Cihan Aktaş ile Her Şeyi Konuştuk

Cihan Aktaş'la şöyle kısa, zevkli, değişik bir söyleşi yapalım dedik; ama pek de kısa olmadı.

Cihan Aktaş ile Her Şeyi Konuştuk

 

Cihan Aktaş ile Her Şeyi Konuştuk

 

Cihan Aktaş'la şöyle kısa, zevkli, değişik bir söyleşi yapalım dedik; ama pek de kısa olmadı... E, buyrun!

 

Cihan hanım, sizin yaş ve durumunuzdaki diğer yazarlarımızın pek bilemeyeceği türden müzikler ve müzisyenlerin adlarına rastlıyorum sık sık yazılarınızda. Nedir bu yüce bilgilerinizin kaynağı?

 

 

Doğrusu, müziğe açık bir kulağım vardı, oldum olası. Çocukken, evimizin yakınındaki bir inşaatın önünde yığılı briketleri bir sahne gibi kullanarak  arkadaşlarıma şarkılar söylediğimi hatırlıyorum. Daha ziyade "Türkçe sözlü hafif müzik" denilen türde şarkılar olurdu söylediklerim.

 

Yatılı okul yıllarında alaturka musikiye merak sardım. Bunun bir nedeni, Tophane'de büyük halamların alt katında yaşamakta olan  bir Osmanlı hanımefendisidir. Klasik Türk musikisi parçaları söyler, dersler verirdi. Üniversite yıllarında mesela Jose Feliciano kadar Orhan Gencebay da dinlerdim. Son yıllarda Türk halk musikisine daha fazla ilgi duymaya başladım sanki. 

 

Ne dinlersiniz? Yoksa hep "Sizi Dinleyen Biri"leriyle mi birliktesiniz?

 

İşte, çalışırken dinlediğim parçalardan bazıları:

 

Elvis Presley: Are you lonesome tonight...

Ahmet Kaya: Ağladıkça

Areta Franklin: Killing me softly

Boyzone: Words

Cem Karaca: Resimdeki Gözyaşları

Gökhan Kırdar: Yerine Sevemem

Kıraç: Karahisar Deresi...

Mary Hopkins: Those were the days my friend

Selda Bağcan: Gesi Bağları

Zerrin Özer: Bir Gülü Sevdim...

Zeki Müren: Zahidem.

Mahsun Kırmızıgül: Nemrut'un kızı

 

Diğer sorunuza gelince.. Beni dinleyen birileri olup olmamasına bakmaksızın sürekli konuşurum evde, yazmıyorsam, okumuyorsam eğer. Eksik söylenmiş ya da tutulmamış bir söze, göz atılmış bir filme, bir reklama, bir habere, bir öykü etrafında geliştirdiğim buluşlara ilişkin olarak konuşur, konuşurum. Buna karşılık topluluk içinde kolaylıkla konuşan, hemen konuşmaya başlayan, öncelikle konuşmaya hevesli  biri olamam.  Konuşabilmek için içtenlikli bir dinleme ortamının varlığına ihtiyaç duyarım.

 

Ne yersiniz ne içersiniz? Meleksi solgun yüzünüzden vejeteryanlık  seziyorum ama tam emin olamadım?

 

Yarı vejetaryen sayılabilirim, doğru.  Etle fazla aram yok. Aslında yemekle çok aram yok. Haşlanmış sebzeyle ve yoğurtla yaşayıp gidebilirdim. Etli yemekler yapmayı zor bir görev olarak benimsedim, çocuklarım için. Küçük kızım beni bu nedenle hep eleştiriyor: Zevk alarak yemek yapmıyorsun, yeni bir tarif bulayım da deneyeyim demiyorsun, şeklinde konuşmalar yapıyor. Tabii söylediği kremalı, soslu yemek ve tatlı tarifleri. Hiç sevmem öylesi yemekleri, şerbetli kremalı tatlılar.

 

Ketçap sokmak istemem eve, sosis salam sokmak istemem. Bunlar küçük kızımı rahatsız ediyor. Bir de çok ağırlaşıyor hareketlerim mutfakta. Başkalarının yarım saatte yaptığını, iki saatte yapıyorum sanki. İşleri kolaylaştıran gereçler kullanmıyorum, o nedenle belki.

 

Ne okursunuz? Ya da şöyle diyelim, şu anda ne okuyorsunuz ve de en sevdiğiniz kitaplardan birinin adını rica edelim.

 

Bu günlerde geçen yaz başladığım ama bitiremediğim Thomas Mann'ın Yusuf ve Kardeşleri'ni okumaya devam ediyorum. Yanı sıra İsmail Kara'nın Cumhuriyet Türkiyesi'nde Bir Mesele Olarak İslam'ını da okuyorum. Elmalılı Tefsiri'nden de hemen her gün bir bölüm okumaya çalışıyorum. Bu arada Sezai Karakoç üzerine bir sempozyum sunumu hazırladım, o bağlamda okumalar girdi araya.

 

Ne yazarsınız? Gittikçe manasızlaşıyor bu sorular da... Yani bu günlerde nelerin üzerinde çalışıyorsunuz?

 

Yazmayı tasarladığım romanla aramda aşılması icab eden alçaklı yüksekli tepeler var. İran üzerine en geç kasım başında çıkacak YAKIN YABANCI İRAN başlıklı denemeler kitabı, bunlardan biri. Kitabı Asım Öz'le birlikte hazırlıyoruz.

Sadece son düzeltmeler üzerinde çalışıyoruz halihazırda. Ekim 14'e Frankfurt Kitap Fuarı'nda bir panele katıldım. "Kadınlar Birbirini Dinler mi?” başlıklı bir panel. O konuşma metnini ve yukarıda değindiğim Sezai Karakoç üzerine yapılacak sempozyum metnini hazırlamam neredeyse birbuçuk ayımı aldı. Haftada iki Taraf yazısı,  yine bazen sayısı haftada ikiyi bulan  http://www.dunyabulteni.netyazıları var. 

 

Sahi, niye Taraf? Sizi o gazeteye çeken ne oldu? Bu nedenle tepkiyle karşılaştınız mı?

 

Taraf"ta neredeyse bir yıl olacak, heyecanımı hiç yitirmeden yazmaya devam ediyorum; çünkü, bana sayfalarını açtılar. Bunu muhafazakar gazeteler yapmadılar bana ama... En fazla bir yazı isterler düşünce sayfalarına, keserler biçerler sormadan, başlığını değiştirirler hatta...

 

Taraf sansürsüzce yazılarımı yayınlıyor. Bu nedenle bazen tuhaf eleştiriler alıyorum. Okuyucu sizin hangi şartlar altında yazdığınızdan, yazma mücadelesi sürdürdüğünüzden bîhaber. Başörtüsü haberlerini manşetten veren gazetelerin, başörtülü yazarlara kontenjan tanıdığının farkına varmıyor okuyucu ve hesap soruyor, yazara, niye orada değil de burada yazıyorsun, diye.

 

Taraf"taki yazılarıma ise iki yanlı eleştirel mesajlar geliyor. Başörtülü olmam nedeniyle,  İslam'la ilgili sıkıntıları olan okuyucular mesajlar atıyorlar. Kimisi gerçekten bilgilenmek, kimisi ise sorgulamak hatta akıl vermek üzere yazıyor. Bazen aynı çevrelerden çok dostane, yeni bir tanımanın sevincini, bir paylaşma ihtiyacını yansıtan mesajlar da alıyorum.

 

Taraf'ta tabii sadece yazılarımı sansürsüz yayınlayan bir gazete olduğu için yazmıyorum. Taraf, ezilenler ve mağdurlar konusunda empati yapabilen, seslerini duyuramayanların sözcüsü olmayı önemseyen bir gazete.

 

Aynı zamanda www.dunyabulteni.net'te de yazıyorsunuz,

İkisini birlikte yürütmek zor olmuyor mu?

 

Bazen zorlandığım oluyor, doğru. Fakat iki tarafta da yazmak istiyorum, götürebildiğim kadarıyla, Allah kısmet ederse. Bir internet sitesinde interaktif şartlarda yazıyor olmak bana çekici geliyor. Belki adressiz bir yazar olduğum için, bu şartlar altında yazıyor olmaktan memnunum.

 

www.dunyabulteni.net 'in  internet yayıncılığında okuyucunun görüş ufkunu açmaya dönük bir yayıncılık hizmeti vermeyi amaçlıyor olması, benim için çok önemli.

 

Sizce yetenek mi daha önemli çalışkanlık mı?

Dehanın yüzde 90'ı çalışmaktır, demişti bir düşünür; şimdi adını hatırlamıyorum. Allah insana eğlenecek yeteneği veriyor. Onu keşfetmek, kuvveden fiiliyata dökmek, geliştirip güçlendirmek kişinin çabasına kalmış.

 

Ben çok küçükken annemde sizin bir kitabınız vardı, "Sistem İçinde Kadın" diye, kapağında da o zamanlar "Sistem" sandığım dört duvarın arasında sıkışmış ve çarpılmış bir kadının suratı vardı. Kitabı hiç okumadım ama o kapağın şu andaki asi kişiliğimin oluşmasında büyük etkisi vardır.  Neyse, n'apıyor o kadın ya, hala öyle sistem içinde mi, öldü mü kaldı mı?

 

Evet, o kitabın kapağı biraz soğuk, kadının duruşu ise yoruma açıktı. Yukarıdan bir kadın modeli dayatmasına maruz kalan ülkemizde bu alanda mevcut olan bir kilitlenmeyi, tıkanmayı göstermek istemiş olabilir tasarımcılar. Kendilerine kurulu yapılar tarafından sunulan veya dayatılan kadınlıkla ilgili kimlikleri hiç sorgulamadan üstlenen kadınları eleştirdiğim bir kitaptı, Sistem İçinde Kadın. İlk dönem yazarlığımın ürünlerinden biridir.

 

Yazarlığınızı dönemlere ayırıyor musunuz?

 

Tabiatıyla. Üç dönemi vardır yazarlığımın. 80'ler, 90'lar ve 2000'li yıllar... Her dönem bir sonrakini hazırlıyor. 

 

Pek sakin duruyorsunuz da ben kanmam, çılgın bir yanınız var bence. En son yaptığınız çılgınlığı söyleyin de okuyucuların ağzı açık kalsın.

 

Çok keskin gözleriniz var ya da sezgileriniz güçlü. Çılgın bir yanım olmasaydı, şu anda benle bu röportajı yapıyor olmazdınız. Burcum olan, sebatı ve sabrı temsil eden oğlakla, yükselen burcum olan terazinin yenilik arayışlarıyla,  ani sıçramalara  zorlayan iteklemeleri arasındaki çatışmayı uzun yıllar yaşadığımı söyleyebilirim. Belli dönemlerde kendimi bir yeni çalışmayla veya girişimle yenilemeyi önemsiyorum. Aksi takdirde kireçlendiğimi duyuyorum. 

 

İki kızınızın da sanatçı kişilikler olduğunu öğrendik, onların seçimlerinde son sözü söyleme hakkını kendinizde bulur musunuz; yoksa fikrinizi söyler kendi kararlarını kendilerinin vermelerini mi istersiniz?

 

Tabii ki ikinci şıkkı işaretliyorum. Çocuklarımızın hayatına bir yere kadar karışabiliriz. Fakat onlara uygun ortam sağlama gibi bir sorumluluğumuz olduğu çok açık. Yalandan ve riyadan uzak, çocukların fikirlerini ve inançlarını böylelikle güçlendirebileceği bir ortamdan söz ediyorum. 

 

Güzel şallarınız var, İran'dan mı Türkiye'den mi?

 

Genellikle İran'dan. Bazıları Cuma Pazarı'ndan.

 

Cuma Pazarı, geçenlerde Taraf'ta "Kuruş'un dünyaya Açık Eli” başlığıyla anlattığınız pazar yeri olmalı. Sık gider misiniz? Alışverişle aranız nasıl?

 

Evet, aynı pazar. İlginç bir bit pazarı. Fakat sık gittiğimi söyleyemem. Genellikle Türkiye'den gelen arkadaşlarımla gidiyorum. Gündelik mutfak alışverişi bir yana, alışverişle çok ilgili değilim. Eşim ve kızlarım bu açığımı kapatıyorlar. Onlar olmasa,  yeni bir eşya almaya güçlükle karar veririm. Mutfak robotu kullanmam mesela, rende kullanmaya devam ederim veya limonu eski usul sıkacakla sıkmayı yeğlerim.

 

Var mıydı başka diyeceğiniz...?

 

Çok rahat bir röportaj oldu bu. Sizin sorularınızın sadeliği, samimiyeti nedeniyle olmalı. Siteniz yeni açıldı sanırım. Başarı dileklerimi iletiyorum. İnşallah www.dunyabizim.com hak sözü bildiren sahnelere açık yeni bir penceresi olur, yalanı dolanı eksik olmayan sanal alemin.

 

 

Salome yazdı

 

 

Yakın Yabancı'nın arka kapağı:

 

Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2011, 14:04
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
necati nida
necati nida - 12 yıl Önce

Çok samimi olmuş. Salome kardeşimizin eline sağlık. Cihan ablanın pek bilinmeyen yanlarını ortaya çıkarmış bu röportajında. Bu çizginin devamını bekliyoruz

Cesur KÜÇÜK
Cesur KÜÇÜK - 12 yıl Önce

Sayfalarını kime açacaklarına karşı daha dikkatli olsunlar.
"Bunu muhafazakar gazeteler yapmadılar bana ama... En fazla bir yazı isterler düşünce sayfalarına, keserler biçerler sormadan, başlığını değiştirirler hatta... "

Bu çok acı bir tablo. Ondan sonra da eleştirirler insanları neden başka gazetelerde yazıyorlar diye.

serender
serender - 12 yıl Önce

Bismillah...

Hiç bir yere ait olmamanın size sağladığı kolaylık; özgürlüktür-ki; sizi bize (okuyucuya) yakınlaştıran d abu özgür ve özgün yorumlarınızdır..

Ropörtaj soruları da hoştu Salome'ye teşekkürler..
Minik not: hırçın değil cesur ;)

Vedat Aydın
Vedat Aydın - 12 yıl Önce

Dünyabizim.com'a bu güzel röportajı okumamızı sağladığı için çok teşekkür ediyorum. Asım Gültekin ve arkadaşlarının çabalarını her zaman takdirle yad ediyoruz. Allah yollarını açık etsin. Bu vesile ile Cihan Abla'ya da selam ve sevgilerimi gönderiyorum.

m. fatih kutan
m. fatih kutan - 12 yıl Önce

cihan aktaş yahu işte, bu ülkede zirvedir.
kapısını açmayanın kapısı beş kuruş etmez demektir.
onlar muhafaza etsinler kontenjanlarını, dünya cihan aktaş'ın.
külliyatını devirip, tanışmak isterim cihan abla ile.
taraf'taki yazılar şahane gidiyor.
leyla ipekçi ile cihan abla, iki parlak yıldız orada.
böyle.

Bilal Atış
Bilal Atış - 12 yıl Önce

Acizane kalem tutan bir kardeşinizim, Cihan Hanım Her dem yoğun iş temposunda vakit ayırıp yardımcı olmakta, kalem sahibi olan bir ablamız ve sorymlulk sahibi bir yazar. Yazar olmak bu olsa gerek sadece yazıp yayınlatmak mı?
Eserlerini hararetle okuyurum ve faydalanıyorum. Rabbim kalbinize de kaleminize de kuvvet efendim.

banner19

banner13

banner26