banner17

Bir Rüzigar esti geçti, adı kaldı!

Selçuk Küpçük 90'ların önemli dergilerinden Rüzigar dergisinin editörü şair Hüseyin Kaya ile konuştu..

Bir Rüzigar esti geçti, adı kaldı!

Hüseyin KayaŞair Hüseyin Kaya’nın dediği gibi aslında birçok taşra dergisinin öyküsü, macerası, çıkışı, kapanışı birbirine benziyor. Belki hemen hepsi çıktığı şehirlerde anlam bulamayıp başka şehirlerdeki duyarlı okuyuculara doğru koşuyor. Oralarda ilk ürünlerini yayınlayan birçok genç kuşak şair, yazarların bugünkü şiirimizin ve öykü dünyamızın adı anılmadan geçilemeyecek ismi olduğunu görürüz. Üç beş arkadaş öğrenci ise kredilerinden, memur ise maaşlarından artırdıkları miktarları bir araya getirerek kapanacağı daha baştan belli olan bir açılış yaparlar. Ama yıllar sonra o çıkan dergilerin bir nevi okul olduğu, hiç bitmeyecek bir heyecanı kalplere nakşettiği de görülür.

Rüzigar dergisi bana gönderilmeye başlandığında ben askerde idim. Birkaç sayı göndermişler, benden cevap gelmeyince artık gönderilmeyeceğinin not düşüldüğü bir sayı da postalamışlar adresime. Tam o sayı geldiğinde ben de askerden eve dönmüş yorgun ve üzgün bir adam olarak buldum masamın üzerinde dergiyi. Bazı sayılarda benim de ilk dönem ürünlerim yayınlandı. Bir yıl kadar çıktı Rüzigar. Mart 1995’den, Mart 1996’ya kadar. 13 sayı.

Rüzigar PostaO yıllar Anadolu’da bir dergi kapanıp, bir dergi açılırdı.  Bereketli zamanlardı. Şimdi önemli isimler olarak tanıdığımız hemen hemen her şair, yazar bu dergilerin tasından çorba içmiştir. Bir yere gelmemizde emeği geçen bu dergilerden ben, Rüzigar için Hüseyin Kaya ile konuştum. Unutmamak için…

Rüzigâr hangi gerekçelerle çıkmıştı ? Edebiyat dünyasına söylemek istediği bir şey var mıydı?

Taşrada dergilerin hemen hepsinin hikâyesi birbirine benzer

Rüzigar Sayı:1
(+)

Taşrada dergilerin hemen hepsinin hikâyesi birbirine benzer aslında. Rûzigâr bu hikayelerden biraz farklı başlamıştı yayımlanmaya. Her şeyden evvel büyük idealleri, hedefleri asla olmadı. Önce içimize doğdu, sonra yayımlanmaya başladı, içimizde bittiğinde galiba Rûzigâr da bitmişti.

Derginiz kısa ömürlü bir dergi olmuştu. Taşra’da yayın hayatına başlayan dergilerin önemli bir çoğunluğunun asıl problemi erken kapanmak gibi. Siz taşra, dergicilik ilişkisine nasıl bakıyorsunuz?

Yalnızca dergicilik alanında değil hayatın her alanında “taşra” ve “taşralılık” kavramlarının mevcudiyetine inanıyorum. “Taşra” veya “taşralılık” merkeze uzak olma durumundan ziyade bence bir anlayışı ifade ediyor. Bir yayın bu anlayış bünyesinde çıkıyorsa uzun ömürlü de olsa, İstanbul merkezli de olsa taşralıdır. Dergilerin ömürlerinin “taşra” ile bir bağı var mıdır bilemiyorum fakat ben edebiyat dergilerinde keyfiyetten yanayım. Uzun ömürlü dergilerin neredeyse hiç birisi “edebiyat” adına hayatta değiller, ya bir şirkete ya bir patrona yaslanmış olmanın rahatlığı ile zoraki ürünler ve sayılar yayımlanıyor habire. Taşralılık biraz da bu bence. Bir edebiyat dergisini ayakta tutan, var kılan şeylerdir o dergiyi taşralı eden yahut taşralılıktan uzaklaştıran şeyler.

Günümüz edebiyat dergiciliğinin sorunlarına ilişkin düşünceleriniz nelerdir?

Edebiyat dergilerinden ziyade edebiyatın çoğu sahasında problemler olduğunu düşünüyorum. Mesela şiir kirliliği ciddi bir meseledir bence. Şiir kirliliği ile birlikte şair kimliğinin de sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Edebiyat dergilerinin çoğu yayımlanan ürünler noktasında “zekat küpü”ne dönmüş vaziyettedir. Birileri işin hamallığını sırtlanırken birileri işin fantezi boyutunda habire dergilere sözde ürün üretmekle meşgul…

Rüzigar
(+)

Rüzigâr’da ürün yayınlayan isimleri bugün takip ettiğinizde acaba bir okul, tecrübe imkanı sunabilmiş midir derginiz bu isimlere?

Rûzigâr dergisinde bizzat görev almış, “dergi” havasını teneffüs etmiş birileri için mutlaka bir tecrübeden söz edilebilir ve bu tecrübeden istifade edenlerin en başında mutlaka benim ismim olmalı. “Okul” durumuna gelince, bir derginin “okul” vasfı taşıyabilmesi için her şeyden evvel bence üç beş yıl yayımlanmış olması gerekir. Yani dergi içinde büyüyen, dergiden ayrılan ve yeni dahil olan birilerinin olması lazımdır. Daha net ifade ile mektepten mezun olan ve mektebe yeni başlayan birilerinin olması gerekir. Rûzigâr bir yıl yayımlanan bir dergi idi. “Tecrübe” olmuştur ama -yine “bence” diyorum- mektep olamamıştır.

Kapanma gerekçeleriniz nelerdi?

Aslında taşra dergileri parasızlık nedeniyle kapandıklarını ifade ederler; ama hiçbir zaman paralı olmamışlardır ki. Daima sermayesiz çıkarlar ve alınan reklam ödenen çay parasına ancak yeter, değirmenin suyu ise genellikle “esasoğlan”ın cebinden akar. Harçlıklar, kötü günler için ayrılan paralar, borç alınan paralar, matbaaya borçlanmalar derken günün birinde yorulur “esasoğlan” ve dergi kapanır. Bu kapanmanın asıl nedeni dergiyi çıkaran kişinin yorgunluğu yahut hevesinin tükenmesi olarak değerlendirebiliriz.

Ruzigar da sadece parasızlıktan değil mezkur bütün şartlardan dolayı kapanmak zorunda kalmıştı. Hasan Kaya galiba yorulmuştu, benim ise böyle bir yüke tek başıma tahammül edecek gücüm yoktu. Hem hayat kapıyı çalmaya başlamış, kavak yelleri dinmeye başlamıştı. Hasıl-ı kelam aklımız başımıza gelmişti yahut gelir gibi olmuştu. Böyle kapandı dergi.

Rüzigâr’dan sonra farklı dergilerde görev aldınız. Rüzigâr’ın dergicilik açısından size ve orada sürekli ürün yayınlayanlara bir tecrübe sunduğunu söyleye bilir misiniz?

Tek sayı dahi çıkmış olsa her derginin öğrettiği bir şeyler mutlaka vardır.. Dergiyi çıkaran kişi ya da kişilerden tutun, yazarlarına hatta okuyucusuna kadar bu tecrübeden payını almak zorundadır. Rûzigâr ilk göz ağrımızdı, ilk göz ağrımdı. Her şey galiba Rûzigâr’dan sonra başladı.

 

Selçuk Küpçük konuştu 

Güncelleme Tarihi: 11 Mart 2010, 16:48
banner12
YORUM EKLE
YORUMLAR
Ali Sözer
Ali Sözer - 9 yıl Önce

Ruzigar, başlangıç olmuş. sonra o güzel dergi Sühan geldi. ne güzeldi..

Keşke devam edebilseydi..

BÜLENT AKSOY
BÜLENT AKSOY - 9 yıl Önce

bu dergilere yetişemedik ne yazık ki..
keşke ciltli halde bir yerlerde bulabilsek...

banner8

banner19

banner20