Beyaz haberleri var onun!

Onu daha çok Çete ve Son İstasyon dergilerinden tanıdık. Şimdi yeni projeleri de var. Güven Adıgüzel'le konuştuk.

Beyaz haberleri var onun!

Onu daha çok Çete ve Son İstasyon dergilerinden tanıdık. Bu iki müthiş derginin editörlüğü bile başlı başına bir duruştur bizim için. Ayrıca internet sitelerindeki yazılarıyla düşündürmüştür ve şiirlerindeki kelimeleriyle çarpmıştır bizleri. Güven Adıgüzel’le konuştuk.

Şiir hususunda kendinize ''misafir sanatçı'' demişsiniz, neden? Devamı gelmeyecek mi?

Şiiri uzak mahallenin kızı gibi seviyorum ve iyi şiirin izini sürmeye çalışıyorum. Şiir üzerine düşünen, bu minvalde yorum yapan ya da poetikası olan biri değilim... Şair, benim gözümde Şuara suresine muhatap olan kişi değildir. Ben de yazdıklarımla Şuara’nın altında kalmaktan Allah’a sığınırım her zaman. Söz’ün simülatif sahiplerinin kaderidir biraz da bu. Her ne kadar  Bukowski ‘yazmayı seçme’ konusunda raconu kesmiş olsa da hayata yazarak tutunmayı seçtiğimi düşünüyorum.

Şiir’in, edebiyatın bir türü olup-olmadığına dair kafamda biriken soruların cevabını henüz bulmuş değilim. Alper Gencer ‘cümleden kovulmuş adamların söylediğidir’ der şiir için. İnsanların beğenilerine sunduğum dizelerimin şiir geleneğimize yaslanan bir tarafının olmadığını biliyorum. Bunun farkındayım. Genel bir tahlil yapacak olursak; 30 yaş altı çok sıkı şairlerimiz var. Şiir yıllıklarına giren, giremeyen... İslamcılar son 10 yıldır nefis şiirler yazdılar. 2010’da çok iyi şiir kitapları çıktı. Şiirin öldüğünü söyleyenler, edebiyat dergilerini okumuyorlar büyük bir ihtimalle, zaten edebiyat dergileri öldü diyenler de aynı insanlar. Bütün bunların ışığında şair olduğumu söyleyecek halim de yok doğrusu. Kimse Kıpırdamasın’ı yayınlarken türü için ‘şiir, aksiyon, muhabbet’ ara başlığını kullanmıştım. Kendimi ‘misafir sanatçı’ olarak görüyorum çünkü şiir konusunda geleneksel anlamda bir yetkinliğim yok. Ayrıca henüz cümleden kovulmadım. Cümleden kovulana kadar şiirdeki misafirliğim devam edecek gibi. Kendilerini sokak lambalarına assalar da, şairleri seviyorum.

Devamı gelecek mi konusuna gelirsek; Kimse Kıpırdamasın’ın ilk baskısı bitmek üzere. Oradaki şiirlerin benim üzerimden yansıması tamamen kelimelerin kısmeti üzerinedir. İkinci şiir kitabını da yayınlayacağım galiba. İsmini de ilk kez söylemek isterim; Sadabat Paktı’

Muziplik ve şairlik... Sizden bahsederken bu iki kelimeyi bir araya getirenler olmuş. İkisi bir arada yadırganmaz mı?

Şiir ciddi bir iştir şakaya gelmez. Post-modern şiir diye bir şeylerden bahsediliyor son dönemde onu biliyorum. ‘Terli terli su içmekte ısrarlıyım’, ‘Cezayirli bir çocuk Fransızca susuyor’ ya da ‘Işık ılık süt içtiğinden beri yalnızım’ gibi dizelerimde şaka ya da muziplik yapıyor falan değilim. Bilakis çok damar bir durum var ortada. Güçlü veya coşkulu bir söyleyiş midir onu bilemem tabi.

Eğlenceli dizeler yazdığımı düşünenler olabilir. Ben öyle düşünerek yazmadım. Yani ‘derdi olmayan şiir’ açmazında gezinmiyorum. Kimse Kıpırdamasın kitabının içeriği dertlerimin toplamına yakın bir yerde durur. Dediğim gibi şiirin şakası yok, şairin de tabi. Theodor Adorno“Auschwitz’den sonra artık şiir yazılamaz” demişti. Yani bu kadar zulümden sonra hala nasıl ve hangi yüzle yaşayacağız sorusunu sormuştu tüm insanlığa. Paul Celan, Holokost sonrası Adorno’ya inat çokça yazdı ama dayanamayarak  intihar etti o da. Chang Dong Lee ‘Şiir’ adlı filminde ağır acılar karşısında şiire tutunmayı anlatır. Yani soru şu; zulüm bitmeyecekse o halde şiir niye var? Gazze’ye şiir yazılır mı? Adorno yaşasaydı Gazze’den sonra sanat yapılamaz derdi belki de. Şiir şaka kaldırmayabilir. (GYY'nin notu: Adorno yaşasa demez ki öyle Gazze ile ilgili bir cümle. O cümle zulmün karşısında olduğunuz için edilmez, yahudilerin yanındaysanız edilir!)

Güven Adıgüzelİsmet Özel: ''Dünyaya alışan şiir yazamaz.'' demiş... Alışamadınız mı dünyaya?

Şimdi bu tip meselelerde ‘yazar-şair’ kimlikleriyle konuşanlar için bir inandırıcılık sorunu doğuyor maalesef. Çünkü bunlar çok artistik ifadeler. Dünyaya alışamamak falan… Entelektüeller fular takıp, sigara eşliğinde uzaklara bakarak fotoğraf çektirdiklerinden beri bu mevzular böyle alçaktan seyrediyor. Benim için durumun -tam olarak böyle olmasa bile- buna yakın bir şeyler olduğunu anladığım anlar Cahit Zarifoğlu şiirlerindeki o ince sızıyı fark etmemle başladı. “Allah’ım ne çok acı var” ve diğerleri…

Ah Muhsin Ünlü ‘Gidiyorum Bu’ kitabını ‘tüm eve dönmek isteyenlere’ ithaf etmişti. Hangi eve? Yani nereye? Ev imgesi benim zihnimde Kal-u Bela’da birlikte evet dediğimiz yer olarak canlanıyor. Dünya bir deplasmandır derken de aynı şeye işaret edildiğini düşünürüm hep. Gurbette olan herkes hüzünlüdür. Dünya tüm eve dönmek isteyenlerin gurbetidir. Şairlerin ve daha genel olarak tüm ademoğlunun daima hüzünlü olmasının derin sebebi de budur. Ney’in dertli dertli ağlamasının sebebinin -insanın içindeki asıl derdi- Ney’e üflemesinden mülhem olduğu rivayet edilir. Hüseyin Akın tabiriyle ‘firari değil, sürgünüz…’

İsmet Özel’in dünyaya alışamayanlar için söylediği şeyler; içimizdeki bu derin boşluğun sanatla doldurulması halinin gerekçeli kararıdır. Yani son tahlilde‘’Ölüm, yaratılmışın Yaradan’a kavuşmasıdır, Şebi-arus’dur’’ diyen Mevlana da haklıdır.‘’Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz diye dertlenmek ne budalalık’’ diyen Montaigne de. Gurbetimizi şiirle örtmeye çalıyoruz. Sözün sahibi yalnızca Allah’tır.

Her şiir yazmak istediğinizde yazabiliyor musunuz?

Şunun altını çizmek gerekir ki; ‘şiir yazmak istemek’ diye bir hal yoktur. Kimse şiir yazmayı isteyemez. Ruhun taşma hali ve istek dışı bir görkemdir bu. Ruhun ıstıraplarını ve afakanlarını dindirmek bazen bir cümleye de nasip olabilir elbette. Şiir yazmak için masaya oturduğunuzda aslında acılarınızla ve yaralarınızla hesaplaşma vaktiniz gelmiştir.

Zamanı gelmiş bir dizeyi kimse damarında tutamaz. Masa, kağıt-kalem, sigara, açık kalmış boş bir word sayfası, daktilo, mürekkep, çay, klavye ve şiire dair tüm modern enstrümanlar zamanı gelmiş bir düğüne eşlik etmek için hazırda bekler şairi. Kelimeleri, şiiri ya da güçlü bir imgeyi yakalamak yalnızca kısmet işidir. Kimse büyük şair olduğunu iddia edemez. Büyük yansıtıcılardır insanlar sadece . Şiir zaten vardır. Kimden yansıyacağı ise nasip işidir.

Lisedeyken şiir ile aranız?

Meslek liseliyim. Bu zaten yeterince şiirsel bir durum. İzmir’de okudum liseyi. Gözlerine bakamadığımız kızların avucunda saklı kalan dizeler karaladık elbette. Ortalama bir Türk gencinin yaşadığı neyse o işte. Arabesk damardan beslendiğimiz için estetik bir ruhtan mahrumdu tabi yazdıklarımız, hiçbir önemi yoktu, çok önemli olanlar içimizde kaldı zaten.

26994''Kimse Kıpırdamasın'' ismi nereden çıktı?

Bir şiir kitabı için yeterince garip bir isim olmadığının farkındayım. Filistinli, sapanlı ve öfkeli bir çocuk olacaktı ilk önce kapakta ama iyi bir görsel bulamadık. Kimse Kıpırdamasın daha anlamlı bir  hal alabilirdi belki o zaman. Murat abi (Menteş) ile birlikte kitaba isim ararken, onun önerdiği ve sonrasında üzerine ittifak ettiğimiz bir isim oldu. Diğer alternatiflere gelirsek; ‘Emperyalistlerle uzun konuşulmaz’ bunlardan biriydi. Düşününce o da olurmuş aslında. Hayırlısı.

Emperyalistlerle alıp veremediğiniz ya da verip alamadığınız şeyler var çokça ama konuşmak istemiyorsunuz onlarla...

Emperyalizm’in tanımına baktığımız zaman emperyalistlerle neden konuşmamamız gerektiğini görürüz. Emperyalizm veya yayılmacılık: bir devletin veya ulusun başka devlet veya uluslar üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda etkide bulunmaya çalışmasıdır. Yani konuşacak pek fazla bir şey yok. İki nedenden ötürü emperyalistlerle uzun konuşulmaz. İlki; Gerek yoktur öyle uzun uzun konuşmaya, kısa kesmek lazım. Çünkü bir faydası olmaz. Konu bellidir, gard almak iyidir. İkincisi ise; Emperyalistlerle, insanların konuştuğu dille anlaşmanın mümkünatı yoktur. Onlarla uzun konuşulmaz, ikna edebilirler yani kandırabilirler sizi. Bir başka söyleyişle; ‘’Emperyalistlerle uzun konuşulmaz Kekeme Afrikalılar anlayabilseydi bunu keşke’’

''Ferdi Tayfur'un ilk albümünden bu yana karşılaştığım en ilginç sanat olayı.'' denilmiş kitabınız için?

El-Cezire’ye sormak lazım. Kitabın arka kapağına yazılan yorumlardan bir tanesidir. Bu aralar sağlığı açısından zorlu günler yaşadığından ötürü, Ferdi Baba’ya saygısızlık yapmış olmayalım.

Başka kitaplar, başka başka şiirler bekleyelim mi?

Düz yazılardan oluşan deneme türündeki  kitabım ‘Kaza Raporu’ çok yakında basılacak, ilk olarak bunun haberini verebilirim. İhtiyar’ın kardeş dergisi ‘Racon’ 1 Temmuz itibariyle yaz aylarına doğal bir serinlik getirmek adına yola çıkıyor. Geçen yaz da ÇETE’yi çıkarmıştık hatırlarsanız. Racon’da yeni şeyler yayınlamayı düşünüyorum. Ayrıca izdiham’da da yayınlayabilirim. İkinci şiir operasyonu ‘Sadabat Paktı’ için son düzenlemeleri yapıyorum. Bunun dışında İhtiyar kitap-kafe’nin kaptanı İbrahim abi (Çolak) ile birlikte Allah ömür verirse yeni bir yayınevi kurma hazırlıklarımızı son hızla sürdürüyoruz. İhtiyar sakinlerinin kitaplarını kendi yayınevimizde basacağız. Genç yazar arkadaşlara da bir umut ışığı olur inşallah.  

Son olarak şairlik yolunda ilham perileri ile irtibatlarını geliştirmek isteyenlere bir şey söyleyecek olsanız?

İlham, peri, irtibat ve gelişim. Dört problemli bir açmaz. Dünya koca bir gam yükü ve fonda her zaman şiir var. Dikkat kesilsinler ki şiir bir eylemdir, bazen dünyaya posta da koyar. Orhan Veli ‘Gangster’ isimli şiirinde şöyle der;  ‘’Şiir yazdım bunca senedir / Ne buldum? / Eşkıyalık edeceğim bundan sonra’’

Söz’ün sahibi yalnızca Allah’tır. Kalbinizin sahibine emanet olun. Vesselam.

Teşekkür ederiz bu güzel söyleşi için

 

 

Öznur Balık sordu

Yayın Tarihi: 15 Haziran 2011 Çarşamba 12:18 Güncelleme Tarihi: 05 Mayıs 2016, 14:29
banner25
YORUM EKLE
YORUMLAR
Musa Öztürk
Musa Öztürk - 11 yıl Önce

'SADABAD PAKTI' benim bildiğim saldırmazlık anlaşmasıdır. Ne yani mevzileri terk mi ediyoruz yoksa usta?

bir dost
bir dost - 11 yıl Önce

iki ''usta'' var türkiye de; biri sensin..

banner26