banner17

'Çevirisi zaten yapıldı' dediler!

Abdülhadi Sıddık, 'İzharu'l Hakk' kitabını neden 'Kutsal Kitaba İlahî Çağrı' adıyla çevirip yayına hazırladı?

'Çevirisi zaten yapıldı' dediler!

Rahmetullah el Hindî’nin İzharu’l Hakk kitabını Türkçe’ye çeviren Abdülhadi Sıddık ile, kitabın ortaya çıkışından, bu tercümenin öneminden ve söz konusu kitabın diğer farklı bir tercümesi ile arasındaki farktan konuştuk.

İzharu’l Hâkk kitabı ve yazarı hakkında kısa bir bilgi verir misiniz?Pfander

Bu kitap, meşhur sinsi papaz Pfander’in Mizanü’l Hâkk kitabını temel alarak, adı geçen papazla daha önce yapılan bir tartışmanın dokümanları kullanılarak İstanbul’da Sultan Abdülaziz Han’ın desteği ile yazılan bir eserdir. Yazarı, halife Hz. Osman’ın soyundan Muhammed Rahmetullah b. Halilullah el Keyranevi’dir. Yazar, şöhretini, Hindîstan’ı fiilî olarak işgal edip oradaki müslümanları Hristiyanlık propagandaları ile saptıran misyonerlik faaliyetlerine, Pfander ile yaptığı ünlü münazarasıyla set çeken ve üç yüz bin kişinin yeniden İslamiyet’e geçişine vesile olan olaydan almaktadır.

Anlaşıldığı kadarıyla Pfander’i ve Mizânü’l Hakk’ı biraz açmanız gerekiyor.

Evet. Pfander, önce Amerikalı katolik bir oryantalist iken -arkadaşı papaz French’in anlattığına göre- sırf İngiltere’de kalıp protestan olan karısının gözüne girmek için Protestanlık’a geçmiş ve İngiltere vatandaşlığı almıştır. İngiltere hükümeti, onu misyonerlerin lideri ünvanıyla Hindîstan’a göndermiştir. Hristiyanlar, onu, Hindîstan’a gönderilen üçüncü önemli misyoner lider olarak kabul etmişlerdir.

Pfander, Hindîstan’da İslam âlimleri ile münakaşalara girişmiş, çeşitli ortamlarda İslam aleyhine çirkin ve tehlikeli iddialar ortaya atmış ve İslam dinini eleştiren kitaplar telif etmiştir. Hallu'l İşkâl, Tariku'l Hayat, Miftahu'l Esrar ve Mizanü'l Hakk onun eserlerindendir.

Adı anılan kitaplardan en tehlikelisi Mizanü'l Hakk’tır. Bu kitap Arapça, Farsça, Urduca ve Osmanlıca gibi dillere tercüme edilmiş ve âlimlerimiz gerekli reddiyeleri yazmışlardır. Kitabın Osmanlıcası “Gerçeğin Ölçütü” olup Sevgi Yayınları’ndan çıkmıştır. Hrıstiyanlara göre İslam âlimleri bu kitaba cevap verememişlerdir. Ancak Rahmetullah el Hindî’nin Pfander’i münazaranın ilk iki gününde mağlup etmesi İngiliz hükümetinin karizmasını zedelemiş ve İzharu'l Hakk'ın da yazılmasıyla dayandıkları eserin çelişki ve hurafelerden oluştuğu gerçeği aydınlığa kavuşmuştur.

Kutsal Kitaba İlahi ÇağrıBöyle önemli bir tarihî misyonu olan İzharu'l Hakk’ın yazılış serüveninden bahseder misiniz?

Rahmetullah el Hindî’nin başına, münazaranın galibiyetinden sonra İngiliz Hükümeti tarafından takip edilip yakalanması için ödül kondu ve malları müsadere edildi. Çünkü bu münazara, İngilizlerin savundukları dinlerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmış ve onların dinî ve ilmî otoritelerini gerçekten sarsmıştır. İşte böyle zor şartlarda kalan yazarımız bir yolunu bulup Mekke'ye hicret etmiştir.

Yazarımız, Mescid-i Haram’da Ahmet Zeyni Dehlan’ın verdiği derslere dinleyici ve misafir olarak katıldığı bir gün üstad Dehlan, onun büyük ve zeki bir âlim olduğunu sezmiş ve onunla tanışmıştır. Bu tanışmada onun başından geçen olayları dinlemiş ve kendisinden Hrıstiyanlık konusunda bir eser yazmasını istemiştir.

Bu süre zarfında Pfander, İstanbul’da Abdülaziz Han’ın yanına yaklaşmakta ve her geçen gün Hristiyanlık propagandasını İstanbul’da yaymanın planlarını yapmaktadır. Hatta bu sinsi misyoner, Sultan Abdülaziz’e Hindîstan’daki müslüman âlimleri mağlup ettiğini, oradaki birçok caminin kiliseye çevrildiğini ve yüz binlerce müslümanın Hristiyanlığa girdiğini zırvalamaktadır. İşte bu noktada sultan olayın tehlikeli boyutlarını fark etmekte, hatta bu sözlerin etkisiyle hastalanıp yatağa düşmektedir.

Sultan, Pfander’in mağlup ettiği âlimin adını – ki o rahmetullah el Hindî’dir- kendisinden duymuş ve O'nun Mekke’ye kaçtığı iddia edilmiştir. Bütün bu iddialar Sultan Abdülaziz’i harekete geçirir. Mekke emiri Eş-Şerif Abdullah bin Avn’a haber yollayıp Rahmetullah’ın İstanbul’a teşrif etmesini ister. Emri yerine getirilir. Rahmetullah İstanbul’a getirilir ve bu haber her yere yayılır. Haberi duyan Pfander, bir yolunu bulup apar topar İstanbul’dan kaçar. Rahmetullah, olayın iç yüzünü sultana anlatınca sultan rahatlar ve kısa bir sürede İzharu'l Hakk'ı yazması için ona gerekli şartları hazırlar.

İzharu’l Hakk’ın telif tarihinden, tercümelerinden ve Hristiyanlık âlemindeki yankılarından bahseder misiniz?

Rahmetullah, Üstad Ahmet Zeyni Dehlan’ın işareti ve Sultan Abdülaziz’in isteği doğrultusunda kitabını miladi 1863 yılının Aralık ayında yazmaya başlayıp, Miladi 1864 yılının Haziran ayında tamamlamıştır. II. Abdülhamid, Arapça yazılan bu önemli eseri başta Almanca, İngilizce, Fransızca ve Osmanlıca olmak üzere 9 önemli dile tercüme ettirmiştir.

Osmanlı bakanlığında görevli Nüzhet Efendi I. cildini, Ömer Fehmi Ankaravî de II. cildini Osmanlıca’ya tercüme etmişlerdir. Cumhuriyet döneminde, Sönmez Neşriyat 1972 ve 1976 yılları arasında bu Osmanlıca tercümeyi sadeleştirerek Türkçe’ye kazandırmıştır. Ancak bu sadeleştirme hem dil açısından hem de anlam ve özel isimler açısından büyük yanlışlarla doludur.

Hristiyanlar, İzharu'l Hakk'ın yayılmasını engellemek için büyük paralar harcayarak onu kitapçılardan satın almış ve imha etmişlerdir. Hatta The Times gazetesi şöyle bir haberi flaş olarak vermiştir: “Bu kitap müslümanlarda bulundukça onlar hıristiyanlaşmayacaklardır.” Ve yine hıristiyanlar İzharu'l Hakk'a cevap vermek için üniversitelerinde özel birimler kurmuşlardır. Kısacası, 150 küsur yıldır İzharu'l Hakk'a gerekli cevabı vermekten hâlâ aciz ve bitkin düşmektedirler.Kur'an-ı Kerim

Dinler arası diyalogun gündemde olduğu şu zamanda İzharu'l Hakk'ın etkisi ne olabilir?

Dinler arası diyalog, aslında misyonerliğin değişik bir isimle hortlatılmasıdır. Avrupalı, insanlığı, içi boşaltılmış sözcüklerle maddi sömürünün bir parçası olarak kültürel anlamda sömürmektedir. Bu diyalog hikâyesine büyük paralar harcanmakta, özel birimler kurulmakta ve özellikle de bazı ilahiyatçılar buna alet edilmektedir. İslam’da diyalog değil, davet ve o davetin dayandığı dinin ispat ve savunması yer alır. İzharu'l Hakk kitabı da bu anlamı hakkıyla taşımakta ve yetkili bir kalem tarafından insanlığa sunulmaktadır.

Ben, diyalogla İslam’a girmek bir yana, bir sürü aydının sapıttığına inanıyorum. Ancak İzharu'l Hakk ile bir sürü hıristiyanın, hatta âlimlerinin İslam’a girdiğini ve müslümanların dinleri konusunda şüphelerden uzaklaştıklarını duymaktayız. Bana göre hristiyanların böyle bir kitabı engellemek konusunda gösterdikleri çabalar, onun etkisi konusunda önemli bir ipucu vermektedir.

İzharu'l Hakk kitabını yeniden Türkçe’ye çevirmeye ve “Kutsal Kitaba İlahî Çağrı” adını kullanmaya neden ihtiyaç duydunuz?

Daha önce de belirttiğimiz gibi cumhuriyet devrindeki Sönmez Neşriyat’ın baskısı önemli yanlışlarla ve eksikliklerle doluydu. Bu yanlışların bilinçli yapıldığını sanmıyorum. Ancak böyle bir eserin, böyle bir çeviriyle gündemden düşmesi bir müslümanın razı olacağı bir durum değildir. Ben çeviriye başlamadan önce Sönmez Neşriyat’ın çevirisinden haberdar değildim. Sadece Osmanlıca çevirilerinin olduğunu biliyordum ve bunların da ancak kütüphanelerde olacağını ve böylece kimsenin bu kitaptan faydalanamayacağını düşünüyordum. Nitekim dediğim gibi oldu. Ben çevirinin yarısına gelmişken bir dostum, “İzharu'l Hakk'ı boşuna tercüme etme, onun çevirisi piyasada bulunuyor” deyince ben tercümeye bir aya yakın bir süre ara verdim. Ancak Sönmez Neşriyat’ın çevirisini gözden geçirince yanlışlarla ve saçmalarla dolu olduğunu gördüm. İşte bu yeni çevirinin artık bir görev ve sorumluluk olduğunu kabul edip elimdeki çeviriyi tamamladım.

Kutsal Kitaba İlahi Çağrıİzharu'l Hakk kitabını “Kutsal Kitaba İlahî Çağrı” adıyla çevirmemin sebebi şudur: Hıristiyanların kutsallık adıyla tahrif ettikleri kitaplarının bir oyun olduğunu ve bu kitapların ilahî çağrıya muhtaç olduklarını ve onların kutsallıklarının birer yalan ve düzenbazlıktan öte şeyler olmadığını gündemde tutmaktadır.

İzharu'l Hakk kitabını merkeze alarak soralım: Müslümanların gayrimüslimlerle ilişkileri nasıl olmalıdır?

Müslümanların gayrimüslimlerle ilişkileri, İslam'ın geldiği dönemle kıyamete dek sürecek olan bütün zamanlarda aynı ölçülere tâbi olmaktadır. İslam değişmediğine göre bu ölçüler de değişmeyecektir. Müslümanın değişmesi, hıristiyanları değiştirmeyecek ve onları İslamlaştırmayacak. Bazı ilahiyatçıların hıristiyan ve yahudileri zorla cennete sokmaları yönündeki fetva (!) onlara ahirette herhangi bir şefaatte bulunmayacaktır. Müslüman elbette ki bütün bir insanlığa karşı sorumlu ve duyarlıdır. Hayvana karşı bile merhametli olan müslüman, hıristiyanın da cennete girmemesi için merhametli davranıp onlara gerçek dini tebliğ edecektir.

Bizlerin, tebliğ, davet ve irşad faaliyetleriyle hükümleri ve onların hangi şartlarda ve konumlarda uygulanışını ayırmamız lazımdır. Bunu anlamak için şu soruya cevap aramamız vicdanımızı rahatlatacaktır: Hıristiyan Avrupa'nın ve özellikle de Amerika'nın Orta Doğu’da, Afganistan'da ve diğer İslam ülkelerinde ne işi vardır? Yoksa onlar misyonerlik faaliyetlerinde mi bulunuyorlar?

Hocam kıymetli vaktinizi ayırıp cevap verme lütfunda bulunduğunuz için teşekkür ederim.

Eyvallah...

 

Erdal Kurgan, hakkın zuhur ettiğini görmek istedi, konuşturdu

Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2016, 13:53
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20