek hep birlikte vakit geçirmek, eğlenceli güzel şeyler yapmak için bir fırsat demektir. Bayramda TV izlemek, birlikte yapılabilecek belki de en son seçenek olabilir.

Taha: Çocukken en büyük hayaliniz ne idi?

Her ay hayal ettiğim şey değişirdi. Bir sürü hayalim vardı. Ama takıntı haline gelen bir hayalim olmamış.

Taha: Çocukken kardeşinizle birlik olup anne ve babanıza karşı çıkar mıydınız? (Kardeşiniz var mı?)

İki erkek kardeşim vardı. Babama değil ama anneme yaptığımızı hatırlıyorum. O da yemeklerle ya da yazın gidilecek bir yerle ilgili olabilir. Annemlerin köyüne gitmek yerine evde kalmak gibi, ya da taşınacağımız semtin neresi olması gerektiği konusu gibi. Babama birleşerek karşı çıkmak şimdi bile aklımdan geçmiyor.

Taha: Okurlarınızla bir araya gelebilseniz hangi oyunu oynamak isterdiniz?

Yakan top olabilir.

Sorularımıza sabırla cevap verdiniz. Teşekkür ediyor, ellerinizden öpüyoruz.

El öpenleriniz çok olsun. Hiç böyle sorular beklemiyordum; beni şaşırttınız ve düşündürdünüz. Elinize sağlık.

 

Elif Rana Gültekin, İbrahim Taha Gültekin ve Asım Gültekin konuştu

* 10.5 yaşını 10 olarak yuvarlamak istediğimizde İbrahim Taha direndi, o buçuk yılı yaşanmamış sayamayacağımızı söyledi, ille de böyle yazılmasını istediğini ifade etti; saygı duyduk.

 

Yayın Tarihi: 21 Ekim 2014 Salı 16:52 Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 15:04
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
ÖKKEŞ KUL
ÖKKEŞ KUL - 7 yıl Önce

Bülent baba mı desem, baba Bülent mi desem, bilemedim. ikisi de yaraşıyor Bülent Ata'ya. en az iki nesil çocuk onun kitaplarını okuyarak yetişti. Bülent baba, çocuğun nabzını iyi tutuyor, iyi ölçüyor, iyi, sağlam mesaj veriyor. islamı hikayelerinde usare olarak veriyor, bu nedenle de seviliyor. seviyoruz. dünyabizim'e teşekkürler. Bülent baba hakkında başka yazılar da bekliyoruz inşallah.

banner26