banner17

Bertan Rona: Bence Roman, Dilden Ziyade Görsellikle İlgili

‘’Bir edebî eseri okurken, ne kadar etkilenirsem etkileneyim, ‘bunu ben yazmalıydım’ gibi bir düşünceye kapılmıyorum. Zira onların o yazarın hayatı, düşünceleri ve duyguları olduğunu biliyorum.’’ Dünyabizim Kitap Söyleşileri’nin bu haftaki ilk misafiri Bertan Rona.

Bertan Rona: Bence Roman, Dilden Ziyade Görsellikle İlgili

Dünyabizim Kitap Söyleşileri’nin bu haftaki ilk konuğu aynı anda sanatın birkaç dalıyla birden ilgilenen Bertan Rona. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan müzikoloji doktoru unvanı alan Rona, çeşitli üniversitelerde hocalık yaptı. Besteci, koro şefi ve librettist olarak pek çok ulusal ve uluslararası festivale katıldı. 2014 yılında dünya prömiyeri yapılan “Hekimoğlu” operasının librettosunu yazdı.

2010 yılından bu yana Samsun Devlet Opera ve Balesi’nde koro şefi, rejisör ve sanat danışmanı olarak çalışmalarını sürdüren Rona, halen devam eden “Bertan Rona ile Duyuşlar” adlı bir radyo programın hem yapımcısı hem sunucusu. Çeşitli dergilerde yayınlanmış yazıları ile İstanbul Koşukları ve Grup Buluşum isimlerini taşıyan iki kitabı mevcut.

Şu an başucu kitaplarınız hangileri? Döne döne okuduğunuz kitaplar var mı? Tabii niçin bunlar?

Döne döne okuduğum kitaplar ile başucu kitaplarını bir kabul ediyorum. Bu kapsamda (mesleki kitaplarımı bir tarafa bırakacak olursak) sürekli elimde olan kitaplar; Kültür Tarihi (Peter Burke), Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Hak Dini Kur’an Dili (Elmalılı Hamdi Yazır), Halikarnas Balıkçısı’nın bütün kitapları, Kanaatlerden İmajlara (Ulus Baker) ve Türk Tefekkür Tarihi (Hilmi Ziya Ülken), Felsefe Ansiklopedisi (Orhan Hançerlioğlu), Kendi Gök Kubbemiz (Yahya Kemal Beyatlı), Ethica (Spinoza)... Böylesine farklı kitapları dönüp dönüp okumam, incelemem, sanırım dünyayı, ülkemi, insanı, milletimi ve hakikati önyargısız biçimde anlamak isteyen yapımdan kaynaklanıyor.

Çalışırken, yolculuk yaparken veya okurken ne tür müzikler dinlersiniz?

Çalışırken ve okurken müzik dinlemem. Çünkü bir müzik kompozisyonu, tıpkı bir sinema filmi veya roman gibi dinleyicisinin aktif takibini gerektirir. O nedenle çalışırken ya da okurken müzik dinlediğimde ya üzerinde çalıştığım işe, okuduğum metne yoğunlaşabiliyorum, ya da onları bırakıp müziği dinlediğimi fark ediyorum. İkisini birden yapabilmek benim için mümkün değil. Tabii bunun, kısmen bendenizin müzisyen olmasına ve her vakit (Bach, Stravinski veya Itrî gibi) üst düzey müzikleri tercih etmeme de bağlı olduğunu belirtmeliyim.

Nasıl okumayı severseniz? Sizin için ideal bir okuma biçimi ve ortamı var mı?

Konsantre olabildikten sonra, plajda Spinoza bile okurum. Yeter ki fiziksel ve ruhsal kondisyonum o gün için yerinde olsun. Ancak yine de sessiz ve rahat bir ortam, kitap okumamı kolaylaştırır. Okurken genellikle not alma ihtiyacı duyduğum için, eskiden mutlaka bir masayı tercih ederdim. Ne var ki artık elektronik tabletler var. Bu nedenle yumuşak bir koltuğa gömülüp, tableti yanımda bulundurarak okumanın konforu bana çok cazip geliyor.

Arayıp da ulaşamadığınız veya çok zor bulduğunuz kitaplar var mı?

Aynı zamanda bir sosyal bilimci (müzikolog) olduğum için, o anki çalışma konuma bağlı olarak kendi sahamda önemli birtakım kitaplara zaman zaman ihtiyaç duyuyorum. Diyelim ki 16. yüzyıldan kalma bir el yazması. Malumunuz, bu tür kitapları sadece Süleymaniye gibi kütüphanelerde bulabilir ve üzerlerinde çalışabilirsiniz. Onun dışında, baskısı tükenmiş olan ve ancak bazı sahaflarda ve internette bulabileceğiniz kitaplara sık sık müracaat etmem gerekiyor. Bu tür kitaplar hem zor bulunuyor, hem de oldukça pahalı oluyorlar. Mesela Tanburi Cemil Bey’in Rehber-i Musıki’si veya Mahmut Ragıp Gazimihal’in Musıki Sözlüğü... Ömrüm kitaplara para vermekle geçtiği için, bütçemi çok aşsa bile genellikle bu tür kitapları alıyorum. Bulamadığım kitaplar oldu elbette. Ancak umutsuzluğa kapılmayıp aramaya devam ediyorum. Hüseyin Remzi’nin Alexander Garaudé’den yaptığı 1875 tarihli çeviri, bunlardan biridir.

Okurken “bunu ben yazmalıydım” ya da “tam da beni anlatıyor” dediğiniz kitaplar oldu mu?

Bir edebî eseri okurken, ne kadar etkilenirsem etkileneyim, “bunu ben yazmalıydım” gibi bir düşünceye kapılmıyorum. Zira onların o yazarın hayatı, düşünceleri ve duyguları olduğunu biliyorum. Ne ben onun yazdığını yazabilirim, ne de o benim yazdığımı yazabilir. İsterse Dostoyevski olsun. Bunu bir ukalalık olarak söylemiyorum. Her eserin yegane, biricik, orijinal bir varlık olarak doğduğunu ifade etmek için söylüyorum. Aksi takdirde yaşaması zaten mümkün değil. Belirttiğim gibi “bunu ben yazmalıyım” dediğim bir eser yok. Ancak (şiiri dışarıda bırakacak olursak) beni çok derinden etkileyen birkaç yapıtı zikredebilirim: Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler’i, Shakespeare’in Hamlet’i, Kafka’nın Dava’sı ve Yaşar Kemal’in Yer Demir Gök Bakır’ı.

Filmi yapılsaydı mutlaka izlerdim dediğiniz roman, hikâye, tarihi olay ve şahsiyet var mı?

Bence roman, dilden ziyade görsellikle ilgilidir. O nedenle okurun muhayyilesinde oluşan görüntünün, sinema gibi güçlü bir sanatla zedelenmesini arzu etmem. Ancak sinema tarihinin en güzel filmlerinin bir kısmının edebiyat uyarlaması olduğu da bir gerçek. Tabii burada aslolan, yönetmenin başarısıdır. Tüm bu söylediklerim saklı kalmak koşuluyla; Edwin Powell Hubble’ın, Hayırsız Ada Köpek Katliamı’nın ve Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinin filmlerinin yapılmasını isterdim.

Ailece okuduğunuz veya bilhassa çocuklarınıza okuttuğunuz kitapları soralım bir de?

Allah bağışlarsa eğer, beş aylık bir kızım var. Dolayısıyla şu an herhangi bir metin okuma imkanı yok. Ancak okuyabilecek duruma geldiği zaman, onunla birlikte okumayı hayal ettiğim çok kitap var. Andersen’in Masallar’ı veya Fischer’in Gundula’sı gibi...

Genellikle tatil nazarıyla bakılan yaz ayları başladı, siz nasıl dinlenmeyi tercih edersiniz?

Ben sürekli olarak yazıp çizmekle, bilimsel ve edebî çalışmalarımla ve nihayet radyo programımla meşgul olduğum için tatil diye bir kavram bilmem. Pazar gününün veya yaz aylarının bu bağlamda benim için özel bir anlamı yoktur. Fakat yaz geldiğinde, genellikle, neredeyse bütün ömrümün geçtiği İzmir’e, annemin yanına gelirim. Eğer yurt dışına gitmemişsem, Kuşadası’ndaki yazlığımız da bu dönemde sürekli bulunduğum yerlerden biridir. Bu ortamda yaptığım dört şey vardır: Ailemle beraber olmak, yüzmek, okumak ve yazmak. Beni bunlardan daha çok dinlendiren bir şey yoktur.

Kitaplarınızı nereden temin edersiniz?

Kitaplarımı sırasıyla kitapçıdan, internetten ve sahaftan temin ediyorum. Üç alışveriş türünün de kendine göre zorunlulukları, avantaj ve dezavantajları var. Ben de bu mecburiyetlere göre bunlardan birine yöneliyor ve yine kaçınılmaz olarak artısı ile eksisini yaşıyorum. Kitabın kalınlığı arttıkça fiyatının yükseldiği bir sektörden söz ediyoruz. Bu ortamda kitabın içindeki metin dışında her şey korkunç.

Röportaj: Munise Şimşek

 

 

Güncelleme Tarihi: 09 Temmuz 2018, 09:15
banner12
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20