Bülent Parlak: Ramazan Ayı, Bütün Ayların En Güzel Şiiridir

''Ne zaman Ramazan ayı gelse evimizde kışkırtıcı bir heyecan başlar, akşam her zamankinden daha güzel bir karanlığa sahip olur, bütün aile başka bir yaşa taşınırdı. Çocuklar orta yaşlı bir güngörmüşe, büyükler ise on sekiz yaşında her şeyi hatmetmiş bir delikanlıya dönüşüverirdi.'' Şair Bülent Parlak ile Ramazan'a dair kısa bir söyleşi gerçekleştirdik.

Bülent Parlak: Ramazan Ayı, Bütün Ayların En Güzel Şiiridir

Ramazanınız genel itibariyle nasıl geçer? Öncesinde Ramazan'a dönük bir planlama yapar mısınız? Böylesine mübarek vakitleri nasıl değerlendirirsiniz?

Ramazan ayı, bütün ayların en güzel şiiridir. Bana bunu en başta düşündürten şey sofralarımıza her ramazan ayında yağan bereket. Sucuğun sadece zengin ailelerin kahvaltılarında kendini gösterdiği zamanlarda sucuğun parayla değil bereketle alındığına daha küçükken bir Ramazan ayında şahit olmuştum. Bizim evimiz kerpiçti ve bereketi de Ramazan ayıydı. Ne zaman Ramazan ayı gelse evimizde kışkırtıcı bir heyecan başlar, akşam her zamankinden daha güzel bir karanlığa sahip olur, bütün aile başka bir yaşa taşınırdı. Çocuklar orta yaşlı bir güngörmüşe, büyükler ise on sekiz yaşında her şeyi hatmetmiş bir delikanlıya dönüşüverirdi. Bu gelenek yıllarca doğduğum evde devam etti. Ramazan, bizim topraklarda ne kadar dinle alakalı bir durumsa o kadar da kültürel bir durum. İslam’da belki de hiçbir ibadet bu kadar toplumumuzla kaynaşmamıştır.

Ramazan öncelikle harika bir şekilde zor geçiyor. Bizler de hiçbir zorluğa bu kadar güzel razı olmuyoruz. Özellikle sıcakların başımızı döndürdüğü bu yılların Ramazan aylarında bizim inadımız bir süre sonra sıcakların başını döndürüyor. Belki de sıcakların, terin ve de yorgunluğun benzersiz ve rıza gösteren sessizliği ilk kez bu aylarda daha güçlü oluyor. Ona da biz işte 2016 yılında Ramazan ayı diyoruz.

Yemek yemek diğer aylarda benim için çoğu zaman bir çile. Çünkü sevmiyorum. Ramazan ayında aklıma hiç gelmeyen şey yemekler. Beni esas zorlayan şey ne yemek, ne su, ne de sigara. Ramazan’ın iftara kadar olan zamanını bir yemek ve su eksikliği değil psikolojik bir mücadele olarak görüyorum. Uyanır uyanmaz beynime üşüşen “iftara kaç saat var?” sorusunu bırakmadan sanırım yaşadığımız her Ramazan ayında bu mücadele devam edecek. Bir de beni üzen şey ise bu kutsal ayın ruhuna uygun davranamamam. Küs olduklarımla barışamadım mesela yine. Kalbini kırdıklarımı arayıp özür dileyemedim. Çünkü bizler en çok güzel konuşup en az aslına uygun davranamayanlarız. Bu içimde acımasız bir eleştirmen olarak hep duruyor. Acımasız ve haklı bir eleştirmen. Bir de dünyanın bombalarla imtihan edildiği bu Ramazan’da gün içinde aklıma defalarca Suriyeliler geldi, Nusaybin’de terörün evlerini mahvettiği masum aileler, yurtsuz göçmenler. Bizler rahat rahat iftarımızı yaparken onlar sofra bezini silkeleyecek bir balkona bile hasretti.

Ramazan ayında oruç tutanlar resmi olarak izinli sayılmalı. Çünkü bu kadar uzun vakitlerde oruç tutanların mesai yapması bütün haklara aykırı bir durum. Eğer bu olmayacaksa ki olmaması yapmayanların kabahati; en azından mesai saatleri 13.00-17.00 arası olmalı. Hem resmi hem özel işyerlerinde.

Ramazan'da okumalarınız da değişir mi? Neler okursunuz daha çok? Başucu eserim dediğiniz kitap ya da kitaplar var mı Ramazan özelinde?

Ramazan ayında okumak diğer aylara nazaran daha kolaylaşıyor. Bu Ramazan’da şimdiye kadar Ebabil Yayınları’ndan çıkan beş şiir kitabını, birkaç edebiyat dergisini, Cioran’ın söyleşilerini ve Coşkuyla Ölmek kitabını okudum. Bir de Kur’an-ı Kerim’de geçen merhametle alakalı bütün ayetleri okuyup yayınlamayı düşünüyorum.

Ramazan şu 3 şeyle ilişkinizi nasıl etkiliyor: Para, aile / dostlar, yemek?

Para: Para bir ilişki biçimine değil ilişkisizlik biçimine örnek olmalı.

Aile / Dostlar: İftarda birlikte sofra hazırlamak ve muhabbet.

Yemek: İlişkilerim sürekli AB-Türkiye ilişkisi gibi.

Röportaj: Mehmet Emre Ayhan

Yayın Tarihi: 27 Haziran 2016 Pazartesi 10:43 Güncelleme Tarihi: 16 Mayıs 2020, 13:56
banner25
YORUM EKLE

banner26