Cemal Toy: Üslup oluşturmak aslında kişinin bir iç yolculuğu

Ressam Cemal Toy’un, “Yitik Zaman” resim sergisi Lütfi Şen’in küratörlüğünde sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Selvigül Kandoğmuş Şahin kendisiyle sergi ve resim sanatı üzerine bir söyleşi yaptı.

Cemal Toy: Üslup oluşturmak aslında kişinin bir iç yolculuğu

Yaşadıklarını ve kendisinden önce yaşananları resme dönüştürerek izleyenlere şehre farklı bir gözle bakma imkânı tanıyan Ressam Cemal Toy’un, “Yitik Zaman” resim sergisi Lütfi Şen’nin küratörlüğünde sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen sergisinin açılışına Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy, Ressam İlhami Atalay ve çok sayıda sanatsever katıldı.  Sergi 1 Mayıs’a kadar görülebilir.

*

Hocam ilk olarak sormak istiyorum resimle uğraşmaya nasıl başladınız, resme karşı istidadınız olduğu anlaşıldığı zaman, sizi bu alana yönlendirenler oldu mu acaba?

Küçüklüğümden beri resme karşı ilgi ve alakam çok fazlaydı. Çocukluğum Kütahya'nın çam ağaçları ile çevrili uzak bir köyünde tabiatla başbaşa ve zaman zaman Almanya'da geçti. Ortaokul ve lise dönemlerinde özellikle yatılı okul yıllarında hep yağlı boya tablolar yapardım ve sürekli desen çalışıyordum. İstanbul'a geldiğimde 18 yaşındaydım. Hattat ve yüksek mimar Ali Toy ağabeyimin sayesinde İlhami Atalay Hoca ile tanıştım. İlhami Hoca ile yaklaşık 10 yıl atölyesinde çalışma şansını yakaladım, üzerimizde çok büyük emekleri var. Onun sayesinde Mimar Sinan Üniversitesi'nin kazandık ve derece ile bitirdik, daha sonra hocamın teşvikleri ile kendi atölyemi açtım.

Sanat, kendi içinde zorlu, meşakkatli, yeri geldiğinde adanmışlık isteyen, toplumsal yaşamdan soyutlanmayı gerektiren ve bazen de yaşanılan duygusal gerilimlerle eserlerin ortaya çıkma aşamasında sanatçıyı duygusal anlamda çıkmazlara sürükleyen bir saha, siz bu zorlu sahada resim gibi bir alanda ürünler veriyorsunuz. Bu alana yönelerek uzmanlaşmanız, belli bir geleneğin takipçisi olarak bu zorlu yola revan olmanız kolay oldu mu, bu konuda okuyucularımıza neler söylersiniz?

İlhami Hoca'nın atölyesinde diğer talebelerle birlikte korkusuzca resim yapmayı öğrendik. Bazen modelimiz turistler olurdu, Hoca 20 dakika süre verirdi ve biz adeta savaşır gibi resim yapardık. İlhami Hoca da bizimle beraber çalışırdı. O bizim için büyük bir önderdir. İlhami Hocamızın değerinin yabancılar tarafından daha iyi anlaşıldığını düşünüyorum, öyle ki eserlerinin tamamına yakını hep yurt dışında. Biz de onun atölyesine çalışırken bizim de eserlerimiz yurtdışına satılmaya başladı. Marifet iltifata tabidir derler, bu durumun olumlu yönde gelişmemize katkı sağladığına inanıyorum. Atölyeye gelen yabancılar kültür ve sanattan anlayan ve bu işlerin değerini bilen kişilerdi. Avrupalılar ve yabancılar beğenmediği bir resmi asla satın almazlar. Beğendikleri resimleri ise saatlerce karıştırıp en güzelini seçerlerdi.

Gombrich, “sanat tekrarı sever” der. Başlangıçta doğayı gözlem ve kopya önemli iken daha sonraları üslup oluşturmak için gördüklerinize yorum ve anlam katmak durumundasınızdır. Üniversite yıllarımızda bize ikinci sınıfa kadar heykel ve model çalışmaları yaptırıyorlardı. Üçüncü  sınıfta bir matbaa makinasını çizip onu soyutlaştırmamızı istemişlerdi. Üzerine çok yoğunlaşıp çok güzel eskizler üretip büyük boy yağlı boya tablosunu yapmıştım. Daha sonra bunun serigrafisini de çalıştım. Soyut resim çalışmalarımın başlangıcı bu şekilde oldu. Bu tabloyu çalışırken bir Alman küratör okula geldi ve çalışmalarımı beğendi. Hocalarımızla birlikte ilk sergimizi Almanya'da Kassel şehrinde açtık. Bu sergi benim için çok önemliydi.

İlhami hocanın atölyesinde büyük boy resimler çalışmaya başladım. Hocam defalarca resmi bozdurur tekrar çalıştırırdı. Bu insana çok büyük tecrübe kazandırıyor. Başlangıçta söylediğim gibi korkusuzca resim yapmaya başladım. Tekrar tekrar yeniden başlayıp bir konu üzerinde yoğunlaşabilmek çok önemli. “Tekrarın Gücü” isimli bir sergi de açmıştım.

Üslup oluşturmak aslında kişinin bir iç yolculuğu. Yaptığımız tercihler bizi biz yapan şeylerdir, seçtiğimiz renk ve boyalara varıncaya kadar ne tür malzemeler tercih ettiğimiz kişinin sanata ve insana bakışını yansıtır.

Ayrıca paylaşımda bulunabilmek çok önemli, bildiklerinizi başkalarıyla daha doğrusu talebelerinizle paylaşırsanız yaptığınız çaba anlamlı hale geliyor. Atölyemde her an ya bir misafirimiz ya da bir öğrencimiz oluyor ve hiç çekinmeden rahatça çalışmalarımızı icra edebiliyoruz. Bazı ressamlar ise daha bireysel hareket edip toplumdan kendilerini soyutluyorlar. Yapıp ettiklerimiz bir yerlerde ve birilerinde karşılık buluyorsa bunalıma girmeden ve yalnızlık duygusu çekmeden yıllarca çalışmak size zor gelmiyor.

Sizin de vakıf olduğunuz gibi,  Michelangelo, ‘Musa Heykelini’ (1513-1515) ortaya koyduğunda, olağanüstü muhteşem bir eser meydana getirdiğini düşünerek “Konuş, Ey Musa!” diye yaptığı heykele adeta haykırarak elindeki çekici fırlattığı söylenir. İronik bir hâl ile Batılı sanatçının sanatı karşısındaki durumunu bu olay net olarak ortaya koymaktadır. Sizin sanat algınızda böyle bir bakış açısının yeri nedir, sanatınızı icra ederken Gerçek sanatkârın karşısındaki konumuz noktasında bize neler söylersiniz?

Batılı sanatçıların dünyaya ve eşyaya bakışları ile bizim medeniyetimizin yaklaşım biçimleri oldukça farklıdır. “Biiznillah” kavramı bizim için çok önemli. Michelangelo bu heykelde kasları, sakalı ve kıyafeti o kadar güçlü bir şekilde işlemiş ki bir anda kendinden geçip, “Konuş ey Musa!” diyebilmiştir. Müslüman sanatkârlar ise eserlerine imza atmayı bile uygun görmemişler. Önce hocalarının ismini zikrettikten sonra ‘el hakir’‘el fakir’ şeklinde isimlerini yazmışlar.

Sizin de bildiğiniz gibi İslam dünyasında görsel sanatlara her zaman mesafeli bir duruş mevcuttur. Batı sanatında ise adeta sanat dini algıyı ve yaşantıyı yönlendirerek Rönesans’ta adeta zirveyi yaşarken sanatçıların ortaya koyduğu figürler ile akidede yönlendirme ve tahrifatlar meydana gelmiştir. İslam dünyasındaki mesafeli duruşla, Batı dünyasındaki cüretkâr sanatsal oluşum adeta ifrat ve tefrit boyutunda zıt bir hâli ortaya koymaktadır. Siz Müslüman bir sanatçı olarak bu dengeyi oluşturma ve sanatla muhataplık noktasında bize neler söylersiniz?

Kilise, iktidar ve burjuva sınıfı dini yaygınlaştırmak ve halkı yönlendirmek için sanatı bir araç olarak kullanmıştır. Rönesans döneminden itibaren resim ve heykellerde dini motifler yoğun bir şekilde işlenmiştir. Tapınma, özellikle resim ve sanat eserlerine tapınılması, kutsal sayılması, insanların önünde eğilip dini ritüellerin yerine getirilmesi son derece manidardır. İnsanoğlu maalesef Yaratıcıyla olan bağını görsellik aracılığıyla zayıflatmıştır. İslam dünyasında ise hayata bakış ve tercihler farklı olduğundan hiçbir zaman bu yola tevessül edilmemiştir ve sanat farklı bir mecrada ilerlemiştir. İslam sanatlarındaki temel sanat felsefesi tabiatı körü körüne taklitten uzaktır. Sanat eserleri görülenin değil düşünülen ve hayal edilenin bir tasarımıdır. Örneğin Selimiye Camii'nde lalenin 99 çeşit tasarımının üretildiğine şahit oluyoruz. Bu ise aynı kalıp içerisinde sınırsızca tasarım yapmayı öngörmektedir. Bu konu çok derin bir mesele ayrı bir bahis açmak lazım.

“Dehası henüz taze ve kesesi boşken, bir üstadın karşısında ilk çıkışında yoğun bir coşku duymamışsa insan, yüreğinde her zaman bir tel, yapıtında bilmem nasıl bir fırça vuruşu, bir duygu, bir şiir anlatımı eksik kalacaktır” ifadelerine Balzac, ‘Bilinmeyen Baş Yapıt’ hikâyesinde yer vererek anlamlı bir vurgu yapar genç sanatçılara. Siz akademi eğitimi öncesinde ve sonrasında bir üstadın arkasında yürüdünüz mü, ya da şöyle sorsam ilham aldığınız ve destek gördüğünüz kimseler oldu mu?

Yukarıda İlhami Hoca'dan bahsetmiştim üniversite yıllarımda hocam Prof. Şükrü Aysan resim yapmanın sadece boya ve renklerle bir çabanın ürünü olmadığını vurgulardı. Aynı zamanda sanat eserinin felsefesinin de önemli olduğunu bize anlatırdı. Hocanın seçtiği bir grup öğrenci ile beraber kitap okumaları yapıyorduk. İki-üç yıl boyunca Platon, Aristo, Ferdinand de Saussure ve Jean François Lyotard’ın eserlerinden pek çok okumalar yapmıştık.

Çocukluğumun bir köyde geçtiğini söylemiştim. Burada da yaşlı nine ve dedelerimiz vardı. Biz masallarla büyüyen şanslı çocuklardık. Oyuncaklarımızı kendimiz yapardık. Babam Almanya'da çalıştığından yazları yanına giderdim. Son gidişimde babam rahatsızlanmıştı. 3 aya yakın onu hep hastanede ziyaret ettik. Sabah gidip akşama kadar orada zaman geçirirdik. Hastane 7 katlı ve her katında pek çok orijinal resim vardı. Her resmin başında dakikalarca vakit geçirirdim. Bunları nasıl yapıyorlar şeklinde kendime sorardım.

Eğer duyarlı bir yapıya sahipseniz mutlaka pek çok şey sizi etkiler. Özellikle şiir, masal ve hikâyeler benim için çok önemli. Okumadan düşünmeden hissetmeden yapılan her şeyin yüzeyde kalacağına inanıyorum.

Atölyenize baktığımızda soyut ve somut arası, kendinize has renklerin yumuşaklığında ve ışığında İstanbul tabloları yapıyorsunuz, İstanbul şimdiye kadar pek çok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur, sizin sanat dünyanızda İstanbul’un yeri nedir diye sorsam bize neler söylersiniz?

İstanbul'un o tarihi silueti ve İstanbul'un eşsiz güzellikleri bir bir yok olmaya başladı. Artık İstanbul resimleri yaparken tarihi eser ve dokuları kolajlar yaparak birleştirme yolunu seçiyorum. Resmin ritmine uygun olarak hayal gücünü kullanarak resmin gerektirdiklerini yerine getiriyorum.

İstanbul'un Renkleri” konulu sergimde farklı renklerle İstanbul’u nasıl anlatabilirim diye bir soru sordum ve bunun karşılığında mavi, turkuaz, kırmızı, mor ve pek çok renkle İstanbul’u anlatmaya çalıştım. Burada çıkış noktam İstanbul'un denizi ve doğasıydı, ayrıca kilimlerin, çinilerin ve erguvanların renkleri resimlerime ilham kaynağı olmuştur. İstanbul'un kültürel anlamdaki renkliliği, farklı kültürlere ait imge ve imajları da resimlerimde daima yer almaktadır.

Son dönemde anlamlı bir projenin içinde yer aldınız. “Hayallere Değen Resimler Projesi” ile dünyadaki yetimlerin yüreklerine adeta sanatla dokunarak onları eşsiz bir duyarlılıkla onore ettiniz. Bu anlamlı günlerden geriye kalan, sizi etkileyen yetim yüreklerin yansımaları oldu mu acaba bu konuda okuyucularımıza neler söylersiniz?

Bu proje bize geldiğinde çok etkilendim hocam ve ressam öğrencilerimle birlikte yola koyulduk. 3 kıta ve 13 ülkeye gidildi. Oralarda çocuklarla bir haftaya yakın sanat dolu güzel günler geçirdik. Her bir ülkede çok farklı ve güzel duygularla ayrıldık. Burkina Faso'da İlhami Hocama dedim ki; “Allah bu yetimleri ne kadar çok seviyor ki, taa Türkiye'den buraya gelip onlara resim yaptırıyoruz, eğlendiriyoruz ve birlikte vakit geçiriyoruz…”

Bu projede çocukların kendilerini resim yoluyla ifade etmelerini istiyorduk.

Bu anlamda ‘Bir İnsan Çiz Testi’ gibi testler kullanarak çocukların resimlerinden psikolojik durumları ile ilgili çıkarımlara ulaşabiliyoruz. Resimleriyle çocukların ifade etmekte sıkıntı çektikleri duygu, düşünce ve ihtiyaçlarını kolayca tespit edebiliyoruz. Bir çocuğun resimlerinde kullandığı renklerle onun mutlu mu yoksa karamsar mı olduğunu anlayabiliyoruz. Tüm sayfayı kaplayan hatta sayfadan taşan aşırı büyük insan resmi, endişe veya stres belirtisi olabilir. Ayrıca dürtü kontrol problemi ve hiperaktivite durumunda da büyük resimler çizilebilir.

Yapılan çalışmalar İstanbul'da ve Türkiye'nin değişik yerlerinde İnşallah sergilenmeye devam edecek.

Son olarak resim sanatı ile uğraşmak isteyen, bu alanda kendini geliştirmek isteyen gençlerimize neler tavsiye edersiniz?

Öncelikle iyi bir hocadan ve okuldan eğitim almak gerekmektedir. Sanat tarihi de bilmek gerekiyor ayrıca bol bol müze gezilmeli, kültürel seyahatler yapılmalı, özgünlük olmazsa olmazı bu işin. Sürekli yeni şeyler denemeli, gelişime açık olmalı ve dünya sanatından, çağdaş sanattan haberdar olunmalıdır. Bu imkânı şahsıma tanıdığınız sizlere çok teşekkür ederim.

Selvigül Kandoğmuş Şahin, Muhayyel, Şubat 2019, sayı 10

Güncelleme Tarihi: 28 Nisan 2019, 12:17
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13