banner17

Benim insana zaafım vardır

Aşkın bu dünyada somut sahibi yoktur. Bu sebepten insanı kafamızda çok estetize etmeyeceğiz. İnsan ilişkileri ancak emek vererek yaşar, başka türlü yaşamaz.

Benim insana zaafım vardır

Türk Edebiyatı Vakfı'ndan yazar Belkıs İbrahimhakkıoğlu ile insanı konuştuk.

Kendi acınızdan başkalarının acılarına da hassaslaştığınızı görüyorum.

Etrafınızda hep sorunlu insanlar var. (gülüşmeler) Evet, benim dünyamda inişler çıkışlar problemler olmalı, sıkıntılı insanları seviyorum. Mesela gidip batakhane adamlarını buluyorum. (gülüşmeler)

Sanıyorum birbirinizi de çekiyorsunuz, bir şekilde buluyorsunuz?

Zaten insanın hakikatini sorundan çıkarıyorsun. İnsanı insan göreceksin, meselenin özü bu. İnsanlara yaklaştığında da bir üst perdeden veya bir meraktan olmayacak, eğer muhabbetin varsa insana yaklaş.

Zaten diğer türlüsü laboratuar gibi olmuyor mu: İnsanı meta gibi görmek, merak etmek, onu bilmek ve atmak?

Allah bizi bu bakıştan uzak tutsun. Bu bakışla bakana Cenab-ı Hak da hiçbir şey vermez. Aşkın gücü Allah’tır. Onlar tutkudur, şudur budur. Dünyada aradığımız aşkın kaynağını da elest zamanında verdiğimiz söze bağlıyorum. Biz o elest hatırasını şuurumuzda taşıyoruz. Bazen içimizi derin bir hasret kaplar. Bu bir insan mıdır? Değildir, yiyecek bir şey midir? Değildir. “Acaba şu mudur?” deriz ama o da değil. Biz sadece kafamızdaki o hayale bir elbise biçeriz. Aradığımız değildir çünkü o, iki gün sonra da deriz ki “bu elbiseyi çekiştiriyorum ama olmuyor.” Aşkın bu dünyada somut sahibi yoktur. Bu sebepten insanı kafamızda çok estetize etmeyeceğiz. İnsan ilişkileri ancak emek vererek yaşar, başka türlü yaşamaz. İnsan bunu görüp bunu yaşadığı zaman müthiş bir şey çıkacak ortaya ve o emek bizi sonsuza da taşıyacak. Oysa şu anki dünyanın telkini şu; “uymadı mı at gitsin.” Var mı öyle bir şey, zaten hiçbir şey uymaz ki.

Belkıs İbrahimhakkıoğlu
(+)

İnsanlar her anlamda daha iyisini, mükemmeli istemeye teşvik ediliyor?

İnsanlar şunu bir keşfetseler; her şeyi mükemmel yaşayacağını sanmak hakikate ters. Ayet var, “muhakkak ki ben sizi meşakkat üzere yarattım.” Ve sanmayın ki sonu gelir. Biri biter diğeri başlar. Zaten bu da hayatın dinamizmidir. Biten bir şey hayatı o kadar pasifleştirir ki. Cenab-ı Hak kendi yaratmış, taşlarını kendi koymuş. Onun için Kuran-ı Kerim’i iyice anlamak lazım. Gerçekten Kuran-ı Kerim’de aradığın neyse buluyorsun, insan için ne gerekliyse… İnsanın hüsrana uğramaması için, gözünü bu gerçeğe açması lazım. Şimdiki insanın sorunu kendisini Tanrı yerine koyması. Oysa Cenab-ı Hak diyor ki, “kulum sen icad etme, yaratma, ben yaratırım, sen keşfet.” Onu temaşa et seyret, tanrılığa kalkışma. Bakın işte şu gökdelenlerle gökyüzüne meydan okuyorsunuz, gökyüzü de size meydan okuyor. Sıcaktan pişiyorsunuz.

Benim bütün ilişkilerim aşk üzeredir

Yükü Allah’a teslim etmiyoruz galiba, sanki hükmedemediğimiz şeyin esiri olmaktan korkuyoruz. İlla hükmetmeliyiz...

Teslimiyet, kalp olarak zihin olarak… Dualarımda hep şunu derim; hisseden kalbim, düşünen zihnim, gören gözüm, konuşan dilim, tutan elim sen ol Allah’ım. Bizi bize bırakma. Kalbimi dinim üzere sabit kıl. Çünkü kalp değişken bir şey. Biz hayatı gördüğümüzle sınırlı sandığımız için bir şeye sabitleniyoruz. Yok, ancak ben bunu yaşarsam mutlu olurum diyoruz. Hâlbuki öyle bir şey yok. Görünenle sınırlı bir dünyaya hapsolmak gibi bir zavallılık olamaz.

Doğuştan hamurumuz aşkla yoğrulmuş. Ben insana normal yaklaşamam hiç, benim bütün ilişkilerim aşk üzredir. Çocuklara, herkese… Mesela, aile dostum Ayşe Yivlik Neftçi’nin çocukları var, Emin ve Eren… 1 aydır görmemiştim onları, onları görmeye gideceğim ama nasıl heyecanlandım, hani insan sevgilisine gider ya, öyle koşar adım… Benim insana zaafım var, normal şekilde yaklaşamıyorum işte.

Etrafınızda o kadar çok insan var ki, insan sayısı artıyor ama onlara olan ilginiz azalmıyor?

Şu var, Cenab-ı Hak bu kalbi çok geniş yaratmış. Allah’ın sığdığı bir kalbe insanlar mı sığmayacak, mümkün mü bu? Sadece ben değil, herkes böyledir. Mesela kıskançlık çok az tanıdığım bir duygudur. İki sevdiğimi tanıştırıp onların sohbet etmesini izlemekten müthiş zevk alırım.

Bunca insana rağmen herkese özel olduklarını da hissettiriyorsunuz?

Ama gerçekten tanıdığım her insanın yeri farklıdır ve benim için özeldir. Yer geniş olunca ne yapacaksın. (gülüşmeler) Buna çok şükrediyorum, Allah’ın kalbime insan sevgisini vermesine. Elimden alabilirdi de. Tabii bu talep meselesi de… Demek ki ben etrafımda insanların olmasını talep ediyorum. Ve kalabalıklar arasında inzivayı da seviyorum. Allah kapımızı kapatmasın. Bu büyük bir lütuf.

Bir insanı kırmak, o insanı o ana mahkûm etmektir

İnsanlar sürekli sizi arayıp dert yanıyorlar. Peki, siz kime gidiyorsunuz, kimin kapısını çalıyorsunuz?

Hepinizin. (gülüşmeler) Bana gelen herkesle hemhalim, hemderdim. Mesela İstanbul gibi bir yerde, düşünüyorum da dışarıda kalsam, kapısını çalabileceğim o kadar çok insan var ki. Bundan daha büyük bir lütuf var mı.

Belkıs İbrahimhakkıoğlu
(+)

Kırmalar, kırılmalar olmuyor mu bunca insan içinde?

Bir insanı kırmak, o insanı o ana mahkûm etmektir. Ben şahsım adına kimseye bunu yapmak istemem. Herkese de hakkımı helal etmişimdir; kimse benim yükümle ahirete gitmesin. Kırılmak ona bir vebal yüklemektir.

Kırılmamak bizim elimizde mi?

İnanın elimizde, başkasına yük olmamak için bunu öğrenmeliyiz. Öğreniyoruz da… Bir şeyi abes mi karşılıyorum, o zaman onu direkt söylüyorum.

Peki, şu duruma ne diyorsunuz; her insanın hakikati elinde tuttuğuna inanıp diğerlerini çöpe atmasını?

Biz kendi kabulümüzü mutlak doğru sanıyoruz, böyle bir şey yok. Mutlaklık sadece Allah’a mahsustur. Durduğu yerde sayıklayan insan ziyandadır. İdeolojik olarak bir dönem komünist olabilirim ama orada kalmaya devam edersem kayıptayım. Benim bir yolculuğum var. Tamam, ideolojilerde hep karşıdakini suçluyoruz, onları oynatan güçler var diyoruz da hepimizi oynatan şey nefsimiz. Başka hakikat kabul etmiyoruz. İnsanlarla ilişkimizde de şu var. Bir kusuru eleştireceğiz ama o kusurun nefsimizde karşılığı olmasa biz karşıdakinde kusur görmeyiz. Ha, birebir karşılığı olmayabilir ama mutlaka o kızdığım şeyin nefsimde karşılığı vardır. İnsan tanış olmadığı şeyi tanımlayamaz.

Zaten ruh da sabit değil, Allah’ın, kınadığımızı bize göstermesinde de böyle bir hikmet var galiba?

Rabbime çok şükrediyorum, umarım ahirete taşımıyordur. Kınadığım şeyi ortalama 3 günde bir yaparım. (gülüşmeler) Böyle bir durum var, hareketin kendisini değil de yapanı kınadığımız için oluyor bunlar. Anlık duygulardan vazgeçsek bir, o ilk gelen dalgadan. Öfke de öyledir. O ilk dalgayı atlattığın zaman arkası selamet.

Nafile ibadetin göz önünde olmayanını anlayabiliyordum da kabahatin neden anlatılmaması gerektiğini anlayamamıştım. Sonraları anladım ki, insanları ilkin yana yakıla Allah’a yaklaştıran günah, biz insanlara anlattıkça başkaları tarafından teselli ediliyor. “Olsun, insanız, şöyle böyle” gibisinden sözlerle. Ne oluyor bu defa, günahımıza üzülmemeye başlıyoruz. Bir süre sonra da onu günah gibi görmemeye başlıyoruz.

Zoraki duyarlılıklar bizim hakikatte var olan hassasiyetimizi de öldürür

Televizyonun da etkisiyle insanın derdi unutturulmaya çalışılıyor, aslında insanın kendisi unutturuluyor sanki?

Televizyon var olan duyarlılıkları da öldürüyor. Seneler evvel derdim ki, Afrika’daki çocuklara üzülmek için öncelikle kendi çevrenizden, yakınınızdan başlayın. Kendi komşumun derdiyle, onun çocuğunun derdiyle hemhal olmazsam Afrika’daki çocuğun derdini de tam hissetmiş olamam. Mesela onların fotoğraflarını görüyoruz, içimiz kaldırmıyor, gözümüzü kapatıyoruz. Ama inanın acısını tam hissetmiyoruz, hissetmiyoruz yani! Vitrine dökülen duyarlılıklar var ya, onlar bizim kendi kendimizi kandırmamızdan öteye geçen bir şey değil. Zoraki duyarlılıklar bizim hakikatte var olan hassasiyetimizi de öldürür.

Sokak çocuklarına bakışınız da farklı?

Evet, bazen tiner çeken çocuklar çıkıyor karşıma, para istiyorlar. Ben de; “bak ben sana para vermem ama açsan gel karnını doyurayım diyorum.” Onu alıp bir lokantaya götürüyorum, diyorum ki “istediğini al”; inanır mısınız o çocuk bir çeşitten fazlasını almıyor. İnsana insan gibi davranırsak onlar da içlerinde var olan insanlığı gösterirler size.

Benim sokak çocuklarına yönelik bir projem var. Havası çok iyi bir yerde, çiftlik de olabilir. Çok iyi şekilde donatacağız orayı. Her türlü imkân olacak içinde, spor salonu, kütüphane, iyi yemekler, temiz bir ortam. Sonra hem ahlakî hem de diğer türlü eğitim verilecek. Yalnız, çocuklar çalıştırılacak da; öyle ki bağımlılıkları fazlaca gelmesin akıllarına, tabii tıbben de tedavi görecekler. Siz bu imkânı verirseniz eminim onlardan çok güzel çocuklar çıkacaktır.

Projenizi sundunuz mu kimseye?

Zaman zaman bazı ortamlarda konuşuyorum ama henüz ciddi anlamda bir üstlenen çıkmadı. Ama bunu Allah’ın izniyle hayata geçirmeyi düşünüyorum.

 

Pınar Ulaş sordu

Fotoğraflar: Gülcan Tezcan

Güncelleme Tarihi: 28 Eylül 2010, 16:14
YORUM EKLE
banner8

banner19

banner20