Camide kalanların halidir maneviyat

'Türkiye'de İslami bir Dönüşümü' gerçekleştirme inancını gözetmeye çalışıyorum, diyen Yazar Ercan Yıldırım'la Kur'an üzerine konuştuk..

Camide kalanların halidir maneviyat


Edebi eserin inşasında temel hayat Kitab’ımız Kur’an’ı Kerim’in ciddi, belirleyici ve özgün konumu nedir sizce?

Hususen Kur’an-ı Kerim genel olarak İslam bize kendimize özgü bir dünya kurabileceğimizi gösteriyor. Kur’an-ı Kerim’de ibadetlerden aileye, adaletten ahlakın her türüne, yardımlaşma / kardeşlikten giyim kuşama kadar her konuda farklı bir hayatı yaşamamızı emreden, yol gösteren, öğreten ayetler var. Kur’an bizatihi yaşama dair bir kitap. Kendilerine özgü hayat inşa etmek isteyenlerin kitabı. Edebi eser de öncelikle pratiğe, özgünlüğe dairdir. Müslümanlar için edebiyat, düşünce için Kur’an-ı Kerim başlı başına bir kaynak. Bu tabii ne kadar Kur’an’a uygun bir hayat yaşayıp hassasiyet geliştirdiğimizle alakalı. Mesela Hümeze Suresi’nde “mal yığıp biriktirip onu saydıkça sayanların vay haline” diyor ayet-i kerime. Bu, içinde bulunduğumuz kültürü, siyaseti tamamen reddeden bir hayatı gerekli kılıyor. Bu ayeti okuyan edebiyatçılar bu kültürü, gündelik hayatı eksene alan anlayışı anlatabilir mi?

Ne söyler biz edebiyatçılara Şuara Suresi?

Niçin yazı yazıyorsunuz, sorusunun karşılığı bugün umumiyetle “geleceğe kalmak için” olacaktır. Bu İslami midir? Şuara Suresi’nde “Ölümsüz kılınmak umuduyla sanat yapıları mı ediniyorsunuz?” ayeti tam da buna vurgu yapar. Müslümanların geleceğe kalma kaygısı ile ahiret inancı arasında müthiş bir çelişki doğuyor. Bugün Müslümanlar bile hesap vereceklerini düşünmekten imtina ediyorlar. Sanat eserleri, yazı da aynı kaygıyı taşıyanların yürüdükleri yolu muhkem kılmak üzere yapılmıyor. Gelecek kaygısı her türlü eylemi ve söylemi yeri geldiğinde meşru kılmaya bile götürür. O yüzden “gerçeği ters yüz etmeye”, yapmadıkları, yaşamadıkları şeyleri anlatmaya, estetize etmeye yeltenirler. Kur’an yaşamak demek. Yazar yaşadığını yazmazsa Şuara Suresi’nin muhatabı olabilir, yani yeri geldiğinde anlattıklarının hesabını veremeyebilir. Okur / yazar olarak bizler okuyup, yazdıklarımızın hesabını verebilir miyiz? Müslüman kelimesi bile bünyesinde “sahicilik” içerir. Yazdıklarımızın sahiciliğinden emin miyiz?

Sürekli ve yazarak yaşanası bir dünya özlemi içinde bulunan bir edebiyatçının hayatının biçimlenişinde ilke ve edim bazında Kur’an’ı Kerim’in işlevi, hususiyetleri öz olarak nedir?

Yaşanası bir dünya ancak İslam ile olur. Evrensel manada herkesi özgürleştirecek bir sistem zaten olamaz. Herkesin hakkını vermek gerekir. O yüzden İslam’da adalet her hususun içinde yer alır. Ben okuyarak hayatımı yönlendirebileceğimi düşündüğüm yıllardan itibaren fıkıh, tefsir, akaid, ilmihal okudum. Bunu İslam’ın gerektirdiği şeyleri öğrenip başkalarına anlatayım diye yapmadım. Madem Müslümanım İslam’ın gerektirdiği emir ve yasaklar nelerdir, namaz kılarken nelere dikkat etmeli, cezalar nerelerde uygulanır gibi hususları öğrenmek, yaşamak için okudum. Mesela cinayet işlemenin insan haklarına bir tecavüz olduğu için kötü olduğunu değil, büyük günahlardan biri olduğu, Allah’ın hükmüne ters düştüğü için kötü olduğunu düşündüm, hayatıma yerleştirdim. Temizlik meselesi… Mesela tırnak kesmenin asgari insani vazifelerden biri olduğu için değil, Peygamberimizin buna çok dikkat ettiğini bilerek yaşamayı düşündüm. Öncelikle Müslüman olarak yaşamanın, en ince detayına kadar Müslüman olmayanlardan ayrı bir gündelik hayatın varlığını göstermek gerekir.

Gündelik hayatımızda Kur’an’ı Kerim’i sıklıkla okuyor muyuz, okuyorsak daha çok hangi zamanlarda Kur’an’a vakit ayırıyoruz, Kur’an’la aşinalığımız ne derecede?

İtiraf etmeli son aylarda çok azaltmıştım, bu sorular da beni aslıma döndürdü! Bunu ben kendi özelimde söylüyorum ki genellikle toplum olarak Kur’anla irtibatımız çok zayıf. Dünyada, çok güzel okunan bir Kur’an-ı dinlemekten daha zevkli pek az şey vardır. Kadınların evlerde birbirlerine telefon ederek cüz taksim ettiklerine şahit oluyoruz. Cuma toplantılarında Tebareke’ler, Amme’ler okunuyor ancak daha o meclis terk edilmeden birçok gıybet vs. vakası meydana geliyor. Avamın kültürü bir tarafa Türkiye’nin ve Müslümanların gelişmişliğine ölçü olarak ekonomik göstergeleri işaret eden bir okumuş kesimimiz var! Ne kadar çok ve güzel okusa da bu kişilerin Kur’an ile bağlantılı olduğunu söyleyebilir miyiz?

İfadelendirmek isteseniz Kur’an’da anlatılan hepimizin bildiği Yusuf ile Züleyha kıssası hakkında hikmet ve anlam açısından ne söylersiniz?

Biz Müslümanlar olarak İslami bir hayatın nasıl mümkün olamadığının gerekçelerini açıklamakla meşgulüz. Hz. Yusuf, surede, “Hüküm, yalnızca Allah’ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir.” der. İslami bir hayat öncelikle Müslümanın kendisinde tecessüm eder. Hz. Yusuf kendi inandığı değerlere göre yaşamayı her türlü cazip teklife rağmen sürdürür. İnancında ve istikametinde dosdoğrudur. Türkiye inandığı değerleri savunmaktan çok küçük teklifler karşısında vazgeçen insanların, yazarların memleketi durumunda, şimdi.

Edebiyatçı kimliğini haiz bir yazar, edebi eserinin mayasını, özünü, mahiyetini Kur’an’ın hangi yönüyle yoğurur, sanatının malzemesini çatarken Kur’an’da yer alan hangi kavramları esas alır?

“Kur’an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanlar arasında görünmez bir perde kıldık.” der Allah-u Teala İsra Suresi’nde. İşte edebiyatçının, yazarın, düşünce adamının işi bununla başlar. Öncelikle bu perdeyi bir çekmeli. Müslüman kendi seçkinliğini tevhide iman üzerine kurar. Kavram olarak Müslüman / kâfir ayrımının içlerinin doldurulması gerekir. Fatih Şeker’in verdiği bilgilere göre, Mâtürîdi, Ebu'l-Muîn en Nesefî, Hakîm et Tirmizî, Elvan Çelebi, Hacı Bektaş, Mevlana, Aşık Paşazade, İbn-i Kemal ve Cevdet Paşa’ya göre imanın şartlarından birini cihad oluşturur. “Senin dinin sana benim dinim bana” demedikten sonra edebiyat, sanat ve düşüncenin bir kıymeti olur mu? Alem, ahenk, Kabe olmadan; “Biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra aşağıların aşağısına çevirdik.” ayetleri; Şems, Tin, Zelzele, Adiyat gibi surelerdeki söyleyiş güzelliği düşünülmeden verimli bir eserden söz edilebilir mi?

Edebiyatçının manevi tekâmülünde Kur’an’ın katkısı nedir? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Manevi tekamül olursa, gerileme de olur! Bu bir ruh hali, anlayış meselesi ve atmosferdir. Müslümanlar, dini bayramlarda, özel günlerde maneviyatını yükseltmemeli. Bu, Hıristiyanlığın bir alameti. Hz. Cabir’in rivayetine göre bir gün camide namaz kılarlarken bir kervan gelir. Kervan’ın sesini duyanlar camiyi boşaltırlar. Camide yalnız on iki kişi kalır. Bunun üzerine Cum’a Suresi’nin 11. ayeti nazil olur: “Onlar bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar. De ki: ‘Allah’ın katında bulunan, eğlenceden ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızk verenlerin en hayırlısıdır.” Düşünebiliyor musunuz, Peygamberimizin bulunduğu camiden namaz kılarken çıkıyorlar. Maneviyat bir takım mistik, metafizik haller değildir, böyle bir şeydir. Camide kalanların halidir maneviyat.

Eserlerinizi Kur’an nasıl etkiler, etkiler mi?

Biz 13. yüzyıldan itibaren rafine bir İslami nizamı tesis etmişiz. Deyimlerimizin, gündelik hayatımızın, kurumlarımızın şekillenmesi hep İslam sayesinde olmuştur. Sonradan bu hassasiyeti, inancı kaybetmişiz. Ben yazılarımı yazarken hep “Türkiye’de İslami bir dönüşüm”ün gerçekleşmesi inancını, fikrini savunmaktan, bunu dile getirmekten geri durmamaya; Kur’an’ın çokça üzerinde durduğu “emr-i bil maruf ve nehyi ani’l münker”i gözetmeye çalışıyorum.

Kimin Kur’an okuyuşunu beğeniyorsunuz?

Abdurrahman Sadien’in, Abdussamed’in Kur’an okuyuşları, etkili fakat onların ki bana biraz abartılı geliyor. Kâbe imamlarının namaz kıldırırken okudukları Kur’anlar çok etkili… Ancak Anadolu’nun herhangi bir yerinden geçerken öğle, ikindi namazlarını kılmak için bir köy, kasaba camiine girerseniz, iddiasız bir ses ve naiflikle çok güzel ve etkili Kur’anların okunduğuna da şahit olabilirsiniz. Ben en çok onları seviyorum.

Sizi etkileyen bir ayet var mı, söyler misiniz?

Çok var tabi. “Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim bulamazsın ki, Allah’a ve elçisine başkaldıran kimselere bir sevgi ve dostluk bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri olsun. (Mücadele Suresi)

“Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O’nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal Suresi) Bunlardan bazıları…

Mustafa Celep, sordu

Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2012, 23:54
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
sena
sena - 7 yıl Önce

Allah razı olsun bu güzel söyleşi için.Yalnız bunlar mail yoluyla oluyor değil mi..Çünkü cümleler yüzyüze görüşürken olmayacak kadar net ve düzgün.

banner19

banner13