banner17

Bu online sözlük Türk - Arap dünyasına hediye

Onlinearabic.com sitesi, açıldığından bugüne geliştirdiği ve paralı olarak sattığı online sözlüğünü Android platformuna taşıdı. Onlinearabic.com’un kurucularından İhsan Dinç, sitenin serencamı ve sözlüğün mahiyeti hakkında Mehmet Erken'in sorularını yanıtladı.

Bu online sözlük Türk - Arap dünyasına hediye

onlinearabic.net, Türkiye’de internete girip de Arapça ile ilgili arama yapan insanların neredeyse hepsinin bir şekilde uğradığı bir site. 2003 yılında açılan site, bu alanın ilklerinden biri. Forum kısmı, online ders imkanları, sesli ve görüntülü arşivi ve sözlüğü ile zaman içinde büyük bir gelişme kaydeden site, bu alanın ilgilileri için de önemli bir arşiv hizmetini yerine getiriyor.

Geçtiğimiz günlerde onlinearabic.com sitesi, açıldığından bugüne geliştirdiği ve paralı olarak sattığı online sözlüğünü Android platformuna taşıdı. Android platformundaki bu sözlük, Türk- Arap dünyasına bir hediye olarak, ücretsiz olarak indirilebilir durumda.

Bu sevindirici gelişmeyi fırsat bilerek onlinearabic.com’un kurucularından İhsan Dinç ile bir röportaj gerçekleştirdik, sitenin serencamını ve sözlüğün mahiyetini dinledik.

İhsan Dinç, Almanya’ya göçen bir aileden geliyor. Türkiye’ye imam hatip okumaya gelmiş ve sonrasında İstanbul Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olmuş. 2003 yılında arkadaşları ile beraber kurdukları onlinearabic.com adresini işletiyor. Kendisiyle yaptığımız söyleşi sitenin serencamı kadar, Arapça talebelerine de faydalı olacak pek çok bilgi içeriyor.

2003 yılında hangi ihtiyaçla kurdunuz bu siteyi?

Eskiden beri aklımda tuttuğum bir söz var: “Her hakikat dimağlarda nazlı bir hayal gibi doğar.” Bu çok önemli bir nokta. Bunu hep gençlere de anlatıyorum. Yani bundan 150 yıl önce, “gök yüzünde uçan bir teneke olacak, içinde de 100 insan olacak” deseler atma derdin. Şimdi, artık bu kanıksanmış, doğal bir şey. İleriye dönük bu parolayı unutmamak gerekiyor ki duraksamayalım.

Biz İstanbul Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden 1997 yılında mezun olduk. Mezun olduktan sonra hem milliyetçi -ama kafatasçı milliyetçi değil, ülkeyi düşünen milliyetçi- olarak dedik ki “Türkiye’nin bir kabusu. İnsanlar okullardan mezun oluyor ama alanının dışında çalışıyor.” Dedim ki, buradan mezun olduktan sonra Rabbim bu mezuniyetimi bana, bu millete bu alanda hizmet edeceğim bir alanda kullanmayı nasib etsin. O zamanlarda Arapça ile ilgili iş yok. Ve ne yapabilirim ne edebilirim diye düşündüm. Tabi Türkiye’de o zamanlarda bazı online siteler vardı, veezygo gibi şeyler vardı ama biz Almanya’dan takip ediyorduk siteleri. Bu temel üzerinde bir Arapça site açalım ve dil eğitimi olsun dedik. Ama adı ne olsun? İlginç bir şey olsun dedik. Bizim bölümden mezun arkadaşlar bir araya geldik. Dedik ki arkadaşlar alanımızla alakalı bir site açalım ve burada Arapça eğitimi verelim. Ama bunun bir altyapısını kuralım fakat bir isim lazım, ne olabilir? Dedim ki bu biraz internet çağrışımı da yapsın, uluslararası da olsun. Onlinearabic ismi öyle ortaya çıktı.

İlk başladığınızda neler vardı sitenizde?

İlk açtığımız bölüm forum bölümümüzdür ama o zaman Arapça yazılamıyor sitede, karakter bozukluğu var. Ve nasıl olur, ne olacak diye uzun araştırmalar yaptık. Avrupa bu konuda iyiydi. Çok dili destekleyen scriptler falan mevcuttu ve onu çözdük. Muhtemelen Türkiye’de ilk Arapça yazılan forum bizimdir. O datalar hâlâ durur, anı olarak. O çok eski bir forum altyapısıydı.

Forum spesifik bir forum olarak kuruldu. O nedenle konu dışındaki yorumlara izin verilmedi hiç, hemen siliniyordu. Sadece Arapça ile ilgili sorular olacak dedik. Şu an 2015’deyiz. Muhtemelen Arapça ile ilgili konuşulmamış konu kalmamıştır forumda. Milyonlarca soru cevap oluştu. Öyle anılar yaşadık ki, insanlar burada kendilerini olgunlaştırmış, bölüm bitirmiş, bize anı olarak mail atıyorlar. Buna benzer çok şey yaşadık.

Tabi forumu oluşturduk ama malum dil eğitimi Türkiye’de bir problemdi, gerek imam hatip liselerinde, gerek ilahiyat fakültelerinde. Şimdi profesör olan o zamanki hocalarımız da o zaman ibtidai dönemlerindeydi. Ne öğrenmişse o kadarını verecek durumdaydılar. Biz dedik ki “böyle olmayacak, bizim Arap’ın ağzını duymamız lazım.” Bu dil duymadan öğrenilmez. Bu alanda farklı müfredatlar geliştiriyorlar. Ne gibi? Konuşmaya yönelik Arapça öğrenimi gibi. Günlük hayat ile ilgili, yani tamamen kitabi olmayacak. Ama bu konuda uzman, dersi anlatabilen hocalar olmak zorunda dedik. Ve o zamanlarda Mahmut Soliman ve Ahmet Çikov isminde birisi Suriyeli birisi Mısırlı iki kişiyle konuştuk, fikrimizi anlattık. Beraberce oturduk, bir müfredat oluşturduk. Gelin- kaynana ilişkisinden, Galatasaray - Fenerbahçe'ye, milli bayramlara kadar pek çok konuyu içeren başlıkları çıkardık. Çünkü insanlar bunu konuşuyorlar. Bunu tamamlayıp yayına aldığımızda, imam hatiplerde yüzlerce hoca var ama çoğu pek konuşmazdı derslerde. Bizim bu derslerimiz öğrencilerden çok hocalara hitap etti en başta. Çünkü en basitten başlayarak anlatıyorduk ve Arapça anlatıyorduk. Bazı hocalar da bizim derslerimizi dinleyip kendi derslerinde uyguluyorlardı. Öğrenciler derste anlatırken hocayı konuşurken görmediklerinde, o fonetiği ve dilin sesini pek yansıtamıyorlar malum. Bu derslerimizi ilk başta hocalar dinlemeye başladı ve cesaretleri oldu, güvenleri yerine geldi. Belki 1000’lerce insan ders aldı. Çok derinlemesine konuşmasına gerek yok tabi ki. Siyaset konuşulmazsa da, ekonomi konuşulmazsa da basit şeyleri konuşmak mümkün yani, ama bizdeki önyargılar nedeniyle insanlar bunu yapamıyorlardı.

Bunun dışında ne yapmamız lazım? Lehçe. Daha Suriye savaşı başlamamıştı. Dedik ki, kabul etmemiz gereken çok önemli bir şey var, o da lehçe. Biz aynı derslerin tamamını Suriye lehçesi olarak hazırladık. Bu dersler de çok ilgi gördü. Türk Silahlı Kuvvetleri'nden, polis teşkilatından, Dışişleri Bakanlığı'ndan personeller ciddi ilgi gösterdiler bu programa. Şaşırdık. Çünkü hayatın içinde kullanılan bir dil bu. Kısmen de üniversitelerden kişiler ama tabi yine akademisyenler bize pek teveccüh göstermediler, her zamanki gibi. Bu da üzücü bir durum.

Sonrasında dedik ki YDS diye bir şey var. İnsanlar bu konuda bir yeterliliği haiz olmak istiyor. Pek çok kişi, iyi derecede Arapça biliyor ama YDS’de başarısız. Şöyle örnek vereyim, bizim Türkçe bilip KPSS sınavında az net çıkarmamız söz konusu, bu bizim Türkçe bilmediğimiz anlamına gelmiyor. Ne yapmak lazım? Hangi kategorilerde sorular var, bunlar nasıl çözülür? Bu gibi yöntemleri öğrenmek gerekiyor. Biz de araştırdık, taradık, bu konuda kim uzman diye. Şimdi maalesef insanların, birbirlerinin başarılarını örtmek gibi bir hastalığı var. Başkasını övmüyorlar, arkadaşlarını önermiyorlar. Biz de araştırıyoruz, Türkiye sathında kendini yetiştirmiş kimler var diye. Gazi Üniversitesi Arapça Bölümü'nden İbrahim Özay hoca ile tanıştık. Aramızda bir muhabbet hasıl oldu. Fikrimizi açtık, kendisinin bu konuda mahir olduğunu gördük. Diğer online derslerimizi gösterdik ve YDS konusunda da benzer bir şey yapmak istediğimizi dile getirdik. Anlaştık. Kendisiyle oturduk, müfredat hazırladık. Yine binlerce kişiye YDS konusunda ders verdik ve başarılı olmasına imkan sağladık.

Binlerce anımız var ama bir tanesini anlatayım müsadenizle. Mustafa isimli bir arkadaşımız var, bundan 6 sene evvel arıyor bizi. Biz her gün binlerce insanla konuştuğumuz için artık telefondan anlıyoruz kimin ne istediğini az çok. Mustafa kardeş aradı, dedi ki “Ben Arapça öğrenmek istiyorum.” Dedim ki “Niye?” “Hocam ben Kestanepazarı İHL’de okuyorum. Arapçamı ilerletmek istiyorum.” Dedim ki “İmam hatipde öğrenemiyor musun?” Dedi ki “olmuyor.” Anladım arkadaşın samimiyetini, gel konuşalım Skype’dan dedim. Tanıştık. Önce Türkçesini ölçtüm. Çünkü Türkiye’de dil öğrenilememesinin en önemli nedenlerinden bir tanesi Türkçe’nin gramatik yapısının bilinmemesi. Avrupalılar çok dilli de Türkler bir tane dili öğrenemiyor. Avrupalılar çok zeki de Türkler geri zekalı mı? Bakın Almanlar anaokulundan itibaren anadilin gramerini o kadar iyi veriyorlar ki, başka bir dili öğrenirken de karşılaştırmalar kurarak öğrenci hızlıca öğrenebiliyor. Ama bizde Türkçe en önemsiz ders. Niye? Şu mantık var bizde, Türküz, Türkçe konuşuyoruz. E neden öğrenelim? İyelik eki nedir, tümce nedir? Bunları bilmezseniz eğer, problem, başka bir dil öğreneceğiniz zaman ortaya çıkıyor. O zaman ezber moduna geçiyor ve başarısız oluyoruz.

Hülasa, Mustafa'ya dedim ki “bir Türkçe dil bilgisi kitabı oku. Bu dili bir anla.” Sonrasında Arapça ile ilgili bir yol haritası yaptık. Ama dedim ki “beni dinleyeceksin.” “Tamam” dedi. 1 senenin sonunda, o zaman KPDS’ye girdi, 75 aldı. Son YDS’den 83 aldı. Mustafa hiç Arap ülkesine gitmedi, ama çok iyi Arapça konuşuyor. Bizim bütün gençlerimiz böyle zeki. Ama gerektiği gibi işleyemiyoruz maalesef.

Şimdi dil öğreniminde 1- Hedef önemli. Neden öğreniyorsun? 2- Hedefe giden yol haritası önemli. Bunlar olmazsa, sağa vurursunuz, sola vurursunuz, savrulursunuz ve bırakırsınız. Bir çoğu da ket vurur kendi kendisine “ben de yetenek yok” diyerek ve bırakır. Ve yine bizim Türk insanında şöyle bir mantık vardır: “Ben matematikçiyim, dilci değilim” ama bence bu İslam akaidine ters. Niye? Allahu Teala diyor ki canlılar arasında ben bir tek insana konuşma yeteneği verdim. Nedir? Simültane tercüme yapamazsın, tamam. Ama bir dili konuşmayı herkes yapar yani. Ama matematikçiyim diyerek dile önyargılı davranıyorlar. Ama bence yine dile önyargılı davranmasında Türkçe’yi iyi bilmemek yatıyor. Bunun bir kanıtı da şu. Yurt dışından gelen yabancılar var, yani Türk olup yurt dışında yaşayanlar. Bunlar ilahiyatlarda dil öğrenemiyorlar. Çünkü Türkçe bozuk. Eğer Almanca anlatılmış olsaydı çok daha farklı olurdu onlar için.

Şimdi bizim Mustafa’dan başladık, buna benzer örnekler var ama bu YDS derslerinden sonra bir de baktık ki açık öğretim ilahiyat dersleri var. Burada temel gramatik bilgiler öğretiliyor genelde. Bu kadar basit konuları bile bizim insanımızın yapamıyor olması da yine benzer problemlerden kaynaklanıyordu. Ve bu da bir ihtiyaçtı. Sonuçta binlerce insan Açık Öğretim Fakültesi'nde öğretim görüyor. Seneleri zayi olmasın diye düşündük. Temelde hedefimiz şu, biz bunlara dil bilimci mantığı ile dili öğretelim. Mesela imam hatiplerde derse giriyorsunuz, hoca harf-i cerleri anlatıyor. Hocaya soruyorsunuz harf-i cer nedir diye. Diyor ki “car- mecrur oğlum” Bu cevaptan sonra bakıyorsunuz, 1 sorunuz vardı, 3 soru oldu. Biz öğretim yaparken, Türkçe mantığını kullanarak, bu mantığa aktarmalı bir şekilde öğretme yolunu tercih ettik. Harf-i cer’e mesela ön ek denir. Harf-i cer tanımını kullan, ama öğrenci mantığını bir anlasın önce. Halil İbrahim Çay arkadaşımız bu dersleri veriyor ve bu mantıkla anlattığı için binlerce insan ilk senede döneminde mezun olabilmenin mutluluğunu yaşıyor. Bunlarla alakalı mailler bölümünde gelen yüzlerce mail var. “Hiç Arapça bilmiyordum, sadece Kur’an okumasını biliyordum. Bu kadar mı rahat olur?” diyorlar. Bizim temel mantığımız şuydu, sevdirebilirsek, devam etmelerini de sağlayabiliriz. Ve bu sayede Arapçasını ilerletip Kur’an kursu öğretmeni olan var, ders veren var veya iki gözü iki çeşme ağlayıp bize “siz farkında değilsiniz ama benim hayatımı şekillendirmemde çok büyük katkınız var” diyen pek çok insan oldu. Bu mailler ve tepkiler bizi bu projede ayakta tuttu tabi.

Sonra, grameri öğrenen bu insanlar için yollar düşündük. Çünkü gramatik hemen unutulur, kalıcı olması lazım. Kalıcı olması için kullanacaksın. Bu noktada tercüme dersleri başlattık. Üst seviye değil tabi ki ama orta ve alt seviye için. Musa Yıldız hoca ile başladı bu derslerimiz. Hikaye çözümlü Arapça dersleri verdi kendisi. İnsanlar asıl terakkiyi orada yaşıyorlar. Çünkü gramatik konular bir matematik formülüne benzer. Onları öğrenirsin. Asker teçhizatını aldı, artık hazırsın. Onları okuyorsun ve gramatik konular pekişiyor, kelime öğreniliyor, cümle kurgulama öğreniliyor. Ve diyoruz ki bundan sonra 40 kitabı bu minval üzere okuyacaksın. Kitabın başına satın aldığın tarihi ve sonuna da bitirdiğin tarihi yazmayı da ihmal etmiyorsun. Ve bu yöntemlerimizi deneyen pek çok insan kısa zamanda fevkalade ilerleme sağladı.

Bundan sonra tabi ki ilerlemeye devam. Haber çevirileri gibi. Bunlarda daha ziyade yorumlar var. Bunlar için, bu metinleri anlamak için temel noktalardan biri bağlaçlar. “Arapça’da Bağlaçlar Ve Yapılar” adlı bir kitap var Prof. Dr. Hüseyin Yazıcı’nın. Bunu çalışacağız. Ama öğrenciler nasıl çalışacaklarını bilmiyorlar. Açıyor kitabı, bakıyor, diyor ki “hmm bağlaç var, kelime var, tercümesi de bu.” Şimdi bu hiçbir şeye yaramaz. Çünkü zihin burada karşılaştırmalı çalışma yapmıyor. Kişinin kendisini zorlaması gerekiyor. Zorladığı zaman kendisindeki potansiyel bir anda açığa çıkıyor. Diğer türlü, cebinde parası olup da kullanamayan birisine benziyorsun. Şimdi bağlaçlara şöyle çalışın diyoruz. 800 tane bağlaç var. Bu 800 bağlacı sure ezberler gibi ezberleyemezsin. Günde 20 sayfanın altına düşmeyeceksin. 20 günde bitireceksin bu kitabı. Şöyle çalışıyorsun. Bağlaç ve anlamı veriliyor. Hemen altında bir cümle yazıyorsun. Özellikle bizim sözlüğümüzü kullanmalarını tavsiye ediyoruz, ona da geleceğim. Sözlüğü kullanarak burada verilen örneği tercüme et. İster tam tercüme et, ister yarım tercüme et ama anladığın şeyi yaz. Çünkü zihin kolaya kaçmayı seviyor. Çünkü zihin bakıyor çeviriye, “ben yaklaşık bunu kastettim” diyor. Zor bir cümle ise de, “zaten zordu” diyor. Burada zihin, neden yapamadığını anlayamıyor. Dolayısıyla bir çözüm de üretemiyor ve ilerleyemiyor. Sen Türkçesini yazıyorsun ve sonra var olan tercüme ile karşılaştırıyorsun. Sonrasında bakıyorsun, “neden yapamadım” diyorsun. Biz genelde eş anlamlı kelimeleri bulamıyoruz, kolay hatırlayamıyoruz. Sözlükteki ilk anlamı aklımıza geliyor ve diğer manaları düşünmüyoruz. Tercüme için zihni zorladıkça bu noktada da yani insan kendi dilinde de aşama katediyor, eş anlamları daha rahat hatırlıyor, zihni kıvrak çalışabiliyor. Bu, zihne öğretilir.

Bunun dışında, modern metinlerde kelime kelime anlam vermenin yanında mutlaka terimsel sorgulamalara da bakmak gerekiyor. Çünkü kelimeler kadar, kelime grupları da farklı manalar kazanıyorlar. Bunun pratiğini yaptıkça terimsel mana verme kudretin de artıyor. Son olarak cümleleri kontrol ettikçe, anlam bozukluklarımızı da anlıyoruz. Yani insan bir tercümede 3 kritik analiz yapıyor. Böylece zihninin bu alanda yetisini artırıyor. Şimdi yine örneklere bakan insanlar, bir bağlacın altında 15 tane örnek varsa, “bunların üçünü yapsam yeter” diyor. Böyle yapınca, o üç anlama sıkışıp kalıyor insanlar. Halbuki kelimelerin, bağlaçların manaları geniş. Bunların örneklerini çözmezse kişi, o mana esnekliğini de yakalayamıyor. Eğer siz bahsettiğimiz şekilde çalışırsanız, zihin tutar. Bu noktada eminiz. Bunun da ötesinde, her bağlacın tercümesiyle beraber bir de o bağlaçla bir cümle yaz. Bu minval üzerine çalışan adam haberleri okuduğunda sarf-nahiv olarak yaklaşamıyor metinlere. Bir Türkçe gibi yaklaşıyor. Bir Türkçe metinle karşılaştığımızda ne yapıyoruz? Önce onun konusuna bakıyoruz. Ticaret metni mi, siyaset metni mi….vs diye. Metnin örneğin siyaset ile ilgili olduğunu anlayınca, zihin o şekilde yaklaşıyor. Ve bağlaçlardan sonra artık YDS derslerini alabilecek seviyeye ulaşmış oluyor öğrenci. Bu silsileyi uygulayan öğrencilerin 70-80-90 alması hiç şaşırtıcı değil.

Baştan sona Arapça ile ilgili bütün seviyelerde ders verir hale geldiniz zaman içinde. Tabi forum devam ediyor, kullanıma açtığınız görsel ve sesli arşiviniz var, çok ciddi bir arşiv. Yani bir Arapça öğrencisi, başından sonuna kadar ihtiyaç duyacağı pek çok dökümanı sitenizde bulabililyor. Bütün dersler online değil mi? Bunu yüz yüze hale getirmeyi düşünmediniz mi?

Yüz yüze yapmak sıkıntılı maalesef. Saatler tutmuyor, yetişemeyen oluyor, şu oluyor bu oluyor. Biraz dakiklik sıkıntımız var maalesef. O nedenle eşzamanlı canlı dersler formatına geçmedik hiç. Streaming tarzı dediğimiz, öğrencinin istediği vakitte istediği şekilde izleyebileceği şekilde dersler siteye yükleniyor. Öğrencinin sorusu olursa hocaya gidiyor sorular. Hocalar da cevaplıyor.

Bir sınıf ortamına geçmek durumunuz olmadı yani?

Yok. Yalnız bizde canlı konuşma derslerimiz var. Bir takvim var. Oradan saat ve hoca seçiyor, Erkek veya hanım hoca seçebiliyor. Konu seçiyor. Siyaset, geyik, vs... O belirtilen saatte skype’a geçiyor ve hocayla ders yapıyor. Bu, bireye açıktı daha önce. Ama bu saat probleminden ötürü sıkıntılar yaşadık çok fazla. Şimdi artık sadece kurumsal olarak firmalara hizmet veriyoruz. Bireye açık değil bu sistem. Farklı firmalar elemanlarına Arapça pratik dersleri ayarlamak istiyor, yurt dışına göndermek yerine. O firmalar elemanlarına ders satın alıyorlar. Çalışanlar da akşamları geçiyorlar ve konuşuyorlar hocalarımızla.

Sözlük meselesine geleyim hocam. Türkçe’de çok az sözlük mevcut: Türkçe’den Arapça’ya, Arapça’dan Türkçe’ye. En meşhuru Serdar Mutçalı’nın sözlüğü malum. Online Türkçe sözlük olarak sizden başkasını ben bilmiyorum. Bu sözlük meselesini detaylıca anlatsanız…

Sözlük işine neden başladık? Bu sözlük ihtiyacını öğrencilik yıllarında sürekli duyardık. Güncel bir sözlüğe sürekli ihtyiaç vardı. Bu sebeple de biz ilk siteyi açtığımızda, dedik ki bir sözlük sitesi açalım. İnsanlar aradığını bulsun, aramadığı da bize gelsin. İlk başta 5000 kelime ile başladık. Tabi insanlar girdiklerinde çoğu kelimeyi bulamıyorlardı ve bulamadıkları kelimeler bize düşüyordu. Aynı çağda, aynı dönemde, Mehmet’in aradığı kelime muhakkak İhsan’a, Ahmet’e lazım oluyor. Dolayısıyla ben Mehmet’in aradığı kelimenin manasını girince, diğer insanlar bu kelimeleri bulur hale geldiler. Şimdi her geçen gün arayanlar da çoğalınca, binlerce kelime, malzeme, hatta daha doğrusu done elimize düştü. Biz de bunları girmeye başladık.

Ancak şu sıkıntı oldu; bazen öyle bir isimler geliyor ki bunun karşılığını bulmak güç. Hele hele o dönemlerde. Muhakkak o ülkede ve o alanda uğraşıyor olmak lazım. Biz de arşivimizi karıştırdık. Sitemizde bir sistem kurduk ve Arapça konusunda mahir olan arkadaşları bu sisteme dahil ettik. Yaklaşık 150 arkadaş vardı bu sistemde. Biz bu arkadaşlara günlük 20-25 kelime gönderiyoruz. Bize gelen ve bizim anlamını bulamadığımız kelimeleri. Bu arkadaşlar birbirlerini tanımayan insanlar. 20 kelime gönderiyoruz. Bunların anlamlarını soruyorduk ve bize dönüyor kelimeler. Şimdi birbirinden farklı insanlara aynı kelimeleri gönderdiğinizde örneğin 30-40 tanesi bir kelime için aynı anlamı veriyorsa, biz doğru kabul ettik bu anlamı. Ve böylece çok farklı ülkelerde ve Türkiye’de çok farklı illerde bulunan Arapça konusunda uzman kişilerin kontrolünden geçen bir sözlük oluşmuş oldu. Böylece doğruya en yakın anlamları verebilir olduk. Bu her geçen gün büyüdü. Hocalarımız da her geçen gün yeni yeni kelimelerle tanışmış oluyordu. Zannederim 2 senenin sonunda 50.000 kelimeye ulaştık. Dedik ki teknolojiyi eğitim konusunda akıllı ve mantıklı kullanabilmek ne kadar da önemliymiş. Yani 13 yıl evvel olan olaydan bahsediyorum. Ve her geçen gün 1000-2000-5000 kelime artmaya başladı. Ve şu an itibariyle 348.000 kelimeye ulaştık.

Demin bahsettiğim gibi, insanların eş anlamlı kelimeleri hatırlayamamasını da düşünerek, kelimelerin mümkün olduğunca eş anlamlarını da ekledik. Bu manada Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünü taradık ve eş anlamlarını girdik. Yani insanlar bir çırpıda çok özgün manaları görür hale geldiler, çok zengin bir materyale ulaşma imkanına ulaştılar. Bu eklemelerimiz halen de devam ediyor.

Bunun yanında, Arapça’da çoğullar bir meseledir. Türkçe gibi kalem, kalemler şeklinde çoğul olmaz. Kuralsız çoğulları biz ayrı kelimeler olarak tanımladık. Bu nedenle biz kelimeleri, ismi yazan kişinin her türlü çoğula erişmesini sağlayacak şekilde yazdık. Yani sözlükte kuralsız çoğul kipinde arama yapma imkanınız da mevcut. Kitâbî sözlüklerde kırık çoğulları bulmak için kişinin kökü bulması lazımdır. Kökü bulamazsa o çoğulun hangi kelimenin çoğulu olduğunu da bulamaz. Fakat bu sözlükte biz tüm kuralsız/kırık çoğulları ayrı kelimeler olarak tanımladığımız için rahatlıkla bulabiliyorlar. Şimdi bu sözlüğün, insanların mütekamilen gelişmesine de yardımcı olacağını ümid ediyoruz. Çünkü kelimenin farklı manalarını görebiliyor, onunla ilgili terim ve deyimleri de görebiliyor.

Sözlüğün bir diğer güzel yanı, hem harekeli hem harekesiz olarak aramaya imkan vermekte. Harekesiz aradığınızda, harf grubunun farklı harekelerle ne manaya gelebileceğini de gösteriyor. Ve bu sözlüğün sürekli gereksinimlere binaen gelişmesi, bir diğer güzelliği. Bu manada da pek çok insan sağ olsun teşekkürlerini ilettiler. Tercümanlar teşekkürler etti mesela.

Şimdi bu sözlüğü biz Windows platformunda ücreti mukabilinde yıllardır satıyorduk. Ücretsiz olarak yayınlamak istedik ama maddi kaynak bulamadık. Sonra düşündük, herkeste akıllı telefon var. Biz bunu bu platforma taşıyalım dedik. Ve onlinearabic’in 13. yılı münasebetiyle de bu 13 yıllık birikimimizi, üzerine titreyip ortaya koyduğumuz bu mütekamil sözlüğü Türk-Arap dünyasına armağan edelim istedik. Sözlüğümüz şimdi her gün güncelleniyor. Sürekli yeni kelimeler ekleniyor, sürekli kelimelerde güncellemeler yapılıyor. Bir de internet erişimi az olabilecek insanlar için, bir defa indirildi mi sıkıntı çıkmasın diye, telefona indirildi mi internete ihtiyaç duyulmadan kullanılacak şekilde tasarladık. Çünkü muhatabımız sadece Türkiye’deki insanlar değil, 53 ülkede kullanılıyor bu sözlük. Muhtelif vesilelerle orada bulunan Türkler veya Türkçe öğrenmiş Araplar kullanıyor. Arap ülkelerinde internet biraz daha problemli olduğu için, sözlüğü hem çevrimiçi hem çevrimdışı kullanılabilecek şekilde yaptık. Sözlüğü geliştirirken Türkçe imla kurallarını dikkate alarak girmeye çalıştık. Yanlış aramaları göstermiyoruz örneğin. Farklı fontlar kullanabiliyor insanlar isterlerse. Yani elimizden geldiğince kullanışlı hale getirmeye çalıştık sözlüğümüzü. Bu program şu an Android telefonlarda kullanılabilmekte.

Bizim temel hedeflerimizden bir tanesi de şu ki Arapların Türkçe öğrenmesini, Türklerin Arapça öğrenmesini istiyoruz. Bu iki toplumun kaynaşmasını sağlamaya çalışıyoruz. İnşallah faydalı olur kullanıcılarımız için.

Uygulamamız halihazırda yeni bir uygulama. Daha kendi üyelerimize bile yeni yeni tanıtmaya başladık. İnşallah kullanıcı sayımız belirli bir seviyeye geldikten sonra duyuru kısmı da eklemek istiyoruz uygulamamıza. Yani Arapça ile ilgili güzel çalışmaların duyurusunu yapmayı düşünüyoruz bu uygulama vesilesi ile.

Hocam bu organizasyonu kaç kişi yürütüyorsunuz?

Biz 6 kişiyiz. Hepimiz aynı dönem mezunuyoruz. Ortak ideallerimiz var. Müşterek söze önem veriyoruz. Herkesin fikri kıymetli ama ortak karar en kıymetlisi.

Hocam benim sorularım bitti, sizin eklemek istediğiniz son bir nokta var mıdır?

Dilde istikrar çok önemli. Her gün hedef dil ile iştigal etmek çok önemli. Belirli bir seviyeye geldikten sonra sürekli metin okumak, dinlemek çok önemli. Ama bunun önündeki en büyük engel sözlük açmanın zahmetidir. İnsanlar şu an telefonlarını kullanıyorlar sürekli. Bu sözlüğümüzün, bu metin okumalarında, dinlemelerinde çok faydalı olacağını düşünüyorum.

Hocam çok teşekkürler hem bize vakit ayırdığınız, hem de böyle bir sözlüğü ücretsiz olarak temin etmemizi sağladığınız için...

Ben teşekkür ederim. Faydalı olabildiyse ne mutlu bize…

 

Mehmet Erken konuştu

Güncelleme Tarihi: 22 Mart 2016, 15:41
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner20