Bu topraklarda şiirin tarihsel bir işlevi var

Selçuk Küpçük, yeni kitabı 'Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı'nda şiirimizin siyaset, sosyoloji ve yakın dönem tarih ile ilgilisini çözümlemeye çalışıyor. Dursun Ali Sazkaya, Selçuk Küpçük ile, edebiyat sosyolojisi alanında başucu eserlerden biri niteliğindeki bu kitabı konuştu..

Bu topraklarda şiirin tarihsel bir işlevi var

 

 

Şiir ve yazılarını birçok dergiden takip ettiğimiz Selçuk Küpçük, Granada Yayınları’ndan çıkan yeni kitabı “Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı”nda şiirimizin siyaset, sosyoloji ve yakın dönem tarih ile ilgilisini çözümlemeye çalışıyor. Bu anlamda İslamcılık, Kürt meselesi, Alevilik meselesi ve edebiyat çevrelerinin darbecilik ile ilişkisini masaya yatıran Küpçük, hepimizi şaşırtan çözümlemeleri ile “edebiyat sosyolojisi” alanında başucu sayılabilecek önemli bir esere imza atmış.

Geçen yıl ülkücü hareket üzerine, “Yüzleşmenin Kişisel Tarihi” isimli çok özgün bir çalışma çıkardınız. 1970’lerden günümüze, yakın dönem tarihimizi ülkücü hareket üzerinden eleştirel okumaya tabi tutan bu eserden sonra, şimdi poetik bir kitap sunuyorsunuz okura. Sizi dergilerden de takip ettiğimiz kadarı ile müzikten, sinemaya kadar çok farklı alanlarda metinleriniz var. Öncelikle birbirinden farklı bu alanlarda nasıl yazdığınızı soralım?

Bu, belki arşiv meselesine yönelik özel ilgimden dolayı. Uzun yıllardan beri bazı temel ilgi alanlarım üzerine ne var ise toplamaya çalıştım. Yani kitap, dergi, makale, görsel ve sesli malzeme anlamında. Dolayısı ile elimde, ilgi alanlarımı destekleyen çok önemli bir kaynak birikimi oldu. Şimdi bu kaynak birikimini yavaş yavaş yazılar anlamında ortaya çıkarmaya ve kendi bakış açıma göre yorumlamaya çalışıyorum. Yani, “İleride bu konu ile ilgili bir yazı çıkartırım belki” diye ne buldumsa arşivledim. Müzik, edebiyat, şiir, sinema ve dergicilik ile ilgili sanırım iyi bir arşive sahibim. Zaten geçtiğimiz yıllardan itibaren bu alanlarda bazı makalelerimi dergilerde ve Dünya Bizim'de yayınlamıştım. Müzik ve dergicilik üzerine olan kitaplarım hazır. Onları da imkan olur ise, her yıl bir kitap şeklinde yayınlamak istiyorum.

“Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı” yeni çıkan kitap. Kitapta da iddia ettiğiniz gibi Cemal Süreya bir darbeci mi?

Aslında ortada bir iddiaya gerek kalmayacak düzeyde yazılı metinler söz konusu. Papirüs Dergisi arşivi elimizin altında. Papirüs, üç dönem çıkıyor. İlki 27 Mayıs darbesini takip eden Ağustos ayında Ankara’da. Cemal Süreya da bütün sol, sosyalist, Kemalistler gibi darbeyi heyecanla destekler. Darbeyi bir aydınlanma hareketi olarak görür. Papirüs’ün ilk sayısında, “555K” isimli o meşhur şiirini yayınlar. “555K” nedir? Yurt dışından dönecek olan “Başvekil”in geliş tarihinde Kızılay’da yapılacak nümayiş. Yani beşinci ayın beşinde, saat beşte Kızılay’da. Peki, kim düzenliyor bu nümayişi. Tabi ki CHP Gençlik Kolları. Bunu nereden biliyoruz. Herkes biliyor da, ben kaynak olarak, yine kendisi de ateşli bir 27 Mayıs subayı olan Fethi Gürcan’ın hatıratını gösteriyorum ki, kimse 'bunlar dedikodu' demesin. Gürcan, “Ben İhtilalciyim” adlı kitabının 35. sayfasında, darbecilerin Kızılay’daki bu buluşmasının parolasının “555K” olduğunu belirttikten sonra, Başvekil Menderes’i yuhalamak ve tartaklamak için toplanacak kalabalığı CHP Gençlik Kolları’nın organize ettiğini, hatta bu kalabalık içinde epeyce sivil giyimli genç subayın bulunduğunu ekler. Bu tarihsel cunta işbirliği, günümüze kadar devam edegeldi. Hepimiz farkındayız.

Cemal Süreya, halkın iradesi ile iktidar olmuş Demokrat Parti için “555K” başlığını verdiği şiirde şöyle demektedir: “Biz şimdi yan yana geliyor ve çoğalıyoruz/ Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını/ İşte o gün sizi Tanrılar bile kurtaramaz”. Şimdi II. Yeni gibi, bence modern Türk şiirinin kurucu pratiğini üstelenen bir ana damarın en önemli taşıyıcılarından olan Süreya’nın yazması gereken bir şiir midir bu? Süreya, kitaplarının sonraki baskılarında da, 1960 yılında yayınlamış olduğu bu şiirine yer verdi. Demek ki bir yüzleşme çabası yok. 27 Mayıs günlerinde sadece o değil, ismini bildiğimiz hemen bütün sol ve Kemalist şair, yazarlar ve hatta sağcı yazarlar Menderes’in haksız yere asılmasını alkışlamıştır. Fethi Naci, 1965 seçimlerinde Adalet Partisi kazanınca, Türkiye’de cuntacılığın teorik zeminini hazırlayan Yön Dergisi’nde açıktan, “Şimdi yeniden başlamak gerekiyor. Saatlerinizi beş buçuk yıl geri alınız” diyerek, darbecilik çağrıları yapar. Bu, yani darbe çağrısı, bir edebiyat eleştirmenine yakışan bir tutum mudur? Bu meseleler ile sol edebi çevreler henüz yüzleşmedi. Varlık Dergisi’nin geçtiğimiz yıllarda yaptığı özel sayıda da, zaten anlı şanlı şairlerimizin darbeyi olumlayan ateşli cümleler ettiğini hatırlayalım.

Kitabınızda “İkinci Cumhuriyet” tartışmalarına da gidiyorsunuz.

Özellikle 90’larda çok tartıştığımız bir mesele idi İkinci Cumhuriyet. Liberal gelenekten gelen yazarlar bunu sürdürüyordu. Ve statükoyu temsil eden Kemalist solcu çevreler de, bu tartışmayı küçümserler ve “hainlik” olarak tanımlarlardı. Oysa Cemal Süreya Papirüs’ün 1966’dan sonraki ikinci döneminde, kendisini “İkinci Cumhuriyetçi” olarak ilan eder neredeyse. Çünkü 27 Mayısçılar, ikinci bir cumhuriyet kurduklarını savunur. Darbe ile gelen Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in, bunu destekleyen basın açıklaması vardır. O günkü gazetelerde yazılıdır bu. Kitapta delilleri ile uzun uzun girdim bu konuya. 1960’larda tartışılan “İkinci Cumhuriyet”, bütünüyle darbe destekçiliğidir. 90’lardaki tartışmalar ile hiçbir ilgisi yok. Süreya, Papirüs’ün Haziran 1966 tarihli ikinci döneminin ilk sayısında, “Tarihsel Kötümserlik” başlıklı bir yazı yayınlar. Yazıda, “İkinci Cumhuriyet” meselesine girer. 27 Mayıs’ın hastalıklı ruhunun izlerini taşıyan bir yazıdır bu. Meseleyi daha da açayım. Meşhur Türk milliyetçisi ve muhafazakâr, sağcı bir gazetede uzun süre köşe yazarlığı yapan İsmet Giritli’nin -ki kendisi 27 Mayısçıların Anayasa Komisyonu’na seçilmiş bir isimdir- “27 Mayıs’tan 2. Cumhuriyet’e” isimli bir kitabı yayınlanır o günlerde. Gazetelerde, Nihat Sami Banarlı dâhil, bildiğimiz çoğu isim, bu “2. Cumhuriyet” kavramsallaştırmasını olumlar. Olumlanan aslında, 27 Mayıs’tır. Gerisi hikaye…

Günümüz şiirinin Kürt meselesi konusunda mesafeli bir tutum aldığını da iddia ediyorsunuz. Bejan Matur üzerine olan yazınızda söylüyorsunuz bunu.

Son yıllara kadar hemen hemen böyle idi. Oysa ülkenin bir bölgesi 30 yıldır ateş topu halinde yanıyor. O ateş topuna değen başka çocuklar da, ateşi Türkiye’nin başka bölgelerindeki annelerin ellerine bırakıyordu. Günümüz şiiri bu durumu görmedi. Mesafeli kaldı. Oysa bu topraklarda şiirin tarihsel bir işlevi var ve biz bu işlevi son 30 yıldır hakkı ile yerine getiremedik. Vicdani bir yerden yakalayamadık meseleyi. Kürt kökenli şairlerin, kimi zaman politik bir dile evrilip buharlaşan ve estetik yoksunluğa uğrayan metinleri bir yana bizler, yani Türkler, çoğunluk olanlar, istikamet tayın edici olamadık. Şimdi mesele bağlamında şiirler yazılıyor; ama Türkiye’de artık bazı şeyleri konuşmak çok kolaylaştı. Bu, bir bakıma, sadece Kürt meselesi sorunu değil. Toplumsal birçok meselede insiyatif almak gerekiyor. Çoğunluk olarak bizler, bu konuda bu güne kadar sorumluluk almalıydık.

Pek bilmediğimiz bir konu olarak Cahit Zarifoğlu’nun dergiciliğini konu edinmişsiniz bir yazınızda. Biraz bu konuyu açabilir miyiz?

Ben gerek Rasim Bey ve gerekse arkadaşları olarak Zarifoğlu ve Erdem Bayazıt’ın pozisyonlarını çok önemsiyorum. Rasim Bey bir açıklamasında, Maraş Lisesi’nde okurken yazdıkları ürünlerini yayınlayacak İslami dergi bulamadıklarından bahsetmişti. Çünkü modern öykü ve şiir yazmaktadırlar. Mevcut İslami dergiler ise, bu anlamda geleneksel anlayışın ötesine henüz geçememişlerdir. Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’in hemen arkasından gelen çok işlevsel bir ara kuşaktır bu isimler. Daha Maraş Lisesi’nde iken (1950’lerin ikinci yarısı) Pakdil’in bir ara çıkardığı Hamle Dergisi’ni yeniden yayınlamaya başlarlar. Ayrıca Maraş’taki birçok yerel gazetenin kültür-sanat sayfalarında onların isimleri vardır. Zarifoğlu 1962’de Maraş’ta “Açı” isimli bir dergi çıkartır. Sonra bu ekibin İstanbul’da “Diriliş Dergisi” etrafından toplandığını görürüz. Ardından Ankara’da “Edebiyat Dergisi”nde. Edebiyat’tan ayrılıp Mavera’yı kurarlar. Ben Cahit Bey üzerinden, 1950’lerden 1980’lere kadar İslamcı kuşakların dergiler etrafındaki yapılanmalarını incelemeye çalıştım. Çünkü İslamcılık, Türkiye’de edebiyat dergileri etrafından da okunmaya müsait bir hareket.

Kitabın bir diğer makalesinde de, 1970’lerdeki Erdem Bayazıt’ı inceledim. 70’ler biliyorsunuz, sosyalist gerçekçi akımın yoğun tahakkümünün olduğu yıllar. Erdem Bey bana göre burada, Türk şiirine istikamet verici bir rol oynuyor. Toplumcu söyleme müdahale edip, yerli ve İslami bir dil üretiyor orada. Tabi sol, Nurettin Topçu’yu fark edemediği gibi, Bayazıt’ı da fark edemeyerek toplumsal yabancılaşmasını derinleştirmiştir. Bu yazımda 1970’lerin poetik ortamı ile Erdem Bayazıt’ın pozisyonunu karşılaştırdım. Kitapta başka metinler de var. Mesela bir yazıda Bayram Balcı isimli Alevi bir şair arkadaş üzerinden, şiirine yansıyan ortodoksi ve heterodoksi arasındaki gerilimi çözümlemeye çalıştım. Yine sol gelenek içerisinde yer alan ve ürünlerini bu dergilerde yayınlayan Şinasi Tepe isimli bir şairin, resmi tarih ile hesaplaşma arayışını ve günümüz şiirine yeni bir pencere açması bakımından, ekoloji ile kurduğu derin ilişkiyi okumaya çalıştım…

“Modern Türk Şiirinde Bellek Arayışı” için “edebiyat sosyolojisinin alanından konuşuyor” diyebilir miyiz?

Ben, sosyolojik karşılığı eksik kalan bir metin çözümlemesinin yetersizliğine inanıyorum. Özellikle Türkiye gibi çok dinamik toplumlarda bu mesele bence önemli. Edebiyat metninin, şiirin ülke ile ülkenin tarihi, siyaseti ve sosyoloji ile kurduğu ilişkiyi çözümlemeden yapılacak poetik kazıların çok yüzeysel kaldığını düşünüyorum. Mesela II. Yeni ile Demokrat Parti siyasetinin ve 1950 sonrasının hızla kentleşme çabasındaki Türkiye’sinin ilişkisini görememek, II. Yeni’yi tam anlayamamak olur. Kitap boyunca da, ele aldığım 6 ismin şiiri üzerinden bir bakıma Türkiye’nin temel meselelerine girmeye çalıştım. Yani İslamcılık, Kürt meselesi, Alevilik meselesi, resmi tarih ile yüzleşme meselesi, darbecilik ile hesaplaşma meselesi gibi, ülkemizin ana çatışma alanlarının şiirimiz ile ilişkisini çözümlemeye yöneldim bu yüzden.

 

Dursun Ali Sazkaya konuştu

Güncelleme Tarihi: 23 Mayıs 2016, 14:52
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13