banner17

Cemaati evde TV kapatıp kitap okuyor!

Abdulkerim Temizcan genç bir imam.. Bulunduğu yerde kahvelere gidip gençlerle sohbet ediyor, kitap dağıtıp okutuyor, söyleşiler ve konferanslar düzenliyor.

Cemaati evde TV kapatıp kitap okuyor!

 

Abdulkerim Temizcan Konyalı bir imam. 15 yaşında ilk umresini yaptı. İmam-Hatip’in ardından imam oldu. İlahiyat Fakültesini dışardan okuyor olmasına rağmen, doktora yapmış çoğu kimseden daha fazla geliştirdi kendini. Bildiğimiz imamlardan farklı. Her Cuma, hutbeyi kendi hazırlıyor. Her gittiği camide ikindi ve yatsı sohbetleri yapıyor. 6 ay görev yaptığı bir camide düzenli dersler ile 7 ciltlik Riyazüssalihin bitirmişti.

1984 doğumlu. Resmi okulların yanında Konya’nın arif zatlarından da dersler aldı. Sadece okulla Müslümanın kendini iyi yetiştiremeyeceğini söylüyor. Kendini yetiştirmek için olağanüstü gayret gösteriyor. Bulunduğu köylerde ev ev dolaşıyor, kitaplar hediye ediyor, televizyonların kapatılmasını tavsiye ediyor. Şu an bulunduğu küçük ilçede konferanslar tertip ediyor. Aile seminerlerini organize ediyor. Öğrencileri için şehir dışına geziler düzenliyor. 2. kitabı da yeni çıktı. Bu sıradışı imamla konuştuk.Abdulkerim Temizcan

Görev yaptığınız yerdeki hizmetlerden detaylı olarak bahseder misiniz?

Yapılan çalışmaları maddeler halinde şöyle özetleyebilirim.

1. Cami derslerine önem veriyorum. Akşam namazı hariç diğer dört vakit namazlardan önce tefsir, hadis ve fıkıh dersleri yapıyorum. Bunun en çok kendime faydası oluyor. Bazı zamanlar camiye geliyorum, mesela ikindi namazından önce hiç cemaat yok, “melekler şahit olsun, ben dersimi yapayım” deyip kitabı okumaya başlıyorum. Eğer cemaatin gelip gelmemesine göre hareket edecek olsam kolay kolay bir eseri baştan sona bitiremem. Görev yaptığım yerlerde ilk zamanlar namazdan önce yaptığım derslere iştirak olmuyordu. Birçok kişi ezanla birlikte camiye geliyorlardı. Sonra cemaat baktılar ki imam boş camiye vaaz veriyor. Bu durum üzerine cemaatimin büyük çoğunluğu namaza 15-20 dk. kala benden önce camiye gelmeye başladılar. Bu çalışma vesilesiyle evde namaz kılan ya da mescide çok az gelen kimseler büyük bir muhabbet ve samimiyetle camiye iştirak etmeye başladılar.

2. Cami içi yapılan bir faaliyetimizde de haftada bir gün bir saat belli konu başlıklarıyla sohbet yapıyoruz ki Asr-ı Saadet dönemindeki ilim halkalarının oluşmasını, Müslümanların bilinçli ve şuurlu olmasını arzu ediyoruz.

3. Çiftçi olan kardeşlerimizin uzun kış gecelerinde oturdukları odalar olur. Bu odalarda genellikle gençler geyik muhabbeti diyebileceğimiz konuşmalar ve malayani işlerle meşgul olurlar. Hemen hemen tüm kış boyunca bu odaları gezerek, kardeşlerimizin kalbinde pas tutmuş gaflet tozlarını silmeye çalışırım. Onlara yaşamın sadece bu dünyadan ibaret olmadığını, gerçek ve ebedi mekânımızın ahiret olduğunu, Kur’an ve sünnet ölçüsü içerisinde anlatıyorum. İman, namaz, anne baba hakkı, Kur’an’ı anlama ve yaşama ve ilmin önemi gibi mevzular üzerinde çokça duruyorum. Samimiyetle diyebilirim ki; cami dışı yapılan bu tür faaliyetler, cami derslerinden daha çok elzem ve ihtiyaçtır. Çünkü cami derslerinde hedef cemaatin ilmî birikiminin artmasını sağlamaktır, ama odalardaki gençler belki ilk defa Allah’ın ayetleriyle Nebi Zişan efendimizin sünnetiyle muhatap oluyorlar. Bu vesileyle elhamdülillah birçok kimse namaza başladı ve camiye gelmeye devam ediyorlar. Tabii ki tüm bunlar Rabbimin bir lütfu ve ikramıdır, bunları kendi nefsimden bilmekten Allah’a sığınırım. Cami dışı hizmetler arasında esnaf, hasta, hacca gidip gelenler ve çocuğu olanları ziyaret de vardır.

Kitap verdiğim kişilerden akşamları ailecek kitap okumalarına dair söz alıyorum

4. Bulunduğumuz ilçede yapmış olduğumuz çalışmalar arasında en çok önemsediğim ayda bir yapılan aile seminerleridir. Genel merkezi Konya’da bulunan ADEF (Aile Dernekleri Federasyonu) ve Çağdaş Aile Derneği’nin alanında uzman eğitimcileri her ay ilçemize teşrif ediyorlar. Değerli hocalarımız otuza yakın aileye, mutlu bir yuvanın nasıl olması gerektiğine dair sunum yapıyorlar. Son kalemiz ailemizdir, birbirlerinden kopuk ve sevgiden yoksun aile bireyleri mutsuzdur ve bu yuvalar yıkılmaya mahkûmdur. Bir milletin tarih sahnesinden silinme süreci yuvaların yıkılmasıyla başlar, bundan dolayı aile eğitimine çok önem veriyoruz. Bu eğitim seminerleri iki senedir devam ediyor.

Abdulkerim Temizcan5. Hemen hemen her mevsim ücretsiz kitap dağıtma ve okutma çalışmaları yapıyorum. Bunun çok faydalarını bizatihi gözlemledim. Aliçerçi köyünde (Konya) görev yaparken, İstanbul’dan akrabalarını ziyaret etmek için köye yeni gelmiş bir gençle karşılaştım. Biraz hoş sohbet ettikten sonra kendisine Sabah Namazına Nasıl Kalkılır isimli kitabı hediye ettim. Aradan bir sene geçti, öğlen namazını kılınıp da cemaat camiden dağıldıktan sonra bir genç beni bekledi ve şöyle dedi: “Hocam sizinle geçen sene görüşmüştük. Allah sizden razı olsun, bana bir kitap hediye etmiştiniz. Ben ibadetlere önem vermiyordum, o kitabı okudum, Allah’a kulluğun gerekliliğini ve namazın önemini anladım. Şimdi beş vakit namazımı kılıyorum.” Bunun gibi birçok hatıram vardır, bundan dolayı; “okumazlar, boşa kürek sallamış olursun” gibi nefis ve şeytan kaynaklı düşüncelerle hizmetten geri kalmamalıyız. Biz elimizden geleni yapalım, Mevla Teâlâ tesirini yaratacaktır. Bir çok eve tefsir ve hadis kitaplarının girmesine aracı oldum, bu vesileyle hanelere televizyonun değil Kur’an’ın hâkim olmasını amaçlıyorum. Kitap verdiğimiz kişilerden akşamları belirli saatlerde televizyonu kapatıp ailecek kitap okumalarına dair söz alıyorum.

6. Zaman zaman değerli eğitimci yazar hocalarımızla bulunduğumuz ilçede konferanslar düzenliyor, halkımızın belli konularda bilinçlenmesine vesile oluyoruz.

7. Yine zaman zaman özellikle gençlerle şehir dışı seyahatlerimiz oluyor, Çanakkale İstanbul gibi. Bu ziyaretlerde en önemli amaç, gençlere tarih bilinci vermek. Ecdadının bu vatanı canıyla kanıyla koruyup torunlarına emanet ettiğinin şuuruna varan gençlerin, çalışma azmi, gayret ve himmetleri bir kat daha artıyor.

Tüm bu çalışmaları Allahu Teâlâ’nın lütfu ve yardımıyla yapıyoruz. O önümüzü açmasa, kalbimize bu sevgiyi vermese kesinlikle hizmet yapamayız. Ben bu faaliyetleri değerli meslektaşlarımın katkılarıyla yapıyorum. Aslında bizim yaptıklarımız yapamadıklarımızın yanında devede kulak gibidir. Günümüzde bu tür faaliyetler fazla yapılmadığından bizim çalışmalarımız dikkat çekiyor. Normalde bunlar olması gereken, her din görevlisinin yapması gereken rutin faaliyetlerdir. Bütün bu çalışmaları yaparken kibirden ve riyadan Allah’a sığınırım. İnşallah bu anlattıklarımız özellikle imam-hatiplik ve kuran kursu hocalığı gibi din hizmetlerinde yeni göreve başlamış kardeşlerimize örnek olur.

Taşrada görev yapan biri olarak, hem merkezde birçok imkânın içinde pasif kalan imamlar için hem de taşrada faaliyette bulunmaktan uzak olan görevliler için ne dersiniz? Neler yapmalılar?

Bizim her şeyden önce Müslüman kardeşlerimiz hakkında hüsnü zanda bulunmamız gerekir. Çalışmıyor gibi gözüken ama bizim bilmediğimiz birçok hayırlı işe ön ayak olmuş din görevlilerinin olduğunu unutmayalım. Tavsiye kısmına gelince biz meslektaşlarımıza nasihatten ziyade bir takım öneriler sunabiliriz. Müftülük, vaizlik, imamlık gibi din hizmetlerinin yapıldığı görevler normal bir memurluk gibi algılanmamalıdır. Bu makamlarda bulunan kimseler Peygamber Efendimizin varisleri olduklarını, vazifelerinin çok ağır ve büyük sorumluluk gerektirdiğini unutmamalıdırlar.

Bir köyde kasabada ilçede veya ilde din görevlisi sıfatıyla vazife almış bir kimse; kendisini Peygamberimizin emriyle Medine’ye gidip İslam’ı anlatan Musab bin Umeyr’i model almalıdır. Musab bin Umeyr, Efendimiz hicret etmeden önce Medine’ye gitti ve Allah onun vesilesiyle büyük bir şehir halkına hidayet bahşeyledi. Musab bin Umeyr Allah’ın izniyle Yesrib’i Medine yaptı. Yediden yetmişe herkesin ayağına gitti, ev ev dolaştı. Mekke’de öğrendiği ayetleri insanlara anlattı. Allah da bu çalışmaya bereket verdi ve Medine Efendimize ev sahipliği yapacak duruma geldi. Musab’ın maaşı yoktu üstelik, her an öldürülme tehlikesiyle karşı karşıyaydı.

Şimdi bir din görevlisinin maaşı var; üstelik böyle bir faaliyet yaptığında takdir görüyor, iltifat alıyor. Buna rağmen araba modelleri, ev üzerine ev yapma, mal mülk biriktirme sevdası bütün hayatını kuşatır da sorumluluklarını ihmal ederse, hesabını veremeyeceği bir duruma kendini düşürmüş, kendi eliyle kendini tehlikeye atmış olur. Din görevlisi insanlığa hizmeti öyle bir ön plana çıkarmak zorunda ki her sabah yeni bir projeyle uyanmalı, strateji geliştirmeli, Allah için gayret etmelidir.

Güney Koreli öğrenciler çıkarıp İncil’i okumaya başladılar

Gerçekten sorumluluğumuz çok büyük; geçenlerde görev yaptığım ilçeye Güney Kore’den on tane öğrenci gelmiş, cemaatimden biri de ülkelerine varınca Müslüman Türk halkını iyi anlasınlar diye evinde iki gün misafir etmiş.  Daha sonra bu gençler evden ayrılmadan önce ev sahibinden müsaade alarak bir şeyler anlatmak istediklerini söylemişler ve çantalarından çıkardıkları İncil’i pat-çat Türkçeleriyle okumaya başlamışlar. Adamlar Hristiyanlık propagandası yapmak için başka bir ülkeden memleketimize geliyorlar burada misyonerlik faaliyeti yapıyorlar. Belli aralıklarla birçok eve mektup gönderiyorlar, insanları Hristiyanlığa davet ediyorlar. Durum böyle olunca hiçbir din görevlisinin tembellik yapıp, sadece kendi nefsi için yaşamak gibi bir lüksü yoktur. Ben acizane şöyle düşünüyorum; “benim sorumlu olduğum bölgede bir genç misyonerlerin çalışmasıyla İslam dininden Hristiyanlığa geçerse veya bir kimseye Kur’an’ı sünneti ulaştırma imkanım varken kendi dünyamı mamur etmenin peşine düşer de asıl görevimi ihmal edersem, Allah’u Teâlâ bunun hesabını sorar ve ben bu vebalin altından kalkamam.”

Din görevlisi arkadaşlarıma acizane şunları önerebilirim:

1. Bütün yaptıklarını Allah (cc) için menfaatsiz yapmalıdır. Dine hizmette hasbilik çok önemlidir.

2. Komplekssiz olmalı; yani “ben kimsenin ayağına gitmem, dinini öğrenmek isteyen camiye gelsin” gibi bir mantıkla hizmet edilmez. Başta Efendimiz olmak üzere ve sahabelerin hayatına baktığımızda insanları ayaklarına çağırmamışlar, kendileri bizzat insanların ayaklarına gitmişlerdir. İslam’a hizmet edecek kimse; bu anlamda benliğini yıkmalı, nefsini terbiye ve tezkiye edip bir kişinin kurtuluşu için alın teri dökmelidir.

3. Cömert olmalıdır. Her zaman davete gidip yemek yiyen değil, zaman zaman da kendi evine cemaatini çağırıp yemek yediren olmalıdır. Çay söylemede, döner ısmarlamada ve yolculuk esnasında bilet parası vermede din görevlisi önce davranmalı ki insanların hocalarına karşı muhabbetleri artsın, böylece verilecek mesajlar yerini bulsun.

4. Devamlı okuyan, araştıran kimse olmalıdır. Belirli bir program içerisinde hem mesleğiyle alakalı hem de genel kültürle alakalı kitapları takip edip notlar almalıdır.

5. Din görevlisinin söyledikleriyle amel etmesi, yaşantısıyla söylemlerinin çatışmaması çok önemlidir. İzin gününde sabah namazına gelmeyen, borcunu zamanında ödemeyen, araba ev alacağım diye faizli kredi çeken, birçok ilim ehli haram demesine karşın sigara içen, yaptığı hizmetlerde herhangi bir çıkar gözeten, anne ve babasına gereken hürmeti göstermeyen kimse; hangi davanın içinde olduğunun, neye hizmet ettiğinin muhasebesini iyi yapmalıdır. Sahabeler az konuşur çok iş yaparlardı, eğer biz halimizle örnek olmayıp çok konuşur az iş yaparsak, nasihatlerimiz tesirli olmaz ve hedefimize ulaşamayız.Abdulkerim Temizcan

Kısa bir süre önce 2. kitabınız çıktı. Biraz ondan bahseder misiniz?

Yüz Kızartıcı Sözler isimli kitap; dil afeti olarak isimlendirilen, gıybet, yalan, iftira, müstehcen konuşmak, kalp kırma vb. konuları içeriyor. Hadis-i şerifler ışığında önem vermeden yapılan konuşmaların ahirette nelere mal olacağını açıklamaya çalıştım. Ehli hikmetin sözlerinden ve hallerinden alıntılar yapıp, günümüz toplumundan da örnekler vererek konuların daha anlaşılır olması için gayret gösterdim. 1. baskı hemen tükendi. Dileyen internet üzerinden (Tebeşir Yayınları) ulaşabilir.

Son olarak söylemek istedikleriniz?

Biz konuşmamızı “din görevlisi” üzerinden yürüttük ama şunu unutmayalım; her Müslüman dininin görevlisidir. Dinimize hizmet etmek sadece imamların, müftülerin, meslek dersi öğretmenlerinin görevi değildir, Müslümanım diyen herkesin en temel vazifesidir. Bizler nasıl namazı sadece hocalar kılsın, orucu müftüler tutsun demiyor, bu ibadetlerin ümmiden âlime varıncaya kadar tüm Müslümanların boynunun borcu olduğuna inanıyorsak, aynı şekilde tebliğ faaliyetleri de dinin içinde bir olgu olduğundan dolayı hangi konumda olursak olalım iyiliği emredip kötülüğü yasaklamayı şiar edinmeliyiz. İslam’a ve insanlığa hizmet etmek için elimizden gelen gayreti gösterelim. Kur’an bilmeyenlere Kur’an öğretmek, namaz kılmayana namazın öneminden bahsetmek, Peygamber Efendimiz (sav)’in güzel ahlakını anlatmak için; imam, Kur’an kursu hocası veya hafız olmamız gerekmiyor. Dilimiz döndüğünce ilmimiz ve istidadımız ölçüsünce Kur’an ve sünneti insanlara ulaştırmaya çalışalım. Tarih boyunca Allahu Teâlâ dinine hizmet edenlere yardım etmiştir, bundan sonra da yardım edecektir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de bunu vaat ediyor.

 

Seyfullah Genç sordu

Güncelleme Tarihi: 29 Nisan 2012, 01:10
YORUM EKLE
YORUMLAR
özcan karaoğlu
özcan karaoğlu - 7 yıl Önce

saygıdeger hocamız abdulkerim hocamızdan allah razı olsun.altınekinimize manevi bir hava kattı.şuurlu ve temiz bir nesil yetiştirme adına çok büyük fedakarlıklar yaptı.emeklerin için teşekkürler hocam

misafir
misafir - 7 yıl Önce

Allah razı olsun

Mehmet .erdem
Mehmet .erdem - 7 yıl Önce

Aziz ve sevgili Temizcan, çalışmalarını okudum şükrüm arttı Rabbime hamdolsunki senin gibi düşünenler, gayreti diniyesi olanlar hala var. Bunu Rabbimizin bir lütfu olarak kabul ediyorum, bu güzel meziyetleri sizden bir kaç kuşak önce yaşayan ve taşıyan bir kaç mümin hatırlıyorum, bunlardan birisi Malatya'da M. Said Çekmegil'di bu vesileyle onuda Rahmetle anıyorum, güzel yolunuzdan Rabbim engelleri kaldırsın.Selam

ibrahim çoban
ibrahim çoban - 7 yıl Önce

Allah hocamızın feyzini ve gayretini artırsın..

banner8

banner19

banner20