Bir sanat perspektifi sunmaya çalışmıştı

Anadolu’nun önemli merkezlerinde sıkı dergiler çıkmaya başlamıştı 90’ların ikinci yarısı.. O dergilerden biri olan Aşiyan üzerine Mehmet Ali Köseoğlu ile konuştuk..

Bir sanat perspektifi sunmaya çalışmıştı

90’ların ikinci yarısı edebiyat dergiciliğimiz adına önemli yıllardır. Anadolu’nun önemli merkezlerinde sıkı dergiler çıkmaya başlamıştı çünkü. Özellikle poetik içerik ve tavır dergiciliği adına geçmiş yayın tecrübelerinden farklı bir yayın birikimine ulaşılıyordu. Bunda kuşkusuz Anadolu’da ürün vermeye başlayan yeni kuşak şair ve yazarların etkisi de vardı. Aşiyan, dergicilik tarihimiz açısından önemli şehirlerin birisinde, Konya’da çıkan bir dergiydi. Aşiyan dergisi üzerine Mehmet Ali Köseoğlu konuştum.

Âşiyan yayın hayatına nasıl başlamıştı? Kim ve kimlerle derginin çıkışı başlamıştı?

Doğrusu ben bu sancıları yaşamadım. Daha sonra dâhil oldum. Yani Âşiyan’ın başından sonuna bir isim aramak gerekirse o isim Bülent Sönmez’dir. 1996 yılında Bülent Hoca’nın gayretleriyle yayın hayatına başladı Âşiyan. 2000 yılına kadar ağır aksak da olsa yoluna devam eden bir kültür sanat ve edebiyat dergisi oldu.

Âşiyan’da genellikle aynı isimler sıklıkla ürün yayınladı. Derginiz için bir kadro dergisi diyebilir miyiz?

Bir ekip dergisi olmaya çalışmasına ve uzun süre belli isimlerin yazıp çizmesini sağlamış olmayı başarmasına rağmen, ekip olmayı başaramamış bir dergidir Âşiyan. Bülent Sönmez isminin ağırlıkta olduğu dergi, Murat Kapkıner, Zemçi Çetinkaya, Ufuk Onursal, Murat Güzel, Burhan Sakallı gibi isimlerle zenginleşmiştir.

Konya’da kendine güvenerek, kendi özgünlüğünü savunarak “kalbinin çıplaklığını bürünenlerin dergisi” olmaya çalışmış; sanat ve edebiyatçılar için bir ‘yuva’ olma teşebbüsü olarak da tarihteki yerini almıştır. Ekip dergisi olamamasının bir sebebi belki de, iki yazarının yayın sürecinde aniden vefat etmiş olmasıdır. Bunlar değerli şair, yazar, akademisyen Zemçi Çetinkaya ve edebiyat ortamına ilk defa öyküleri ile Âşiyan vasıtasıyla merhaba diyen Ufuk Onursal’dır. Ufuk Onursal Samanyoluna Göç adı ile basılan ilk romanını göremeden vefat etti. İkisine de Allah’tan rahmet diliyorum.

Birçok edebiyat dergisinden farklı olarak felsefî açılımı olan yazılar da yoğun bir şekilde yer aldı derginizde. Farklı alanlara yönelen bu yazılar ile derginiz hangi boşluğu doldurmak istemişti?

(+)

Dergide Müslümanca duyarlılıklara sahip genç entelektüellerin yazılarına yer verdik. Bu bağlamda dergide görebildiğimiz en önemli şey, belki dindar kesim için ilk olma özelliği olan bir sanat perspektifi sunmaya çalışmış olmasıydı. ‘Felsefî açılımı olan yazılar’dan kastınız da bu olmalı… Başyazı düzeyinde yazılan bir dizi yazı, sanatın Müslüman bir bakışla ele alınma çabası olarak değerlendirilmeli. Bu yönü belki de Âşiyan’ı diğer dergilerden ayıran en önemli yönüdür. Bu yüzden Âşiyan’ı bir kurum dergisi değil, bir kuram dergisi olarak niteleyebiliriz.

Bu durum onun özgür ve özgün şeyler söylemesini sağlamış ancak uzun soluklu olmasını engellemiştir. Çünkü dergicilik bağlamında meseleye bakarsak eğer kurum dergisiyseniz (cemaat, parti, ideolojik kamp) ömrünüz uzun, sözleriniz kısır ve basmakalıp oluyor. Yok, eğer kuram dergisiyseniz ve herhangi bir ‘kurum’a yaslanmıyorsanız bu kez söyledikleriniz daha canlı ve diri, daha özgün, fakat ömrünüz daha kısa oluyor. Bu paradoksun nasıl aşılacağı üzerinde düşünmek ise bizlere düşüyor.

18. sayıdan sonra dergide bir yönetim değişikliği oldu. Yazı İşleri Müdürlüğü İsmail Özen’den size geçti. Bu nasıl bir süreçti ve gerekçeleri neydi, biraz anlatabilir misiniz?

Biliyor musunuz, bu soruyu ben daha önce hiç kimseye sormadım. Bir gün Bülent Sönmez aradı. “Derginin Yazı İşleri Müdürü olarak seni göstereceğiz” dedi. Alelacele gerekli evrakları topladım. Bülent Sönmez ve İsmail Özen’le bir fotokopicide buluşup resmi makamlara verilmesi gereken dilekçeyi yazdık. Bu tarihten sonra Bülent Hoca ile mesaimiz arttı. Sadece dergide yer alacak ürünlerle ilgilenmiyorduk. Bununla birlikte derginin grafiğini, baskı aşamasını, sonrasında matbaadan gidip alınmasını, gönderilecek adreslere postalanmasını… Her şeyi büyük bir aşkla ve hiç yorulmayacakmış gibi yapıyorduk.

Konya önemli dergiler yayınlayan bir şehir. Bugün de dikkate değer dergilere ev sahipliği yapıyor. Âşiyan, Konya’nın dergicilik tarihine ne gibi katkılar sağlamıştır?

Âşiyan’ın çıktığı yıllarda başka dergiler de yayımlanıyordu. Mesela ben Âşiyan’dan önce Eylül dergisinin editörü idim. 6 sayı böyle sürdü. Eylül’deki ve o yıllarda Konya’da yayımlanan diğer dergilerdeki amatör ruhtan biraz daha farklıydı Âşiyan. Daha önce de belirttiğim gibi Konya’nın duyarlılık taşıyan genç entelektüelleri diğer Konya dergilerinde yazmayı belki de terk etmişken, Âşiyan’da ürünlerini yayımlamaya devam ediyorlardı. Bu açıdan bakıldığında da Âşiyan’ın Konya’da iyi bir dergicilik yaptığını söylemeliyim.

(+)

Âşiyan’ın kapanmasını gerektiren sebep ya da sebepler nelerdi?

Her şeyi büyük bir aşkla ve hiç yorulmayacakmış gibi yapıyorduk, dedim ya… Bir yandan edebiyat üretiyorsunuz, diğer yandan bir iki kişiyle derginin hem maddi ihtiyaçlarını görmeniz gerekiyor, hem de dizgisinden basımına kadar takip etmeniz. Bütün bunlara elbette göğüs gerildi. Âşiyan’ın gerçek kapanma nedeni kesinlikle bu söylediklerim değil. 1996 dediğiniz yıl benim 20’li yaşlarım… 2000 yılı da askere gittiğim sene… Ben askere gittikten sonra sanırım 1 sayı daha çıktı Âşiyan… Askerden döndüğümde ise Bülent Sönmez, Dicle Üniversitesi’ne öğretim üyesi olarak gitti. Âşiyan’ı Diyarbakır-Konya arasında uzaktan diyalogla çıkarıp çıkaramayacağımızı düşündük bir süre… Diyarbakır’da basılabilir miydi? Yoksa Konya’da mı basılmalıydı? Bunu tartıştık ama tartışmayı da öylece bıraktık.

Günümüz edebiyat dergiciliğinin sorunları üzerine neler söylemek istersiniz?

Edebiyat dergiciliğinin sorunlarına bakmadan belki de diğer sorunlara bakmak gerekiyor. Geçmişte edebiyat dünyasına teşrif eden bir gencin de, yeni bir ürün ortaya koymuş ustanın da vitriniydi dergiler. Şimdilerde, daha hiçbir dergide boy göstermemiş pek çok kişinin kitabına rastlıyoruz kitapçı raflarında. Yani, yayıncıların da ayarı bozuldu. Buradan yola çıkarsak edebiyat dergileri de yoksa bir zamanlar gördükleri ilgiyi kaybediyorlar mı, diye korkuyorum. Sonra bir bakıyorsunuz, bir isim pek çok edebiyat dergisinde ürün yayımlıyor. Takip edeceğiniz ‘A’ kişisi herhangi bir dergiden karşınıza çıkabilir. Bunu da “böyle mi olmalı” diye düşünmüyor değilim.

Bir de dergilerdeki kuşatmadan söz etmek gerekebilir ki bu en fecisi… Bu kuşatmayı iyi bir ağabeyiniz yoksa aşamayabiliyorsunuz. Her şeyin ve herkesin yeri yurdu belli olsa, iyi olur diye düşünüyorum.

 

Selçuk Küpçük konuştu

Güncelleme Tarihi: 05 Haziran 2013, 14:06
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13