Cem Sancar ile son kitabı Bak Çekirge’yi konuştuk

Selvigül Kandoğmuş Şahin Cem Sancar ile henüz dumanı üstünde tüten kitabı “Bak Çekirge” üzerine sohbet etti.

Cem Sancar ile son kitabı Bak Çekirge’yi konuştuk

“Almanya’da Müslümandım, Mısır’da Tweet-Muhalif. Paris varoşlarında zenciydim, Arap bir damarım da vardı Geylani’den, Çerkes asabiyetim at üstünde…

İsveç’te Karakafa’ydım. Burjuvalar için daima ağır arıza. Evropa’da Türk’tüm. Arnavut inadımın ve Girit’in çiçeğiydim. Fakat hem Celâlî hem de Osmanlı taraflarım da vardı.

Onu diyorum, elim mecazen ağırdı…

Şunu eklemeliyim dedim ayrıca: Bizim inancımız o kadar büyüktür ki kimsenin inancına karışmayız. Bir çiçek bahçesi gibi ‘rengâhenk’ yaşarız. Yayılır hakikatin nefesi nasıl olsa.

Bahçemde öten bülbüle sordum, ‘Derdin ne, kime şakıyorsun?’

Sürmeli sürmeli baktı bana, ‘Bu şehirde aşk başkadır ey gâfil’ dedi.

‘Aşığım yahu sana, anlasana…’

Dilimin ucuna gelen başıma gelecek olandır...”

*

Hocam öncelikle yeni kitabınız hayırlı olsun. Okuru bol olsun, muhatabını bulsun. Genellikle yaptığımız söyleşilerde sorduğumuz üzere size de sormak istiyorum, acaba yazmanın, yazının sizin dünyanızdaki karşılığı nedir, neden yazıyorsunuz bu konuda okuyucularımıza neler söylersiniz?

Yazmak dünyayla çevremle ilişki kurmak, bir tür sosyalleşmek oldu hep benim için. Çocukluğumdan beri bu böyle. Sağ kolu üç sene alçıda, içe dönük bir çocuk olarak kompozisyon-öyküler yazarak ortaya çıktım. Hatta sırf bu yeteneğim için yabancı okullara tam burslu çağrıldım. Fakat babam rahatı kaçacak diye izin vermedi. Uzun hikâye…

Yazı bir süre sonra insanın kişiliğinin bir parçası haline geliyor. Benim için de öyle. Kitaplar, medya, sosyal medya fark etmiyor. İnsanın en mühim ihtiyacı içini dökmek, aklettiklerini paylaşmak. Siz buna “bilinmezliğe yazılan mektuplar” da diyebilirsiniz tabii…

Deneme, öykü ve roman olarak yayınlanmış kitaplarınız mevcut. Bu kitabınızın farklı bir havası ve üslubu var, yaşadığımız zamanın bir gerçekliği olarak var olan sosyal medya günlükleri adıyla, yaşanılan dönemi kuşatmış olan ‘iletişim - iletişimsizlik’ veya ‘sosyal – asosyal’ anlamda da bakabileceğimiz bir mecrada oluşturduğunuz günlükleri kotararak edite ederek okur önüne çıktınız. Asaf Hâlet Çelebi ‘Uyanıklık’ adlı şiirinde: “Uykum geliyor / Uykum geliyor / Uzaklaşıyorum / yaklaşıyorum / kendimden kendime” diye ifadelerle tüm uzaklaşmaların kendine bir yol olduğunun altını çizer gibi sanki bu kitabınızı da bir bakıma bu şiirin fonunda okumuş gibi oldum. Neler söylersiniz bizlere, sosyal medya ekseninde oluşan bu tahkiyeye yaslı deneme, günlük, hikâye, şiir her birinden anlamlı izler taşıyan günlükleriniz hakkında, oluşan dostluklarınız hakkında… Yazarken ki arayışlarınız, kendinize yaklaşmalarınız ve uzaklaşmalarınız hakkında?

Âsaf Hâlet Çelebi mühim insandır benim için de. 

"yolunu kaybeden güneşlere

bakıp gülümserim

ben uçarım

gökler uçar..."

Büyük adam. Kıymeti bilinmemiş bir düşünür.

“Bak Çekirge”, kitabıma gelince… Bir tür iç dökme, ferahfeza sayıklamalardır.  Facebook’taki sayfamda 7 yıl boyunca yaptığım dertleşmeler, günlükler. O sırada küçük bir adada yaşıyordum. Bugünkü tecrit günlerine benzer tek başına günlerdi.

Okuduğum, düşündüğüm, insanlara ve denize baktığım günler…

İnsanın asıl işinin kendini bulmak, kendini bilmek olduğuna inanırım. Bu günlükler böyle bir maceranın dip notları. Tabii o günlerde bir roman, bir deneme daha yazdım. ‘Asmalımescit’te Cinayet’ ve ‘Her insan Bir Ayet’. 

Şiir meselesine gelince. Çok şiir okurum. Kısa pantolonluyken şair olmak istemiştim. Sonra ülkemin dev şairlerini okuyunca, anında vazgeçtim. Aman dedim! Düzyazıya geçtim.

Huzur’da Ahmet Hamdi Tanpınar’ın olağanüstü anlatım ve betimlemelerle oluşturduğu adeta itibari dünyada onlara nefes üflediği tırnak içinde karakterler vardır. Ama bu karakterle birlikte İstanbul da yaşayan, nefes alan adeta kahramanların hayatını kuşatan canlı bir varlık gibidir. Siz de İstanbul’a “mecazi aşkım” diyorsunuz ve “Sonra İstanbul sarıldı bana” vb pek çok ifadelerle kitabınızda anlattığınız adeta can bulan, nefes alan bir İstanbul var. . Mezkûr ifadeleri de göz önünde tutarak sizin İstanbul’unuzdan bize bahsetseniz. Sizde İstanbul’un karşılığı nedir hocam?

İstanbul benim için bir roman kahramanı, bir arkadaş ve güzelliği bitmez tükenmez, can yakan bir afitap! Kendisiyle konuşurum, fısıltılarını dinlerim, sevdayla bakıp kendimden geçerim. Aşığım yani…

Her dünyevi aşk gibi de mecazidir. Çünkü hakiki aşkın adı başkadır bizde…

Şiirsel, akıcı, tahkiyeye yaslı bir anlatımınız olsa da gümbür gümbür atan bir yüreğin samimi yankısını ve samimiyetini okurken manifesto gibi kurulmuş cümlelerle sarsılıyoruz. Örneğin: “İşimiz aşk içinde aşka yolculuk” diyorsunuz. Sonra: “Modern insan bin parçadır. ‘Paramparça’” diyorsunuz. ‘Aşk’ üzerine bize neler söylersiniz. Aşk ve modern insan bu iki kavram günümüz dünyasında ve sizin dünyanızda nasıl bir yankı bulur?

Modern insan, yani biz hepimiz parçalanmış, ruhları yarılmış bireyleriz. Paramparçayız. Kendimizi toplamaya inşa etmeye çalışıyoruz. Cemil Meriç’in medeniyet inşasını kendimizi inşa etmek için de anlamalıyız.

Aşka gelince insanın yaratılma nedenidir benim kavlimce. Allah’ın suretinden, nefsinde üflediği bir nur, insan, giderek insan- kâmil, bilge insan. Ya da kısaca Nur-i Muhammediye.

“Gizli bir hazineydim bilinmek istedim” derken bu sözü habibine sevgilisine söylüyor. Sevgilisinin kim olduğu, neyi temsil ettiği ise modern zamanların sorusudur, biliyorsunuz.

Arabi’nin sözlerini tekrarlamak istersek, ‘dinim de imanım da aşktır benim’ diyen bir geleneğin öğrencisiyim diyebilirim size. Cahilliğini idrak etmiş ter tepelek Torlak bir âşık.  

Yine kendinize has üslubunuz ve muhteşem anlatımınızla; “Bir sureye sarılarak uyudun mu hiç?” Ve “Şimdi karşılık verilen bir aşkın müridiyim” gibi anlamlı, cesur, derin, etkili ve o denli de sıra dışı, samimi bir anlatımla manevi arayışlarınızdaki yolculuğunuza ışık tutan cümlelerle okuru sarsıyorsunuz. Genelde maneviyat yaptırım ve eğitsel baskı ile yaşandı ve yaşanıyor toplumda ve ne yazık tohumlar ekilemiyor, gönüllerde sevdalar yeşermiyor. Bu konudaki fikirlerinizi merak ediyorum. Okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

Asr Suresi’ne sarılarak çok uyumuşluğum vardır mesela. Dikkatli bakan için ‘İndiragandi’ romanımda bu bellidir. Âlemlerin rabbine duyduğum aşk şah damarımdan bana akan ballı bir lezzet oldu daima. Bu şans bana verildiğinde, içimde olan biteni fark ettiğimde yani.

Sorarak, soruşturarak, kaybolarak, sonra yolu bularak, tek başınalıklara çekilerek, fırtınalardan geliyorum. Öyle geldim. İçimdeki, her insanın içindeki sesi duymam, kendimi aramam. O sese ihtimam göstermem…

Ezber yok bende, hem haz etmem bundan. Ne anlatıyorsam benzerini bizzat yaşadım. Kendi halimce elbette. Edebiyat nedir ki zaten? Yaşadıklarından dem alıp meseller anlatmak. Bir taraftan yola devam etmek, okumak. Ve nasip olana, payına düşene şükrederek, açılan nefesle yeni maceralara doğru dalmak. Durmamak… Çünkü, aslolan yolun kendisidir.  

Bilmediğimi biliyorum tabii. Okumaktan fırsat bulduğumda da yazıyorum. Bu mühim mevzu: Fazla havalanmamak lazım! Kendini azarlamayı bırakmamak. Erdem kapısı orada, sır ise ‘acz’de.

Zekâ ve akıl ve ilham ve de keşf, hakikatin hediyeleridir bize. Gayret ehline dağıtılıyor. Tabii herkese kabı hacmince…  

Ha naçizen şunu söyleyeyim ama; aşığa, arayana bir cevap mutlaka verilir, veriliyor…

“İçime karşı cihattayım” diyorsunuz cesur ve yine samimi bir itiraf gibi. Yine “İkindi Peygamberi” olarak tanımlıyorsunuz Efendimizi, içinizde verdiğiniz cihatta, yaptığınız tüm manevi yolculuklarda tırnak içinde söylersek; “Efendimizin sizdeki karşılığını” merak ediyorum. Bu konuda bize neler söylersiniz.

Tek efendi vardır bende. O da Resulullah Efendimizdir.

Çok arıza bir geçmişten geliyorum. Felsefi olarak ‘fevri’ bir kafam vardı. Beni baş eğdirecek hiçbir şey yoktu. Akıl, fikir, âlim, bilgine iltifat ederdim, o başka!

Başımı Lailaheillallah ile eğdim. Başka da baş eğecek bir şey tanımam, yekten onu söylemek isterim…

Daha bir edebiyat, edebiyat felsefesi, roman, öykü ve sinema hakkında konuşmak isterdim ama…

İnşallah bir başka sefere…

Son olarak: İkindi peygamberi “İndiragandi” romanımda geçer. Bunu da açıklamak istemem. Cevabını sizin bulmanızı isterim. Bu da benim küçük bir latifem olsun, bir nükte şu Korona günlerinde.

Selam sevgi sizlere. 

Söyleşi için teşekkürlerimi sunuyorum sağolun efendim…

Güncelleme Tarihi: 14 Temmuz 2020, 16:46
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26