Betül Özbay ile Manihaizm üzerine konuştuk

Betül Özbay’ın Dergah Yayınları’ndan çıkan eseri ‘Manihaist Bir İlahi Huyadagman’ kitabı Manihaist inancının öğretilerini, diğer dinlerle olan ilişkisini işliyor. Betül Özbay, Salih Ağbalık kitap üzerine hazırladığı soruları cevaplandırdı.

Betül Özbay ile Manihaizm üzerine konuştuk

Betül Özbay’ın Dergâh Yayınları’ndan çıkan eseri ‘Manihaist Bir İlahi Huyadagman’  kitabı Manihaist inancının öğretilerini, diğer dinlerle olan ilişkisini işleyerek Manihaist dinin kurucusu olan Mani’ye dair geniş bilgiler içeriyor. Kitaba dair ayrıntıları sizler için sorduk. Kadim dinlerden biri olan Manihaismi konu alan bu kitabın birçok akademik çalışmaya öncülük ve kaynaklık edeceğini düşünmekteyim.

Hafızalardan silinmiş bir din olan Manihaizm’e dair çalışma fikri nasıl oluştu? Çünkü hakkında çok az kaynak olmasına rağmen, dünyanın çeşitli yerlerine yayılmış ve kaybolmuş durumdalar. Bu kaynakları bir araya getirebilme sürecine de değinir misiniz?

2007 yılında lisans eğitimim sırasında katıldığım bir yaz okulunda aldığım dersler ve hocalarımın yönlendirmesi ile ilk defa Turfan Bölgesi’nde bulunmuş olan eserlerden Manihaist bir tövbe duası üzerinde çalışmaya başladım. Daha sonra yüksek lisans ve doktora eğitimimde de Manihaist eserler üzerine çalışmalarımı sürdürdüm. Almanya’da doktora derslerimi takip ederken Orta İran dilleri öğrenmeye başladım ve bu eserlerin Eski Uygurca çevirilerini kaynak metinlerden takip ederek çalışabildim. Bu süreçte en çok zaman talep eden elbette tüm bu kaynaklara ulaşabilmek ve anlayabilmektir. Ne yazık ki ülkemizdeki kütüphaneler bu alanda yetersiz kalıyor, bu nedenle yurt dışında bulunduğum sürelerde kendi kütüphanemi oluşturdum. Fakat farklı ülkelerde de olsa orijinal yazmaların çoğu fotoğraflanmış ve dijital olarak İnternet üzerinden erişilebilir durumdadır ve bize büyük kolaylıklar sağlar, eğer böyle olmasa bu tip çalışmaların yapılabilmesi muhtemelen on yıllar sürerdi.

Bu dinin peygamberi kabul edilen Mani’nin Hristiyanlıktan etkilendiğini düşünüyor musunuz ve Pers İmparatorluğu içinde kurulup yaklaşık beş asır sonra Uygurların milli dini olmasındaki etkenleri sorsam?

Kaynaklardan takip edebildiğimiz kadarıyla Mani’nin babası Yahudi-Hristiyan inanışlarını sürdüren Elkazai cemaatinin bir üyesi ve Mani’yi de çok küçük yaşlarında bu cemaate getirip burada yetişmesini sağlıyor. Mani ilk vahyini 12 yaşında aldığını bildirir, sonraları ikizim adını verdiği bu vahiy meleği, vakti gelene kadar bu durumu saklamasını söyler. 24 yaşına geldiğinde bu sefer kesin olarak elçiliğini bildirir ve dinini yaymak için misyoner seyahate çıkar. Manihaizm esası itibariyle hem Yahudi-Hristiyan geleneğinden hem de Babil’in kadim dini Zerdüştlükten önemli unsurlar barındırır. Örneğin Havari Aziz Pavlus’un kayıtları ile Mani’nin İncili’nde yer alan bazı cümleler birebir aynıdır.

Bu inanç başlangıcından itibaren yasaklı görüldüğü ve doğduğu topraklardan sürüldüğü için dinin mensupları mecburen başka yerlere göç etmek zorunda kalmıştır. Uygurların Manihaizm’i resmen kabul etmesinin nedeni, doğrusu bizim için hâlâ açık değildir. Bögü Kağan’ın bu devrim niteliğindeki kararı oldukça ilginçtir. Konuya dair ancak varsayımda bulunabiliriz, belki yalnızca Kağan’ın şahsi tercihiydi belki de oldukça kalabalık bir halk olan Budist Çin toplumunun içinde tebaasının erimesini istemedi, kesin bilemiyoruz. Burada bir noktaya da açıklık getirmek isterim, kimi kaynaklarda Manihaizm dininin sanki gönüllülük üzerine Uygur toplumuna bir tür teklifinin olduğu söylenir. Ancak U 73 arşiv numaralı yazmada açıkça Kağan’ın, dinî öğretinin yerine getirilip getirilmediğinin takibini yapmak üzere her on kişiden bir kişiyi sorumlu tutma kararı aldığı belirtilir. Dolayısıyla, ciddi bir takip olduğunu görüyoruz; fakat öte yandan, bu baskı muhtemelen toplumda taban oluşturamadı ve kısa süre sonra Bögü Kağan bir suikasta kurban edildi. Dolayısıyla Manihaizm’in Uygur halkından geniş bir kitle desteği aldığını göremesek de her zaman toplumda saygın bir yeri olduğunu söylemek mümkündür.

Elkazai Cemaatini biraz açabilir misiniz?

Tabii, MS 100-400 yılları arasında Elkazai (Elkasai/Elhazai) önderliğinde Doğu Şeria'dan çıkarak Suriye'ye kadar etkili olmuş, Aramca konuşanlardan müteşekkil, Yahudi kökenli Hristiyan bir gnostik (bilinirci) tarikattır. Manihaizm’in önemli kaynaklarından Köln Mani Defterleri'nde, Mani'nin ve babasının bir süre bu cemaatte yaşadıkları aktarılır: 

“Ve bütün (o) arzu ve rahatlık serveti, o cehennem yerinde kimseye yardım edemez.”

Birçok din, kendisinden bir önceki dinden etkilenmekte ve bir sonraki din sanki pazılın eksik kalmış bir parçasını tamamlamakta. Bu çalışmada ne diğer dinlerle ilgili ne tür benzerliklere şahit oldunuz?

Dinler oldukça geniş ve bir o kadar da çok katmanlı konulardır. Fakat temelde iki yönü vardır, birincisi insan tarafı, bu biraz toplumsal yapı, hukuk, ahlak gibi konuları içerir. Bu yönüyle sadece Manihaizm’in değil hemen her dinin ortak bir zemini olduğunu söylemek mümkündür. Örneğin Manihaist bir tövbe duası olan Huastuanift’te, uzun uzun işlenen ya da işlenmesi düşünülmüş olan günahlardan tövbe edilir, bahsi geçen ve günah kabul edilen davranışların hemen tümü bugüne de uyarlanabilir: yalan söylemek, hırsızlık yapmak, laf taşımak, dedikodu yapmak, insanlar arasına nifak sokmak, canlılara zarar vermek, cimrilik etmek vb.

İkinci yönü ise ezoteriktir. Yani varoluş sırrının kendiyle ilgilidir, bu yön biraz çeşitlenebilir; çoğunlukla benzetmeler değişir, ayrılıklar görülebilir. Ancak yine de özde temel çerçevelerinin örtüştüğü görülür. Ruh, cennet, cehennem, kıyamet gibi kavramlarla ise genel olarak pek çok dinde karşılaşılmaktadır.

O halde Manihaizm güncelliğini koruyor mu? Çünkü kuralları bugün yaşayan birçok dinde mevcut ve kitaptan anladığım kadarıyla da erdem hep ön planda. Bu yönüyle toplumu ve bireyi inşa kuralları tasavvuf inancıyla da benzeşiyor.

Manihaistler’den son bahseden kayıt Marco Polo’nun 13. yüzyılda yazdığı ünlü Seyahatnamesi’dir. Belli ki daha sonra yavaş yavaş kaybolmuşlar. Bir de günümüzde Manihaistler’e benzer yine küçük bir cemaat olarak Irak’ta varlıklarını sürdürdüklerini ümit ettiğimiz Mandaistler vardır. (Son yıllarda, maalesef bölgede devam eden çatışma ve savaş nedeniyle güncel durumlarından çok emin değiliz.) Bu nedenle, Manihaizm’in resmî olarak artık kaybolduğunu söyleyebiliriz.

Bununla birlikte, aslında Manihaizm’in tasavvufla ya da başka birtakım inançlarla benzeşmesinin en önemli nedeni gnostisizm asıllı bir din olmasındandır. Gnostikler kurtuluşa ancak varlığın bilgisiyle ulaşılabileceğine inanırlar. Nihayetinde her şeyin temelinde “gnosis” yani “bilgi” ya da daha doğru ifadeyle “hikmet” vardır. Anadolu Tasavvuf inancının köklerinin uzandığı Orta Asya ve Ahmet Yesevi ile hem kendinin hem de müritlerinin söylediğini düşündüğümüz eseri olan “Divan-ı Hikmet” de özünde bu bilgeliği içerir. Bu hikmete ulaşabilmek için de pek çok inançta olduğu gibi erdemli olmak, nezaket sahibi olmak gibi belli özellikleri geliştirebilmek gerekir. Öğreti, insanları gnosise ulaştıramaz ancak bu yolda rehberlik eder.

Manihaizm’deki ışık kavramı varoluşu yani, yaratılış idrakini mi temsil ediyor? Bu kavram öyle anlaşılıyor ki; temelde Mani dini için bu kavram ulaşılması gereken nihai amaç. Nirvana gibi?

Manihaizm Eski Türkçe İki Yıltız Nom olarak bilinir ve “iki özün/esasın öğretisi” demektir; yani iki yüce ilkenin karşıtlığına dayanan dualistik bir dindir. Burada ışık ve karanlık kavramını tez ve antitez gibi de düşünebiliriz. Şimdi, bugünkü yargılarımızdan arınıp öğretiye daha derin bakmaya başlarsak esasında enteresan bulgular elde edebiliriz. Burada öncelikle ışık aslında enerji olarak düşünülmelidir, bu o kadar karışık değildir. Karanlık kavramı ise biraz daha karışıktır çünkü normal hayatımızda karanlık basitçe ışığın yokluğudur; özetle başlı başına var olabilen bir unsur değildir. Fakat Manihaist metinlerde karanlığın ışıktan farklı bir unsur olarak var olduğunu görürüz. Bu başlangıçta anlaşılması güç gibi görünse de özellikle son yıllarda Fizik alanında sürdürülen dark energy “karanlık enerji” ya da dark matter “karanlık madde” araştırmalarını dikkate aldığımızda “Karanlık bir unsur olarak var olabilir mi?” sorusu bizim için daha ciddi bir hâl alır. Mani dini için ulaşılması gereken nihai nokta ise ışığın bilgisidir yani gnosis/hikmet; kurtuluş ancak bu idrak ile mümkün olabilir.

İnançla birlikte kültürlerde de ciddi değişimler oluyor. Uygurların 8. yüzyılda Manihaizm’i milli din olarak seçmesinden sonra Partça ve Soğdca gibi diller Uygur Türkçesine etki etmiş midir?

Elbette bu etki nihayetinde kaçınılmazdır, fakat burada özellikle Soğdca ile olan etkileşimin karşılıklı olduğunu söylemek gerekir. Partça ve Orta Farsçanın durumu ise daha ilginçtir çünkü Turfan Bölgesi’nde konuşucusu olan diller değiller, yazılı metinlerin kutsal dili olarak bölgede yaşamaya devam ediyorlar. Konuyla ilgili yapılacak olan ayrıntılı çalışmalar bu etkileşimin boyutlarını daha görünür hâle getirebilir.

Partça, Soğdca ve Eski Uygurca çevirilerinde, çevirisi bulunmayan metinler var. Bu metinlerin karşılığı mı yok yoksa kayıplar mı? Ve bu kayıp metinlere dair çalışmalarınızı sürdürecek misiniz?

İlahinin eksik kalan bölümleri ile ilgili bazı çıkarımlar yapılabilir. Muhtemelen ilahinin sadece I. faslı Eski Uygurcaya tercüme edildi, dolayısıyla diğer fasıllarının hiç olmadığını düşünebiliriz. Ancak Soğdca ve Partça bölümler için durum farklıdır; belli ki her ikisinin de tam hâli bir dönemde mevcuttu, üstelik birden fazla kopya olarak. Ancak yazık ki yüzyıllar boyu gün yüzü görememiş olan bu eserlerin sadece belli bir bölümü bugüne ulaşabilmiştir. Turfan Arşivinde yer alan bu yazma eserler çok çeşitli konularda ve dillerde yazılmıştır. Artık günümüzde büyük çoğunluğunun deşifresinin yapıldığını söylemek mümkündür. Bundan sonra eserin parçaları bulunsa bile muhtemelen çok küçük fragmanlar şeklinde olacaktır. Bir de henüz tam içeriklerine hâkim olamadığımız Çin ve Rusya’da bulunan koleksiyonlardan konuya dair güzel haberler alınabilir. Son birkaç yıldır farklı ülkelerde dağılmış hâlde bulunan koleksiyonu söylediğim gibi çevrimiçi olarak ulaşılabilecek tek bir Web sitesinde toplama çalışmaları devam ediyor. Bir ihtimal, bu birleştirme çalışmaları sırasında da yeni haberler alınabilir. Diğer yandan, bu alanın araştırmacıları olan bizler için her metin aynı önemde olduğu için metin bütünlüğünden ziyade bulduğumuz tüm parçaları deşifre ederek insanlık yadigârları arasına katma arzusuyla hareket ederiz.

İçten yanıtlarınız ve bilhassa böylesi güzide bir çalışma için teşekkür ediyorum.

İlginiz ve dikkatiniz için ben teşekkür ederim. Keyifli okumalar dilerim.

Röportaj: Salih Ağbalık

Güncelleme Tarihi: 27 Temmuz 2020, 10:50
banner25
YORUM EKLE

banner19

banner13

banner26