banner17

Cinayetin Poetikası yazılır mı?

Son günlerde kaleme aldığı "İsmet Özel Cinayeti!" ile anılan İsmail Pelit ile bir röportaj gerçekleştirdik..

Cinayetin Poetikası yazılır mı?

11583İsmail pelit 1982 doğumlu. Şimdiye kadar üç kitaba imza atmış bir isim. Kitaplarından Musiki Bu ve Türk Oluşmaları adlı ilk iki kitabı geniş kitaplık yayınlarından 2009’un haziranında çıktı. Son ve en dikkat çekici kitabı olan İsmet Özel Cinayeti ise 2009’un kasımında yayımlandı. İsmet Özel Cinayeti için Türk Poetika adlı büyük bir kitabın ilk parçası olduğunu belirtiyor. Ölme ve öldürme üzerine anlamlı metinler kurguluyor. Kendisini dikkatle takip ediyoruz.

Öncelikle İsmail Pelit kimdir, ne iş yapar, nelerle uğraşır diye başlamak istiyorum. bize biraz kendini tanıtır mısın?

Emin olun İsmail Pelit hakkında konuşmayı istediğim son insan bile değil. Katlanamıyorum kendisine. Tuhaf, anlaşılmaz bir adam! Bildiğim kadarıyla evli, bir kızı var. Niğde’de yaşıyor. 

İlginç bir kitabın çıktı. "İsmet Özel Cinayeti" Önce şu merakımızı gider; neden bir cinayet romanı için Enis Batur’u ya da bir başkasını değil de İsmet Özel’i seçtin?

İsmet Özel Cinayeti, “Türk Poetika” adındaki büyük bir kitabın ilk kitabı olarak düşünüldü. “Türk Poetika”da yer alan, başka sanatçıların merkezinde olduğu başka metinler de var. O metinlerde de ölme/ öldürülme/ öldürme var. Sözgelimi “Enis Batur Öldürmek”, “Türk Poetika”nın tamamlanmış yayıma hazır ikinci kitabı. Yine Türk Poetika’da, merkezinde İlhan Berk’in, Sezai Karakoç’un, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın olduğu, daha başka sanatçıların olduğu metinler de var. Metinlerin hepsinde bir biçimde ölüm var.   

Anlaşılan ilerleyen zamanlarda poetik seri cinayetlerle karşılaştıracaksın okuyucuyu. Peki, İsmail Pelit Türk edebiyatında sadece ilgi duyduklarına mı cinayet tasarlar yoksa bu konuda ayrım gözetmezliği mi yeğler?

İsmail Pelit’in ilgi duyduğu insanlardan değil de derin, sürekli ilişkiler kurduğu sanatçılardan söz etmek daha doğru olabilir. Kişi, her şeye ilgi duyulabilir ama her nesne ile kendi hayatını biçimlendirdiği derin ilişkiler kuramaz. İsmet Özel hayatımda öldürmeyi düşündüğüm ilk şairdir. Adını burada anmayacağım bir şiirini tam anlayabilmek için İsmet Özel’i gerçekten öldürmem gerektiğini düşündüm. Sevdiğim bir şairin sevdiğim bir şiirini anlayabilmek için onu öldürmek tuhaf görünmedi. Bir şiiri anlamak için en büyük günahı işlemek, sadece anlayabilmek için! Neredeyse herkes bunu anlaşılmaz buldu. Belki siz de anlaşılmaz bulursunuz.

Evet, anlaşılmaz bir durum. Yani birini anlamanın en iyi yöntemi onu öldürmekten mi geçiyor? Kendin için bir şeye sahip olmak isterken diğerini öldürmek! Bu biraz insafsızca değil mi?

11586Anlama ben sahip olsam bile o bana ait değildir. Olamaz. Anlam her koşulda Allah’a aittir. Anlam’a sahip olmak isteyen bir biçimde Allah’a daha yakın olmak isteyendir. En azından kendim için bunu söyleyebilirim. Öyle ise Allah’a daha da yakın olmak için onun kesin biçimde yasakladığı bir işi, bir insanı öldürmek durumunda kalırsam ne yaparım? Günah işlemek beni Allah’tan uzaklaştırır. Ama günahı işlemekle anlama sahip olacağım, bu beni Allah’a yaklaştıracak, ne yapmalıyım?

Bir de şu var elbette, “anlam şairin karnında” diye düşünen bir şairin şiirini anlamak için, anlamı hedefleyen avcı mızrağını şairin karnına saplamakta sakınca görmeyebilir. 

Ölüm, öldürme konusunda hepimiz duygusal davranabiliriz. Ama ölümün bir de başka tarafı var:  Allah’ın yarattığı her varlığı özel olarak sevdiğine inandım.  Peki, bu sevgisini nasıl gösteriyordu yarattığı varlıklara, insanlara? -Onlara ölümü vererek!

Allah’ın istisnasız tüm canlılara verdiği tek şey, tüm yaratılmışların yaratıldıklarına dair bir nişan ölüm, hayat için de söylenebilir bu. Ama hayat ölümü kapsamazken ölüm her şeyi kapsayabiliyor. Ölüm, onun tüm canlılara sevgisini gösterme biçimidir.

Yaratılış, yaratılanın Allah’tan uzaklaşması ile olanaklıdır. (Allah yarattığından uzaklaşmasa bile) Ne ki yaratılmıştır, o uzaktır. Ölümün bir güzellik gösterisi olarak allah tarafından yaratılmış olduğuna inandım. Allah’ın yarattığı her canlıyı, varlığı ölümle biçimlediğine inandım. Ölümle ilgilenmem böyle düşünmemden kaynaklanmıyordu ama. Şiirle ilgileniyor olmam, bir noktadan sonra ölümle ilgilenmemi zorunlu kıldı. Buradan hareketle şunlar söylenebilir: İsmet Özel şiiri hiçbir koşulda ölümü, ölüm aksesuarlarını dışarıda bırakmaz. “Türk Poetika” içinde yer verdiğim tüm şairlerin de ölümle derin ilişkileri var. Yaşamayı çok seven, uzun yaşamayı önemseyen İlhan Berk’in şiiri bile ilginç biçimde ölümü, ölümün sonuçlarını dışarıda bırakmak isteyen, ama bu isteği dışarıda bırakmadığı için ölümü içeren bir şiirdir sözgelimi.

Katil değilim ben! Öldürmeyi düşündüm. Hem de sayısız kez. Bundan da utanmadım. Sevdiğim, önemsediğim hiçbir sanatçıya kıyamam, onlara bir zarar gelmesini istemem ama insan kıyamadığı insanlarla sınanır.

11584
(+)

İnsan sırf kendi poetikasını yazmak için İsmet Özel’i öldürür mü diye sormaktan kendimi alamıyorum? Acaba bunun başka bir yöntemi olamaz mıydı?

Derdim poetikamı oluşturmak değildi. Bir cümleyle ifade edilebilecek bir derdim olmadığı için o kitabı yazdım. İsmet Özel, poetikasını okuyucunun tarafına geçerek oluşturmuş bir sanatçı: “Şiir Okuma Kılavuzu” ona ait. Ben de şiiri anlamak için şairinin tarafına geçen bir şiir okuyucusu olarak gördüm kendimi. Şairin tarafına geçmenin, tam bir empatinin tek sağlam koşulu vardı: cinayet.

Oscar Wilde'ın “herkes öldürebilir sevdiğini / kimi bir bakışıyla yapar bunu / kimi dalkavukça sözlerle / korkaklar öpücük ile öldürür / yürekliler kılıç darbeleriyle” diye devam eden bir şiiri var. Bu şiire dayanarak İsmail Pelit’in bu kurmaca cinayeti İsmet Özel’e olan aşırı sevgisinden kurguladığını söylemek mümkün müdür?

96 yılında kendime şunu sordum: sen Allah’a inanıyor musun? Kendimi yokladım. Şiddetli korkularım vardı. Bu tür korkularla iç içeyken Allah’a inanmak mümkün görünmedi bana. Dilimle değil yüreğimle inanmalıyım diye düşündüm. O güne kadar yüreğimle değil dilimle inandığımı gördüm. En büyük korkum sevdiğim, çok sevdiğim insanların ölümüydü. Düşünemezdim bile. Kilitlenip kalırdım. Deşince açığa çıktı, ilk korkum babamın ölümüymüş. Dört beş yaşındayken babam Çorum-Ankara arası gidip gelirdi. Annem babam için dua etmemi isterdi: “Allah’ım kazasız belasız yolculuk nasip et babama. Âmin.” Sonra bir gün, o yolda bir kaza olduğunu, birkaç kişinin öldüğünü söyledi üst komşumuz, korktum. Yolculuğun kesin biçimde ölümü içerdiğini düşünmeye başlamışım. Babamın ölümden uzak olmasını istiyordum. Onun ölebileceği ihtimali bile şiddetli duygusal, fiziksel tepkiler vermeme sebep oluyormuş, bunu o zaman anlayamazdım.

Çok sonra anladım. Bu korkunun bilinç dışından bana nasıl biçim verdiğini görünce, Allah’a olan imanımı sağlamlaştırmak için o korkuyu soyunmaya başladım. Hem annemin hem babamın ölümünden korkuyordum ya, ikisini de zihnimde öldürdüm. Bir kılıçla aynı anda öldürdüm onları. Sonra sevdiğim, değer verdiğim her insanı zihnimde öldürdüm.

Bir kezle de yetinmedim hiçbir zaman. Farklı kurguların içinde öldürdüm sevdiklerimi ya da ölümlerine tanıklık ettim. Ölümlerini yaşadım. Bunu yapmasaydım Allah’a, kadere şu an inandığım gibi eksiksiz inanamazdım. Sevmediğim bir insanı öldürmeyi hiç düşünmedim. Ölümü bir ceza olarak algılamadım! Öbür dünyayı ciddiye alıyorum. Her gün başımı yastığıma koyduğumda bugün yaşadığın son gün olabilirdi diyorum, her sabah o günün son gün olabileceğini düşünerek kalkıyorum yataktan. Bu ise hayatı ciddiye almayı, ayrıntılar üzerinde durmayı zorunlu kılıyor. Ölümü seviyorum ben. Siz sevmiyor musunuz?

Kitabınla ilgili aldığın tepkileri de haliyle merak ediyordur birçok insan. Genel olarak kitap nasıl karşılandı camiada?

Kitabı gönderdiğim, değer verdiğim sanatçılardan sadece birisi, Enis Batur, beğendiğini söyledi. Bunun dışında bana ulaşan olumlu ya da olumsuz bir tepki yok. Ben kitaba tepki verilmesini de istiyor değilim. Nihayetinde kitaplardan bir kitap işte! Sadece üzerinde samimiyetle düşünülmesini istiyorum. Okuyucunun hoşça vakit geçirmesini değil, orada, kitabın içinde kendini kavrayıp dünyaya öyle çıkmasını istiyorum. Hatta kitabı anlamak için beni öldürmek isteyen bir okuyucu çıksın karşıma istiyorum. Çıksın. Kapışalım.

11585İsmet Özel’den olumlu ya da olumsuz herhangi bir tepki geldi mi?

Kitabı İsmet Özel’e imzalayıp gönderdim. Ama mukabele etmedi kendisi. Olumsuz karşılayacağını da düşünmüyorum.

Hem birini tuhaf bir cinayete kurban götürmeyi tasarlıyorsun hem de o kişiden bu konuda olumsuz bir tepki de almayacağını düşünüyorsun. Sence bu biraz fazla iyimserlik değil mi?

İsmet Özel’i herhangi bir insan olarak görmüyorum. Evet, herhangi biri bunu tuhaf karşılar. Kendisini tehdit altında hisseder. Ama ben ne ölmekten ne öldürülmekten korkuyorum. Bu korkusuzluğumun şiir okuyucusu olmamla ilgisi olduğunu düşünüyorum. Bir İsmet Özel, Enis Batur okuyucusu olarak ölümü ciddiye alıyorum. Bu kadar ciddiye aldığım şeyi ciddiye aldığım bir insana hediye etmekte sakınca görmüyorum. Ben herhangi birini öldürerek en büyük günahı işlemiş olmak istemem. En büyük pişmanlığımın, acımın, en büyük tövbemin bir anlamı olmalı.

Özellikle İsmet Özel’in Cinayetler Kitabı’na çok vurgu yapıyorsun. Nedir bu kitabın sendeki karşılığı?

Bu kitap İsmet Özel’le karşılaşma kitabımdır. 93’te daktiloya çekilmiş bir kopyasını Enis Batur’un Nil’i, Turgut Uyar’ın Dünyanın En Güzel Arabistan’ı ile beraber aynı ciltte apartmanın kazan dairesinde buldum. Bir kolinin içinde daha başka kitaplarla, dergilerle birlikte!

Gerçekten ilginç bir karşılaşma! Başka türlü karşılaşmış olsaydın bu kitaplar sende daha mı az etki uyandırırdı?

Bilinemez bu. Allah’ın benimle özel olarak ilgilendiğini düşündüm. O kitapların kazan dairesine gelişi araştırmalarıma göre hiç de kolay değildi. Benim bir noktaya ulaşmam için dünya seferber olmuş gibi göründü bana. Bu kitapları okurken buluğa erdim. Tüm travmalarımı kazan dairesinde o kolinin içinde bulduğum kitapların, metinlerin içinde buldum.

İsmail Pelit’i derinden etkileyen başka kitaplar da vardır sanırım?

Var. Eksiksiz bir liste vermemi isterseniz verebilirim. Yaklaşık beş yüz kitaplık bir liste, razı olur musunuz? Beni derinden etkilemiş tüm kitapların, okuyucusu olmaktan onur duyduğum tüm kitapların listesini verebilirim. Ama aklıma gelen isimleri saymamı istemeyin benden. Aklıma güvenmiyorum, önemsediğim hiçbir sanatçıya da haksızlık etmek istemem.

Yok, o kadar uzun listeye yerimiz yetmez ama en azından birkaç isim söylemen bile bizim için yeterli sayılır.

Birkaç isim söyleyebilirim ama bu beni üzer. Sahiden üzer! Söyleyip geçmek istemem.

Kitabında okuyucular için sevgili kalleş okuyucu hitabında bulunuyorsun. Onları birer kalleş olarak görmenin nedeni nedir?

Kendim de dâhil olmak üzere her okuyucu kalleştir. Kitabı bırakıp gider sonuçta. Bir kitapla evlenmez hiç kimse! Hiç kimse tek bir kitabın içinde yaşamaz. Oysa yazar, yazabildiğinin en iyisini yazmak, okuyucuyla çok uzun soluklu bir ilişki kurmak ister.

Diğer yandan “her şeyden önce poetik olduğu söylenen cinayetin hakiki bir poetikası olmalı” diyorsun. İsmet Özel Cinayeti’nin hakiki poetikası nedir peki?

Kitap bir bütün olarak bu soruya cevap veriyor. Elbette parçalı bir yapı söz konusu olduğu için kitabın her parçası başka bir açıdan İsmet Özel Cinayeti’ne yaklaşıyor. Dolaylı olarak. Çıkarılmış bazı parçalar vardı, o parçalarda okuyucunun kendisini İsmet Özel’in yerine koyma süreci ayrıntılı biçimde anlatılıyordu. Bir şiir okuyucusunun fiziksel anlamda da İsmet Özel’e dönüşmesi vardı o parçalarda. Ama öngördüğüm bütünlüğü sağlayamadığım için dışarıda kaldılar. 

Nuri Pakdil’in bir şiirinden yola çıkarak şiir üzerine geniş bir sunum yapıyorsun. Bir roman okuru için burası fazla sıkıcı olmaz mı sence?

Roman okuyucuları için değil. Herkes için sıkıcı olabilir o sayfalar.  Peki, sıkılmak her koşulda kötü müdür? Sıkıntının sonunda ferahlık ummak kötü müdür? Sıkılmadığımız zaman neyi özlediğimizi bilebilir miyiz? Şuara suresini mealden okurken çok sıkılırım sözgelimi. Ama çok severim. Sıkılırken dikkatimin dirildiğini görürüm, dünyaya bakmak içindir bir kitap, dünyaya bakmak için en gerekli bir nesnedir diri dikkat. Sıkılmaktan çekinmemeliyiz.

Bir de sıkça vurguladığın şu "dil kamerasıyla bakmak"ın ne anlama geldiğini biraz açar mısın?

Sözgelimi, bir şiiri kullanarak bir olaya, olguya, nesneye baktığınızı varsayın, bakılan nesnenin de baktığınız şiirin içine kaydedildiğini düşünün. Dilin içine kaydetmek… Anlatmak için değil, anlamak için değil, daha sonra yeniden bakabilmek, görmek için dilin içine kaydedilenleri düşünün. Bu aslında hepimizin yaptığıdır. Bilinçakışı diyorlar ya, yanılıyorlar. Akan bilinç değil orada, akan dildir. Biz içimizde akan anadilimizi kendi bilincimiz sanıyoruz. Akan kaderimizdir bizim! Onu okuyamıyoruz. Onu okuyamadığımız için de okunabilecek bir şeyler yazma çabası içine giriyoruz, 

Kendini İsmet Özel okuyucusu olarak tanıtan çok kişiyle tanıştığını söylüyorsun. Hatta bunların büyük bölümünü yazılanları yüzünden okumakla yetinenler diye tarif ediyorsun. Hal böyleyken geriye kalanları nasıl tarif etmeli?

Geriye kalanlar hiçbir kapsayıcı nitelemenin altında toplanamaz tek kapsayıcı istisna: hepsinin nevi şahsına münhasır insanlar olduğu. Karşılaştığım İsmet Özel okuyucuları içinde yazılanları yüzünden okumakla yetinmeyip şiirde derinleşen her kişinin en az İsmet Özel kadar önemli olduğunu düşünüyorum

Yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla şiiri çok önemseyen birisin. Bir şiir kitabı çıkarmayı düşün düğün oldu mu hiç?

Çok kötü şiirler yazdım. Kötü olduklarını da biliyordum. Ama onlarla ne yapacağımı bilmiyordum. 99’da Hakan Arslanbenzer’e gönderdim. Çok şık biçimde o paçavraların şiir olmadığını söyledi. Hayatımda ilk kez yazdığım metinleri eline alıp ciddi sözler söyleyen biriyle karşılaştığım için Allah’a teşekkür etmiştim. Şiir yazmayı duygusal bir boşaltım aracı olarak görüyordum. Oysa okuduğum şiirler duygusal metinler değildi. Sonradan duygusallıktan sıyrıldım. Yapı konusunda, şiirin yapısı konusunda çok düşündüm, az yazdım.  Yayımlanan ilk metnim bir şiirdir zaten. Dergâh’ta 2005 Mayısında yayımlandı “Yeni İktisat”. İki şiir dosyası duruyor. Ama insan içine çıkmaya hazır değiller. İnsanlara haksızlık etmekten çekinirim. Hiç kimsenin kötü metinler yayımlayıp insanların vaktini almaması gerektiğini düşünüyorum.

Yazmak, okumak, poetik cinayetler tasarlamak haricinde neler yaparsın genelde?

Kızım okumayı söktü, onunla beraber, ben de kendi çocukluğumda biraz daha derinleştim. Dibimi buldum. Gördüm. Yaptığım her işin beni anlamlı kılmasını önemsedim. Anlamsız bulduğum işlerden, ilişkilerden uzak durmak istedim. Ama birçok konuda yeteneksiz, bilgisiz biri olduğum için çuvallayıp duruyorum. Bilgisizliğimden sıyrılabilmek için hemen her gün yazıyorum, okuyorum, düşünüyorum. Tabii, okumak bilgisizliğimin sınırlarını genişletiyor sadece. Dikkatsizce yanından geçip gittiğim bazı önemli olayları yeniden canlandırıyorum zihnimde. Ticaretle uğraşıyorum, hiç kimseyi kandırmadan para kazanmaya çalışıyorum.

Bizlere tavsiye edeceğin birkaç kitap ismi istesek senden neleri tavsiye edersin?

Bir okuyucu olarak tavsiye edebileceğim kitaplar, metinler var, ama bir seçki yapmalı,

Mesela; Cem Akaş’ın son romanı 19’u okumanızı tavsiye edebilirim. Kuran-ı Kerim’i dini bağlamı dışında ele alması yönünden dikkate değer bir kitap. Bugüne kadar Türk edebiyatında hiç yapılmamış bir şeyi yapıyor. Kuran-ı Kerim’i kültürel, dini bir değer olarak değil de bir metin olarak görüyor. Şiir okuyucuları için kesinlikle Hakan Arslanbenzer’in Dünyaya Saldıran Şair’ini öneririm. Geçenlerde bir kez daha okudum.  İzzet Yasar’ın Dil Oyunları’nı yeniden okudum. Okumanızı isterim.

Enis Batur’un Bir Varmış Bir Okmuş kitabı da neredeyse tüm edebiyat kamusu tarafından ıskalanmışa benziyor. Gerçi Enis Batur’un ıskalanmamış bir düzyazısı yok gibi. Oysa kıvam açısından Türk tahkiye toplamı içinde çok önemli! İlhan Durusel’in Süslü Nesir’ini öneririm. Kitap-lık Ocak 2010 sayısındaki hikayesi fevkaladeydi! İsmail Kara’nın Güneyce-Rize sözlüğünü satır atlamadan okumanızı öneririm. Bu liste uzayıp gider.

Bu güzel söyleşi için çok teşekkür ederim.

 

 

Yavuz Altınışık konuşturdu

Güncelleme Tarihi: 12 Şubat 2010, 17:05
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
delikanlı adam
delikanlı adam - 9 yıl Önce

ölüm üzerine pervasızca konuşmak hoş bir iş değildir. İsmet özel de miadı dolmuş bir şairdir. Edebiyat Allah'ı hatırlattığı ölçüde faydalıdır. Gerisi boş laftır, vesselam

hasan hakan
hasan hakan - 9 yıl Önce

İlginç bir portre.Aslında hiç yabancı değil.Sevdiklerinin kaybından korkarak sevdiklerini zihninde öldürme,bu en azından bize tanıdık.Büyül bir yalnızlıktır söz konusu olan burda.

Anlam şudur,anlam acıdan doğar.Bu böyledir.Yani genelde böyledir.Kış yaşanmadan bahar gelmez.Böylece doğanın nasıl canlandığını idrak edersin,gibi.

Bir hocam vardı,baharı idrak etmişti.Ama eşinin ölümüyle asıl idrak başlamıştı,ben öyle hissettim en azından konuştuğumuzda.

Devam ediyor..

hasan hakan
hasan hakan - 9 yıl Önce

Bir şairin miadı dolması nedir?Evet şairler kamu malıdır,"Kamu alem birdir bize",ama üzerlerinde barkod yok.Kasaya okutabileceğin bir şey değil.Ben çok yaşlı sayılmam ama siz çok gençsiniz muhtemelen beyefendi.Böyle bir şey söylenmez.

Öte yandan,"Allah" lafzını hep kullanalım,her şiirde 10 kere,sabah-akşam da,bu şekilde fetişleştirmeseniz,değerini düşürmezsiniz en azından.Allahallah,diye bir şaşkınlık kullanımı vardır,türkülerde de geçer falan.

hasan hakan
hasan hakan - 9 yıl Önce

Kastettiğiniz başkaysa herşeyin usülü-adabı var.İlahi şiir yazın,anlarım."Bana her şey seni hatırlatıyor",bu mesela parti şarkısı da olur,neyin kastettiğinle alakalı yani.

Artık böyle yani nası diyim,ne yaparsan yap,ama bırakın acayip peşin hükümlü lafları.Faydalıdır,yani işin içinde pragma var öyle mi?Yani gerisi boş lafsa maşallah pek bi doldurdunuz ortalığı da,herkes Allah'ı idrak etti.Herkes canı gönülden namaz kılıyor,görsen böyle heryer dolu dolu Allah,vallahi anlamıyorum.Ben anlamam

hasan hakan
hasan hakan - 9 yıl Önce

Arkadaşın kitabını okumadık ama tuttum.Yakışır.Değerini bilen için.Onu anlayacak için.Şairle şiiri üzerinden hesaplaşılır.Onu aştığın zaman,amiyane öldürmekten bahsedilebilir.Yiğidi öldürürsün hakkını yemezsin.Bu arkadaşın her halükarda bunu yapmış olması,hem eserin niteliği itibariyle mümkün değil.

İyi bir çocuğa benziyor.Anlam terapisi diye bir şey yayılacak ilerde.Anlam arayışına edebiyatta vurgu yapan insanlar önemlidir.Herkes böyle yapar gibi gözükür farklı oranda yaşar.

Ramazan Toprak
Ramazan Toprak - 9 yıl Önce

İsmai Pelit karar vermeli bence.. enis batur mu yoksa arslanbenzer üzerinden mi prim yapacak. tırı vırı bir şey. başlığı görünce bir şey zannettim. Yeşim Topçu'nun İsmet Özel'in yazamadığı şiir başlıklı şiirini okuyun daha iyi..

hasan hakan
hasan hakan - 9 yıl Önce

Ben bu çocuğu hiç tanımıyorum ama Enis Batur meselesini anlayabilirim. Acele ediyorsunuz. Enis Batur essayisttir falan da, başka türlü şeyler buna da eyvallah her şey söylenir ama bir şey vardır o adamda da. O adama ilgi göstermek çok da anlaşılmayacak bir durum değildir. Neyse yeri değil.

Arslanbenzer üzerinden ise prim yapılmaz yapılamaz. Böyle bir şey mümkün değildir. Bunun nedeni o adres gerçek edebiyatın adresidir.Spekülasyonsuz,hedefi olan falan.Orda iş yaparsın.Prim değil.

ibrahim selçuk
ibrahim selçuk - 9 yıl Önce

sayın editör hani iyi niyetli yorumları yayınlıoyrdunuz. iki kişi havanda su dövüp atışıyorlar burada.


banner8

banner19

banner20