Bosna'dan İlham Alarak Çıkan Bir Dergi: Başka

3 dilde yayın yapan Başka dergisini çıkaran Enes Güler, Bilal Yakup ve Ahmet Furkan Demir, Başka dergisinin çıkış serüvenine ve Bosna'ya dair Nevra Neretva'nın sorularını cevapladı.

Bosna'dan İlham Alarak Çıkan Bir Dergi: Başka

Başka dergisinden üç ayrı adam, üç ayrı kafa ile söyleştik bugün... Kelimeleri, kurşun kalemi kalaşnikof sayıp, “Che Guevera Küba'nın olsun, biz sosyalizmi Tito'dan belledik” diyerek kelimelerle Balkanlara eşitlik getirmeye niyet etmiş, cumayı Begova'da kılıp Başkatedralin merdivenlerinde tütün içmeye giden 3 Saraybosna müptelası adam, sisli bir kış günü dertlenir ve postmodernizm silahını dedelerinin 45'lik tabancası sanıp birbirlerine çekerler. “Slav ırkına da müptelayız, Rus ruletine de” diyen bu üç adam üç ayrı mahallede edebiyat mafyalığına soyunur ve Başka macerası baslar. “Neoklasisizm fanteziye ihtiyaçtan mı var oldu, yoksa postmodernizm kara mizahın sofrası mıdır” diyen 3 Saraybosna filintasından Balkan edebiyatına dair inciler dinledik.

Enes Güler, Bilal Yakup ve Ahmet Furkan Demir’in önderliğinde çıkan Başka dergisi birinci yılını kutlarken bizde Başka’nın var oluş sancılarını onların dilinden sizlerle paylaşıyoruz…

Öncelikle dergiyi kim kurdu? Kimin fikriydi bir dergi çıkarmak Saraybosna’da?

Ahmet Furkan: Ben unuttum bile niye kurduk, nasıl kurduk.

Bilal: Sisin şehrin üzerinden kalkmadığı, termometrelerin -20 dereceleri bulduğu günlerde Saraybosna’da sıkılan bir ekip vardı, ekşi sözlük misali bir sözlük kurulmuştu ve kimse kimsenin kimliğini bilmiyordu. Evvela oradaki edebiyatsever arkadaşlarla gizliden buluşmaya başladık ama tabi güya kimlikler gizli kalacak sözlük kuralı olarak, bir yandan da edebiyatçı arkadaşlar olarak tanışmak, bir iş yapmak istiyoruz. Çünkü şehirde sis var.  Belki bilirsiniz buraya sis indi mi ne zaman kalkar Allah bilir bir tek. O yıl üç ay sürmüştü. Artık öyle bunalmıştık ki yurttan kaçıp arkadaşların evlerinde toplanarak edebiyat konuşuyorduk. O toplantılardan birinde sözlüğün de başında olan Enes’e bir dergi çıkaralım dedim, kabul etti. Tabi o vakitler Başka değil çıkaracağımız dergi; okul çapında çıkmakta olan zaten bir dergi var, adı Sivrisinek, hani onu yeniden çıkaralım falan diye planlar yapıyoruz; maksat sis kalkana kadar iş çıksın. (gülüyorlar)

Ahmet Furkan: Benimkisi biraz farklı. Benim daha önce de bir dergi girişimim oldu, bir ekip de toparladım ama bir şekilde olmadı. Her ilk iş gibi hüsranı sinemize çektik, ama her deneme yeni güzel bir iş için yarına katık edeceğin bir tecrübe…

Enes: Halihazırda yazı çizi işleri ile uğraşıyorduk, tasarımdan da az çok anlıyorduk. Bosna özelinde Balkanlara dair “dışarıdan” yazıp çizen, fikir beyan eden kişileri ve onların işlerini gördükçe, bu işi aslında bizim yapmamız gerektiğini, çünkü “dışarıdan” yazanlara karşı “içeride” olan bizlerin çok daha zengin perspektifi olduğunu fark etmiştik. Ve artık beklemek için sabrımız kalmamıştı.

Neden fanzin değil de dergi çıkarmayı tercih ettiniz?

Bilal: Fanzin fazla derleme oluyor, biz daha çok biz yazalım çizelim istedik. Daha bizden ve orijinal yazılar olsun.

Enes: Bizim hiçbir şeyimiz planlı olmadı, bu yüzden başka bir dergi çıktı ortaya...

O zaman tam bir Bosna hikayesi bu iş…

Enes: Aslına bakarsan birbirimizden habersiz hepimizin bir dergi çıkarma hayali varmış. Ya rakip olacaktık ya da ekip… Ekip olmayı tercih ettik. Evet, aynen dediğin gibi tam bir Bosna hikayesi…

Başka dergisinin de ilaveten fanzin çıkarma durumu var mı? Hani dergiye sığmayan yazılar olduğunu duyduk?

Enes: 100 sayfalık bir dergiden bahsediyoruz; artı 3 dilde çıkan bir dergi, hatta bazen 4 dilde çıkıyoruz. Ama buna rağmen bazen çok beğendiğimiz yazıları elemek zorunda kalıyoruz fakat bir fanzin planımız yok henüz.

Günlük yaşamınızdan mı etkilenip üç dilde dergi çıkardınız?

Enes: Şairin de dediği gibi en az üç dilde düşünüp rüya göreceksin. (gülüyor)

Bilal: Bu da aslında planlanmış bir şey değildi, hatta 5 dilde yapmayı bile düşünmüştük. Saraybosna’yı çok iyi bilen bir Fransızla tanışmıştık dergi çıkarma aşamasında; sırf onun için Fransızca da eklemeyi düşünmüştük dergiye… ( gülüyorlar) Bir de şu var, Saraybosna’da günlük hayatımızda Türkçe başladığımız cümleye Boşnakça devam edip İngilizce bitirdiğimiz oluyor. Dergide her şey Bosna’dan aldığımız ilhamla oldu…

Enes: Hedef kitlemizi geniş tutmaya çalıştık. Türkiye’de dağıtımı olan bir dergi diye Türkçe, Bosna’da çıkan bir dergi olarak Boşnakça, herkes anlasın diye de İngilizceye yer verdik. Dergide yayınladığımız bir yazının çevirisini koymuyoruz. Böylece dergi kendi içinde tekrara düşmüyor. Bir yandan da meraklısını dil öğrenmeye teşvik etmiş oluyoruz. Bosna’da beş yıl yaşayıp Boşnakça öğrenmeyen arkadaşlarımıza da, sadece İngilizce ile yaşayan dostlara da bir sitem yolluyoruz.

Bilal: Bosna’nın içinden çıkan bir akım olmak istiyoruz… Hem Boşnaklara hem Türklere hitap eden bir isim arıyorduk dergiye. Sonra ‘Başka’yı bulduk. Boşnakça ve Türkçe aynı manaya geliyor. Tek farkı Boşnakça yazılışında ‘ş’ harfinin şapkası var üstünde.

Edebiyata şapka çıkartıyoruz diye bir muhabbet döndü mü aranızda?

Bilal: Edebiyata şapka çıkardık mı bilinmez ama derginin hikâyesi çok ilginçtir, mesela ben evimi Pejton’dan Başcarşıya’ya, StariGrad’a (eski şehre) taşıdım. Şehrin dışında yaşayarak böyle bir dergi çıkarılabileceğine inanmıyordum. Bilirsiniz ki Ilıdza (Ilıca) semti şehrin banliyösüdür. Ve Türk gettosu olmakla anılır. Böyle bir yerde Bosna’nın içinden dergi çıkartıyoruz diyemezdim. Bu konuda beni Enes ikna etti. Enes gerçek hayatın döndüğü, eski Yugoslav yapılarıyla meşhur Novi Grad’ı, Grbavica’yı önermişti ama benim için Saraybosna Stari Grad’tır, Başçarşı’dır.

Enes: Biz aramızda böyle ayrılıyoruz; Stari Gradcılar var, Novi Gradcılar var, Basçarşıcılar var.

Bilal: Hepimizin birbirinden ayrı bir Saraybosna görüşü var. Hepimiz Saraybosna’nın birbirinden ayrı çok farklı bölgelerinde yaşadık, farklı yüzlerini tanıdık. Derginin ilk çıkışı için son bir söz söylemek gerekirse gerçekten çok zorlu oldu, hepimiz istiyorduk, aklımızda, gönlümüzde bir Saraybosna hikâyesi anlatmak, bunları edebiyata dökmek vardı. İlk sayıyı bir aşkla hızlıca hazır ettik ama çıkması tam altı ay sürdü.

Bir işe aşkla giren her insan gibi sizde hiçbir şeyi hesap etmeden yola çıktınız. Matbaa masrafları, dağıtım gibi…

Bilal: İlginç bir şey var ki biz ekipçe manifesto yazılana dek tam olarak dergi ile ne yapacağımızı, neyi hedeflediğimizi bilmiyorduk. Bu konuda net olan hiçbir şey yoktu. Ekibi bir araya getiren manifesto oldu diyebilirim.

Enes: Manifesto öncesi tamamen farklı kafada bir dergiydik.

Bilal: Baktık ne yapacağımızı tam olarak bilmiyoruz ya da dile dökmüyoruz; hepimiz bir diğerinin sesinin çıkmasını bekliyor. Bir manifesto yazılsın diye karar verdik. Fakat uzun bir süre bu yazılmadı. Bir akşam Enes bana mail attı ve manifesto önümdeydi. Şu ana kadar dergi içinde yazılmış en iyi metinlerden birisidir. Manifestoda yazılan her kelime bir şekilde bizim kaderimiz oldu. Orada ne yazılmışsa ister istemez peşinden gittik: http://baskadergi.tumblr.com/manifest

Dergi çıkmadan önce aranızda Türkiye’ye dönmeyi düşünen var mıydı?

Ahmet Furkan: Evet, ben düşünüyordum, ama dergi çıktı ve hâlâ buradayım. (gülüyor)

Enes: Dergi etkili oldu diyelim. Mesela ben derginin ilk sayısı çıktığı sene İstanbul’daydım. Mezun olmuştum ve Bosna dosyası kapandı diye düşünürken, derginin ilk sayısını çıkardığımızda Bosna’ya geri döndüm ve şimdi bir ayağım Bosna’da bir ayağım İstanbul’da yaşıyorum, geleceği Allah bilir.

Balkanlarda edebiyat hakkında neler söylersiniz? Çok iyi edebiyatçı çıkmamış mı hiçbir zaman Balkanlardan zira genelde müzik ya da resim ya da sinema üzerinden Balkanlardan isimler duyuyoruz ülkemizde…

Bilal: Burada hiç edebiyat yapılmamış demek, Bosna-Hersek’i Mostar köprüsünden ibaret düşünmek ve Mostar’ı Saraybosna’da zannetmekten daha kötü bir şey! Hiç olmaz olur mu?

Ahmet Furkan: Bosna’da edebiyat hiç yapılmamış değil tabi ki ama özgünlük meselesini genişçe konuşmak gerek…

Bilal: Dergiyi çıkarma kararı aldığımızda bunun üzerine çok tartışıp araştırdık. Yalnız karşılaştığımız manzara karşısında çok şaşkındık. Çünkü savaş öncesi, yani Yugoslavya döneminde çok zengin ve yoğun bir edebiyat faaliyeti sürerken savaş sonrasında ya belli konular etrafında toplanılmış, yani savaş ya da kendi anadilleri dışında eserler verilmeye başlanmış.

Edebiyatın acıdan beslendiğini inkâr edemeyiz. Türkiye ve İran’da bugün edebiyat çok iyiyse acılarımız besleyip büyütmedi mi edebiyatı? Savaştan beslenmekte haksız mı Bosnalı edebiyatçılar?

Bilal: Edebiyata küsen çok edebiyatçı olmuş savaş sonrası… Kastettiğim şu, mesela Semezdin Mehmedinovic savaş döneminde eser vermeyi bırakmıyor. Edebiyatla direniyor. Ve çok derinlikli eserler vermeyi de başarıyor. Fakat savaş sonrası Amerika’ya taşınıyor. Edebiyatını orda icra ediyor. Buradaki edebiyatını dışardan besliyor.

Enes: Bir önceki soruna dönecek olursam, Balkan edebiyatından bahsetmek o kadar kolay değil. Toptancı ve genellemeci olmayı imkânsız kılan bir yer burası.

Ahmet Furkan: Şunu da sormak gerekir bölgenin edebiyatını anlamak için: Balkanlar neresi? Balkanlar’da birçok ülke Boşnakça ile aynı dili konuşsa da ortak bir dil yokken Balkan edebiyatından nasıl söz edilir ki? Örneğin Yunanistan da bir Balkan ülkesi, Arnavutluk da ama dilleri bambaşka…

Bilal: Latin Amerika edebiyatı bile bir noktada birleşir, İspanyolcada, ama Balkan edebiyatı birleşmez… (gülüyorlar)

Enes: Özgün edebiyat demişken, elbette var. Yakın zamanda Bilal ile gidip gördüğümüz Abdullah Sidran’ın Türkiye’de bir karşılığını bulamadık mesela. Şiirleri, bir senaristin basitliğinde değil asla. Senaryoları da sinemadan uzak bir adamın metinselliğinde değil. Hâlâ Balkanlar onun senaryosunu yazdığı filmleri hayranlıkla izler ve şiirlerini okur…

Bilal: Abdullah Sidran bilinir yine Türkiye’de. İzzet Sarajlic, Mak Dizdar gibi şairler çok özgün eserler vermişlerdir.

Herkesin farklı bir Saraybosnası vardır, siz kendi Saraybosnanızdan bahseder misiniz biraz?

Ahmet Furkan: Aslında Macaristan ve Osmanlı’yı ayıran sokaktan bahsetmek gerekir; tıpkı orası gibi biz de birbirimizden bağımsız bir ekibiz. Tek bir kuralımız var, herkes “Başka” düşünmek zorunda… Dışarıdan tuhaf görünse de kendi içinde tutarlı, tıpkı burası gibi. Şehrin Osmanlı tarafında gördüğünüz insan Macaristan tarafına geçince bambaşka bir ruh haline bürünür.

Buradan Boşnakların tutarsız olduğunu çıkarabilir miyiz?

Enes: Tutarsızlık değil de umursamazlık demek gerek. Buraya geldikten sonra bize de bulaştı. Bize göre insanı daha çok temele alıyor Bosnalılar. Yani iş değil sanat, para değil insan önemli…

Bir hikâyeye göre bombalamaların en şiddetli olduğu günde “Godot’u Beklerken”i oynamış sokakta mum ışığında Boşnak tiyatrocular.

Bilal: Balkan insanı sanatçıdır, bunu es geçmemek gerek.

Burası ne kadar Balkan?

Enes: Balkanlar Orta Avrupa’dır ve Saraybosna Orta Avrupa’nın başkentidir.

Bilal: Ama öyle denmiyor, Balkanlar Avrupa’nın geri kalmış kısmıdır derler. (gülüşmeler) Türkiye’de modernleşme bir öncekini reddederek oluşurken burada hepsini harmanlayan zengin bir kültürle karşılaşıyoruz.

Derginizin kapaklarını Bosna’nın ünlü ressamı Kemal Mehmedoviç çiziyormuş. Kendisi Türkiye’de de tanınıyor. Kimden çıktı bu fikir?

Bilal: Bir gün çaycı Makbule Abla’da oturuyoruz. Karşıda yeni bir dükkan açılmış, içerisinde rengarenk kartpostallar, tuvaller, el yapımı maketler var. Kemal Mehmedoviç dükkânı yeni açmış o sıralar; biz de dergi hazırlıkları içindeyiz. Konuştuk, “bize kapak çizer misin” dedik, kabul etti ve dergimizin oldukça garip serüvenine bir de bu eklendi. Ayrıca kendisi İstanbul Modern’de sergi açmış, Saraybosna Sanat Akademisi mezunu bir ressamdır. Ama burası Bosna, her sanatçı esnaftır, dükkân sahibidir bilirsiniz. Bosna Filarmoni Orkestrası’ndaki müzisyenlerin bile çarşıda ikinci el eşya dükkânları var. Söylemeden geçmeyeceğim: Bosna Filarmani Orkestrası dünyaca ünlü bir orkestradır ve tüm Saraybosna halkı senede bir verdikleri konseri heyecanla bekler. Yani sanat da hayat da çarşıda döner burada, tıpkı eski medeniyetler de olduğu gibi. Halkın en alt tabakası da en üst tabakası da sanat yapar ya da yapılan sanattan faydalanır; daha önce de vurguladığımız gibi sosyalizmin güzellikleri bunlar…

Enes: Daha sonra dedik ki bu kapakların üzerine manşet ya da yazı eklemeyelim, çünkü bu eserlere yazık olacak. Belki de kapağında manşet ya da yazar isimlerinin olmadığı tek dergi biziz.

Siz bugünün Bosna’sının nabzını tutmakla yetinmiyorsunuz, biraz bundan bahseder misiniz?

Enes: En başından beri aktüaliteye karşıyız. Güncel değiliz. Yüzyıllık hikâyelerin figüranları ile beraberiz diye başlamıştık manifestomuza.

Ahmet Furkan: Zaten aktüalite yeteri kadar var Balkanlarda.

Sanırım bu da Türkiye’nin Balkan romantizminden kaynaklanıyor?

Ahmet Furkan: Tek bir şey söyleyelim: Balkan romantizminden sıkıldık; burası hiç romantik bir ülke değil, inanın bize.

Enes: Ve balayına Bosna’ya gelen çiftlere sesleniyorum: Gelmeyin! Şaka tabi…

Dergiye dönecek olursak biz Bosna romantizminden ziyade tüm Balkanları konu alıyoruz. Bildiğiniz gibi her sayı bir Balkan şehri üzerine çıkıyor, şehirler bitmedikçe bu böyle devam edecek. Ve bir de daha evvel yapılmamış bir şey deneme hayalimiz var, “Büyük Yugoslavya” sayısı basmak. Bakalım matbaalarda geçen geceler ve uzun edebiyat sohbetleri Başka yolculuğumuzu nereye sürükleyecek…

Son olarak şunu sormak istiyorum: Sadece Bosna’da bulunan bir kahve çeşidi varmış, Başka ekibinin de matbaa sırasında içtiği… Hatta Uluslararası Türkiye Dergi Fuarı’nda bu kahveyi merak etmişler. Ne kahvesidir bu?

Bilal: Tek ortak noktamız sanırım… Ekip olarak hepimiz severek içiyoruz, hatta müptelasıyız. O kahve produjena.

Dergi Fuarı’nda sizi standda görmeyenler bunlar kesin produjena içmeye gitmiştir demişler…

Enes: Bulsak içerdik ama nerde Türkiye’de produjena.

Ahmet Furkan: Türkçe karşılığını söylemek istemiyorum. Sizden ricam bir yazı yazmanız bunun hakkında… Produjena mühimdir Saraybosna’da biliyorsunuz. Avrupalılar da kahve sever ama produjena sadece Bosna’da vardır.

Eyvallah. Teşekkür ederiz maceranızı bizimle paylaştığınız için. Yolunuz açık olsun.

Ahmet Furkan: Biz teşekkür ederiz, bizim de produjena içme vaktimiz gelmişti. (gülüyorlar)

 

Röportaj: Nevra Neretva

Güncelleme Tarihi: 23 Eylül 2016, 14:00
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
kosovalinecmettin
kosovalinecmettin - 3 yıl Önce

Balkanlari benmari usulü hafif hafif ısıtıp, her sayısında yeniden hissettiren degerli ekibin çalışmalarını yakından takip ediyor, birgün belkide ekiple birlikte produjena içebileceğimiz günlere diyorum. Başarılarınızın devamını gormek dileğiyle.

makedon başlığı
makedon başlığı - 3 yıl Önce

bunu söylerken çok ama çok ciddiyim, balkan kökenli olmamın da bu yorumda bir etkisi yok.bu dergi süppeeeeerrrr, hem arşivlik hem de akıcı, ikisinin ayarı o kadar güzel tutturulmuş ki yani hem pop gibi hem de klasik müzik gibi nasıl desem bilemedimlütfen ama lütfen çıkmaya devam edin, ömrünüzün sonuna kadar

pure daisy
pure daisy - 3 yıl Önce

ufuk açan bir dergi. sayesinde hayatımın kitabını buldum. ekipteki herkese tek tek teşekkür.

bosna aşığı
bosna aşığı - 3 yıl Önce

3 yıldır Saraybosna'da öğrenciyim. . Her yerini karış karış gezdim.. Fakat bu fotoğraflarını nerede çekildiğini çıkaramadım. . Dostlar, Allah aşkına burası Sarajevo'nun neresinde? Ayrıca kendi halinde bir şehirden nasıl böyle bir edebiyat çıkarabildiniz; hayret doğrusu..

muhammet ali yakup
muhammet ali yakup - 1 yıl Önce

sizleri tebrik ederim atılımcı olmanız önemli devamını getirirsiniz inş selam ve dua ile

banner19

banner13