banner17

Bülent Ata öyküleri başkadır

Bülent Ata ile yazıyı, şiiri ve kitapları konuştuk.

Bülent Ata öyküleri başkadır

 

Bülent Ata’yı hem şair, hem yazar, hem de yönetici sıfatlarıyla tanıyorduk. Çok yoğun olmasına rağmen bizi kırmadı, röportaj için vakit ayırdı. Bu sayede kendisini ve mütevazi kişiliğini daha yakından tanıdık ve oldukça keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Köpekler Akşamı” son öykü kitabınız. "Ve Sokaklar Severdi Bunu" isimli öyküde korsan cd satan iki kişiyi anlatıyorsunuz. Onlara acımıyoruz, onlardan kaçmıyoruz. Sanki otobüs beklerken yanımızda duran birini gözlemliyor gibiyiz. Diğer öykülerinizdeki insanlara bakıyorum; hepsi yolda gördüğümüz insanlar. "Köprü"deki karı-koca ile aynı dolmuşa binmiş gibiyiz. "Bisiklet"teki çocuk yanımızdan hızla geçen çocuklardan.. Kahramanlar gerçek, öyle değil mi?Bülent Ata, Köpekler Akşamı

Buna benzer bir soru, bir söyleşide sorulmuştu. “Otobüs durağında çok beklemişsiniz gibi” dediler. Aslında öyle. Okulum, çalıştığım yer evime hep uzak oldu. Bazen yolda bir buçuk, iki saatim geçerdi. Çok bekledim. Bahsettiğiniz “Bu Sokaklar Severdi Bunu” öyküsünde geçen vcd satıcıları Ulus’ta, opera binasının önünde beklerdi. Bazen gideceğim yere varmadan, otobüsten herhangi bir durakta iner, oradan eve yürürdüm. Rastgele başka otobüslere bindiğim, bilmediğim yerlere gittiğim de çok olmuştur. Otobüsün götürdüğü mahallede inip yürürüm.

Neden?

Her mahallede, bir yanıyla bana benzeyen, öykü kahramanlarıma benzeyen insanlar var çünkü. Neler hissediyorlar, iç sesleri ne diyor, anlamaya çalışıyorum.

Öykü, yazarın malı değil

Öykü de bu arada kendiliğinden kuruluyor..

Tabi bu öykülerde benim ve arkadaşlarımın yaşadıkları da var. Yazdığım şeyler her okuyucuda ayrı ayrı yansımalar bulabiliyor. Bunu yönlendirmek istemem. Öykü, artık yazarın malı değildir. “Aslında oradaki kahraman benim” demek bu yüzden gereksizdir ve doğru değil. Öte taraftan okuyucusunun veya eleştirmenlerin beklentileri de yazarın esaretidir bence.

Peki, öykünün ana çıkış noktası nedir sizin için?

Öykülerin farklı yazılma sebepleri var. Bazen bir fotoğraf, bazen bir Leonard Cohen şarkısı aradığım ritm olmuştur. Bir ritmin peşinden giderim. Bazı öyküler bir oturuşta biter. Bazılarını ise daha sonra elime aldığımda, bambaşka bir yere gitmiştir. Rasim abi (Özdenören) bir öyküsünün ilk cümlesini vermişti, devam etmiştim, apayrı bir şey çıktı ortaya. Bir aşık olma, bir cezbelenme, kıstırılmış duygusu gerekir yazmam için. Hapşıracak gibi olursunuz da hapşıracağınızı bilirsiniz, onun gibi olur yazı yazacağım zaman. Bir ritim, bir kamaşmayla, onu kuşanmış bir evrende yazarım.

Zamanı gelince, öykü de gelir

Defter kalem aşığı mısınız siz de?

Eskiden defterlerim vardı. Bir yerden sonra koptum, şu an sadece bilgisayarda yazabiliyorum. Ortam da önemlidir. Kızılay’da Balkan Kıraathanesi’nde yazmıştım 4-5 öykümü. Kağıt oynayan, çay ısmarlayan, konuşan insanlar arasında yazdım. Ama bilgisayarla yazmaya başlayınca sadece evde yazmaya da alıştım. Bu üretkenliği kısıtlıyor aslında. Yazma anı motivasyonu kolay bozulabiliyor. Bu yüzden artık geceleri yazıyorum. İş temposu yüzünden zaten çok yazamıyorum. Kimi yazar haftanın bir gününü, bir başkası, gece geç saatlerde kağıt ve kalemle oturmayı alışkanlık haline getirmiş. “Bulanlar arayanlardır” derler ya, yazı üzerinde çalışırken aslında bekliyorsun da. Zamanı geliyor, bir yerden yelek, bir yerden mintan alıp, o öyküyü giydiriyorsun.

Bu kitaptaki öyküleriniz yeni yazılmamış..

15 yıllık bir süreçte tamamlandı kitaptaki öyküler. Dergilerde yayınlandı, değerlendirildi. Yaklaşık 4 yıldır dosya olarak doğru yayınevini bekliyordu. Nihayet Kaknüs Yayınları dosyayı kitaplaştırdı.

Bazı öyküleriniz var, onların sınırları olan bir anlatıdan ziyade, alımlayıcıya bağlı olarak değişen hayatlar olduğunu düşünüyorum. Bir duygu sunuyorsunuz, fakat devamı tamamen okuyucuya bağlı gibi. "Kerif"te bir ayrılık var,"Bisiklet"te sürecek bir sevgi, ama bunların katı çerçeveleri yok. Her okuyucu kendi geçmişine ait fotoğraflarla tamamlıyor anlattığınız duyguları sanki. Kısaca, okuyucuyu aktif tutan, onun sadece takip etmesini istemeyen bir yanı mı var öykülerinizin?

Evet. Hatta başlarda öyküdeki zamanı, mekanı, kahramanın kadın mı, erkek mi olduğunu söylememeye dikkat ettim. Bu bir yaklaşımdı. Bir şeyi anlatırken, bir başka şeyi de anlatmaya dair bir yol. Bilge Karasu’nun Gece kitabının etkisi de var bunda. Bir kelimenin çağrıştırdığı anlamları hissetmek dili kamaştırıyor. Her okuyucuda yazılanın farklı bir karşılığı olabiliyor. Böylece metnin sanki ömrü uzuyor, hızı artıyor ve daha çok okurda karşılık buluyor. Ama bu bir oyun gibi kurmaca haline dönüşünce tüm bu olasılıklar aslında istediğim şey midir, emin olamadım. Bu yolu daha sonra terk ettim.

Her şeyi bilmekten uzak duruyorumBülent Ata

Öyküleriniz güncelle de alakalı değil, insanla alakalı. Yani eskimeyen bir konuyla..

Güncel olanı yazmak risklidir. Bir anda indirgenebilir. Ben yazdıklarımın yıllar sonra okunduğunda da karşılığı olsun istedim. Ama bu okuru zorlayabiliyor. Yeteneği ve ilgisi olan için bu tarz metinler ilgi çekici olabilir. Öyküyü bir yere bağlamaktan, her şeyi bilmekten uzak duruyorum. Bence, güzel olan kusurlu olandır. Okur bunu tamamlayacak ve yeniden üretecek. Her öyküde bunu başardığımı söyleyemem. Zaten yazar olarak her şeyi bilen olmak da istemem.

Öykülerin altında, yazıldıkları sene de belirtilmiş. Sadece o sene yaşadıklarınızı, size o öyküyü yazdıran ayrıntıyı unutmamak için not ettiğinizi sanmıyorum. Biz, okur olarak senelere göre değişen bir şeyleri takip etmeli miyiz? Bu arada eklemek isterim, ben senelerin yazılmasını, okurla kurulan bir samimiyet, ona verilen bir sır olarak gördüm ve çok hoşuma gitti.

Evet samimiyet benim için önemli. Yoksa okuyana yol haritası vermek istemiyorum. Şöyle bir şey de oldu, bazı öyküler görece daha zayıf bulundu, ikinci kitaba konulması önerildi. Ama ben kitabımın eksiksizliğinin peşinde değilim. Ben onları bu yıllarda yazdım, bir seyr-ü sefer var, bu bilinsin. Yazıldığı tarihlerin notunu kendim için koymuştum, okurla da paylaştım. Anlatım biçimi olarak daha rahat ilerleyenleri öne alabilirdik. Bana ilginç gelen bir şey de farklı yıllarda benzer şeyleri yazabilmek. 1996’da, 2001’de, 2008’de aynı damarı taşıyan öyküler yazmışım mesela. Kimi öyküler de var ki bir başkasına hiç benzemiyor. Kitapta farklı iklimleri çağrıştıran bölümler var. Bu izleklerin peşine düşüp tasnifleme yapmak istemedim.

Şair olarak iş hayatına girmek olmaz

Reytinglerle, halkınbeğenisi ile alakalı bir işte çalışıyorsunuz. Ama öykülerinizin popüler olma kaygısı yok. Öykülerde anlattığınız sıradan hayatlara saygıdan mı bu durum?

İşimle yazarlığımı ayırt ederim. Beni işimden dolayı tanıyanların çoğu, kitabımı bilmez bile. Kitaplarımdan dolayı tanıyanlar da işimi bilmez. Çünkü yazar olmak, şair olmak yalnızlığı kuşanmak ve o dünyayı olur olmaz herkesle paylaşmak değil. Zaten şair olarak iş hayatına girsem çatışma yaşarım. Şairlik bir muska gibi hep üzerimdedir, ama ikisini ayırıyorum birbirinden. Ayırmaya çalışıyorum…

Çaresiz kalınan anları severim

Öykülerinizde herhangi bir günü anlatıyorsunuz, özel bir anı değil..

Bir doğum gününün mükemmelliğini anlatmak sevdiğim bir şey değil. Çaresiz kalınan anları severim. Çok sade hikayeler kalır aklımda. Köyde, bir düğün karşılaması hatırlıyorum mesela. Biz şehirde yaşayan iki kardeş, köy girişinde diğer insanlarla beraber bekliyoruz. Çocuklar “İşte geliyorlar!” deyip koşmaya başladılar. Biz iki kardeş de koştuk, o heyecana katılmak istedik. Fakat yolun yarısında durup, birbirimize neden koştuğumuzu, sorduk. Bu yaptığımız birdenbire anlamsızlaşmıştı. Geri dönüp bekleyen kalabalığa doğru yürüdük sonra. Yürürken de başarısız olduğumuzu hissettik. Oradan kaçmak istedik. Bunun gibi, “biricik anlar” önemli. Sana tuhaf gelen, başkasına özel gelmeyen biricik anlar. “Ben neyi anlatıyorum” dediğimde, bu cevap olarak geliyor aklıma. Basit anlar. Sait Faik’te gördüğümüz, Faulkner’in “Döşeğimde Ölürken”de anlattığı şeyler gibi. Basit, ama hayatta yaşadığımız pek çok anın genetiğini taşıyan güçte belirleyici ve giderek daha kendine ait bir evren biçimleyebilecek bir dilin sahibi…

Okuduklarım beni etkiler

Ne zamanlar yazamazsınız?

Yazamadığım bazı dönemler oldu. Şu sıralar da o dönemlerdeyim. İnsanın pür doğru, ya da pür herhangi bir şey olduğuna inanmıyorum. İnsanların sorunlarını fark etmediğim, radyodan top10 listelerini dinlediğim zamanlar oluyor. Sonra ayılıyorum ve uzun zamandır gitmediğimi fark edip annemi ziyarete gitmek, sevdiğim arkadaşları ziyaret etmek, üstümdeki kumları silkelemek ihtiyacı hissediyorum. O ara dönemlerde kötü yazıyorum, soğumuş kahve gibi. Bazen çok okuduğumda da, başkasına ait sözler söylerim, o sıralarda da yazamam. Fîhi MâFîh okuyorsam, sonraki birkaç hafta aforizmik şeyler söylerken buluyorum kendimi. Bunlar anlatımım için zararlı. Sonuçta sana ait olmayan bir dil. Kendi sesini bulman gerek. Okuduğum kitap beni etkiler. Yazar olmak, kendi sesini, dünyanı yeniden, eskiyle birlikte inşa etmek…

Yazmanın bir amacı var ama..

Niye hikaye yazdığı sorulduğunda, sevdiğim bir yazarın verdiği cevap şudur: “Ben insanların daha erdemli olduğu bir anı hayal ederek yazıyorum” demiş. Yazmak, yakalayamadığım şeylerin önüne geçme çabası. Yazının ikna edici bir yanı da olmalı. Bir proje sırasında moderatör, fotoğrafların hikayelerini yazmamızı istenmişti biz katılımcılardan. Bu çok kışkırtıcı bir şey mesela. Fotoğraflara bakıp, o insanların hikayelerini yazıyorsun. O insanların sesi olabilmek, bilmediğin bir dünyayı yazmak... Bu çok ilginç.

Yeni kitabınızı okurken günün birinde bir roman yazacağınızı düşündüm. Öykülerinizdeki dil, karakterlerin derinlikleri bana bunu düşündürdü. Var mı böyle bir planınız?

Hayır. Roman apayrı bir inşaat. Öyle bir planım yok. Zuhurata bırakmayı severim bu tip konuları.

 

Sümeyye Karaarslan, keyifle sohbet etti

Güncelleme Tarihi: 13 Mayıs 2016, 10:45
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
kadir
kadir - 7 yıl Önce

TRT hatırası olmuş... bahsedilen mahalle hangisi acaba aklıma takıldı? (ilgili ilgisiz iki de bir atıf yapmak maharet mi canım)

kuaybe
kuaybe - 7 yıl Önce

bizim evde dönüp dolaşıp bu şiir kitabını okuyan bir deli yaşıyor . Allahtan eve dönüyor :)

Panik ATAKOĞLU
Panik ATAKOĞLU - 7 yıl Önce

Metinlerin birilerine edebi hünerlerini göstermek için kaleme alınmadığı çok açık...Çocuk kitaplarını okuduğumda da aynı ustalığı fark etmiştim...Kendisini tebrik ediyor öykülerinin devamını bekliyorum...

banner19

banner13

banner20