Bir insan neden şiir yazar ki? Neden okur?

Ali Emre’ye şiirin kendisi için ne anlama geldiğini sorduk, şiir olmasaydı hayatında neyin eksik kalacağını…

Bir insan neden şiir yazar ki? Neden okur?

 

Geçtiğimiz günlerde Osman Konuk, Mehmet Aycı, Alper Gencer, Mustafa Akar, Ali Ayçil, Furkan Çlaışkan ve Mürsel Sönmez’e sormuştuk şiirle aralarının nasıl olduğunu, şiir yazmasalardı ne değişeceğini, hiç şiir okumayan birinin hayatında neyin eksik kaldığını… Bugün de Ali Emre cevaplıyor sorumuzu..

Önemli olan şiir değil, tanıklığımızın hakkını vermek

Şiirle uğraşmanın, şiir okumanın ve yazmanın bana bir güzellik, derinlik, ahenk kattığını söyleyebilirim. Şiirin bizi bir yere götürmediğini ve fakat bir işaret fişeği gibi gidilecek yerleri gösterdiğini söylemek de mümkün.Ali Emre

Hayatımda önemli bir yeri var şiirin fakat her şey ondan ibaret değil. Şiirine tapanlardan; “şiir yazmasaydım ölürdüm”, “varlığımı şiire borçluyum” diyenlerden de olmadım hiçbir zaman. Böyle sözlerden hiç hazzetmedim. Biz sonuçta bütüncül bir yaşayışa, bizi kuşatan bir imtihan süreci olduğuna inanıyoruz. Şiir bu yolda bana güzel bir arkadaş oluyor. O kadar. Önemli olan, her şeyden önce, istikamet üzere olmak. Güzel ve erdemli yaşamak. Tanıklığımızın hakkını vermek.

Bir yönden, faniliği durdurma çabası olarak da görülebilir bu

"Niçin şiir yazarız?” sorusunu “Niçin şiir okuruz?” sorusundan ayrı düşünmek mümkün değil elbette. Bu noktada iki ana eksenden, çıkış noktasından söz edilebilir: Doğayla, insanla, hayatla “temas” ve akabinde birbiriyle bağlantılı olarak “biçim” ile “dil”.

Octavio Paz, “Şiir, üzerimizdeki örtüyü kaldırıp bize ne olduğumuzu gösterir ve bizi gerçekte olduğumuz şey olmaya çağırır.” der. Şiir biraz da bu durumun, insanla ilgili bu çok yönlü, bu karmaşık ve değer aşılayıcı “oluş”un serencamıdır, didişmesidir, erincidir.

Kabul ederiz ki evrenin, yeryüzünün, tarihin bizde takılıp kalmayan bir akışı, kendine özgü bir işleyişle gerçekleşen bir kaderi, bir yasası vardır.

Biz sonuçta bu akış, bu işleyiş, bu kader içindeki kendi duruşumuzu önemseriz. Kendi tanıklığımızı merkeze koyarız. Kendi emeğimizin, işçiliğimizin, çabamızın üstüne titreriz. Varoluşumuzu, yaşayışımızı kendi duyumsamalarımız ve deneyimlerimizle bütünleştirerek anlamlandırırız. Bir yönden, faniliği durdurma çabası olarak da görülebilir bu. Faniliğin elinden bir şeyler çalabilme hatta ona diklenme iştiyakı ya da faniliği -daima farkında olarak- hayatın, insanîliğin içine katma isteği olarak da düşünülebilir.

İcatlar yapabilecek insan, ölümlülüğün sürekli farkında olan insandır zira. Ölümlü, geçici olanı bilincinde sımsıkı tutan kişi, dimağının da dilinin de güçleneceğini varsayar. Varoluş sancısını birazcık dindirmek yahut sözlerinin ve eylemlerinin, kendi elleriyle değiştirip yadırgamaz hâle getirdiği fakat türlü yabancılaşmalar içinde savrulup durduğu bu dünyadaki sevincine değmesini, eşlik etmesini ister. Küresel uğultunun içinde bu temasın biricik olduğunu, bu tecrübenin eşsiz olduğunu düşünür. Yeryüzü tutanağına bir kayıt düşürmek; ölümlülüğün, geçiciliğin, unutuluşun burcuna bir çentik atmak, göz alıcı bir fener dikmek ister. Deneyimlerinin, duyumsamalarının, tanıklıklarının başında asla nöbet tutmayan zamana, yazarak bir karşılık vermeye çalışır.

Son çözümlemede güçsüz, iktidarsız benliklerin dünyaya, hayata değme, onu dil eşliğinde kurcalama, hırpalama, kucaklama isteğidir biraz da bu. Nostalji ile ütopya arasında sıkışan insanî alımlamaları, beklentileri, umutları çarpıştırma enerjisi ve hazzıdır. Acımasızca geçip giden ile çok güçlü bir istekle gelmesi beklenen, arzulanan arasında kalan insanın yaralı, yarılmış da olsa bir anlatım yolu, bir dil bulma ihtiyacıdır. Aynı zamanda dilin, sonuçta insanı hapseden mevcut matematiğini bozguna uğrattığını düşünerek avunmaktır.

Ali Emreİyi bir şairin şarkısı hiç bitmez bu yüzden

Birçok şiirin enerji kaynakları arasında bu çok yönlü gerilimin, çatışma ve yarılmanın, bütünlük ve mutluluk arayışının etkisi görülür. İyi bir şairin şarkısı hiç bitmez bu yüzden. Merhem bulunmasa da yaraları kapanmaz. Üşüme geçmez. Hiçbir şey yapamasa da şahane bir yalnızlığı, tutunamamışlığı yontup durur.

İnsanın kalmak, kalıcı olmak, sonsuzluğa sokulmak isteğiyle fanilik, yok oluş arasındaki çekişmesi, yüzleşmesi yahut teslimiyetidir genel olarak şiirin soluklandığı alan. Yadırgamadır, sancıdır, örtüşemezliktir biraz. Hem bir kalkan hem de bir saldırı silahıdır. Şairin duygu ve düşünceleriyle, dille, bağlanma ve uzaklaşma dürtüleriyle, kaçmak ve kök salmak isteyenlerle savaşımıdır. Hem bir mücadele alanı hem de mücadele aracıdır şiir. Başarısı ise daima göreli ve şüphelidir.

 

Suavi Kemal Yazgıç sordu

Güncelleme Tarihi: 11 Haziran 2012, 16:27
banner12
YORUM EKLE

banner19

banner13